Anadolu Liselerine Girişte AMIGA
Her yıl, yüzbinleri aşan ilkokul öğrencisi, seçkin bir okulda okuma özlemiyle Anadolu Liseleri Giriş Sınavları'na hazırlanır. Okul kursları, dershaneler, özel dersler ve ev çalışmalarıyla yüklü bir program, çocuklarımıza nefes alacak zaman bırakmaz. Sonuçta mutlu olan bir çocuğa karşılık onlarca çocuk, düş kırıklığı, kendine güvensizlik, hayata küskünlük gibi psikolojik sorunlarla baş başa kalır. Sorunun köklü çözümü, ülke genelinde bütün okulların Anadolu Liseleri düzeyinde eğitim-öğretim imkânlarına kavuşturulmasında görülmektedir. Genel bütçeden Milli Eğitim'e ayrılan payla bu işin başarılamayacağı yetkili ağızlarca söylenmektedir. Bu duruma göre daha uzun yıllar Anadolu Liseleri Giriş Sınavları gündemde kalacağa benzemektedir. Yarışma sınavlarının kaçınılmazlığı bizi, AMIGA'nın benzersiz yeteneklerinden yararlanarak çocuklarımıza yardımcı olmaya yöneltti. Bir yılı aşkın bir çalışma sonucunda AMIGA ANADOLU LİSELERİNE GİRİŞ programı doğdu.
TERCİHLER
Bugünkü sınav sisteminde öğrenciler, okumak istedikleri ilin okul sayısına göre bir ilâ üç Anadolu Lisesini tercih etmek zorundadırlar. Bu sistem tercih edilen okulun durumuna göre yüksek puanlı öğrencileri açıkta bırakırken daha düşük puanlı öğrencilerin sınavı kazanmaları gibi bir sonucu da beraberinde getirmektedir. Yüksek puanla açıkta kalmak korkusu, bazı öğrencilerimizi girebilecekleri okullardan daha düşük puanlı okulları tercih etmeye yöneltmektedir. Sonuçlar açıklandığında ortaya iki tür tercih kurbanı çıkmaktadır. 1. Yüksek puanlı öğrenci olan okulları tercih ettiği için daha dü-
| |
Çev: Güven Savaş KIZILTAN
Milyonlarca kişi ev bilgisayarını bir oyuncak ya da bir hobi olarak keşfetti. Bu olgunun izini süren toplum araştırmacıları ise “bilgisayar-çocukları''nı keşfetmiş oldular. Toplumbilimciler, eğitim uzmanları ve psikologlar için değişik görünümler sunan bir konu bu: Bilgisayar çocukları bilgisayarlarla ne yapıyorlar? Ya da soru başka türlü ifade edildiğinde: Bilgisayarlar bu çocuklarla ne yapıyorlar?
Ev bilgisayarı kimilerince en çok arzulanan kariyerler için bir atlama tahtası olarak kabul edilirken kimileri de bu elektronik hobinin 1 numaralı çocuk-katili olduğu görüşünü benimsiyorlar. Kimileri şöyle bir hatırlatmada bulunuyorlar: Yarın artık hiç kimse bilgisayarı dikkate almamazlık edemeyecektir, o halde bu aygıtlarla şimdiden ilgilenmelisiniz. Kimileri ise şu uyarıyı yapıyorlar: Bilgisayar kullananlar bağımlı, aptal, ilişki kurmaktan çekinen ve yalnız insanlara dönüşüyorlar. Bu alanın bütün görünümleri için aynı şey kesin olarak geçerli olmamakla birlikte, gerçek dehşet tabloları ortaya çıkmıştır. İşte bir-iki örnek: Dortmund'daki gazetecilik okulu profesörü Claus Erich “bilgisayar dünyasının çocuk dünyasını nasıl tahrip ettiğini” betimliyor. Psikolog Walter Volpert modern “büyücü çırakları”, “bilgisayara duyulan tehlikeli ve ilk olarak Amerika Birleşik Devletleri'nde gözlenen, muhtemelen “çağımızın en kötü acısı” olan “teknik stres” kavramlarını buluyor. Teknik stres gerek yeni tekniklerin yayılmasını kuşkuyla karşılayan ve teknik tarafından ya ezilip geçilen ya da kenara itilen gerekse yeni tekniklere açık olup bunları hayranlıkla kabul eden ve kullanan insanlara acı veriyor. Görünüm oldukça kasvetli. Bilgisayarlar bağımlılık mı yaratıyor? Bilgisayar oyunu ve bilgisayar hobisi sonucunda insanın diğer becerileri ve yetenekleri, örneğin müzik yeteneği ve takım çalışması ruhu sakatlanıyor mu? Bilgisayarlar nüfusun büyük bir bölümünü yalnız ve iletişim kurmaktan çekinen insanlara mı dönüştürüyor? Werner saatlerce yeni oyununun başında çörekleniyor, Markus mantık problemlerine ilişkin düşüncelere dalıp gidiyor, başkaları çatal bıçaklarını nasıl kullanıyorlarsa Hans da havyasını öyle kullanıyor; Sabine kendi “vatandaş inisiyatifleri”ne ilişkin adres dosyasına düzen vermeye çalışıyor. Bu kişilerin hepsi de aynı şeyle uğraşıyorlar: Bir bilgisayarla Werner oyun oynuyor; Markus program yapıyor; Hans, bir hardware tutkunu olarak, bilgisayarını donatıyor; Sabine bir veri programıyla çalışıyor. Dört “bilgisayar-çocuğu”, yani uygulamada görülen dört tipik, ama birbirinden tümden farklı örnek
Tehlike tehdit ediyor: Bilgisayarlar çocukları ele geçiriyorlar, çocuklar kabalaşıyorlar, duygusuzlaşıyorlar, aptallaşıyorlar - Hangi bilgisayar meraklısı birilerinden bu lafları duymadı? Peki, bu klişe doğru mu, yoksa işler çok başka mı?
ih
Aynı söz konusu burada. Acaba gençler niçin bilgisayarın başına geçmek istiyorlar? Bilgisayarlarla nasıl bir ilişki içine giriyorlar? Kimi zaman şöyle, kimi zaman da böyle bir ilişki oluyor bu: İşte video oyunlarıyla başlayan ve bir bilgisayarın öteki yeteneklerinden pek haberdar olmayan bilgisayar oyuncularından tutun da 17 yaşındayken bir yazılım firması kuran ve bununla geçimini çok iyi sağlayabilen usta programcılara varıncaya dek her türlü insana rastlanıyor bu bağlamda. Bu arada da kimi diğer “fraksiyonlar”-
a.
Sızlanma: Önce * bakın bakalım, bizim sahnemizde oynanan ne?
“ın faaliyetlerini sürdürdükleri ve etkili oldukları görülebiliyor: “Hardware bastler”, Basic-sanatçıları, Joystick-akrobatları ve ebeveynlerine bilgisayarın çarpım cetvelini öğreten genç EDV (elektronik veri işleme) antrenörleridir bunlar. Çoktandır bütün hobi sahiplerinin makineye karşı yürüttükleri teke tek mücadelede yitip gitmeleri söz konusu olmamaktadır: Bilgisayar kulüplerine özgü ortam tıpkı bilgisayar-çocuklarının dünyası gibi canlı ve renklidir. Bilgisayara ilişkin itirazların kesinlikle en önde geleni şu cümlede ifadesini bulmaktadır: “Bilgisayar oyunları insanı saldırgan yapıyor”. Bu önermenin arka planında “Space Invaders” türünden klasik programlar ve “Raid over Moscow” ya da “Beach Head” gibi gerçek izlenimi uyandıran oyunları yatmaktadır. Bu oyunlarda Joystick ile Moskova'ya atom bombası yağdırmak ya da düşman ülkesine savaş niyetiyle bir iniş yapmak mümkün olmaktadır - tabii elektronik olarak- İlk saatte gözlenen galaksiler arası atış oyunlarının ve bilgisayar cangılındaki bilgisayar-Rambo'larının yanı sıra, günlük yaşama ilişkin dehşet sahneleri de gündeme gelmektedir: örneğin ana caddede yapılan ve ninelerin, polis memurlarının, çocuk arabalarının ve buna benzer şeylerin ezilip geçilmesiyle puan toplanıldığı araba yarışı gibi. Zevkler üzerine pekâlâ tartışılabilir ve buraya kadar ifade edilende hâlâ zevksiz bir şey keşfetmemiş olanlar varsa onların önlerine ırza geçme ve Nazi programlarını sürmek gerekir. Bu tür programlar da -el altından- tedavülde bulunmaktadır. Tartışmanın düğüm noktası şuradadır: Adam öldürme ve öldürücü darbe oyunlarını oynayanlar ilerde katil mi olacaklardır hemen? Bu konudaki kaygılar hiç de o kadar yeni değildir. Kurşun askerlerin, oyuncak tankların da adı kötüye çıkmıştır ve bunun (gerçek) silahlarla dolup taşan bir dünyada böyle olması bir hayli tuhaftır. Acaba şiddet içeren oyunlar saldırganlık duygularını alevlendirmekte midir yoksa bunları zararsız bir tarzda tüketmekte midir? Araştırmacıların bu konuda da her zamanki gibi yine görüş birliği içinde olmadıkları görülmektedir. Gene de, denilebilir ki, saldırganlık içeren video oyunlarını izleyenlerin bunun hemen ardından bir Amok nöbetine tutulmuşçasına komşu evlere baskın yapacaklarını düşünmek, tıpkı bu oyunların öteki oyunlardan farklı olmadıklarını, sadece içeriklerinin değişik olduklarını temellendirmeye çalışmak kadar dayanaktan yoksun olmaktadır. Ama elimizi vicdanımıza koyalım: Atış oyunundan sonra insanın gerçekten top atışı yapmayı mı canı çeker yoksa o yorgunluktan bitip tükenmiş midir olsa olsa? Video oyununda yalnızca “High-Score”'a değil, buna da bir göz atmaya değer doğrusu. Bilgisayar çocuklarının ağzından şu bilgece sözler çıkmaktadır: “Video oyunlarına dehşetli tepki gösteren kimi kişiler gerçekten saldırganlaşıyorlar. Bu böyle olmamalı, ama bizler bunu bizzat Şöyle bir soru sorulabilir: Bu birikmiş saldırganlık enerjisi nereden kaynaklanıyor? Bu enerji sihirli bir biçimde “bilgisayar-
Sızlanma: Biz "bilgisayar kafalarına" ilişkin hiç bir fikri olmayan çocuklardan daha iyi ya da daha kötü terbiyeye sahip değiliz.
kutusu”'ndan mı yayılmaktadır yoksa aile içinde, okulda, herhangi bir klikte ve günlük yaşam denilen o küçük “dehşet pazarı”'nda mı depolanmaktadır? Amok nöbetine tutulmuş Rambo ve Moskova üzerine atom saldırısı bundan ötürü hiç de başarılı oyun ideleri oluşturmuyorlar -hoş ise hiç değiller- bu konuyu öyle yüz buruşturarak ele almamak gerekiyor. As-
er Yanıtlıyor: Bilgisayar Arkadaş mı,
ayartmanın önkoşulu, ayartıcıyla arada bir güven ilişkisinin bulunmasıdır. Kişisel olarak ben, bilgi gibi herhangi bir maddi nesneye karşı güven giremem. Maddi nesneye karşı bu ihtiyat korunduğu müddetçe, bir ayartmanın gerçekleşme olasılığı çok kısıtlıdır. 4 9
(Marina Kiehi, Federal Alman olimpiyat takımında sporcu)
& & Benim kendi bilgisayarım hem arkadaşım, hem de ayartıcım. Arkadaşım, çünkü televizyondaki çalışmalarıma renk ve hız katıyor. Ayartıcım, çünkü bazen sabaha kadar elimi mouse'dan alamıyorum. Fakat ben insanlara daha çok alışkınım ve iyi ki her bilgisayarın önünde mutlaka bir insan oturuyor. 4 9
(Frank Elstner, Televizyon görevlisi)
Sızlanma:
* Aslında biz, bir oyunun içinde mi gerçek içinde mi uğumuzu gayet iyi belirleyebiliriz.
lolan eylem midir acaba? Orada hayallerimle başbaşa kalıyorum denilebilir. Örneğin, ister Hamburg'da olsun isterse Dresden'de aynı oyundan aynı zevki almak mümkün olsa gerek. Rambo konusunda ise benim kuşkularımın olduğunu söylemeliyim. Bir de şu var: Acaba hiç kimse Rambo gibi programlayan ve piyasaya süren insanların kafasında neler olup bittiğini sormuş mudur? Oyun eleştirmenlerinin bir bölümünde sadece şu düşüncenin kök salmış olduğu görülmektedir: “bilgisayarda bir kez oyun oynayan, Joystick'lerin başından ayrılamaz artık.” Bilgisayar bağımlılığı mı demek oluyor bu? Andreas şöyle diyor: “Küçük kardeşimde ya da arkadaşlar misafirliğe geldiklerinde şuna tanık oldum ki, bunlar tek bir video oyununun başında altı saat oturmayı gerçekten başarabiliyorlar.” Aynı durum daha kısa bir süre önce buna karşı çıkan kişilerin başına da gelmektedir. zaman onlar da oynuyorlar ve bu işe tam bir hayranlık duyuyorlar. Bu ilkin büyüleyici bir etki yaratmakta, daha sonra ise bu bağlamdaki engeller ve önyargı azalmış olmaktadır. O zaman öyle oluyor ki, onlar da dört saat boyunca bilgisayarın başında oturuyorlar ve ben bunu onlara söylediğimde: Bu kadar zaman geçti mi?” diye soruyorlar. Bir uyuşturucu mudur video oyunu? Kötü, çok köt... Yoksa doğru değil mi bu? Bu konuda bilim adamları pek çok gence sorular yönelttiler. Peki ne sonuç verdi bu anket? Soru 1: “Video oyunlarıyla oynamaya başladığında ne kadar süre Soru 2: “Oyunu bırakmak zor oluyor mu senin için?” — 10 ila 12 yaşları arasındaki çocukların onbirde biri — 13 ila 14 yaşları arasındaki çocukların sekizde biri — Ve 14 yaşın üzerindeki çocukların hemen hemen beşte biri birinci soruya şu yanıtı vermişlerdi: “Bilgisayarla genel olarak bir satten daha uzun süre oynuyorum.” Oyun süresi: Artan eğilim. Oyun bağımlılığına mı işaret ediyor bu? — 10 ila 12 yaşları arasındaki çocukların üçte biri — 13-14 yaşları arasındaki çocukların beşte biri — Daha ileri yaştakilerin altında biri ise şöyle yanıtlıyor ikinci soruyu: “Oyunu bırakmak zor geliyor bana.” Bu bağlamda sayılar konuya kendi başına ışık tutmaktadır. Çocuklar daha büyüdükçe gerçi güdüsü azalmıyor, ama sözde “uyuşturucu''dan daha kolay kopabiliyorlar. Başta türlü ifade etmek gerekirse: İlk aylardan sonra gözleri hâlâ ekrana dönüşmeyenler daha sonra böyle bir durumla karşılaşmaktadırlar. Ve saatlerce süren ““Winter Games” Joystick üzerindeki elde bir krampa yol açtığında insan şunu ayırdına varıyor ki, en azından insan vücudu bitimsiz bir süre içinde oyunu sürdürememektedir. Ama eğer atış oyunlarının yanı sıra masum beceri oyunlarının, fantezi dolu serüvenlerin ve spor oyunlarının da bulunduğu dikkate alınırsa, bu durumda yazılım arzının band genişliğinin ““Halma”dan “Fulda-Gap”e varıncaya dek (sınırlı atom savaşı çerçevesinde bir zar oyunu) mevcut oyunlarınkinden daha dar olmadığı görülmektedir. Böylece bilgisayar hobisine karşı yöneltilen üçüncü itiraza varılmış olunmaktadır ki, bu itiraz ikincisiyle oldukça benzerlik göstermektedir. Bilgisayar oyuncuları topluluğu oyunların büyüsü altında bulunmak-
â Sızlanma:
* Ne zaman bilgisayarın başına geçsek, hemen gözlerinizi bize Oynamadığımız zamanlar da var, değil mi?
tadırlar. “Kırıcılar” (Hacker) ise başka cevizler kırıyorlar. Burada söz konusu olanlar “veri yolcusu” Kırıcılar değil, araştırma ve endüstri alanlarındaki bilgisayar merkezlerinin programcılarıdır. Bunları bilişim uzmanı Joseph Weizenbaum (sabık yalvaç, şimdi çölde yaşayıp insanları uyarmaya çalışıyor) on yılı aşkın bir süre önce şöyle betimlemişti: ““Onlar bir program üzerinde yirmi-otuz saat ve düşüp bayıhncaya dek çalışırlar. Yemeklerini mümkünse çalıştıkları ye-
Ayartıcı mı? e Seçkin Ki
er Yanıtlıyor: Bilgisa
6 Bu makineleri nasıl kullanacağını belirlemek, insanın o andaki bireysel durumuyla bağlantılı olarak kendi elinde. Çocukların ve gençlerin bilgisayar kullanmayı öğrenmelerini çok önemli buluyorum, Böylece anlamlı bir istihdam olanağı garanti edilmiş oluyor. Tek tehlikesi bilgisayarın oyun ya da çocuk odasında uyuşturucu haline dönüşmesi. 4 4
(Jürgen W.Möllemann, Eyalet Eğitim ve Bilim Bakanı)
& ( Arkadaşlar bana yardım ederler ve benim başarılarıma sevinirler, ayartıcılar ise “yazık ki göğsümdeki ikinci ruhu kurtarırlar', Bugünkü donanım ve yazılımlar bu her İki işi de yapamıyorlar. Bilgisayarların uzun süre daha yoksun kalacakları bir şey var: Nezaket, ılıklık, gülmek ya da ağlamak. Ancak bu özelliklerde bir insanı arkadaş ya da ayartıcı yapar. 5 5 (Prof.Dr.Klaus Haefner, Bremen Üniversitesi'nde Uygulamalı Enformatik Profesörü)
Ara sızlanma: Peki,
« benim ilgisayarla oynamam, gözlerimi saatlerce bir dikip bakmamdan ya da saatlerce Walkman dinlememden daha iyi bir şey değil. Ama bu benim sorunum, bilgisayarın değil.
re getirtirler: Kahve, Cola ve sandöviçlerden oluşur yemekleri. Hattâ, eğer bir şezlong yerleştirilebiliyorsa bunun üstünde ve bilgisayarının yanıbaşında yatp uyurlar. En azından böylesine büyülendikleri sürece, yalnızca bilgisayar aracılığıyla ve bilgisayar için yaşarlar. Bilgisayar fetişçileridir bunlar, mahküm programcılardır.” Basic ya da makine dili alanına kim girmişse, görünürde bir çözüm olmadığı sürece o bitmek tükenmek bilmeyen çalışma devrelerinin ne olduğunu gayet iyi bilir. Bunu bilmiyorsa eğer, o kişi bu alana gerçekten girmiş değildir. Ama bilgisayar merkezlerindeki mahküm programcıların *“workaholics” (çalışma olmaksızın yaşayamayan insanlar) kategorisine girmelerine karşılık, ev bilgisayarının başında sonu gelmeyen düşüncelere dalmak yalnız bilgisayar çocukları için değil, herkes için mümkündür. Peki teknik-stres konusunda durum nedir? Berlin'li psikolog Walter Volpert, “teknik-merkezciler”'de, Kırıcılarda ve video oyuncularında başka şeylerin yanı sıra şu semptomları keşfetmiştir: *(...) Program sistemleri dünyasında tutsak olmak ve bunun dışına çıkabilme yeteneğini gösterememek ya da günlük yaşamı yorucu bir kaostan başka türlü yaşayamamak, duygusal yoksulluk ve donukluk, kaadir-i mutlaklık duygusu (...) Teknik-merkezcilerin yakınında inanılmaz derecede yalnızlık içinde yaşanmaktadır.” Kaadir-i mutlaklık duygusu önemli bir olgudur. 14 yaşındaki Markus kendi ev bilgisayarını büyüleyici bir şey olarak görmektedir, çünkü “bil- 14 aTÜ
LE
<C) 1984 gisayarın şimdi ne yapması gerektiği ona söylenebiliyor ve o da bunu tamı tamına yerine getiriyor, kişi her türlü hayata karşı uyarıhyor ve hiç bir şekilde bir çatışma meydana gelmiyor. ““Markus'un bana bunları anlatmasından sonra beş yıl geçti aradan. Markus şimdi Kaliber'in ““yarı-profesyonel” bir ev bilgisayarına sahip bulunuyor. Bu arada Markus ayrıca ve yıllarca bilgisayarsız yaşamıştır ve bu süreyi açıktır ki diğer gençlerden başka türlü de yaşamamıştır. Bilgisayarın büyüsüne kapılmış Markus'un yine 14 yaşındayken söylediklerine bir daha kulak verelim:”” Tabii buna ara vermek de mümkündür; insanın canı artık istemediğinde, bilgisayar devreden çıkarılır.” Bu mudur sistemleri dünyasında tutsak olmak ve bunun dışına çıkabilme yeteneğini gösterememek”'? Yine 14 yaşındaki Markus söylüyor: “Bilgisayarda insan her şeyden önce son efektte ne yapmış olduğunu görüyor. Okulda olduğu gibi durmadan çalışıp da bir yıl sonra “Lanet olsun, artık bunları yapamıyacağim” yollu bir saptamada bulunmuyor. Eğer bilgisayarda bir şeyler programlanıyorsa çok iyi bir şekilde görülüyor bu; “programı şimdi bitirmiş bulunuyorum ve istediğim sürece benim artık bu” diye düşünüyor insan. “Walter Volpert tarafından öne sürülen” günlük yaşamı yorucu bir koaston başka türlü yaşamak yeteneğini gösterememek”' bu mudur? Yoksa Markus yalnızca daha etkili bir biçimde öğrenmeye mi çalışmaktadır? Çocukların programlamaya ve çeşitli bilgisayar kullanımlarına el atmalarında ne gibi bir kötülük vardır? Bir şeyi yapa yapa usta olunur, ama
ACCESS INC.
sırf o işe atıldı diye de nıç kimsenin usta olduğu görülmemiştir -nerede olursa olsun- Oturma odasında trencilik oynayan her çocuk lokomotif sürücüsü olmamıştır; küçük Basic-sanatçılarında da durum pek farklı değildir. O halde “Ev bilgisayarından rüyalara giren mesleğe giden yol. Henüz 19 yaşındayken yazılım milyoneri” türünden sansasyon uyandırıcı nitelemelerden sakınılmahdır. Bunlar büyük bir istisna oluşturmaktadır ve açıktır ki kimi ebeveynleri pek büyük beklentilere karşı şimdiden uyarmak gerekiyor. Eğer çocuk onlu satırları (Basic'de) bir araya getirebiliyorsa bu onun profesyonel yazılım sanatçılarına yaklaştığını göstermez, o henüz dünyalar kadar uzaktır onlardan. “Gençlik Programlıyor” adlı gönüllü derneğe kuşkuyla bakanlar ise bilgisayar hobisine karşı dördüncü bir itirazla çıkmaktadırlar: Programlama dünyasına atılanların sıfırlardan
Sızlanma: Kim
di bilgisayara egemen olan bir ki inin mutlaka tör olması gerektiğini?
ve birlerden oluşan ikili bilgisayar diline teslim olacakları, er ya da geç her alanda bilgisayar örneklerine göre hareket edecekleri yollu bir itirazdır bu. “IF-THEN-ELSE” davranışından söz edilmektedir burada. O/1 örneğinde ayrımlaşmış düşüncenin bulunmadığı ifade edilmektedir. Birtakım. garip düşüncelerin kotarıldığı yerler vardır ki, iletişim araçları kadar eskiye dayanır bunlar. İşte bu itirazın da kaynağını buralarda aramak gerekir. Ne zaman yeni iletişim araçları ortaya çıksa, eleştirmenler bu yeni iletişim aracının kültürel çöküntüye (dekadans) yol açtığı konusunda insanları uyarma hevesine düşerler. İster kitaplar, ister radyo, isterse televizyon söz konusu olsun hep böyle olagelmiştir bu. Şimdi bilgisayarda da durum farklı değildir. Bu arada ise çoğu kez eski iletişim araçları, sanki bunlar asla eleştiriye tâbi tutulmamışlar gibi, göklere çıkarılmaktadır. Yanakları çukurlaşmış, benizleri soluk, gözleri kan çanağına dönmüş genç kitaplar kurtları hakkında 18. yüzyılda neler yazılmış olduğu okunsun bir kere! Bugünün bilgisayar-çocukl. bu yazılarda bütünüyle kendileri bulabileceklerdir. isayar çocukları çok değişik konumlarda karşımıza çıkmaktadırlar. Bu çocukların çoğunluğuna gelince, bunlar yalnızca bilgisayar çocuğu olmaktan öte varlıklardır. Onlar sporcu ya da mi yendirler, papaz yardımcısı ya da izcidirler, gençlik yurtları ya da disko müdavimleridirler, partilere ya da insiyatifi” hareketlerine katılmaktadırlar. Buna rağmen tekniğin ve bilgisayarın gelişmesini eleştirenler çok genel olarak “bilgisayar-çocukları”'nın durumlarının kötü olduğunu vurguluyorlar. Psikoloji dergilerinden bi den çıkarılan bir araştırma özeti şu ithamlardan oluşan bir demet sunuyor bize: “Bilgisayarlarla çalışmaktan hoşlananlar: — Hemcinsleriyle ilişki kurmakta çekingen davranıyorlar — Cinsellik düşüncelerinde az yer işgal ediyor
— İnsanları karmaşık varlıklar olarak görüyorlar — tartışmaktan hoşmanmıyorlar — Politik ve toplumsal angajmandan uzak duruyorlar — Boş zamanlarını en çok televizyon karşısında oturmakta geçiriyorlar — Müzik ve edebiyat üzerine söyleşide bulunmaktan hoşlanıyorlar, ama tartışmalara kendilerini kaptırmak istemiyorlar. Demek oluyor ki, bilgisayar kullananlar -göz kamaştırıcı uygulama alanının temsilcileri- bir tür toplumsal laboratuvarda tek tek incelenmişlerdir. Yukarda belirtilen özetteki görTüşlere varan toplum araştırmacıları, basitleştirilmiş testler ve söyleşiler aracılığıyla bilgisayarın insanlar üzerine ne gibi etkileri olduğu konusunda güvenilir ve genel-geçer vargılara ulaşılacağı iddiasında bulunmaktadırlar. Tabii aşırı dozda bir bilgisayar kullanımı tıpkı yalnızca keman çalmaya adanmış bir çocukluk kadar az tavsiye edilebilecek bir durumdur. Etki aynı olmaktadır. Ama nasıl oluyor da bilgisayarların varlığından ve böylesine farklı derecelerdeki bilgisayar hayranlığından yola çıkarak bunun nasıl bir gelişme göstermek zorunda olduğuna ilişkin kehanette bulunmak isteniliyor? Kuşku uyandırıcı bir tutumdur bu. Kaldı ki, gençlerin çoğunluğu her şeyden önce teknikten zevk aldıkları ve tekniğe ilgi duydukları için bilgisayara yaklaşmaktadırlar. Ama tartışmalarda hiç mi geçerli şeylerden söz edilmemektedir? Tam değil. Gene de politik tartışmanın ancak ender olarak teknik-tutkunlarına söz verilen yerlerde yapıldığını söylemek gerekiyor. Teknik olarak formda olup aynı ölçüde de politik yönden ilgili bilgisayar tutkunlarına öncelikle daha ileri yaştakiler arasında rastlanmaktadır. Kendilerini son günlerde artan bir biçimde ve özellikle bilgisayar dünyasının örneğin veri koruma, nüfus sayımı, ISDN gibi “özel konuları”'nda politik olarak da ifade eden ve etkinliklerde bulunan Kırıcılar kulübünde ve diğer bilgisayar külüplerinde aramak gerekiyor bunları. Alman gençliği arasında düzenlenen bir anket şu sonucu vermiştir: “Bilgisayara ilişkin deneyim ne denli yoğunsa bunun mümkün sonuçları konusundaki tahmin (prognoz) de o denli olumlu olmaktadır. Ne var ki, insanlar arası iletişim alanıyla ilgili olarak gerek deneyimli bilgisayarcılar gerekse bilgisayar konusunda acemi olanlar aynı derecede olumsuz bir gelişme öngörmektedirler.” -Bilgisayarlarla düşüp kalkmanın her şeyi toz pembe bilgisayar gözlükleriyle görmeye yol açmadığına ilişkin çarpıcı bir işaret sayılmalıdır bu gene de-
I.
Sızlanmaz
Gerçekten diğer
çocuklardan farklı
mı gelişiyoruz? Önce bunu belirleyin.
Başka bir anketin ortaya çıkardığı sonuçlar ise pek çok gencin gençlik yurtlarında da bilgisayarla haşır neşir olmaktan zevk duyacaklarına işaret etmektedir. Bu da bilgisayar çocuklarının iletişim kurmaktan çekinen kişiler olduklarına ilişkin ve çok yakınılarak sözü edilen sava karşı çıkmaktadır. Böylece, asla yalnızca sessiz küçük odalarda değil, ama toplu uygulama sahnesinde de pek çok işler çevrilmektedir. Büyük organizasyonlar olmaksızın “Chaotische Clubs” ve Alman dernekçilerinin onuru olan “Computer Clubs” gibi kulüplerde bir araya gelen bilgisayar tutkunları vardır.
Peki neden acaba? Dehşet tablolarının yanı sıra çok nesnel görünümler de ortaya çıkmıştır. Pedagoji profesörü Dieter Spanhel'in çıkardığı bir sonuca göre: “Ekranlı iletişim araçları (video filmleri, tele oyunlar ve ev bilgisayarları kastediliyor) genç yaşlardaki kişilik gelişimi, yaşamdaki problematik durumların üstesinden gelmek için gerekli bireysel güçlerin ve yeteneklerin oluşması ve yetişkinlerin yaşamına geçiş gibi konularda hem olumlu hem de olumsuz etkide bulunmaları mümkündür. Buysa, bu araçların ne ölçüde, ne tarzda, nerede, hangi işlevsel ve toplumsal bağlamlar çerçevesinde, hangi bireysel gereksinmelerle ilişkili olarak ve ne içerikte uğraşlar için kullanıldıklarına bağlıdır.”
Kısaca ele almak gerekirse: Benim bilgisayar oyunu oynamam ya da programlama yapmam, tek başına bilgisayarın başına çöreklenmem ya da bunu dostlardan ve tanıdıklardan oluşan bir çevrede yürütmem başka pek çok olaya bağlı olmaktadır. Peki bu konuda neden bunca gürültü koparılmaktadır? Benim kişisel tahminim şöyle: Gençlerin bilgisayara egemen olmaktan çok hoşlanmaları kimi yetişkinlerin işine gelmemektedir. Acaba niçin? Kendileri bilgisayara bizzat bakmadıkları için mi? Çocuklar birdenbire daha akıllı oldukları için mi? Yaşlılar bilgisayar tekniğini, içine nüfuz edilemez ve tehlikeli bir şey olarak bildikleri için mi? -örneğin iş yerinde-
Kuşkucu pek çok kişi bilgisayarlara ilişkin olarak yapmış oldukları tek tek spesifik gözlemlerden hareketle, bilgisayarın etkileri konusunda genel sonuçlar çıkarmaktadırlar. Böyle olunca da yanlış çıkarımlara varılmasında şaşılacak bir şey olmasa gerek. Yetişkinlerin, her ne nedenle olursa olsun, elektronik konusunda kapıldıkları paniğin acısını ise yeni tekniğe önyargısız bir biçimde yaklaşan çocuklar çekmektedir genellikle. Yetişkinlerin bu bağlamdaki özdeyişleri şudur: Eğer bilgisayarlar şeytanın işi ise, o zaman bilgisayar çocukları da şeytanın çocuklarıdır. Bilgisayar çocukları ne bütünüyle melektirler ne de bunların hepsi birer şeytandır. Bunu, sözümona tek yönlü mantıkla ve ikili (binary) düşünce tarzıyla donatılmış “bilgisayar çocukları” bile bizzat görmektedirler. Onlar bu konuda çok farklı ve hiç de toptancı olmayan sonuçlar çıkarıyor-
KAJ
HEAD
BY. BRUCE CARVER lan süre ise senin diğer şeylere ayırdığın boş zamanın Andreas 2: “Arkadaş çevreme baktığımda, kısa kürekli botlarla kürek çekmekten, her hafta sonu Bavyera'da taşkın sulardan nehir aşağı kaymaktan başka bir şey yapmayan insanlar görüyorum. Ya da saatlerce oturup pullarını tasnif eden kişiler çarpıyor gözüme. Diğer bir kısım insanlar da var ki, bunlar dünyanın tüm gitaristlerini ve en yeni plakları vb. ezbere biliyorlar. Bütün bunlar da belli bir biçimde tek yönlü kişiler, kendi alanlarından başka hiçbir şeyi gözü görmeyenler ve benzeri varlıklardır ilke olarak. Ancak, bilgisayarla ilgilenen kişilere gelince, ne gariptir ki en çok göze batan bunlar oluyor ve en büyük önyargılar onlara yöneliyor. Ama insanların çoğunun kendi alanlarından başka hiçbir şeyi gözü görmeyen varlıklar oldukları pek az kişinin dikkatini çekiyor.”
SAP 41983 ACCESS SOFTWARE INC | lar. Örneğin bu çocuklar kendi sınıf arkadaşlarıyla derin bir söyleşiye daldıklarında bu gerçek ortaya çıkıyor. Ben aşağıdaki söyleşi tutanağını hayranlıkla okurum defalarca. Bu çocukların ne denli haklı oldukları açıkça belli oluyor. Andreas 1: “Aygıt seni belki altı ay boyunca öylesine büyülüyor ki, bu süre içinde başka hiçbir şey yapamıyorsun. Ama bence bu süreç oldukça hızlı bir biçimde duruluyor. O zaman durum çok çabuk normale dönüyor, ve sen yine başka şeylerle ilgilenmeye başlıyorsun. Tabii bilgisayar evde duruyor ve sen onu kullanıyorsun, ama belki de haftada yalnızca bir kez yapıyorsun bunu, geri ka-
Holger: “Bence, örneğin kısa kürekli botlarla kürek çekmek her zaman birlikte yapılan bir iştir, bildiğim kadarıyla kimse bu botlarla tek başına kürek çekmeye gitmez. (gülüşmeler ve itirazlar). Onlar hep on, onbeş ya da bazen beş kişilik gruplar halinde yaparlar bu işi. Bilgisayarın başında ise tek başına oturulur. Andreas 1: “Burada da önemli olan şey, yine senin bilgisayarını nasıl kullandığındır. Yani bunu bir klik içinde mi yoksa tek başına mı gerçekleştirdiğin anlam kazanıyor. Ama eğer onu tek başına kullanıyorsan, başka şeyleri de tek başına kullanacaksın demektir bu. Bu durumda sen tek başına yaşayan bir insansındır.””
CENK GERÇEK
Bu işin en güzel tarafı, bütün aşamalarda kontrolün sizde; sadece sizde olması. Ama şirket toplantısına yetiştireceğiniz ayrıntılı raporu güzelce hazırlayıp “Vay be, ne döktürdüm” dediğiniz ancak yazının ortasında yer alacak bir grafiği yerleştirmediğinizi fark etmek de var işin içinde...
€ “8 bitlik bir bilgisayarda masa üstü yayıncılık yapılabilir” desem çoğunluğunuz bana “bizle alay mı ediyorsun?” diyebilir. Doğru, ben de aynı şeyi söyler ve hatta bu işin AMIGA, Apple Macintosh veya bir PC gibi ustalara bırakılmasını önerirdim. Ancak C-64 ve C-128'deki programları gördükten sonra fikrimi değiştirdiğimi söyleyebilirim. Hayır, masa üstü yayıncılık artık sadece Mac ve PC'lere özgü bir maharet değil. Bugüne kadar, Commodore sahipleri, Print Shop, Banner Machine ve Certificate Maker gibi programlarla, tebrik kartı, antetli kağıt ve el ilânları gibi şeyleri basabiliyorlardı. Ancak daha kompleks yani karışık ve büyük işler yapmak bastırılmak istendiğinde bunlar yetersiz kalıyordu. Bu durumda ya daha pahalı bir sistem almak ya da bilinen basım tekniklerine başvurmak gerekiyordu. Ancak günümüzde Commodore piyasasında son derece gelişmiş masa üstü yayıncılık programları mevcut ve bu programlar gelişmiş özellikler ile gerçekten son derece iyi hizmet veriyorlar.
ALIŞILMIŞ BASKI TEKNİKLERİ
Masa üstü yayıncılığı gözden geçirmeden önce, alışılmış metotlarla yayıncılığın bazı aşamalarına bir göz atalım. Kısmen terkedilen iptidai işlemleri tanırsanız, zannederim ki, masa üstü yayıncılığın değerini daha iyi anlarsınız. Alışılmış metotlarla aylık ya da haftalık gazete basımı hem zaman alır hem de çok paraya mal olur. Bu sistemde ilk önce basacağınız dökümanın içeriğini toplarsınız. Tabii ki bunu bir daktilo veya kelime-işlem programında yazdırmanız gerekir. Daha sonra metni mürettipe (dizgiyi yapan kişi) verirsiniz. O da yazıyı ya da dökümanı istenilen yazı tipine (ki buna stil diyoruz) ve istenilen büyüklüğe göre (ki buna da punto diyoruz) ayarlar ve bu şekilde basılmasını sağlar. Ancak bu zahmetli işlere kalkışmadan önce belli şeyleri görüp değiştirmenizi sağlayacak bir işleme yani tertipleme ya da düzenleme (layout) işlemine ihtiyaç duyulacaktır. Çünkü bastıracağınız dökümanın nasıl olacağını tahmin etmekle görmek arasında çok fark vardır. Ayrıca baskının iyi olması için dökümanın sayfa düzeninin nasıl olacağının, hangi yazı karakterinin kullanılacağının mürettipe söylenmesi gerekir. Mürettip, sizin düzenlediğiniz şekilde, yazıları kesip yapıştırarak, sizin düşündüğünüz taslağı oluşturur. Başlıklar, yazılar ve manşetler sırasına göre dizilir, tasfiye edilir ve yerleştirilir. Eğer metin çok uzun veya çok kısaysa, bu sayfa yetersizliğine veya sayfalarda boş yerlerin kalmasına neden olur. Bu durumda sayfa düzeninin değiştirilmesi gerekir. Yani yazıdan belli bölümlerin çıkarılması veya yeni eklemlerin yapılmasını gerektirir. Bu da bazı kişilerin (mürettip gibi) sinirlenmesine yol açabilir. Ancak aynı sinirli mürettip çoğu matbaada olduğu gibi bazı dizgi hataları yapabilmektedir. Dolayısıyla yapılması gereken kontrol işlemi baskıyı geciktirmektedir. Meselâ başlığı 48 noktalık bir punto ile yazmak istiyorsunuz ancak 36 noktalık yazı ile yazabilecek imkânımız var. Bu durumda biraz paradan çıkmanız gerekebilir. Tabii ki kaybettiğiniz zaman da işin cabası. Grafiklere gelince; grafikler, bu sistemde birçok problemin ortaya çıkmasına neden olurlar. Örneğin bir fotoğrafı yazının belli bir yerine yerleştirmek istediğinizde bunun çok ince noktalara bölünmesi, boyutlarının değiştirilmesi gerekir ki basılabilsin. İşte bu sözü edilen işlemler doğru ve tam olarak yapıldığında ve tabii sizin sabır taşınız çatlamamışsa artık baskıya geçebilirsiniz.
MASA ÜSTÜ YAYINCILIĞIN ÇEKİCİLİĞİ
Masaüstü yayıncılığın en güzel tarafı, yukarıda sözü edilen aşamaların hepsinin kontrolünün sizde olmasıdır. Ancak profesyonel kullanıma cevap verebilecek bir yazıcınız yoksa iyi sonuç alamazsınız. Masaüstü yayıncılıkta kullanılan programlar, çeşitli gruptaki kullanıcılar tarafından kullanılıyor. Örneğin çeşitli ülkelerdeki bilgisayar kulüpleri, üyelerine aylık bülten gibi iki veya üç sayfalık gazeteler çıkartırken, sayfa düzenlemelerinde ve dizgide bu programları kullanıyorlar. Ayrıca büyük gazeteler artık esas baskıya geçmeden evvel bilgisayar ekranında bütün düzenlemeleri yapıyor. Özellikle birinci örnekteki gazetelerde, gazetenin belli bir adı ve bu adın değişmeyen bir yazı karakteri ve sayfada da belli bir yeri vardır. İşte bu ve benzeri bölümlerin standart olmalarından dolayı diskte hazır bulunabilmesi sizi her ay belli rutin işleri yapmaktan kurtarır. Ayrıca her sayfada veya sayı için değişik birer taslak örneği hazırlanıp diskte bulundurulması yararlı olabilir. Çünkü bu taslaklardan bazılarından ileride fikir alabileceğiniz gibi bazı taslakları sonradan kullanabilirsiniz. İşte bu noktada bilgisayarın çok önemli bir fonksiyonu ortaya çıkıyor ki, o da bu işlemlerin hepsinin çok kısa bir sürede ve görerek yapılabilmesidir. Şimdi isterseniz masaüstü yayıncılığın bazı aşamalarını görelim: Metin bölümü genellikle bir kelime-işlemcide yazdırılır ve diske kaydedilir. Çoğu masaüstü yayıncılık programları, yarattığınız bu metinleri sonradan istediğiniz sayfa ve sütunlara transfer etmenize olanak sağlarlar. Kullanılan program bir kelime-işlemciye sahip değilse bu durumda başka bir kelime-işlem programı kullanmanız gerekir. İşte burada dikkat edilecek olan nokta kullandığınız masaüstü yayıncılık programı ile kelime-işlem programının uyumlu olmasıdır. Ancak şunu söylemek gerekir ki bugün piyasadaki masaüstü yayıncılık programlarının hemen hemen hepsi bir kelime işlemciye sahiptir. Metnin transferi gayet basittir. Çoğu kez ekrana bir pencere açar ve metni dosya olarak oraya yerleştirirsiniz. Daha sonra başka bir pencerede yazı başlığını yazarsınız. Yazı tipini beğenmediniz mi? Keyif sizin, bilgisayar sizin, paşa gönlünüzün istediği bir yazı tipini birkaç tuşa basarak seçmeniz işten bile değil. Ancak varsayalım ki, ben biraz problemli ve zor beğenen bir insanım ve istediğim yazı tipini bulamıyorum. O zaman yazı tipleri üretmeye yarayan (Fontmaker ya da Fontpack gibi) programları kullanarak istediğim yazı karakterini yaratabiliyorum. Resimler bilindiği gibi çoğu yayına renk katarlar. En çok kullanılan programlar, kendi grafik ve resimlerinizi yaratabileceğiniz ya da diğer programların data disklerindeki resimleri alıp değiştirebileceğiniz bir grafik editörüne sahiptir. Şimdi bazı arkadaşların aklına şöyle bir soru gelebilir (daha doğrusu benim aklıma geldi): Peki metni yazdık, sayfaya yerleştirdik. Daha sonra bir de resim koyacağımız aklımıza geldi ve resmi metnin içine yerleştirmek istedik. Şimdi ne olacak? Bu sorunumuza (ya da soruma) bir örnekle ce-
Calendar Of Events June 1988 SUN MON TUE WED THU FRI SAT 2 3 6 9 10 11 20 22 24 27
MAY 26 — SİG - 7 0 pim Ron 4 2750 Averme | 305-0355 fe MAY 31 — MAKİ 5 Meehiriğ <7 Heli The | Mis enler ön Madison ne « Io Crarigton ANE 7 — Meelna gm same Öngoirg öm condücled here sil cüme an JUNE Sha vi
EĞ Meeting Cal
imac JUNE 8 5 Board of Directors Meeting 7 00 pm lk Tar meeting for all members to attend JUNE 14 - Solers 7 00 -Held Nelson ef shi 4765 JUNE 16 00 Saret, Tmopersi on comer or Dre Jaki 2 and Coliseum ali AEniman 272-4130 Tortürher JUNE 20 - SIG 6 30-9 30p m at Bldg 823 sl on Günter Ski Leader
Main 7 00 pm at 9 ds ne Cramplon Bowl member ar urged land spötenlisine
JUNE 30 - Tüp m Meeting place te isler Cal Roy Sih af 3856355 for more info MACHINE Ski
ADE l &
LOCAL
BüuLLETm çe HERE sının 24-7)
The Vacos of Here are some of the symbols used on C64-Link and other bulletin
smile * kisi Dn post war ( fava D Bi back var le keyi out
X Hat sayiag a word! P Sticking am > - smile *fk Avayfram the On fihar,
Deve vap vermek istiyorum. Varsayalım ki, siz bir şirketin pazarlama departmanının müdürüsünüz (meselâ dedik) ve şirketin toplantısı için ayrıntılı bir rapor hazırlamanız gerekiyor. Geçtiniz bir masaüstü yayıncılık programının başına ve beğendiğiniz bir yazı karakteri ile raporunuzu yazdınız ve tam “vay be ne döktürdüm” dediğiniz anda yazıda bulunması gereken zaman/satış grafiğini yerleştirmeyi unuttuğunuzu görüp şoka girdiniz. İşte burada kullanıcıya gerçekten çok büyük bir kolaylık sunulmuş. Grafiğinizi getirip yazının istediğiniz yerine damdan düşer gibi koyuveriyorsunuz ve automatic word wrapping yani Türkçe adıyla otomatik kelime kaydırma sistemi yazıyı resmin etrafına bir çerçeve gibi yerleştiriyor.
MASAÜSTÜ YAYINCILIĞINDA BAZI UYGULAMALAR
Masaüstü yayıncılığı, bazı bilgisayar kulüpleri tarafından çıkartılan aylık veya haftalık 1 veya 2-3 sayfadan oluşan gazetelerin editörlerine okuyucuları ile iletişim çabukluğu açısından büyük yarar sağlamaktadır. Bu gazetelerin yayıncıları genellikle birkaç tane ünlü programı kullanıyorlar. Meselâ Springboard şirketinin ürettiği Newsroom, Berkeley Softworks şirketinin ürettiği geoPublish ve Electronic Arts şirketinin ürettiği PaperClip Publisher burada sayılabilir. Newsroom ile yayınlanan gazeteye bir örnek verecek olursak; The Milwaukee Commodore Enthusiasts adlı kulüp yanda örneği görülen aylık gazeteyi çıkartıyor. Kulübün başkan yardımcısı Dan Heaney, gazeteyi Newsroom programını C-128'de kullanarak basıyor. Heaney'in belirttiğine göre; kulüp geçen yıl üyeleri için böyle bir gazete çıkarma ihtiyacı duymuş. O zaman bu konuda bir araştırma yapılmış ve Newsroom programının bu iş için kullanılabilecek tek alternatif olduğu görüşüne varılmış. Kulüp üyelerinden biri eski sayılardan birini istediğinde Dan Heaney, istenilen sayıyı diskten yüklüyor ve yazıcıda bastırıyor. İlk başlarda sadece bazı program dökümleri ve bilgisayar hakkında bazı püf noktalarını yayınladıklarını belirten Dan Heaney, şimdi ise her ay gazeteye haberler ve dökümler dışında reklâm bile aldıklarını söylüyor. Bunun yanında Newsroom programının bazı niteliklerinin gazete editörlerine büyük ölçüde zaman kazandırdığı da belirtiliyor.
VE GEOS
Bir diğer masaüstü yayıncılık programı ise, Berkeley Softworks firmasınca üretilen ve GEOS'la kullanılmak üzere dizayn edilmiş olan geoPublish programıdır. “Onsuz ne yapardım, bilemiyorum.'' diyor Rodney Gill. Rodney Gill, Montgomery-Alabama'da bulunan Montgomery Area Commodore Computer Society'nin gazetesi olan The Interface'in editörü ve aynı zamanda bir geoPublish kullanıcısı. Gill, geoPublish'i üyelerin gönderdiği yazıları ve makaleleri birkaç farklı kelime-işlemciden ve grafik şekillerinden geçirerek çevirmek amacıyla kullanıyor. Çevrimden sonra ortaya bir nevi şablon gibi bir şey çıkıyor ve yazılar, makaleler ve hatta resimler bu şablon vasıtası ile yerleştirilerek gazetenin taslağı oluşturuluyor.
GEOWORD
Fanatik bir Commodore meraklısı olan Roger Ledbetter ise geoPublish'i daha enteresan bir amaçla kullanıyor. Ledbetter, geoPublish ile GEOS hakkında bir magazin gazetesi çıkartıyor. Aşağıda örneği görülen gazetede GEOS hakkındaki yenilikler, GEOS'la ilgili yarışmalar ve tecrübeli kullanıcılar tarafından gönderilen bazı püf noktaları yer alıyor. Ledbetter, geoPublish'ten önce gazeteyi geoWrite ve geoPaint'ten yararlanarak çıkartıyormuş. O zamanlar gazetenin çıkarılması Ledbetter'in bayağı vaktini alıyormuş. Ayrıca özellikle sayfa kesim ve birleştirimlerinin çok tecrübe istediğini söylüyor Ledbetter ve geoPublish'in bu konuda kendisine ayda en az 10 saat vakit kazandırdığını belirtiyor.
Ledbetter'a göre karşılaşılan C-64'ün donanım yetersizliği en büyük sorunu oluşturuyor. Bu yüzden programı C-128 ile kullanmak hafıza artımı yüzünden yüksek verim sağlıyor. Roger Ledbetter, belli tıkanıklıkların oluşmaması için C-128 kullanımını tavsiye ediyor. Son olarak bu işe hevesli olanlarınız için program edinmek ve bilgi almak açısından bazı adresler ve program isimleri veriyorum.
Gelecek sayıda bu programlar hakkında bilgi vermeğe çalışacağım. Bu arada GEOS meraklıları için bir de flaş haber; çok yakında zannediyorum ki piyasada Türkçe GEOS ve kullanım kitabını bulabileceksiniz. Gelecek sayıda buluşmak üzere hoşça kalın...