Bilgisayarlar İnsanı Aptal, Yalnız ve Saldırgan mı Yapıyorlar?
Retro bilgisayarMilyonlarca kişi ev bilgisayarını bir oyuncak ya da bir hobi olarak keşfetti. Bu olgunun izini süren toplum araştırmacıları ise “bilgisayar-çocukları''nı keşfetmiş oldular. Toplumbilimciler, eğitim uzmanları ve psikologlar için değişik görünümler sunan bir konu bu: Bilgisayar çocukları bilgisayarlarla ne yapıyorlar? Ya da soru başka türlü ifade edildiğinde: Bilgisayarlar bu çocuklarla ne yapıyorlar?
Ev bilgisayarı kimilerince en çok arzulanan kariyerler için bir atlama tahtası olarak kabul edilirken kimileri de bu elektronik hobinin 1 numaralı çocuk-katili olduğu görüşünü benimsiyorlar. Kimileri şöyle bir hatırlatmada bulunuyorlar: Yarın artık hiç kimse bilgisayarı dikkate almamazlık edemeyecektir, o halde bu aygıtlarla şimdiden ilgilenmelisiniz. Kimileri ise şu uyarıyı yapıyorlar: Bilgisayar kullananlar bağımlı, aptal, ilişki kurmaktan çekinen ve yalnız insanlara dönüşüyorlar. Bu alanın bütün görünümleri için aynı şey kesin olarak geçerli olmamakla birlikte, gerçek dehşet tabloları ortaya çıkmıştır. İşte bir-iki örnek: Dortmund'daki gazetecilik okulu profesörü Claus Erich “bilgisayar dünyasının çocuk dünyasını nasıl tahrip ettiğini” betimliyor. Psikolog Walter Volpert modern “büyücü çırakları”, “bilgisayara duyulan tehlikeli ve ilk olarak Amerika Birleşik Devletleri'nde gözlenen, muhtemelen “çağımızın en kötü acısı” olan “teknik stres” kavramlarını buluyor. Teknik stres gerek yeni tekniklerin yayılmasını kuşkuyla karşılayan ve teknik tarafından ya ezilip geçilen ya da kenara itilen gerekse yeni tekniklere açık olup bunları hayranlıkla kabul eden ve kullanan insanlara acı veriyor. Görünüm oldukça kasvetli. Bilgisayarlar bağımlılık mı yaratıyor? Bilgisayar oyunu ve bilgisayar hobisi sonucunda insanın diğer becerileri ve yetenekleri, örneğin müzik yeteneği ve takım çalışması ruhu sakatlanıyor mu? Bilgisayarlar nüfusun büyük bir bölümünü yalnız ve iletişim kurmaktan çekinen insanlara mı dönüştürüyor? Werner saatlerce yeni oyununun başında çörekleniyor, Markus mantık problemlerine ilişkin düşüncelere dalıp gidiyor, başkaları çatal bıçaklarını nasıl kullanıyorlarsa Hans da havyasını öyle kullanıyor; Sabine kendi “vatandaş inisiyatifleri”ne ilişkin adres dosyasına düzen vermeye çalışıyor. Bu kişilerin hepsi de aynı şeyle uğraşıyorlar: Bir bilgisayarla Werner oyun oynuyor; Markus program yapıyor; Hans, bir hardware tutkunu olarak, bilgisayarını donatıyor; Sabine bir veri programıyla çalışıyor. Dört “bilgisayar-çocuğu”, yani uygulamada görülen dört tipik, ama birbirinden tümden farklı örnek
Tehlike tehdit ediyor: Bilgisayarlar çocukları ele geçiriyorlar, çocuklar kabalaşıyorlar, duygusuzlaşıyorlar, aptallaşıyorlar - Hangi bilgisayar meraklısı birilerinden bu lafları duymadı? Peki, bu klişe doğru mu, yoksa işler çok başka mı?
İşte bu, söz konusu burada. Acaba gençler niçin bilgisayarın başına geçmek istiyorlar? Bilgisayarlarla nasıl bir ilişki içine giriyorlar? Kimi zaman şöyle, kimi zaman da böyle bir ilişki oluyor bu: İşte video oyunlarıyla başlayan ve bir bilgisayarın öteki yeteneklerinden pek haberdar olmayan bilgisayar oyuncularından tutun da 17 yaşındayken bir yazılım firması kuran ve bununla geçimini çok iyi sağlayabilen usta programcılara varıncaya dek her türlü insana rastlanıyor bu bağlamda. Bu arada da kimi diğer “fraksiyonlar”-
a.
Sızlanma: Önce * bakın bakalım, bizim sahnemizde oynanan ne?
“ın faaliyetlerini sürdürdükleri ve etkili oldukları görülebiliyor: “Hardware bastler”, Basic-sanatçıları, Joystick-akrobatları ve ebeveynlerine bilgisayarın çarpım cetvelini öğreten genç EDV (elektronik veri işleme) antrenörleridir bunlar. Çoktandır bütün hobi sahiplerinin makineye karşı yürüttükleri teke tek mücadelede yitip gitmeleri söz konusu olmamaktadır: Bilgisayar kulüplerine özgü ortam tıpkı bilgisayar-çocuklarının dünyası gibi canlı ve renklidir. Bilgisayara ilişkin itirazların kesinlikle en önde geleni şu cümlede ifadesini bulmaktadır: “Bilgisayar oyunları insanı saldırgan yapıyor”. Bu önermenin arka planında “Space Invaders” türünden klasik programlar ve “Raid over Moscow” ya da “Beach Head” gibi gerçek izlenimi uyandıran oyunları yatmaktadır. Bu oyunlarda Joystick ile Moskova'ya atom bombası yağdırmak ya da düşman ülkesine savaş niyetiyle bir iniş yapmak mümkün olmaktadır - tabii elektronik olarak- İlk saatte gözlenen galaksiler arası atış oyunlarının ve bilgisayar cangılındaki bilgisayar-Rambo'larının yanı sıra, günlük yaşama ilişkin dehşet sahneleri de gündeme gelmektedir: örneğin ana caddede yapılan ve ninelerin, polis memurlarının, çocuk arabalarının ve buna benzer şeylerin ezilip geçilmesiyle puan toplanıldığı araba yarışı gibi. Zevkler üzerine pekâlâ tartışılabilir ve buraya kadar ifade edilende hâlâ zevksiz bir şey keşfetmemiş olanlar varsa onların önlerine ırza geçme ve Nazi programlarını sürmek gerekir. Bu tür programlar da -el altından- tedavülde bulunmaktadır. Tartışmanın düğüm noktası şuradadır: Adam öldürme ve öldürücü darbe oyunlarını oynayanlar ilerde katil mi olacaklardır hemen? Bu konudaki kaygılar hiç de o kadar yeni değildir. Kurşun askerlerin, oyuncak tankların da adı kötüye çıkmıştır ve bunun (gerçek) silahlarla dolup taşan bir dünyada böyle olması bir hayli tuhaftır. Acaba şiddet içeren oyunlar saldırganlık duygularını alevlendirmekte midir yoksa bunları zararsız bir tarzda tüketmekte midir? Araştırmacıların bu konuda da her zamanki gibi yine görüş birliği içinde olmadıkları görülmektedir. Gene de, denilebilir ki, saldırganlık içeren video oyunlarını izleyenlerin bunun hemen ardından bir Amok nöbetine tutulmuşçasına komşu evlere baskın yapacaklarını düşünmek, tıpkı bu oyunların öteki oyunlardan farklı olmadıklarını, sadece içeriklerinin değişik olduklarını temellendirmeye çalışmak kadar dayanaktan yoksun olmaktadır. Ama elimizi vicdanımıza koyalım: Atış oyunundan sonra insanın gerçekten top atışı yapmayı mı canı çeker yoksa o yorgunluktan bitip tükenmiş midir olsa olsa? Video oyununda yalnızca “High-Score”'a değil, buna da bir göz atmaya değer doğrusu. Bilgisayar çocuklarının ağzından şu bilgece sözler çıkmaktadır: “Video oyunlarına dehşetli tepki gösteren kimi kişiler gerçekten saldırganlaşıyorlar. Bu böyle olmamalı, ama bizler bunu bizzat Şöyle bir soru sorulabilir: Bu birikmiş saldırganlık enerjisi nereden kaynaklanıyor? Bu enerji sihirli bir biçimde “bilgisayar-
Sızlanma: Biz "bilgisayar kafalarına" ilişkin hiç bir fikri olmayan çocuklardan daha iyi ya da daha kötü terbiyeye sahip değiliz.
kutusu”'ndan mı yayılmaktadır yoksa aile içinde, okulda, herhangi bir klikte ve günlük yaşam denilen o küçük “dehşet pazarı”'nda mı depolanmaktadır? Amok nöbetine tutulmuş Rambo ve Moskova üzerine atom saldırısı bundan ötürü hiç de başarılı oyun ideleri oluşturmuyorlar -hoş ise hiç değiller- bu konuyu öyle yüz buruşturarak ele almamak gerekiyor. As-
Seçkin Kişiler Yanıtlıyor: Bilgisayar Arkadaş mı,
ayartmanın önkoşulu, ayartıcıyla arada bir güven ilişkisinin bulunmasıdır. Kişisel olarak ben, bilgi gibi herhangi bir maddi nesneye karşı güven giremem. Maddi nesneye karşı bu ihtiyat korunduğu müddetçe, bir ayartmanın gerçekleşme olasılığı çok kısıtlıdır. 4 9
(Marina Kiehi, Federal Alman olimpiyat takımında sporcu)
& & Benim kendi bilgisayarım hem arkadaşım, hem de ayartıcım. Arkadaşım, çünkü televizyondaki çalışmalarıma renk ve hız katıyor. Ayartıcım, çünkü bazen sabaha kadar elimi mouse'dan alamıyorum. Fakat ben insanlara daha çok alışkınım ve iyi ki her bilgisayarın önünde mutlaka bir insan oturuyor. 4 9
(Frank Elstner, Televizyon görevlisi)
Sızlanma:
* Aslında biz, bir oyunun içinde mi gerçek içinde mi uğumuzu gayet iyi belirleyebiliriz.
lolan eylem midir acaba? Orada hayallerimle baş başa kalıyorum denilebilir. Örneğin, ister Hamburg'da olsun isterse Dresden'de aynı oyundan aynı zevki almak mümkün olsa gerek. Rambo konusunda ise benim kuşkularımın olduğunu söylemeliyim. Bir de şu var: Acaba hiç kimse Rambo gibi programlayan ve piyasaya süren insanların kafasında neler olup bittiğini sormuş mudur? Oyun eleştirmenlerinin bir bölümünde sadece şu düşüncenin kök salmış olduğu görülmektedir: “bilgisayarda bir kez oyun oynayan, Joystick'lerin başından ayrılamaz artık.” Bilgisayar bağımlılığı mı demek oluyor bu? Andreas şöyle diyor: “Küçük kardeşimde ya da arkadaşlar misafirliğe geldiklerinde şuna tanık oldum ki, bunlar tek bir video oyununun başında altı saat oturmayı gerçekten başarabiliyorlar.” Aynı durum daha kısa bir süre önce buna karşı çıkan kişilerin başına da gelmektedir. Zaman onlar da oynuyorlar ve bu işe tam bir hayranlık duyuyorlar. Bu ilkin büyüleyici bir etki yaratmakta, daha sonra ise bu bağlamdaki engeller ve önyargı azalmış olmaktadır. O zaman öyle oluyor ki, onlar da dört saat boyunca bilgisayarın başında oturuyorlar ve ben bunu onlara söylediğimde: “Bu kadar zaman geçti mi?” diye soruyorlar. Bir uyuşturucu mudur video oyunu? Kötü, çok kötü... Yoksa doğru değil mi bu? Bu konuda bilim adamları pek çok gence sorular yönelttiler. Peki ne sonuç verdi bu anket? Soru 1: “Video oyunlarıyla oynamaya başladığında ne kadar süre oynuyorsun?” Soru 2: “Oyunu bırakmak zor oluyor mu senin için?” — 10 ila 12 yaşları arasındaki çocukların on birde biri — 13 ila 14 yaşları arasındaki çocukların sekizde biri — Ve 14 yaşın üzerindeki çocukların hemen hemen beşte biri birinci soruya şu yanıtı vermişlerdi: “Bilgisayarla genel olarak bir saatten daha uzun süre oynuyorum.” Oyun süresi: Artan eğilim. Oyun bağımlılığına mı işaret ediyor bu? — 10 ila 12 yaşları arasındaki çocukların üçte biri — 13-14 yaşları arasındaki çocukların beşte biri — Daha ileri yaştakilerin altında biri ise şöyle yanıtlıyor ikinci soruyu: “Oyunu bırakmak zor geliyor bana.” Bu bağlamda sayılar konuya kendi başına ışık tutmaktadır. Çocuklar daha büyüdükçe gerçi güdüsü azalmıyor, ama sözde “uyuşturucu”dan daha kolay kopabiliyorlar. Başka türlü ifade etmek gerekirse: İlk aylardan sonra gözleri hâlâ ekrana dönüşmeyenler daha sonra böyle bir durumla karşılaşmaktadırlar. Ve saatlerce süren “Winter Games” Joystick üzerindeki elde bir krampa yol açtığında insan şunu ayırdına varıyor ki, en azından insan vücudu bitimsiz bir süre içinde oyunu sürdürememektedir. Ama eğer atış oyunlarının yanı sıra masum beceri oyunlarının, fantezi dolu serüvenlerin ve spor oyunlarının da bulunduğu dikkate alınırsa, bu durumda yazılım arzının band genişliğinin “Halma”dan “Fulda-Gap”e varıncaya dek (sınırlı atom savaşı çerçevesinde bir zar oyunu) mevcut oyunlarınkinden daha dar olmadığı görülmektedir. Böylece bilgisayar hobisine karşı yöneltilen üçüncü itiraza varılmış olunmaktadır ki, bu itiraz ikincisiyle oldukça benzerlik göstermektedir. Bilgisayar oyuncuları topluluğu oyunların büyüsü altında bulunmaktadır. Sızlanma: “Ne zaman bilgisayarın başına geçsek, hemen gözlerinizi bize dikiyorsunuz. Oynamadığımız zamanlar da var, değil mi?”
tadırlar. “Kırıcılar” (Hacker) ise başka cevizler kırıyorlar. Burada söz konusu olanlar “veri yolcusu” Kırıcılar değil, araştırma ve endüstri alanlarındaki bilgisayar merkezlerinin programcılarıdır. Bunları bilişim uzmanı Joseph Weizenbaum (sabık yalvaç, şimdi çölde yaşayıp insanları uyarmaya çalışıyor) on yılı aşkın bir süre önce şöyle betimlemişti: ““Onlar bir program üzerinde yirmi-otuz saat ve düşüp bayıhncaya dek çalışırlar. Yemeklerini mümkünse çalıştıkları ye-
Ayartıcı mı? e Seçkin Ki
er Yanıtlıyor: Bilgisa
6 Bu makineleri nasıl kullanacağını belirlemek, insanın o andaki bireysel durumuyla bağlantılı olarak kendi elinde. Çocukların ve gençlerin bilgisayar kullanmayı öğrenmelerini çok önemli buluyorum, Böylece anlamlı bir istihdam olanağı garanti edilmiş oluyor. Tek tehlikesi bilgisayarın oyun ya da çocuk odasında uyuşturucu haline dönüşmesi. 4 4
(Jürgen W.Möllemann, Eyalet Eğitim ve Bilim Bakanı)
& ( Arkadaşlar bana yardım ederler ve benim başarılarıma sevinirler, ayartıcılar ise “yazık ki göğsümdeki ikinci ruhu kurtarırlar', Bugünkü donanım ve yazılımlar bu her İki işi de yapamıyorlar. Bilgisayarların uzun süre daha yoksun kalacakları bir şey var: Nezaket, ılıklık, gülmek ya da ağlamak. Ancak bu özelliklerde bir insanı arkadaş ya da ayartıcı yapar. 5 5 (Prof.Dr.Klaus Haefner, Bremen Üniversitesi'nde Uygulamalı Enformatik Profesörü)
Ara sızlanma: Peki,
« benim bilgisayarla oynamam, gözlerimi saatlerce bir
MSD dikip bakmamdan ya da saatlerce Walkman dinlememden daha iyi bir şey değil. Ama bu benim sorunum, bilgisayarın değil.
re getirtirler: Kahve, Cola ve sandöviçlerden oluşur yemekleri. Hattâ, eğer bir şezlong yerleştirilebiliyorsa bunun üstünde ve bilgisayarının yanıbaşında yatp uyurlar. En azından böylesine büyülendikleri sürece, yalnızca bilgisayar aracılığıyla ve bilgisayar için yaşarlar. Bilgisayar fetişçileridir bunlar, mahküm programcılardır.” Basic ya da makine dili alanına kim girmişse, görünürde bir çözüm olmadığı sürece o bitmek tükenmek bilmeyen çalışma devrelerinin ne olduğunu gayet iyi bilir. Bunu bilmiyorsa eğer, o kişi bu alana gerçekten girmiş değildir. Ama bilgisayar merkezlerindeki mahküm programcıların *“workaholics” (çalışma olmaksızın yaşayamayan insanlar) kategorisine girmelerine karşılık, ev bilgisayarının başında sonu gelmeyen düşüncelere dalmak yalnız bilgisayar çocukları için değil, herkes için mümkündür. Peki teknik-stres konusunda durum nedir? Berlin'li psikolog Walter Volpert, “teknik-merkezciler”'de, Kırıcılarda ve video oyuncularında başka şeylerin yanı sıra şu semptomları keşfetmiştir: *(...) Program sistemleri dünyasında tutsak olmak ve bunun dışına çıkabilme yeteneğini gösterememek ya da günlük yaşamı yorucu bir kaostan başka türlü yaşayamamak, duygusal yoksulluk ve donukluk, kaadir-i mutlaklık duygusu (...) Teknik-merkezcilerin yakınında inanılmaz derecede yalnızlık içinde yaşanmaktadır.” Kaadir-i mutlaklık duygusu önemli bir olgudur. 14 yaşındaki Markus kendi ev bilgisayarını büyüleyici bir şey olarak görmektedir, çünkü “bil- 14 aTÜ
<C) 1984 gisayarın şimdi ne yapması gerektiği ona söylenebiliyor ve o da bunu tamı tamına yerine getiriyor, kişi her türlü hayata karşı uyarıhyor ve hiç bir şekilde bir çatışma meydana gelmiyor. ““Markus'un bana bunları anlatmasından sonra beş yıl geçti aradan. Markus şimdi Kaliber'in ““yarı-profesyonel” bir ev bilgisayarına sahip bulunuyor. Bu arada Markus ayrıca ve yıllarca bilgisayarsız yaşamıştır ve bu süreyi açıktır ki diğer gençlerden başka türlü de yaşamamıştır. Bilgisayarın büyüsüne kapılmış Markus'un yine 14 yaşındayken söylediklerine bir daha kulak verelim:”” Tabii buna ara vermek de mümkündür; insanın canı artık istemediğinde, bilgisayar devreden çıkarılır.” Bu mudur sistemleri dünyasında tutsak olmak ve bunun dışına çıkabilme yeteneğini gösterememek”'? Yine 14 yaşındaki Markus söylüyor: “Bilgisayarda insan her şeyden önce son efektte ne yapmış olduğunu görüyor. Okulda olduğu gibi durmadan çalışıp da bir yıl sonra “Lanet olsun, artık bunları yapamıyacağim” yollu bir saptamada bulunmuyor. Eğer bilgisayarda bir şeyler programlanıyorsa çok iyi bir şekilde görülüyor bu; “programı şimdi bitirmiş bulunuyorum ve istediğim sürece benim artık bu” diye düşünüyor insan. “Walter Volpert tarafından öne sürülen” günlük yaşamı yorucu bir koaston başka türlü yaşamak yeteneğini gösterememek”' bu mudur? Yoksa Markus yalnızca daha etkili bir biçimde öğrenmeye mi çalışmaktadır? Çocukların programlamaya ve çeşitli bilgisayar kullanımlarına el atmalarında ne gibi bir kötülük vardır? Bir şeyi yapa yapa usta olunur, ama
ACCESS INC.
sırf o işe atıldı diye de nıç kimsenin usta olduğu görülmemiştir -nerede olursa olsun- Oturma odasında trencilik oynayan her çocuk lokomotif sürücüsü olmamıştır; küçük Basic-sanatçılarında da durum pek farklı değildir. O halde “Ev bilgisayarından rüyalara giren mesleğe giden yol. Henüz 19 yaşındayken yazılım milyoneri” türünden sansasyon uyandırıcı nitelemelerden sakınılmahdır. Bunlar büyük bir istisna oluşturmaktadır ve açıktır ki kimi ebeveynleri pek büyük beklentilere karşı şimdiden uyarmak gerekiyor. Eğer çocuk onlu satırları (Basic'de) bir araya getirebiliyorsa bu onun profesyonel yazılım sanatçılarına yaklaştığını göstermez, o henüz dünyalar kadar uzaktır onlardan. “Gençlik Programlıyor” adlı gönüllü derneğe kuşkuyla bakanlar ise bilgisayar hobisine karşı dördüncü bir itirazla çıkmaktadırlar: Programlama dünyasına atılanların sıfırlardan
Sızlanma: Kim
di bilgisayara egemen olan bir ki inin mutlaka tör olması gerektiğini?
ve birlerden oluşan ikili bilgisayar diline teslim olacakları, er ya da geç her alanda bilgisayar örneklerine göre hareket edecekleri yollu bir itirazdır bu. “IF-THEN-ELSE” davranışından söz edilmektedir burada. 0/1 örneğinde ayrımlaşmış düşüncenin bulunmadığı ifade edilmektedir. Bir takım zaman gazetelerinde, Rusya'da beynin kıvrımları gibi garip düşüncelerin kotarıldığı yerler vardır ki, iletişim araçları kadar eskiye dayanır bunlar. İşte bu itirazın da kaynağını buralarda aramak gerekir. Ne zaman yeni iletişim araçları ortaya çıksa, eleştirmenler bu yeni iletişim aracının kültürel çöküntüye (dekadans) yol açtığı konusunda insanları uyarma hevesine düşerler. İster kitaplar, ister radyo, isterse televizyon söz konusu olsun hep böyle olagelmiştir bu. Şimdi bilgisayarda da durum farklı değildir. Bu arada ise çoğu kez eski iletişim araçları, sanki bunlar asla eleştiriye tâbi tutulmamışlar gibi, göklere çıkarılmaktadır. Yanakları çukurlaşmış, benizleri soluk, gözleri kan çanağına dönmüş genç kitap kurtları hakkında 18. yüzyılda neler yazılmış olduğu okunsun bir kere! Bugünün bilgisayar-çocukları bu yazılarda bütünüyle kendilerini bulabileceklerdir. Bilgisayar çocukları çok değişik konumlarda karşımıza çıkmaktadırlar. Bu çocukların çoğunluğuna gelince, bunlar yalnızca bilgisayar çocuğu olmaktan öte varlıklardır. Onlar sporcu ya da müzisyendirler, papaz yardımcısı ya da izcidirler, gençlik yurtları ya da disko müdavimleridirler, partilere ya da inisiyatif hareketlerine katılmaktadırlar. Buna rağmen tekniğin ve bilgisayarın gelişmesini eleştirenler çok genel olarak “bilgisayar-çocukları”nın durumlarının kötü olduğunu vurguluyorlar. Psikoloji dergilerinden birinden çıkarılan bir araştırma özeti şu ithamlardan oluşan bir demet sunuyor bize: “Bilgisayarlarla çalışmaktan hoşlananlar: — Hemcinsleriyle ilişki kurmakta çekingen davranıyorlar — Cinsellik düşüncelerinde az yer işgal ediyor
— İnsanları karmaşık varlıklar olarak görüyorlar — tartışmaktan hoşlanmıyorlar — Politik ve toplumsal angajmandan uzak duruyorlar — Boş zamanlarını en çok televizyon karşısında oturmakta geçiriyorlar — Müzik ve edebiyat üzerine söyleşide bulunmaktan hoşlanıyorlar, ama tartışmalara kendilerini kaptırmak istemiyorlar. Demek oluyor ki, bilgisayar kullananlar -göz kamaştırıcı uygulama alanının temsilcileri- bir tür toplumsal laboratuvarda tek tek incelenmişlerdir. Yukarıda belirtilen özetteki görüşlere varan toplum araştırmacıları, basitleştirilmiş testler ve söyleşiler aracılığıyla bilgisayarın insanlar üzerine ne gibi etkileri olduğu konusunda güvenilir ve genel-geçer vargılara ulaşılacağı iddiasında bulunmaktadırlar. Tabii aşırı dozda bir bilgisayar kullanımı tıpkı yalnızca keman çalmaya adanmış bir çocukluk kadar az tavsiye edilebilecek bir durumdur. Etki aynı olmaktadır. Ama nasıl oluyor da bilgisayarların varlığından ve böylesine farklı derecelerdeki bilgisayar hayranlığından yola çıkarak bunun nasıl bir gelişme göstermek zorunda olduğuna ilişkin kehanette bulunmak isteniliyor? Kuşku uyandırıcı bir tutumdur bu. Kaldı ki, gençlerin çoğunluğu her şeyden önce teknikten zevk aldıkları ve tekniğe ilgi duydukları için bilgisayara yaklaşmaktadırlar. Ama tartışmalarda hiç mi geçerli şeylerden söz edilmemektedir? Tam değil. Gene de politik tartışmanın ancak ender olarak teknik-tutkunlarına söz verilen yerlerde yapıldığını söylemek gerekiyor. Teknik olarak formda olup aynı ölçüde de politik yönden ilgili bilgisayar tutkunlarına öncelikle daha ileri yaştakiler arasında rastlanmaktadır. Kendilerini son günlerde artan bir biçimde ve özellikle bilgisayar dünyasının örneğin veri koruma, nüfus sayımı, ISDN gibi “özel konuları”nda politik olarak da ifade eden ve etkinliklerde bulunan Kırıcılar kulübünde ve diğer bilgisayar kulüplerinde aramak gerekiyor bunları. Alman gençliği arasında düzenlenen bir anket şu sonucu vermiştir: “Bilgisayara ilişkin deneyim ne denli yoğunsa bunun mümkün sonuçları konusundaki tahmin (prognoz) de o denli olumlu olmaktadır. Ne var ki, insanlar arası iletişim alanıyla ilgili olarak gerek deneyimli bilgisayarcılar gerekse bilgisayar konusunda acemi olanlar aynı derecede olumsuz bir gelişme öngörmektedirler.” -Bilgisayarlarla düşüp kalkmanın her şeyi toz pembe bilgisayar gözlükleriyle görmeye yol açmadığına ilişkin çarpıcı bir işaret sayılmalıdır bu gene de çocuklardan farklı mı gelişiyoruz? Önce bunu belirleyin.
8, Sirden biz
Başka bir anketin ortaya çıkardığı sonuçlar ise pek çok gencin gençlik yurtlarında da bilgisayarla haşır neşir olmaktan zevk duyacaklarına işaret etmektedir. Bu da bilgisayar çocuklarının iletişim kurmaktan çekinen kişiler olduklarına ilişkin ve çok yakınılarak sözü edilen sava karşı çıkmaktadır. Böylece, asla yalnızca sessiz küçük odalarda değil, ama toplu uygulama sahnesinde de pek çok işler çevrilmektedir. Büyük organizasyonlar olmaksızın “Chaotische Clubs” ve Alman dernekçilerinin onuru olan “Computer Clubs” gibi kulüplerde bir araya gelen bilgisayar tutkunları vardır.
Peki neden acaba? Dehşet tablolarının yanı sıra çok nesnel görünümler de ortaya çıkmıştır. Pedagoji profesörü Dieter Spanhel'in çıkardığı bir sonuca göre: “Ekranlı iletişim araçları (video filmleri, tele oyunlar ve ev bilgisayarları kastediliyor) genç yaşlardaki kişilik gelişimi, yaşamdaki problematik durumların üstesinden gelmek için gerekli bireysel güçlerin ve yeteneklerin oluşması ve yetişkinlerin yaşamına geçiş gibi konularda hem olumlu hem de olumsuz etkide bulunmaları mümkündür. Buysa, bu araçların ne ölçüde, ne tarzda, nerede, hangi işlevsel ve toplumsal bağlamlar çerçevesinde, hangi bireysel gereksinmelerle ilişkili olarak ve ne içerikte uğraşlar için kullanıldıklarına bağlıdır.”
BEACH-HEAD
Kısaca ele almak gerekirse: Benim bilgisayar oyunu oynamam ya da programlama yapmam, tek başına bilgisayarın başına çöreklenmem ya da bunu dostlardan ve tanıdıklardan oluşan bir çevrede yürütmem başka pek çok olaya bağlı olmaktadır. Peki bu konuda neden bunca gürültü koparılmaktadır? Benim kişisel tahminim şöyle: Gençlerin bilgisayara egemen olmaktan çok hoşlanmaları kimi yetişkinlerin işine gelmemektedir. Acaba niçin? Kendileri bilgisayara bizzat bakmadıkları için mi? Çocuklar birdenbire daha akıllı oldukları için mi? Yaşlılar bilgisayar tekniğini, içine nüfuz edilemez ve tehlikeli bir şey olarak bildikleri için mi? -örneğin iş yerinde-
Kuşkucu pek çok kişi bilgisayarlara ilişkin olarak yapmış oldukları tek tek spesifik gözlemlerden hareketle, bilgisayarın etkileri konusunda genel sonuçlar çıkarmaktadırlar. Böyle olunca da yanlış çıkarımlara varılmasında şaşılacak bir şey olmasa gerek. Yetişkinlerin, her ne nedenle olursa olsun, elektronik konusunda kapıldıkları paniğin acısını ise yeni tekniğe önyargısız bir biçimde yaklaşan çocuklar çekmektedir genellikle. Yetişkinlerin bu bağlamdaki özdeyişleri şudur: Eğer bilgisayarlar şeytanın işi ise, o zaman bilgisayar çocukları da şeytanın çocuklarıdır. Bilgisayar çocukları ne bütünüyle melektirler ne de bunların hepsi birer şeytandır. Bunu, sözümona tek yönlü mantıkla ve ikili (binary) düşünce tarzıyla donatılmış “bilgisayar çocukları” bile bizzat görmektedirler. Onlar bu konuda çok farklı ve hiç de toptancı olmayan sonuçlar çıkarıyor-
KAJ
BY. BRUCE CARVER lan süre ise senin diğer şeylere ayırdığın boş zamanın Andreas 2: “Arkadaş çevreme baktığımda, kısa kürekli botlarla kürek çekmekten, her hafta sonu Bavyera'da taşkın sulardan nehir aşağı kaymaktan başka bir şey yapmayan insanlar görüyorum. Ya da saatlerce oturup pullarını tasnif eden kişiler çarpıyor gözüme. Diğer bir kısım insanlar da var ki, bunlar dünyanın tüm gitaristlerini ve en yeni plakları vb. ezbere biliyorlar. Bütün bunlar da belli bir biçimde tek yönlü kişiler, kendi alanlarından başka hiçbir şeyi gözü görmeyenler ve benzeri varlıklardır ilke olarak. Ancak, bilgisayarla ilgilenen kişilere gelince, ne gariptir ki en çok göze batan bunlar oluyor ve en büyük önyargılar onlara yöneliyor. Ama insanların çoğunun kendi alanlarından başka hiçbir şeyi gözü görmeyen varlıklar oldukları pek az kişinin dikkatini çekiyor.”
SAP 41983 ACCESS SOFTWARE INC | lar. Örneğin bu çocuklar kendi sınıf arkadaşlarıyla derin bir söyleşiye daldıklarında bu gerçek ortaya çıkıyor. Ben aşağıdaki söyleşi tutanağını hayranlıkla okurum defalarca. Bu çocukların ne denli haklı oldukları açıkça belli oluyor. Andreas 1: “Aygıt seni belki altı ay boyunca öylesine büyülüyor ki, bu süre içinde başka hiçbir şey yapamıyorsun. Ama bence bu süreç oldukça hızlı bir biçimde duruluyor. O zaman durum çok çabuk normale dönüyor, ve sen yine başka şeylerle ilgilenmeye başlıyorsun. Tabii bilgisayar evde duruyor ve sen onu kullanıyorsun, ama belki de haftada yalnızca bir kez yapıyorsun bunu, geri ka-
Holger: “Bence, örneğin kısa kürekli botlarla kürek çekmek her zaman birlikte yapılan bir iştir, bildiğim kadarıyla kimse bu botlarla tek başına kürek çekmeye gitmez. (gülüşmeler ve itirazlar). Onlar hep on, onbeş ya da bazen beş kişilik gruplar halinde yaparlar bu işi. Bilgisayarın başında ise tek başına oturulur. Andreas 1: “Burada da önemli olan şey, yine senin bilgisayarını nasıl kullandığındır. Yani bunu bir klik içinde mi yoksa tek başına mı gerçekleştirdiğin anlam kazanıyor. Ama eğer onu tek başına kullanıyorsan, başka şeyleri de tek başına kullanacaksın demektir bu. Bu durumda sen tek başına yaşayan bir insansındır.””