Monkey Island Part II: Le Chuck's Revenge

Part II

Tolga Kale & Mehmet Tezcan stranger! İşte yine beraberiz. Bize bu beraberliği sağlayan Lucasfilm'e çok teşekkür ederiz. Üstün oyun MONKEY ISLAND'- ın ikinci bölümünü çıkararak hem zengin oldular hem de biz adventure severleri mesut ve bahtiyar kıldılar. Bu ikinci bölümde oyunda pekçok değişiklikler var. İlk olarak inventory'e aldığınız şeylerin adı değil ekranda resmi görünüyor. Grafikler ilk oyuna göre çok daha iyi. Tek kötü yanı ise 11 disket(çik) olması ve harddisk'iniz yoksa oyundan bir parça soğutması. Bu bölümde sefil korsan LeChuck bizden intikam almak için geri dönüyor. Ancak Guybrush olgunlaşmış ve tecrübeli bir korsan haline gelmiş olduğu için hangi sefil ona zincir vuracakmış şaşarız (bkz. İstiklal Marşı). Oyunumuz bir flashback ile başlıyor. Dostumuz Guybrush yine başını belaya sokmuş ancak biricik sevgilisi Elanie yine onu kurtarmaya tam zamanında geliyor. Ama Elanie daha önce Guybrush'ın bu pisliğe nasıl bulaştığını öğrenmek istiyor. Guybrush hikayenin çok uzun olduğunu söylemesine rağmen Elanie ısrarla anlatmasını isteyince Guybrush, canı tatlı olduğu için anlatmaya başlıyor. “(İç çekme)... Her şey Scabb adasında başladı. Orda arkadaşlarım bana sefil korsan LeChuck'la ilgili anılarımı bir daha anlatmam için yalvardılar. Oysa ben bunları tekrar tekrar anlatmaktan sıkıldığım için ordan kalkıp gittim. Ben o miskin korsanlarla pineklemek değil de değişik maceralar peşinde koşmak istiyordum. Amacım sefil korsan LeChuck'ın hazinesi olan Big Whoop'u bulup tarihe geçmekti. Şu anda zengin bir korsanım ama Big Whoop'u bulunca 'varyemez' olacağım. Kasabaya geri döndüm ve hazine bulmanın temel aracı olan küreği tabeladan kopardım. Sonra tam köprüden karşıya geçerken beni kısa boylu bir maganda durdurup bütün paramı istedi. Bu herifin Largo La'Grande olduğunu sonradan öğrendim. Ona kafa tuttum ama pek başarılı olamadım. Herif bütün paramı alıp gitti. Büyük üzüntü (sevinç: Hayatımı elinden zor kurtar-

SChocks Revenge

ONKE dım) içinde karşıma çıkan ilk kapıdan içeri girdim ve oradaki tahta işçisiyle konuşmaya başladım. Bay Blacksmith, pardon Woodsmith bana Largo'nun adaya ambargo koyduğunu ve gemileri sadece yüksek bir vergi karşılığında adadan çıkmasına izin verdiğini söyledi. Bay Woodsmith Largo'ya olan nefretinden dolayı onun bir voodoo bebeğini yapmak istiyor ancak elinde gerekli malzemeler yok. Aslında bu iyi fikir. Kimbilir belki ben gerekli malzemeleri bulup bebeği yapabilirdim. Buradan dışarı çıktım. Bir sonraki kapıdan içeri girince küçük bir haritacıyla karşılaştım. Ufaklığın adı Wally ve oda benim gibi Big Whoop ile ilgileniyordu. Bana hazinenin bulunduğu yerin Dinky Island denilen bir ada olduğunu söyledi. Ancak kendisi bu hikayeye inanmıyordu, çünkü ortalıkta Dinky Island diye bir yer yoktu. Ayrıca bana hazinenin haritasının senin de içinde bulunduğun dört kişi tarafından paylaşılıp ayrı ayrı yerlere götürüldüğünü söyledi. O tam gözlüğünü çıkarıp gözlerini ovuştururken gözlüğünü aldım. Sonra gözlüğünü aranması çok komikti. Kenardaki masanın üstünden bir parça kağıt alıp dışarı çıktım. Kapının karşısında duran gemiye girdim. Evet en sonunda bar'ı buldum. Fakat barmen kendisine reşit olduğumu inandıramadığım için bana içki vermedi. Tam söz Largo'dan açılmışken Largo içeri girdi (Nasıl oluyor da kötü insanlar da laflarının üzerine geliyorlar?). Çok korkan barmen Largo'ya bir içki ve bütün parasını verdi. Fakat Largo magandalığını göstererek bütün içkiyi duvara tükürdü. Bardan çıkıp aynı geminin penceresinen içeri girdim. Mutfakta işe yarar bir tek bıçak buldum ve onu aldım. Aşçı çok soğuk birisiydi. Ondan hiç hoşlanmadım. Meyva Kokteylerini de beğenmediğim için pencereden sıvıştım. Artık kasaba beni baymıştı. Biraz temiz havaya ihtiyacım vardı. Kasabadan çıkıp sahile gittim. Ağacın altındaki sopayı alıp geri döndüm, çünkü arkadaşlarım ordaydı ve onlarla şu anda karşılaşmak istemiyordum. Sonra nehirin denize döküldüğü yere gittim. Orada bir tabela ve bir tabut vardı. Tabelada Mojo'nun internasyonal evi yazılıydı. Herhalde yoluma tabutla devam edecektim. Tabuta binip kürek çekmeye başladım. Yoldaki yarasalardan korkmayarak karşı taraftaki kurukafanın altına gittim. Kontrol edilemeyen bir güç beni yukarı çekti. Garip bir yere gelmiştim. Etrafa bakılırsa burası Mojo'nun eviydi. Masanın üstünden ipi aldım. Tam şişeleri karıştırırken içerden bir şey duydum. İçerdeki arap bacı beni tanıdığını iddia ediyordu. Oysa ben onu çıkartamamıştım. Sonra bana kendisinin Melee Island'daki büyücü olduğunu söyleyince hatırladım. O bana Largo'nun voodoo bebeğini yapabileceğini söyledi, ancak kurbanın birtakım eşyalarına ihtiyacı varmış. Bana bir sürü şeyler saydı ve sonra bir alışveriş listesi verdi. Biraz daha sohbet edip çıktım. Listede bahsedilen kemikleri herhalde mezarlıktan alacaktım. Mezarlığa gittim ve Largo'nun büyükbabasının mezarını kazdım. Pek hoş bir his değildi. Tam kemiği almış havaya kaldırırken... çok utanıyorum. Sonra kasabaya geri döndüm. Bara gidip duvardan Largo'nun tükürüğünü kağıtla aldım. Sonra otel olarak kullanılan gemiye gittim. Burada oteli Largo'nun kapattığını öğrendim. Resepsiyonist beni içeri bırakmadı. Mecburen kötü yollara başvurmak zorunda kaldım. İpi sıkı sıkıya bağlanmış olan hayvan gözüme tehlikeli göründü. İpini mutfaktan yürüttüğüm bıçakla kestim. Hayvan son hız merdivenleri tırmanıp kaçtı. Resepsiyonist de hayvan birilerini yakalamadan o hayvanı yakalamak için peşinden koştu. Artık otelde yalnız başımaydım. Vahşi hayvanın yemlerinden alıp hemen Largo'nun odasına girdim. İçerde tam işime yarayacak şeyi buldum: Bir peruk. Artık bulmam gereken bir tek şey kalmıştı. O da Largo'nun bir giysisi. Otelden çıkıp en uçta duran gemiye gittim. Burada bir kuru temizlemeci vardı. Ayrıca ilk oyundan tanıştığım üç korsan da geminin üstünde pinekliyorlardı. Onları uyandırıp sohbete giriştim. En sağda oturanları bana tahta bacağı için cila almak üzere para verdi. Bay Woodsmith'e gidip cila aldım. Sonra geri dönüp cilayı yandan çarklının tahta bacağına sürdüm. O da bana el emeğinin, göz nurumun karşılığı olarak 1 sekizlik parçası verdi (Bunu birkaç kez daha tekrarladım). İpin ucundaki kovayı korsanla kısa bir tartışmadan sonra aldım. Nehrin denize döküldüğü yerden kovayı çamurla doldurdum. Artık bir kova çamurum vardı ve hepsi benimdi. Largo'nun odasına gidip kapıyı kapattıktan sonra kovayı hafif açık kalan kapının üstüne koydum. Largo üstüne başına gelecekleri bilmeden bütün masumiyetiyle içeri girdi. Paravanın arkasından gördüğüm kadarıyla bir kova çamur Largo'nun başından aşağı boşaldı. Çok kızan Largo hemen kuru temizlemeye gitti. Ben de peşinden. Adamla pek anlaşamadığı için beni çamaşırını alma göreviyle onurlandırdı. Otele geri döndüm ve kapının arkasında kuru temizleme fişini aldım. Kütük kadar sağır olan kuru temizleyiciye fişi verdikten sonra onun ayrıca bir kütük kadar da kör olduğunu farkettim. Bana bir sütyen verdi. Artık alışveriş listemi tamamlamıştım. Hemen Mojo'ya gittim ve kurbanın &şyalarını verdim. O da bana voodoo bebeğini hazırladı ve verdi. Ama alışveriş listesine tam olarak uymadığım için voodoo büyüsünün sınırlı bir menzili vardı. Largo'ya çok fazla yaklaşmam gerekiyordu. Onu nerede bulacağımı bilmiyordum. Sıkı dur Largo ben geliyorum! Doğru otele gittim, kapıyı çarparak açtım. Largo içerdeydi. Hemen bana dışarı çıkmamı emretti ama ben cebimden bebeği ve iğneleri çıkarıp iğneleri bebeğe saplamak suretiyle

Largo'nun gözlerini yuvalarından uğrattım. Paramı malesef geri alamadım çünkü hepsini yemişti. Bu arada Largo'nun sefil korsan LeChuck'ın sağ kolu olduğunu unutarak LeChuck'ı ben öldürdüğümü söyledim. Largo buna inanmayınca ben de ona LeChuck'ın sakalından bir parça gösterdim. Largo onu hemen aldı ve kaçtı. Ben soluğu Mojo'da aldım ve o da bana sefil korsan LeChuck'ın yeniden yaratılabileceğini söyledi. İşte şimdi işler sarpa sarmıştı. Mojo bana ayrıca eğer hazineyi bulabilirsem sefil korsan LeChuck'ı da halledebileceğimi söyledi. Hemen bir gemi bulup bu adadan ayrılmalı ve hazine haritasını bulmalıydım. Kendilerine hikaye anlatmamı isteyen arkadaşlarıma döndüm ve onlara nereden gemi kiralayabileceğimi sordum. Onlar bana adanın öbür ucunda Kaptan Dread'den gemi kiralayabileceğimi söylediler. Hemen oraya gittim. Kaptan, Largo'nun gitmesinden dolayı mutlu görünüyordu. Ancak ona yön veren uğrunu kaybetmişti ve onsuz yola çıkmak istemiyordu. Bunun üzerine ona Wally'nin monokl'unu verdim. Kaptan Dread bana bununla idare edebileceğini söyledi. Artık tek eksiğim pâdâraymış. En iyisi şu sevmediğim aşçıdan kurtulup onun işine el koymaktı. Tembel korsanlar bana farelerinin peynire olan dayanılmaz zaafından bahsetmişlerdi. Fareye hemen bir tuzak hazırladım (Tarif: Malzemeler: Bir adet büyük kutu, peynirli bilimum yem, ip, sopa. Öncelikle büyük kutunun kapağı açılır, sopa kapağa tutturulmak suretiyle kutunun kapanması önlenir. Kutunun içine peynirli yem konur. Sopa bir iple bağlanıp saklanılır). Fare kutudaki yemi yemeye başlayınca ipi çekerek fareyi yakaladım, kutuyu açıp fareyi aldım. Sonra pencereden mutfağa girdim ve fareyi tencerenin içine attım. Bara gidip barmenden yemek istedim. Barmen kendisi de acıkmış olacak ki bana vermeden önce gidip yemeği kendisi tatmak istedi. Tencerenin içinden yemek yerine fare çıkınca barmen aşçının işine son verme gereğini hissetti. Ama yemeksiz bir bar hörgüçsüz bir deveye benzerdi. Bunu bilen barmen bana aşçılık teklif etti. Paraya ihtiyacım olduğundan çaresiz olarak teklifini kabul ettim. Tekrar pencereden çıktım ve zengin biri olarak kapdan Dread'in gemisine gittim. Ordan papağan yemi kutusunu aldım. Kaptan bana kolay okunan haritadan verdi ve nereye gitmek istediğimi sordu. Seni görmek istediğim için hemen Booty İsland'a gittim. Sağolsun kaptan Dread en kısa yolu seçip beni hemen sana ulaştırdı(!). Doğruca senin konağına gittim. Ancak beni yolda sefil korsan LeChuck kostümü giymiş koruman durdurdu. Kostümsüz ve davetiyesiz içeri girilmiyormuş. Hemen geri döndüm ve kostümcüye gittim, fakat bana bütün yalvarmalarıma karşı bir tek kostüm bile vermedi. Sebep olarak da davetiyesiz kişilere kostüm veremeyeceğini, kostümlerin sayılı olduğunu söyledi. Ayrıca bana davetiyeyi Phatt Island'- daki çarkıfelekçiden alabileceğimi söyledi. Phatt Island'a gitmeden önce etrafı bir dolaşayım dedim. İskelenin yanındaki bakkala gittim ve biraz alışveriş yapayım dedim. Bir de ne göreyim, orada, masanın üzerinde haritanın bir parçası vardı. Hiç ilgilenmiyormuş gibi görünüp haritayı ucuza kapataya çalıştım, ancak umduğumdan biraz daha pahalı çıktı. Burada işime yarayacak pekçok şey var. İlk önce papağanın yanındaki uyarı tabelasını almak istedim. ilk başta biraz çekingen davranan satıcı sonra fikrini değiştirdi ve tabelayı bana sattı. Tabelanın kancasına gemiden aldığım papağan yem torbasını astım. Torbanın üstündeki resimden etkilenen papağan resme doğru gitti. Artık aynayı da satın alabilirim. Ayrıca gemi borusu, eski ama iyi parlatılmış testere felan aldım. Cimri olduğumdan hepsini almamayı tercih ettim. Sonra senin adandan ayrılıp çarkıfelekçinin bulunduğu Phatt Island'a gittim. Daha adaya ayak basar basmaz adanın şerifi beni duvardaki resimden teşhis etti ve valinin yanına götürdü. Bende dünyanın en şişman adamını Pavarotti sanırdım. Adam bir yandan yemek yiyor bir yandan da benimle konuşuyor. Yanıbaşındaki alarm sayesinde yemek saatinin geldiğini anlıyor ve günde yaklaşık olarak 300 öğün yemek yiyor. O koca domuz beni kodese gönderdi ve sefil korsan

LeChuck'ın beni gelip alması için beklemek zorunda kaldım. Tabii ki kalmadım. Hücrenin anahtarı bekçi köpeğinin ağzındaydı... Bir köpeğin en çok sevdiği şey nedir? Fleminyon'dur. İkinci olarak da “az pişmiş bir kemik'. Yandaki hücrede uzun süre önce ölmüş bir zatı muhterem yatıyordu. Meftanın kemiklerinden birine elimle yetişemedim. Kuştüyü yatağımın altında bir sopa vardı. Onu kullanarak rahatça kemiği aldım. Köpek anahtar yerine kemikle meşgul olmayı tercih etti ve anahtarla kemiği değiş tokuş ettim. Dışarı çıkmadan önce içinde inventory'im olan zarfı almayı unutmadım. O zaraftan başka bir zarf daha vardı. Onun içinde bir laterna ve muz vardı. Sonra ara sokaktaki seyyar çarkıfelekçiye gidip oyun oynayan adamı seyrettim. Adam doğrusu çok şanslıydı. Bu şansın kaynağını merak edip adamı takip ettim. Adam başka bir sokak arasına girdi. Tabii ben de hemen arkasından. Adam kapıyı çaldı ve bir sonraki şanslı numarayı sordu. İçerden kocaman bir el çıktı ve adama bir şifre sordu. Üstün zekam sayesinde elin ilk gösterdiği sayının şifreye tekavül ettiğine kanaat getirdim. Aynı şekilde ben de kapıyı çaldım. Adam beni tanımadığı için ilk önce ne istediğimi sordu. Ondan bir sonraki şanslı numarayı söylemesini isteyince yine emin olamayıp üç kere arka arkaya doğru şifreyi söylememi istedi. Pöh! Bundan kolay ne olabilir ki? En sonunda adamı inandırabildim ve adam bana şanslı numarayı söyledi. Çarkıfelekçiye geri döndüm ve diğer adam şansını denedikten sonra ben de bir oynadım. Feleğin sillesini tatmadan iki kelimeden oluşan yer adını bildim ve sirke bir davetiye kazandım. İkinci turda atasözünü doğru bilerek bol miktarda para kazandım. Üçüncü ve son turda çarkımız hızla döndü ve kazandırmaya devam etti. Bu sefer bana gereken şeyi aldım: Senin partine bir davetiye. Evet birçok hediyeler aldım fakat çarkıfelek ertesi gün kazandırmaya devem etmedi ve T.T. bir anda ortalıktan kayboldu. Sonra kütüphanenin kapısını açıp içeri girdim. Kütüphane memuresi beni sık sık sessiz olmam konusunda uyardı. Kataloğun karşısında duran model feneri açıp içinden merceği aldım. Sonra memureye gidip kütüphaneye üye olmak istediğimi belirttim. Bayan benimle ilgili kişisel bilgileri alıp bana bir geçici üyelik kartı tahsis etti. Artık her seferinde en fazla dört tane olmak üzere istediğim kitabı alabilecektim. Hemen kataloğa saldırdım ve şu iki kitabı seçtim: Ship Wrecks ve Reciepes for voodoos. Kütüphaneden dışarı çıkıp valinin konağına gittim. İçimde ona karşı büyük bir nefret vardı. Merdivenin başında bekleyen şerifi mutfaklarında yangın çıktığı yalanıyla kandırıp merdivenin başından uzaklaştırdım. Sonra içeriye girdim. Sevgili domuzumuz uyuyordu. Ona olan nefretim o kadar büyümüştü ki domuzun kucağındaki kitabı Mojo'nun bana verdiği kitapla değiştirdim. Bu pis yerden hiç hoşlanmadım ve hemen dışarı çıktım. İskelede bir adam balik avlıyordu. Adamın tipi bana hiç hoş gelmedi. Bence biraz fazla atıyordu (her avcı gibi). En sonunda onunla bir iddiaya girdik. Eğer ben ondan daha büyük bir balık yakalarsam o bana ödül almış oltasını verecekti. Eğer o benden daha büyük bir balık yakalarsa ben onun yakaladığı balığı yemek zorunda kalacaktım. Hem de çiğ çiğ. Kaptan Dread'in gemisiyle Scabb İsland'a döndüm. Artık kimliğim vardı ve istediğim derecede alkollü içkiyi içebilirdim. Barmen yeni birini piyanist olarak işe almıştı. Haaa! Bu arada ben de işten kovuldum. Maymun benin de ilgimi çekmişti, ama ilk önce mavi ve sarı içkilerden birer bardak aldım. Barmen bunların yanında bir de kırmızı çılgın kamış hediye etti. Hapisaneden aldığım zarfın içinden çıkan muzu metronom'a takınca maymunun dikkati dağıldı ve benimle ilgilenmeye başladı. Bir an için çılgınca gelse de maymunu yanıma aldım. Bardan çıkıp tembel korsanların yanına gittim. Korsanlar hâlâ uyuyorlardı. Onlara bir ders vermek amacıyla yandan çarklının tahta bacağını bakkaldan aldığım eski ama iyi parlatılmış testereyle kestim. O uyanmadan ufak ufak kaçtım. Neden sonra onun feryatlarını duydum. Hemen bay Woodsmith'- in yanına koştum. Ama o orda yoktu. Herhalde tembel korsanların. yardımına koşmuştu. Ben bu fırsattan yararlanıp çekiç ve çivileri alıp çıktım. Burada yapılacak başka bir şey kalmadığıriçin Booty Island'a gittim. Burada yaşlı bir adam önünde bir top durduğu halde engin denizlere bakınıp duruyordu. Ben duran toplara çok iyi vurduğum için gidip adamla konuştum. Adamın adı Augustus DeWaat'tı. Bay DeWatt bana posta gemisini beklediğini söyledi (Anlaşılan epeyce uzun bir zamandır bekliyormuş... HAR HAR HAR). Yanımdaki gemi borusuyla bu yaşlı adamı pekala kandırabilirdim. Daha ilerde kocaman şapkalı bir kadın bildiri dağıtıp duruyordu. Meraklanıp yanına gittim.'' Elanie: ““Tabii, hiç şüphem yok!'' Guybrush: “Yanlış anladım hayatım, barmen bana ondan bahsetmişti. Onunu için merak ettim. Bana bir broşür verdi ve gemi kiralamak isteyip istemediğimi sordu. Ben aslında istiyordum, çünkü aldığım kitaplardan birinde batık bir geminin koordinatları vardı. Ve Dread bu koordinatlara gidemeyecek kadar korkaktı. Ancak gemi kiralamak 20 sekizlik parçası degil 6000 sekizlik parçasıydı. Bunu mutlaka bir yererden bulmalıydım. Bu arada eski dost Stan'a da uğradım, sefil korsan LeChuck'ın yumruğundan sonra baba mesleğinden biraz uzaklaşmış. Duvarda Scabb Island'daki eyrpt'ın anahtarını gördüm. Sonra ondan bana kullanılmış, ekonomik bir tabut göstermesini istedim. İş biraz azıtıp tabutun içine girince

KO A

bana sadece tabutu kapayıp bay Woodsmith'- ten aldığım çekiç ve çivileri tabutun üstünde kullandım. Burada daha fazla durmaya gerek görmedim ve anahtarı alıp dışarı çıktım. Biraz daha ilerde tükürük yarışması vardı. Ben de şansımı denemek istiyordum. Hemen tükürük ustası efendiye gittim ve ““Ben de yarışmak istiyorum'' dedim. Adam ilk önce adımı Öğrenmek istedi fakat ben sahte kimlik kullandım ve adımı Il. Abdülrezil olarak kaydettirdim. İlk denememde botlarımın ucu kirlendi ve ben umutsuzluğa kapıldım. Bay tükürük ustası sadece birinciye ödül verildiğini söyledi. Aklıma hemen hile yapmak gledi. İlk iş olarak dikkatleri başka bir tarafa çekmem gerekiyordu. Gemi borusunu çaldım. Bizim ihtiyar posta gemisinin en sonunda geldiğini sandı ve topu ateşledi. Herkes o yöne bakınca ben de bayrakların yerini değiştirdim ve birincinin bayrağını daha geriye aldım. Sonra boğazım kuruduğundan içkilerden birini içmeye karar verdim ancak tatları hiç iyi değildi. Ben de iki içkiyi karıştırdım. Yeni içki tükürüğümü bayağı kalınlaştırmıştı. Şansımı bir daha denemek istedim. İki kere tükürüğümü yeniledim ve yanaklarımı şişirdikten sonra tükürüğümü bir mermi gibi fırlattım. Yihouu! İşte şanlı (sahte) adımı tarihe bir kez daha yazdırdım. Tükürük ustası efendi bana bir plaket verdi. Bunun değeri eminim ki çok fazlaydı. Hemen gidip bakkala satmaya giriştim. Bakkal ilk başlarda almak istemese de üzerinde sefil korsan LeChuck'ı öldüren adamın tükürüğü olduğunu öğrenince 6.000 sekizlik parçası karşılığında satın almayı kabul etti. Ayrıca harita parçasını büyük bir hazine getirirsem değiş tokuş edebileceğini de söyledi. Bu parayla gidip Kaptan Capsize'ın gemisini kiraladım. Kitaptan aldığım koordinatları gösterip denize balıklama atladım. Nasıl olsa nefesimi suyun altında 10 dakika tutabiliyorum. Aşağı indiğimde batık bir gemiyle karşılaştım. Burada kayda değer tek şey bence geminin burnunda bulunan maymun kafasıydı. Oldukça ağır görünmesine rağmen suyun kaldırma kuvveti sayesinde onu rahatlıkla aldım ve müthiş paltomun boş kalan bin bir cebinden birine soktum. Sonra Kaptan Capsize'ın gemisinin demirine çıktım ve ipi çektim. O da beni yukarı çekti. Hemen bakkala gidip maymun kafasını verdim ve harita parçasını aldım. İşte ilk harita parçası elimdeydi. Özlediğim Kaptan Dread'ın gemisine gidip beni Scabb Island'a götürmesini istedim. Mezarlığa gidip Stan'den aldığım anahtarla mahzen-mezarlığın kapısını açtım. İçerde pekçok tabut vardı. Ancak iyi bir sebep bulamadan bunlardan hiçbirini açmak istemiyordum. Tek tek bütün tabutları inceledim. Hepsinin üstünde ilginç ilginç alıntılar vardı. Domuzdan aldığım kitapta da aynı şeyler yazılıydı. Artık bu tabutları açabilirdim. Birini açtım ve içinden kül çıktı. Bu küllerin birazını alıp Mojo'ya götürdüm. Voodoo tarif kitabının bende olması da isabet oldu, çünkü Mojo kendi kitabını kaybetmişti. O bana külleri canlandırıcak bir tuzluk yaptı. Artık aşçıyı canlandırabilecek ve ikinci parçayı da bulabilecektim. Hemen mahzen-mezara gittim ve küllerin üstüne tuz (Ash-2-Life TM) ektim. Aşçı elbiselerine kadar canlandı ve kendisine bir iyilik yapmam karşılığında haritayı bana verebileceğini söyledi (bütün adventure'larda olduğu gibi). Aşçı benden gidip mutfağındaki gazı kontrol etmemi söyledi. Anahtarı alıp doğru sahildeki ufak kulübeye gittim. Aşçı haklıymış. Gerçekten de gazı açık unutmuş. Gazı kapatıp geri döndüm. Sonra aşçıyı tekrar canlandırdım ve gazı kapattığımı söyledim. O da bana artık haritaya ihtiyacı olmadığını söyledi ve haritaya bana verdi. Böylelikle işin yarısını halletmiş oldum. Booty Island'a gidip kostümcüye girdim. Adam o kadar çok kostümü olmasına rağmen bana rarla bir tane bile vermiyordu. Ben de ona çarkıfelekçiden kazandığım davetiyeyi gösterdim. Sanırım o kadar çok itiraz etmeseydim iyi olurdu, çünkü bana çok güzel bir kostüm verdi. Her neyse bu da benim işimi görürdü. Kostümü alıp çıktım ve senin koruma görevline gerekli eşyaları gösterip geçtim. İlk olarak evin yanına gittim ve mutfağa girdim. Ancak aşçı beni pek iyi karşılamadı ve kovdu. Sonra aklıma seni bulmak geldi. Eve girdim fakat sen ortalıkta yoktun. Merdivenleri de öpüşen bir çift kapatmıştı. Dışarı çıktım ve evin etrafında dolaşmaya başladım. O sırada çöp bidonunun üstündeki tabelayı gördüm. Belki biraz gürültü çıkararak sana ulaşabilirdim. Ancak gürültü çıkararak sana değil sadece Nirvana'ya, aman pardon aşçıya ulaşabildim. Aşçının susacağı yoktu. Evin etrafında bir tur attıktan sonra mutfağa kendimi zor attım. Kovanın içinden bir balık alıp dışarı çıktım. Bu balık sayesinde balıkçı dostumuzun oltasına el koyabilecektim. Dışarı çıktım. Can sıkıcı aşçı hâlâ peşimdeydi. Artık alışmıştım. Ona takmadan içeri girdim ve ortalığı daha dikkatli olarak inceleyince üçüncü harita parçasının tabloda olduğunu gördüm. Kusura bakma, haritayı bir anda orada görünce gözüm döndü, seni unuttum ve haritayı alıp kaçmayı düşündüm. Akıllı köpeğin 'GÜYBRUSH' hemen haritanın kokusunu aldı ve yakalanmama sebep oldu. Sonra seninle olan konverzasyonu sen de biliyorsun. Bütün o güzel sözlerime rağmen benim için çok değerli olan harita parçasını camdan fırlatıp attın. Hemen aşağı koşup haritayı yakalamak istedim ancak tabiat ana benden güçlü çıktı. Harita rüzgarla birlikte taa uçuruma kadar sürüklendi. Hemen oraya gittim ancak onu ordan almam imkansız gibi görünüyordu. Sana geri döndüm ancak sen de ortalıkta yoktun. Bunun üzerine odandan küreğini aldım, çünkü sana çok kızmıştım. Ama bu kürek sonra bana çok yararlı oldu. Phatt Island'a gidip balığı iddiaya girdiğim balıkçıya gösterdim. Beni kandırmaya çalıştı ama beceremedi. Artık ödül kazanmış bir oltam vardı. Tam Booty Island'a dönerken duvarda asılı olan posterimi gördüm. Bu poster artık iyice sinirimi bozmaya başlamıştı. Onun üzerine kaptan Capsize'ın bana vermiş olduğu broşürü yapıştırdım. Artık masumum. Booty Island'a gitmek üzere yola koyuldum. Sonra uçuruma gidip haritayı ordan nasıl kurtarabileceğimi kara kara düşünmeye başladım. Tam O sırada aklıma balıkçıdan aldığım olta geldi. Onunla haritayı tam yakalamış yukarı çekerken bir tuş gelip haritayı aldı. Hadi üstüne pislese tamam da alıp götürmek de n'oluyor? Zaten haritayı sigortalamamıştım da 244-80- 80, 244-80-80, 244-80-80... Kuşun haritayı adanın öbür ucundaki büyük ağacın oraya götürdüğünü gördüm. Ben de hemen oraya gittim. Ancak ortalıkta herhangi bir kuş yoktu. Sadece büyük ağaçkakanların açtığı delikler vardı. Yalnız deliklerden birine bir kalas takılmıştı. Bende de senin odandan aldığım kürek vardı. Onu kalasın bulunduğu deliğin yanındaki deliğe taktım. Tam küreğin üstüne çıkmıştım ki kürek kırıldı ve ben de rüyalar alemine dal- Rüyamda annem ve babam bana geldiler. Beni çok özlediklerinden falan bahsettiler ancak ben düşmenin etkisiyle olacak ki olayları pek kavrayamadım. Sonra bana yardımda bulunacaklarını söylediler. Böyle karışık bir adventure da yardımı kim istemez. Ancak bunu şarkı şeklinde vereceklerini söylediler. Sonra rüya bu ya iskelete dönüşüp dansetmeye başladılar. Doğrusu dansları çok güzeldi. Ben bile bir ara etkisinde kalıp dansetmeye başladım. Sonradan aklıma geldi ve söylediklerini yazmaya Kol kemiği şuraya bağlı, şurası buraya bağlı, burası da oraya bağlı falan filan. Doğrusu o anda pek bir şey çakamamıştım. Tam dans biterken annemle babam koşuşturup ekranın sağından kayboldular. Ben ne olduğunu anlamamıştım. Beni tekrar terkettiler sandım. Fakat biri beni terketmiş ve başka birisi de bulmuştu. Beni bulanın beni bulmamış olmasını dilerdim, çünkü beni bulan sefil korsan LeChuck'tı. Rüyam bir kabusa dönüşmüştü. Çok korkmuştum. Ben LeChuck'ın ölü olduğunu sanıyordum. Oysa o bana kendisinin sadece ruhunu yok ettiğimi söyledi. Sonra benim eski halimi aldı ve üstüme root bear sıktı. O anda uyanmışım. Pek hoş bir rüya değildi ama işin ilginç tarafı rüyamda yazdığım şeyler gerçekte de yazılıydı. Annemle babamın söylediği şeyleri Largo'- nun tükürdüğü kağıdın üstüne yazmışım. Hemen kırılan küreği aldım ve Scabb Island'daki bay Woodsmith'e götürdüm. Sağ olsun benim için hemen tamir ediverdi. Eskisinden daha sağlam olmuştu. Booty Island'daki büyük ağaca geri döndüm ve küreği eski yerine taktım, sonra üstüne çıktım. Yanımda duran takozu aldım ve öteki taraftaki deliğe taktım. Takozun üstüne çıktım ve küreği alıp diğer deliğe taktım. Hep böyle devam ederek ağacın üst dallarına çıktım. Burada bir ev vardı. Ayrıca yukarda bir tane teleskop vardı. Teleskopu aldım ve evden içeri girdiğimde benim haritayı çalan kuşun binlerce harita üzerinde tepinip durduğunu gördüm. Bu kadar harita arasında doğru haritayı nasıl bulacaktım. Hemen senin konağına dönüp köpeğini PICK UP diyerek aldım. Sonra geri döndüm ve GUYBRUSH'ı harita yığınının içine attım. Zeki bir köpek olan GUYB-RUSH haritayı buldu (adından belli). Haritayı aldım. Geriye sadece bir harita parçası kalmıştı. Bütün bu üç ada içinde gitmediğim tek bir yer kalmıştı. Herhalde son parça da ordaydı. emen Phatt İsland'a gittim. Hapisaneye gittiğimde kaptan Capsize'ın orada olduğunu gördüm. Orda duran zarfı aldım ve içindeki near-grog şişesini çıkardım. Sonra bana olan yararlılıklarından dolayı Capsize'ı da yanımdaki anahtarla serbest bıraktım. Şimdi adadaki şelaleye gittim. Şelalenin üstüne doğru giden bir yol ilgimi çekti. Yolda bir su pompası vardı. Gerçi bir maymuncuğum yoktu ama en azından bir maymunum vardı. O da aynı işi gördü. Artık şelaleden su akmıyordu ve orada yeni keşfedilmiş bir delik buldum. Bu delik beni adanın yanındaki adacığa götürdü. Burada ufak bir kulübe vardı. Kapıyı açıp içeri girdim. İçerde beni burnu içmekten kıpkırmızı olmuş bir emekli korsan karşıladı. Benim haritanın peşinde olduğumu anlaması fazla uzun sürmedi. Beni bir yarışmaya davet etti: İç ki Yarışması. Bu yarışmayı 18'inin üstünde olanlar bilirler. İki taraf aynı anda içki İçmeye başlar ve ilk önce sızan oyunu kaybeder. Fakat hilenin yasak olduğu gibi bir şey söz konusu değil. Ben de bundan yararlandım. Emekli korsan içeri grog almaya gittiği sırada bakkaldam aldığım aynayı boş ayna çerçevesinin içine koydum. Sonra emekli korsan gelip benim grog'umu masanın üstüne bıraktı ve kendisine de bir tane almak üzere geri döndü. Ben, o yokken grog'u ağacın saksısına boşalttım ve Capsize'dan aldığım neargrog'u mug'a döktüm. Evet! Artık yarışmaya hazırım. Ben (near) grog'umu bir güzel içtim ve bana hiçbir şey olmadı. Ancak sayın emekli korsan beyefendi o kadar dayanıkı değildi ve bir mug (real) grog'dan sonra devrildi. Şimdi kapının yanındaki pencereyi açtım ve dışarı çıktım. Evin karşısında bir heykel elini kaldırmış duruyordu. Eline teleskopu koydum. Teleskoptan çıkan ışık hüzmesi açık pencereden geçti, aynadan yansıdı ve bir tuğlanın üstünde kaldı. Hemen gidip o tuğlayı ittim. Altımdaki kapı açıldı ve ben içeri düştüm. İçerde banyo yaparken ölmüş bir adamın iskeleti vardı. Kuru haritayı iskelenin eliyle beraber aldım. Sonra Scabb Island'a geri döndüm. Artık haritanın bütün parçaları da tamamlanmıştı ancak hâlâ bu haritadan bir şey anlamıyordum. En iyisi haritacı Wally'e gidip bu haritaları birleştirtmekti. Onun gözlüğünü aldığımı çok çabuk unutmuştum. Wally gözlüksüz hiçbir şey göremiyordu. Ben de ona Phatt Island library'den aldığım merceği verdim. Onunla idare edebileceğini söyledi. Ona haritanın parçalarını verince bana, o haritayı tamamlayıncaya kadar gidip Mojo'nun kendisi için hazırladığı aşk iksirini almamı söyledi. Heyecanla Mojo'- nun yolunu tuttum. Tam Mojo'dan iksiri alırken Mojo'ya, Wally'nin başının belada olduğu malum oldu. Ben haritalara bir şey olmamış olmasını dua ederek hemen Wally'nin evine gittim. Ancak çok geç kalmıştım, sefil korsan LeChuck masanın üstüne bir not kazımıştı ve Wally'nin haritayla birlikte elinde olduğunu söylüyordu. Ben moral bozukluğu ile adada dolaşırken birden gözüme bir sandik İlişti. Sandığın üstünde LeChuck'a gideceği yazı- “yordu. Hemen sandığın içine girdim. Beş gün boyunca hayatta kalabilmek için ne bulduysam yemek zorunda kaldım. Sonunda tanıdık bir ses duydum. Bu sesin kaynağı magandalar kralı Largo LaGrande'ydi. Ortalık sakinleştikten sonra sandıktan çıktım. Sağdaki yoldan gittim ve büyük bir kalenin içinde olduğumu farkettim. Ortalıkta pekçok tabela ancak sadece üç yol vardı. Korsanlık içgüdülerime uyarak sağdaki yolu seçtim ve zindana geldim. Evet, eski dost Wally oradaydı. Onu biraz sakinleştirdikten sonra anahtarı bulacağıma dair onu kandırıp kaderiyle baş başa bıraktım. Sonra geri dönüp diğer yola girdim. Burda pekçok iskelet kemiklerinden oluşmuş heykeller vardı. Bunların annemle babamın bana bahsettikleri şeyler olduğunu anladım. Biraz inceledikten sonra bunların itilince arkalarında gizli bir geçit açıldığını farkettim. Mesela ebeveynlerim bana şu sözleri söylemişlerse: THE HİP BONE IS CONNECTED TO THE RIB BONE, TE RIB BONE IS CONNECTED TO THE ARM BONE, THE ARM BONE 1S CONNECTED TO THE HE-AD BONE Ben üzerinde sırasıyla kalça, göğüs ve kol kemikleri olan bir heykel aradım ve onu itip içinden geçtim. Sırada diğer kıta vardı. En sonunda sefil korsan LeChuck'ın saklandığı yeri buldum. Burada ise daha önce hiçbir adventure'dan karşılaşmadığım şekilde kilitli olan bir kapı vardı. Mutlaka bir oyun olmalıydı. şöyle bir itince içinde ufak bir kapı daha açıldı. Açılan kapıdan içeri girdim. İçerde zindanın anahtarını gördüm ve hemen atladım. Ancak anahtara dokunur dokunmaz bir kafes üzerime kapandı. Sefil korsan LeChuck gene ortaya çıkmıştı. Bu sefer niyeti bayağı kötüydü. Beni ve Wally'i ellerimizden asılı olarak bir düzeneğe koydu. Bu düzenek şöyle çalışıyordu: Mum ipi yakıyor ve ipin ucunu asıl olan ağırlık körüğün üstüne düşüyor ve tek bir mermi fırlatmasını sağlıyor. Bu mermi iki kalkandan sektikten sonra yanımdaki yeşil balonu patlatıyor ve bizi tutan ipin bağlı olduğu çarkı serbest bırakıyor. Bu sayede Wally ve beni sefil korsan LeChuck'ın sandalyesi olmaya mahkumduk. Çaresizce Wally'le konuşmaya başladım. Ancak Wally'nin de pek bir fikri yoktu. İş yine başa düşmüştü. Adımı (sahte) tarihe yazdıran tükürüğüm bu sefer de hayatımı kurtaracaktı galiba. Çılgın kamışla bir yudum yeşil sıvıdan aldım. Sonra balonun yanındaki kalkana tükürdüm. İlk seferde başarılı olmayıpa Wally'i kızdırsam da sonunda başarılı oldum ve mum söndü. Bir süre sonra kendimi zifiri karanlıkta buldum. Wally de nerde olduğumuzu bilmiyordu. Çaresizce cebimdekileri araştırmaya başladım. Birden Mojo'dan aldığım torbanın içinde aşk bombasını yakmak için gerekli olan kibritleri buldum. Birini yakınca nerede olduğumu anladım... CEPHANELİKTE. Aksilik bu ya, kibrit birden elimi yaktı ve ben de onu refleks olarak attım... Uzun bir uçuş... Hey Elanie! Hikayem bitmek üzere ama bu ip de incelmeye başladı. Adaya yumuşak iniş yaptıktan sonra indiğim adanın Big Whoop hazinesinin bulunduğu ada olduğunu anladım. Eski dostum Herman Toothroot'u gördüm. Yi-

“ne kendine ıssız bir ada bulmuştu. Onunla sohbet ettikten sonra kumsalda bulunan şişeyi, levye'yi ve bardağı aldım. Bardağa okyanus suyu doldurdum ve ormana daldım. İlk önce sola döndüm ve ilerledim. Bir ağacın dalina asılmış bir torba vardı ama çok yüksekte olduğundan ona erişemiyordu. Şişeyi levyeyle kırdıktan sonra torbayı kırık şişeyle kestim ve içindekilerin yere düşmesirti sağladım. Yerdeki kuru bisküit kutusuyu ancak ilk önce bisküitleri ıslatmak gerekiyordu. Sahile geri döndüm ve Herman'ın su arıtma tesisinde bardaktaki suyu tuzundan arındırdım. Bisküitleri biraz sulandırdım ve yenilebilecek hale getirdim. Sonra ordaki varillerde bir tane biskült daha buldum. Bisküitlerden bir tanesini papağana verdim. O bana ne yöne gitmem gerektiğini söyledi. Yoldaki sandığın üstünden ipi aldım. Çivilenerek kapatılmış sandığı levye ile açtım ve içinden dinamitleri aldım. Papağana her seferinde bir tane biskül vererek beni hazineye götürmesini sağladım. 'X” işaretini baba yadigari küreğimle kazmaya başladım. Ancak bir süre sonra sert bir maddeye çarptım. Dinamiti yakıp kazdığım çukurun içine koydum. Fitil kısa olduğundan kaçmaya fırsat bulamadan dinamit patladı. Buradan kurtulmak için meslektaş Indiana Jones'un metodunu uygulayarak levye'yi ipe bağladım ve yukardaki demir parçalarına salladım. Hazineyi kurtardım ama halimi sen de görüyorsun. İşte hikayem bu kadar. Haydi Burada kahramanımızın tutunduğu ip kopuyor ve uzun bir düşüş sürecinden sonra yere ulaşıyor. Aşağıda onu bekleyen sürpriz bir kahraman var. Örümcek adam değil, tabii ki sefil korsan LeChuck. LeChuck bizim voodoo bebeğimizi yapmış. Ancak bu bizim bildiklerimizden biraz farklı. LeChuck bizi bu bebekle başka bir dünyaya ışınlamayı planlıyor. Bu arada bizim kardeş olduğumuzu iddia ediyor. Ancak voodoo bebeği pek başarılı değil çünkü bizi sadece yandaki odaya ışınlamayı becerebiliyor. O bizi buluncaya kadar serbestiz. Etrafı dolaşın ve ilk yardım odasına gidin. Burada göreceğiniz iskeletler sizin ailenize ait. Babanızın kafasını alın ve Mojo'dan aldığınız çantanın içine koyun. Sonra çöp kutusundan şırıngayı alın. Çekmecelerden cerrah eldivenlerini alın ve dışarı çıkın, sefil korsan LeChuck sizi ışınlamaya geldiği anda mendili ona verin. Burnunu siliyor ve mendili size geri veriyor. Sonra depo'ya gidin ve açabildiğiniz bütün kutuları açın ve içindekilerden bir tane alın. Almanız gereken şeyler şunlar: bir bebek, bir şişe grog ve bir tane LeChuck geldiğinde birayı onun üstüne sıkın, bir işe yaramadığını göreceksiniz. Şimdi balonu ve cerrah eldivenlerini diğer odadaki helium tankıyla doldurun. Sonra eski anılarınızın bulunduğu grog makinesinin coin return'üne USE deyin. Bir tane jeton düşecektir. LeChuck'ın bu odaya gelmesini bekleyin. Gelince eğilip parayı alacaktır. O size dönmeden donunu yürütün. Şimdi donu ve kutudan aldığınız bebeği Mojo'nun çantasına koyun. Sonra asansöre gidip çağır düğmesine basın. Kapılar açılınca içeri girin ve LeChuck'- un gelmesini bekleyin. LeChuck göründüğü anda kolu çekin. Asansör hareket ediyor ve bu gibi durumlarda geri çekilmesi gerektiğini bilmeyen LeChuck sakalını asansörün kapısına kaptırıyor. Yukarı çıkınca sakalı alın ve Mojo'nun çantasına koyun. Guybrush, Mojo'dan gördüğü kadarıyla sefil korsan le Chuck'ın voodoo bebeğini yapıyor. Şimdi asansörle aşağı inin. LeChuck göründüğü anda şırıngayı bebeğe saplayın, sefil korsan LeChuck korkup kaçıyor. Onu takip edin ve... Evet oyunumuz burada bitiyor. Geri kalan demoyu arkanıza yaslanıp zevkle izleyin ama yanınızda iyi İngilizce bilen birinin bulunmasında yarar var. Lucasfilm'e bize böyle bir adventure sunduğu için kendilerine bir daha teşekkür ediyoruz. Biz Apache and Drummer olarak Lucasfilm'in yeni bir adventure çıkarmasını şimdiden merakla bekliyor ve yeniden buluşmak üzere hoşçakalın diyoruz.

Talk to Pull JI