Commodore Amiga sayı 8, sayfa 22
Sayfanın metni

Sayfa 22

Largo'nun gözlerini yuvalarından uğrattım. Paramı malesef geri alamadım çünkü hepsini yemişti. Bu arada Largo'nun sefil korsan LeChuck'ın sağ kolu olduğunu unutarak LeChuck'ı ben öldürdüğümü söyledim. Largo buna inanmayınca ben de ona LeChuck'ın sakalından bir parça gösterdim. Largo onu hemen aldı ve kaçtı. Ben soluğu Mojo'da aldım ve o da bana sefil korsan LeChuck'ın yeniden yaratılabileceğini söyledi. İşte şimdi işler sarpa sarmıştı. Mojo bana ayrıca eğer hazineyi bulabilirsem sefil korsan LeChuck'ı da halledebileceğimi söyledi. Hemen bir gemi bulup bu adadan ayrılmalı ve hazine haritasını bulmalıydım. Kendilerine hikaye anlatmamı isteyen arkadaşlarıma döndüm ve onlara nereden gemi kiralayabileceğimi sordum. Onlar bana adanın öbür ucunda Kaptan Dread'den gemi kiralayabileceğimi söylediler. Hemen oraya gittim. Kaptan, Largo'nun gitmesinden dolayı mutlu görünüyordu. Ancak ona yön veren uğrunu kaybetmişti ve onsuz yola çıkmak istemiyordu. Bunun üzerine ona Wally'nin monokl'unu verdim. Kaptan Dread bana bununla idare edebileceğini söyledi. Artık tek eksiğim pâdâraymış. En iyisi şu sevmediğim aşçıdan kurtulup onun işine el koymaktı. Tembel korsanlar bana farelerinin peynire olan dayanılmaz zaafından bahsetmişlerdi. Fareye hemen bir tuzak hazırladım (Tarif: Malzemeler: Bir adet büyük kutu, peynirli bilimum yem, ip, sopa. Öncelikle büyük kutunun kapağı açılır, sopa kapağa tutturulmak suretiyle kutunun kapanması önlenir. Kutunun içine peynirli yem konur. Sopa bir iple bağlanıp saklanılır). Fare kutudaki yemi yemeye başlayınca ipi çekerek fareyi yakaladım, kutuyu açıp fareyi aldım. Sonra pencereden mutfağa girdim ve fareyi tencerenin içine attım. Bara gidip barmenden yemek istedim. Barmen kendisi de acıkmış olacak ki bana vermeden önce gidip yemeği kendisi tatmak istedi. Tencerenin içinden yemek yerine fare çıkınca barmen aşçının işine son verme gereğini hissetti. Ama yemeksiz bir bar hörgüçsüz bir deveye benzerdi. Bunu bilen barmen bana aşçılık teklif etti. Paraya ihtiyacım olduğundan çaresiz olarak teklifini kabul ettim. Tekrar pencereden çıktım ve zengin biri olarak kapdan Dread'in gemisine gittim. Ordan papağan yemi kutusunu aldım. Kaptan bana kolay okunan haritadan verdi ve nereye gitmek istediğimi sordu. Seni görmek istediğim için hemen Booty İsland'a gittim. Sağolsun kaptan Dread en kısa yolu seçip beni hemen sana ulaştırdı(!). Doğruca senin konağına gittim. Ancak beni yolda sefil korsan LeChuck kostümü giymiş koruman durdurdu. Kostümsüz ve davetiyesiz içeri girilmiyormuş. Hemen geri döndüm ve kostümcüye gittim, fakat bana bütün yalvarmalarıma karşı bir tek kostüm bile vermedi. Sebep olarak da davetiyesiz kişilere kostüm veremeyeceğini, kostümlerin sayılı olduğunu söyledi. Ayrıca bana davetiyeyi Phatt Island'- daki çarkıfelekçiden alabileceğimi söyledi. Phatt Island'a gitmeden önce etrafı bir dolaşayım dedim. İskelenin yanındaki bakkala gittim ve biraz alışveriş yapayım dedim. Bir de ne göreyim, orada, masanın üzerinde haritanın bir parçası vardı. Hiç ilgilenmiyormuş gibi görünüp haritayı ucuza kapataya çalıştım, ancak umduğumdan biraz daha pahalı çıktı. Burada işime yarayacak pekçok şey var. İlk önce papağanın yanındaki uyarı tabelasını almak istedim. ilk başta biraz çekingen davranan satıcı sonra fikrini değiştirdi ve tabelayı bana sattı. Tabelanın kancasına gemiden aldığım papağan yem torbasını astım. Torbanın üstündeki resimden etkilenen papağan resme doğru gitti. Artık aynayı da satın alabilirim. Ayrıca gemi borusu, eski ama iyi parlatılmış testere felan aldım. Cimri olduğumdan hepsini almamayı tercih ettim. Sonra senin adandan ayrılıp çarkıfelekçinin bulunduğu Phatt Island'a gittim. Daha adaya ayak basar basmaz adanın şerifi beni duvardaki resimden teşhis etti ve valinin yanına götürdü. Bende dünyanın en şişman adamını Pavarotti sanırdım. Adam bir yandan yemek yiyor bir yandan da benimle konuşuyor. Yanıbaşındaki alarm sayesinde yemek saatinin geldiğini anlıyor ve günde yaklaşık olarak 300 öğün yemek yiyor. O koca domuz beni kodese gönderdi ve sefil korsan

LeChuck'ın beni gelip alması için beklemek zorunda kaldım. Tabii ki kalmadım. Hücrenin anahtarı bekçi köpeğinin ağzındaydı... Bir köpeğin en çok sevdiği şey nedir? Fleminyon'dur. İkinci olarak da “az pişmiş bir kemik'. Yandaki hücrede uzun süre önce ölmüş bir zatı muhterem yatıyordu. Meftanın kemiklerinden birine elimle yetişemedim. Kuştüyü yatağımın altında bir sopa vardı. Onu kullanarak rahatça kemiği aldım. Köpek anahtar yerine kemikle meşgul olmayı tercih etti ve anahtarla kemiği değiş tokuş ettim. Dışarı çıkmadan önce içinde inventory'im olan zarfı almayı unutmadım. O zaraftan başka bir zarf daha vardı. Onun içinde bir laterna ve muz vardı. Sonra ara sokaktaki seyyar çarkıfelekçiye gidip oyun oynayan adamı seyrettim. Adam doğrusu çok şanslıydı. Bu şansın kaynağını merak edip adamı takip ettim. Adam başka bir sokak arasına girdi. Tabii ben de hemen arkasından. Adam kapıyı çaldı ve bir sonraki şanslı numarayı sordu. İçerden kocaman bir el çıktı ve adama bir şifre sordu. Üstün zekam sayesinde elin ilk gösterdiği sayının şifreye tekavül ettiğine kanaat getirdim. Aynı şekilde ben de kapıyı çaldım. Adam beni tanımadığı için ilk önce ne istediğimi sordu. Ondan bir sonraki şanslı numarayı söylemesini isteyince yine emin olamayıp üç kere arka arkaya doğru şifreyi söylememi istedi. Pöh! Bundan kolay ne olabilir ki? En sonunda adamı inandırabildim ve adam bana şanslı numarayı söyledi. Çarkıfelekçiye geri döndüm ve diğer adam şansını denedikten sonra ben de bir oynadım. Feleğin sillesini tatmadan iki kelimeden oluşan yer adını bildim ve sirke bir davetiye kazandım. İkinci turda atasözünü doğru bilerek bol miktarda para kazandım. Üçüncü ve son turda çarkımız hızla döndü ve kazandırmaya devam etti. Bu sefer bana gereken şeyi aldım: Senin partine bir davetiye. Evet birçok hediyeler aldım fakat çarkıfelek ertesi gün kazandırmaya devem etmedi ve T.T. bir anda ortalıktan kayboldu. Sonra kütüphanenin kapısını açıp içeri girdim. Kütüphane memuresi beni sık sık sessiz olmam konusunda uyardı. Kataloğun karşısında duran model feneri açıp içinden merceği aldım. Sonra memureye gidip kütüphaneye üye olmak istediğimi belirttim. Bayan benimle ilgili kişisel bilgileri alıp bana bir geçici üyelik kartı tahsis etti. Artık her seferinde en fazla dört tane olmak üzere istediğim kitabı alabilecektim. Hemen kataloğa saldırdım ve şu iki kitabı seçtim: Ship Wrecks ve Reciepes for voodoos. Kütüphaneden dışarı çıkıp valinin konağına gittim. İçimde ona karşı büyük bir nefret vardı. Merdivenin başında bekleyen şerifi mutfaklarında yangın çıktığı yalanıyla kandırıp merdivenin başından uzaklaştırdım. Sonra içeriye girdim. Sevgili domuzumuz uyuyordu. Ona olan nefretim o kadar büyümüştü ki domuzun kucağındaki kitabı Mojo'nun bana verdiği kitapla değiştirdim. Bu pis yerden hiç hoşlanmadım ve hemen dışarı çıktım. İskelede bir adam balik avlıyordu. Adamın tipi bana hiç hoş gelmedi. Bence biraz fazla atıyordu (her avcı gibi). En sonunda onunla bir iddiaya girdik. Eğer ben ondan daha büyük bir balık yakalarsam o bana ödül almış oltasını verecekti. Eğer o benden daha büyük bir balık yakalarsa ben onun yakaladığı balığı yemek zorunda kalacaktım. Hem de çiğ çiğ. Kaptan Dread'in gemisiyle Scabb İsland'a döndüm. Artık kimliğim vardı ve istediğim derecede alkollü içkiyi içebilirdim. Barmen yeni birini piyanist olarak işe almıştı. Haaa! Bu arada ben de işten kovuldum. Maymun benin de ilgimi çekmişti, ama ilk önce mavi ve sarı içkilerden birer bardak aldım. Barmen bunların yanında bir de kırmızı çılgın kamış hediye etti. Hapisaneden aldığım zarfın içinden çıkan muzu metronom'a takınca maymunun dikkati dağıldı ve benimle ilgilenmeye başladı. Bir an için çılgınca gelse de maymunu yanıma aldım. Bardan çıkıp tembel korsanların yanına gittim. Korsanlar hâlâ uyuyorlardı. Onlara bir ders vermek amacıyla yandan çarklının tahta bacağını bakkaldan aldığım eski ama iyi parlatılmış testereyle kestim. O uyanmadan ufak ufak kaçtım. Neden sonra onun feryatlarını duydum. Hemen bay Woodsmith'- in yanına koştum. Ama o orda yoktu. Herhalde tembel korsanların. yardımına koşmuştu. Ben bu fırsattan yararlanıp çekiç ve çivileri alıp çıktım. Burada yapılacak başka bir şey kalmadığıriçin Booty Island'a gittim. Burada yaşlı bir adam önünde bir top durduğu halde engin denizlere bakınıp duruyordu. Ben duran toplara çok iyi vurduğum için gidip adamla konuştum. Adamın adı Augustus DeWaat'tı. Bay DeWatt bana posta gemisini beklediğini söyledi (Anlaşılan epeyce uzun bir zamandır bekliyormuş... HAR HAR HAR). Yanımdaki gemi borusuyla bu yaşlı adamı pekala kandırabilirdim. Daha ilerde kocaman şapkalı bir kadın bildiri dağıtıp duruyordu. Meraklanıp yanına gittim.'' Elanie: ““Tabii, hiç şüphem yok!'' Guybrush: “Yanlış anladım hayatım, barmen bana ondan bahsetmişti. Onunu için merak ettim. Bana bir broşür verdi ve gemi kiralamak isteyip istemediğimi sordu. Ben aslında istiyordum, çünkü aldığım kitaplardan birinde batık bir geminin koordinatları vardı. Ve Dread bu koordinatlara gidemeyecek kadar korkaktı. Ancak gemi kiralamak 20 sekizlik parçası degil 6000 sekizlik parçasıydı. Bunu mutlaka bir yererden bulmalıydım. Bu arada eski dost Stan'a da uğradım, sefil korsan LeChuck'ın yumruğundan sonra baba mesleğinden biraz uzaklaşmış. Duvarda Scabb Island'daki eyrpt'ın anahtarını gördüm. Sonra ondan bana kullanılmış, ekonomik bir tabut göstermesini istedim. İş biraz azıtıp tabutun içine girince

Klavyeyle gezinmek için ← ve → tuşları.