MEKTUP
Retro bilgisayar* Şimdi Zebani, girişi fazla okumaman konusunda seni bir uyarayım baştan. Pek ipe sapa gelir şeyler yazmayacağım sanırım. Fakat hakikaten cevaplarını öyle ya da böyle almak istediğim sorularım var. Bir bakıver be! Sana zahmet. Pol: Fazla okuyacağım bir giriş yapsan tamam dediğini anlayacağım. İpe sapa gelmeyen şeyler yazmamak için ipe sapa gelmez bir giriş yapmışsın anlamadım dediğimi :)). Sana şimdi hakikati içeren cevaplar vereceğim ve bundan sonra girişlerin içerdiği kelime sayısı kadar giriş yapacağım bende (acayip konu bağladım ama neyse) 1- Başka zaman başka platform diyip duruyorsun, abi bu neden OverDose olmasın? Gayet güzel bir ortam, en azından light konularda :). Yani hiç olmazsa web sitesinde böyle bir olaya girilemez mi? Misal şu kadın-erkek muhabbeti bayağı bir tatlıydı :). Hatta misal şöyle bir konu tartışalım bak: “Metal müzik insanların psikopatolojik dürtülerini açığa çıkarmakta kullandıkları en tehlikeli yöntemlerden biridir.” Nasıl? he he :) Pol: O meşhur Overdose atasözünün anlatmak istediği tik, şey tam olarak şu: “Bak abicim bu konu veya konular çok çetrefilli zaten burada tartışmanın ve polemik yapmanın hiçbir anlamı yok. Mümkünse bunu başka yerde veya başka zamanda konuşalım. Ha bak konuşmasak da olur. Zaten sayfa sayısı da az. Elini çek!". |Biraz ağır mı oldu ne? :)). Ama web sitesinde böyle bir şey olabilir. Kafanda detaylar varsa MEG ve sidikli Altuğ'a bir maille bildir. Şifre sorarlarsa “başlarım | şifrenize" de. Bu arada son söylediğin şey ki için ne zaman ne de... 2- Fırsat vermek nasıl bir duygu? Pol: Zaman, koşullar ve platforma göre Vİ değişir (rezilim tamam!) Ancak bunun ne ile ilgili
Maili Türkçe karakterlerle yazmayan, chat ağzı kullanıp bir de üstüne Wordpad'de “rtf” kaydetmeden gönderen okuyucu olduğu önemli. Mesela bak sana fırsat vermenin acı sonuçları olacağına dair bir örnek vereyim: Gameshow'a bir fırsat daha verelim dedik, eski günlerimizdeki olalım, eğlenelim vs. vs. dedik, tekrar açtık ve işte sonuç ortada. Ühüh, mendilin var mı? Ayrıca verdiğimiz fırsatlardan çok ayağımıza gelen fırsatlar da var ki onları hiç anlatmayayım istersen, sonuç ortada (bak şimdi yaa) Köy içindekiler sayfası saçmalamış? Sağı solu birbirine girmiş ne ki bu' Pol: Sana 3 seçenek sunuyorum: 1- Matbaa 2-Matbaa'dakiler 3- Matbaa'cılar 4- Kusmuğun size attığı mailleri her ay sansürlemeden bana forward edebilir misiniz? Adam ne yazıyor o kadar merak ettim şimdi. Hislerimize tercüman oluyor :). Pol: Kusmuk aslında yazısının son halini gönderiyor. Ben ona bazen killik yapıyorum, mesela bak bir mail diyaloğumuz aynen şöyle |sansürsüz|: Kusmuk: “Al lan yazıyı, sok bir tarafına, bıktım artık sizden” Pol: “Hıyar kusucu, bu yazı olmamış Türkçe karakterler görünmüyor ve hatalı yazının sonu yok adam gibi gönder şunu öküz” (burda onu uyuz etmek için yalan söylüyorum) Kusmuk: “Eese, elinin körü, ebenin körü, bok yiyin be. Yazmıyorum lan. Sıçarım yazınıza da derginize de"... İşte kusmuk böyle bir adam ama beni güldürüyor (daha neler var, buraya basarsam önümüzdeki ay çıkamayız!). 5- Amerika patladı yorumun nedir? Pol: Bu konuda şimdilik bir yorum yapmaktan kaçınıyorum. Ayrıca yetkim yok (o ne be?) Kısa ve öz olmasına dikkat ettim ki sen fazla zahmete girme (ne oluyor bana ya? Melemeye başlayacağım şimdi :). Aklımda daha da soru var ama bir dahaki maillere de soracak bir şeyler kalsın, ne dersin? Bu arada Overdose'u okurken mail atan arkadaşların isimlerine baktığımda sık sık “ulan ben bu adı bir yerlerden hatırlıyorum ama" der oldum, ya hakikaten okuyucu sayınız bu kadar az mı? Ya da hakikaten katılımcı arkadaşlar bu kadar az mı? Ya da hakikaten her ikisi de mi? Ya da hakikaten bitiriyorum. Murat Nokay muratnokay@yahoo.com Pol: Evet bu ay beni hiç zahmete sokmayan 100000'lerce arkadaştan | birisin (sayıyı takmayın). Herkes kendi mektubunu biçmiş budamış. Bana — | da yapacak bir şey kalmamış. Sevindirici bir durum ama üzülmedim de | değil. Ne güzel oluyordu şöyle paragrafı seçip “Del”e basıp silmek (ohaa, ayıp bunu söyleme bari). Okuyucu sayımız maalesef azaldı ama aynı isimlerin olması azalma ile alakalı değil. Çoğu arkadaş mail yazmanın ya da katılımcı olmanın yararsızlığına inanıyor (Haklılar). Bazıları uzaktan takip etmeyi seviyor (Onlar da haklılar). Bazıları ise sadece hal hatır mailleri atıyorlar ve dergiye basılsın gibi bir dertleri yok bunlar da haklılar :)). Neyse son olarak mail, wordpad, rtf, Türkçe karakter, imla kuralları... (bu sefer ben haklıyım ama!)
SELAM ASİL ZEBANİ Polat, bu işler nasıl gidecek? Bunu söylediğim her zaman aklıma gelen tek şey eski günlerim, oyunların zevk verdiği, hayat şartlarının bu kadar kasvetli yaşanmadığı insanların bu kadar duvar (7) olmadığı zamanlar... Kısacası
OVER
mail/hikaye/mavra/soru/cevap yani esas Hısım başlıyor bir de Overdose'dan ayır içerletmeyin.
a adığı tli va
"oyunların
zevk verdiği, hayat şartlarının bu kadar zaman tadında olmadığı zamanlardı o günler. O günleri gerçekten çok özledim. Canımın sıkıntısı bir kat daha artarken sorularıma geçmek istiyorum (nasıl olacaksa) hayırlısıyla. Polat bu arada geçmiş doğum günün de kutlu olsun, mutlu ve başarılı yıllar geçirmen dileğiyle. Pol: Karamsarlığın ile şurada 2 dakikalık sahte plastikten yapılma bir neşem vardı onu da aldın bravo sana Aycan, hatta bütün tadımı aldın, yedin bitirdin şaka). Aslında haklısın. O zamanların kıymetini bilemedik ama. O güzel zamanlar elimizden akıp giderken de mutsuzduk. (kendi adıma konuşuyorum çoğul eklerini umursamayın). En azından mutsuz derken hep lüks sorunlar nedeniyle saçma sapan dertlerimiz olurdu ama çok da kafaya takmazdık. Şimdiye bakıp geçmişi sevmek için ne kadar çok nedenimiz var. Şimdiki zaman o kadar berbat bir seyir izliyor ki, insana kendini kötü hissettirecek her şey mevcut. Kim böyle berbat bir gerçeklikte yaşamak ister ki. O yüzden geçmişe bakıp özlem duyuyoruz. Her şeyin bir değeri olduğu zamanlara kadeh kaldıralım yoldaşlar ne oluyor polat, saçmalama :)J. Doğum günümü kutladığın için teşekkür ederim. Ne zamandı? Hatırlamıyorum da :) 1-Crusader:No Remorse ve Crusader:No Regret, oyunlarını hatırlıyor musun? İşte o günlerdi beni bilgisayar başına çivileyen zamanlar. Bu iki seriyi de oynayıp bitirdim ve şu ana kadar bu serinin verdiği hazzı bana verebilen tek oyun Baldur's Gate diyebilirim. Bu oyun hakkında senin fikirlerin neler olmuştu? Neverwinter Nights ne zaman gelir? Baldur's Gate oyununa (Throne of Bhaal dışında) yeni bir eklenti veya yeni bir oyun çıkar mı? Throne of Bhaal'da bitti (ne kazık bir eklenti olmuş anlatamam). Pol: Her iki oyunu da hatırlıyorum. Kamer'in eski yerinde oynardık sürekli o zaman hep oynardık, dertsiz tasasız günler. Öyle bir geçti ki asla gelmez geri). Baldur's Gate iyi oyun hem de çok iyi oyun. Kamer'in yeni yerinde oynardık sürekli tamam tamam). Ancak Baldurs Gate 2 çok daha iyi. Birincisinin bazı gıcık bug'ları vardı. İnsanı çıldırtıyordu. Throne of Bhaal'ı henüz oynayamadım (eski oyunları oynuyorum da) ama bizim yazar denen ve artık D&D'nin 4. Setting'inde mutlak yer alması gereken korkunç canavarlar yeni eklentiyi pek tutmamışlar. Şimdi Baldur's Gate'in yeni versiyonu olan “Dark Alliance” çıkacak, ama Playstation 2'de. Haberlere göre Action Adventure olacakmış ve sırf Playstation'dakiler daha iyi oynasın diye |bu ne demek yaa!) hayvani movie'ler, efektler, canavarlar, kahramanlar koyacaklarmış. PC'ye gelir mi bilinmez (gelir). 2-Legacy Kain:Soul Reaver 2, Eidos'un sitesinde gördüğüm kadarı ile PC'ye çıktı. Bu sıcak haberi verdikten sonra beni hayatımda ikinci vuran oyunun da Soul Reaver olduğunu söylemek istiyorum (hatta söyledim bile). Acaba bu oyun ne zaman gelir diye sorsam Zeboş bu konuda ne söyler? (gerçekten ne dersin, bak merak ettim şimdi). Bu konuda ben derim ki Soul Reaver 2 şu anda Playstation 2'de zaten çıktı bunu ben demiyorum gavur diyor). Ama PC'ye Ekim ayı içinde bir tarih veriyorlar. Ben bu satırları yazdığımda oyun Pre-Order yapılıyordu. Sen bu satırları okuduğunda PC'ye çıkmış olabilir. Ama Türkiye'ye gelir mi? -Gelir. Gelirse ne zaman gelir? -Bilinmiyor. Ama orijinal olarak gelmeyeceği kesin |birisi Eidos'un distribütörlüğünü almadığı sürece). Param olsa orijinalini pre order yapardım açıkçası. Çünkü çok güzel oyun. 3-Polat sana bir önerim var. Gameshow 3 ayda bir ve cilt olarak mı çıksın, aynı zamanda Meg abimiz bulabildiği kadar cd toplasın ve dergimizle sıcak sipariş verilsin hmm ne dersin? (Zeboş beni duymuyor musun ne dersin dedim... Polat... Polattt...) Pol; Kulağımın dibinde bağırırsan bir daha atarım seni dışarı (Edebiyat hocamız derdi bunu. Sınıf güneyde kadın kuzeyde otururdu ve bu kulağımın dibi derdi. Komik kadındı ve 300 yaşındaydı). Cilt konusu tamamıyla MEG'in ellerinde, Aslında sen ona bu fikri danışsan ne güzel olur. Şifre sorarsa “şişko patates” dersin. Kulağa mantıklı geliyor. 4-Polat farkında mısın uzun zamandır oyun önerisi sorulmuyor. Polat bana şöyle kanlı canlı Baldur's Gate ayarında bir kaç oyun önerir misin? (Zeboş beni yine duymuyorsun sanırım) Pol: Duymuyorum gerçekten de. (Planescape Torment, Vampire The Masquerade, Baldur's Gate, eheh| 5- Şu ana kadar bu gönderdiğimle beraber 4. mektup (?) (e-mail). Ama sen 1.si elime ulaşmadı dedin, okey. 2.'sini yayınladın (ZEBOŞ BU MEKTUBU DA mektup). Peki neden 3. mektubumu yayınlamadın sadece merak ettiğim için soruyorum Zeb, yanlış anlama (sanırım chat ağzı ile yazmam olabilir mi, eğer bu yüzdense herkese ders olsun). Pol: Şimdi gelen mektupları neden yayınladığımı veya yayınlamadığımı açıklamaya kalkarsam bu işin içinden çıkamayız. Ancak yayınlanmaması için en büyük kriterlerden birkaçı şunlar: iğrenç chat ağzı, Türkçe karakter olmaması, rtf kaydedilmeden gönderilmesi ancak bu maillerin sahiplerinin hepsine “bu türden mektup basamam” konulu cevap yazıyorum). Haa aklıma gelmişken arkadaşlar, sevgili Overdose sakinleri, pek değerli Gameshow'cular (geliyor bekleyin) lütfen ama lütfen, artık, bundan sonra, hiçbir zaman bana Blind Guardian ile ilgili soru sormayın rica ediyorum. Yani Blind Guardian'ı seviyorum, iyi gruptur, vokali çok güzeldir ve en sevdiğim albümleri “Imaginations From The Other Side", “Follow The Blind”, ile "Nightfall in the Middle Earth'dür. Bu BG ile ilgili sorular o kadar birbirine benziyor ki ben de hep aynı cevapları vermek zorunda kalıyorum |ya da kesiyorum ehemi, yuh!) ve bu çok sıkıcı bir iş. Üstelik bazı arkadaşlar kaşarlı Overdose'cu olmasına rağmen ve daha önceki Overdose'larda yüzlerce kez BG “şöyle gruptur, böyle gruptur” açıklamaları yapmama rağmen hala “BG nasıl gruptur?” türü sorular göndermekteler, Lütfen böyle olmuyor. Zebanileştirmeyin beni :). Aycan sen ne demiştin yaa! Koptuk yine. Mektubuma burada son noktayı koymadan önce, ilk başta sana ve diğer Gameshow yazarlarına, çalışanlarına sevgilerimi gönderiyorum ve tüm iyi gelişmelerin sizlerin adına gelişmesini dileyerek, her zaman her şeyde olması gereken son noktayı koyuyorum. Aycan “CRUSADER” Özkayın Pol: Bizde sana Gameshow ekibi olarak dur bu olmayacak. Böyle şeyler yazmasını beceremem, Şunu deneyeyim: mail, wordpad, rtf, Türkçe karakter, imla kuralları... (bak ben 3 nokta koydum, iyimser ol biraz)
DOSE MEKTUP
Selam Polat, Dostum bu GAMESHOW'a üçüncü mailim. Sana ilk mailim. Sana atmaya korktum. Çünkü senin yerin dar ve ben senle konuşacak konu bulamıyordum. Ama artık sinirlenip gaza geldim ve aklıma gelen soruları soracağım. Hemen olaya girmişim ama; sizi tebrik ediyorum. Süper dergi. Böyle elime alıyorum. Kapak zaten Gülbence'yi bile geçmiş. Dizayna bak! Dayalı döşeli (bunların hepsi seninle ilgili galiba ama neyse). Seviyorum ya bu dergiyi! Evet seninle konuşacak şeylerim var. Gecikmeden onları halledelim..: Pol: Gel bakalım gel, madem Overdose'da yenisin sana da birkaç doz verelim. Kap şuradan Diet Kola'yı al demek istiyorum yani) otur karşıma. Dergi için sıraladığın övgüler için biz yani Gameshow takımı olarak çok sevin... olmuyor işte. Ama teşekkürler (her şeyi anlatacak, bütün ifadeleri açıklayacak tek bir kelime istiyorum. Fizikçilerin Ütopyasını bilir misiniz? Çok ilginçtir: Bütün her şeyi açıklayabilecek tek, nihai bir formül bulmak yani TOE: "Theory Of Everything”. Kolay gelsin diyorum. e artık parantezi kapatalım). Kapak konusunda dediklerini şimdilik sineye çekiyorum ama bana en çok ne koydu biliyor musun? Gülbence lafı. Sen tut o sarsak kadını bizim Gameshow'umuzla eşdeğerde tut! Cık cık cık! Ver kolamı :) 1 Dostum birinci sorum filmle ilgili. Pi'yi (yok burda işaret :)) izledin mi? İzlediysen sevdin mi? Konusu çok ağır. Ben ikinci izleyişimde anladım. Ama senin yorumunu almak istedim. Sen böyle kafa gerektiren şeylerden anlarsın diye. Pol. Pi filmi bir türlü ağız tadıyla seyretmiş değilim. Sinemada kaçırmıştım. Sonra VCD'sini aldım (Orijinal, ehe) ve 2.Cd'si bozuk çıkmıştı da kırmıştım çevremdeki bazı nesneleri sinirden büyük bir hiddetle sinirlenince cümle de düşük oluyor :)). Anlayacağın filmi yarım seyretmiş durumdayım. O ana kadar her şey çok güzel gidiyordu. Enfes karmaşık bir yapısı vardı. Sonra ne oldu? Nasıl bitiyor film? Anlatsana sonunu (Rezil Timur ve Mert'e Sanırım sonunu söylesen bile bir şey fark etmez türü filmlerden bu da. Bak aklıma geldi deli yönetmen David Lynch'in Lost Highway'i vardır. Sinema tarihinin bütün filmlerini seyretmişimdir foha atma!) ama bu film kadar karışık profesyoneli olmaz. Olursa da ayıp e Gönlün olsun ayağın alışsın diye mailini yayınladım bak bir daha olmasın ine diyorsun abi!). Bakıyorum bu son zamanlarda İrem denen tavuk kızı koruyan mailler gelmekte. Sen şimdi o parantezi açmasaydın hiç şüphelenmeyecektim.
Okuyuculardan gelen “uyuz olurum'”lar devam ediyor. Daha fazla uyuzluk bekliyorum hadi.
Sürekli bir şeylere uyuz olun ve buraya gönderin. 1- Adının baş harfi K olup da imzasını Atatürk gibi atanlara 2- GameShow'un matbaasına 3- Sürekli artan net cafe fiyatlarına
4- Baş rolünde hayvanların oynadığı iğrenç ötesi filmlere (örn: Kahraman Köpek Bingo, Sayı Kralı Budy vs..) 5- Yabancı filmlerden kopya yerli filmlere (örn: Şeytan, Prob. Çocuk) 6- Haber Show'lara ve Bay Kubidike 7- Serseri mayınlara 8- Kırmızı ışıkta geçen yaya açlara 9- Futbol atiklerini ateşleyen spor gazetelerine 10- Sansarlara (iğrenç hayvanlar)
ve beynimi patlattığım bir film hatırlamıyorum (Mert ile sabahlara kadar tartışmıştık. Hala da çözmüş değiliz, bıraktık zaten). Fakat araştırmalarımdan o filmi dünyanın anlamadığını gördüm. Psikanalistler anlayabilirler sanırım. Dur iyi Pi'yi alıp ağız tadıyla seyretmem lazım. 2- Ya bu Muder'in kitabı nerede ya. Kamer'den ısmarlatırsam pahalıya mı gelir? FRP&MAGİC'ler pahalıya gelmişti. Hehi Telefon ettiğimde Meg dövecekti az kalsın. “Merhaba” dedim. “Kimi aradınız” dedi. Heyecan yaptım 'Gameshow'u dedim” Koptuk zaten. Neyse sonra hallettik işte. Ya kitapevi ismi falan ver. Pol: Hayır pahalıya gelmez. Hatta çok ucuza gelir ama hangi kitabı istediğine bağlı. Her iki kitabı da tükendi |dura dura fareler tüketti en sonunda :)). Şaka bir yana sen yine Kamer'e bir telefon aç ve MEG'le bir daha konuş. Bu seferki diyaloğunuz şöyle olsun MEG:”Buyrun Kömür bilgisayar?", sen:”Muderi aramıştım?”, var, veriyim sen:”Evet lütfen”... Eheh, düşündüm de sizden komik bir ikili olabilir. ideefix'i de deneyebilirsin kitap için. 3- O koyun resmini nereden buldun? Süper bir şey ya! Bende istiyorum. (Ben çizdim dermiş :)) Pol: Besledik büyüttük danayı, şimdi görmez oldu anayı atasözü söylemem lazımdı. Koyunlusu olmadığı için Dana'yı buldum. Olmadı di mi? Biliyordum). O koyunu kızgın kasapların elindeki devasa baltalardan zor kurtardım. Çok acayip bir maceradır o. Bak şimdi olay şöyle... Ne bekliyorsun? hadi diğer soru zaten yerimiz dar!) 4- Şimdi sizin dergiyi diğerlerinden ayıran birçok şey var. Biliyorum ilgilenmiyorsunuz onlarla ama. Hiç alıp okudun mu o dergiyi? Hehe merak ettim. Okuduysan neler hissettin ya da keşke biz de böyle yapsaydık dediğin oldu mu? Pol: Güzel soru. Alıp okudum, okuduk. Hep alır okuruz (Onlarda alır okur, dergi piyasasında işler böyledir). Diğerlerinin tepkisini başka zamana saklıyorum. Benim düşüncem Level dergisinin karma bir dergi olduğu, Profesyonel bir anlayışla işleyen bir derginin kendine has bir yapısı olması gerekir diye düşünüyorum. Level'da bu bir yere kadar böyle. Mesela oyun tanıtımları, sayfa mizanpajları, haberler, köşeler, strateji sayfaları Profesyonel yabancı kökenli dergilerin formatında ya da o anlayışla oluşmuş. Bu formatla kalsalar okey. Ama işin içine mavra katmaya çalışmaları bütün işi bozuyor. Bu yapının üzerine yazarların kendinden bir şeyler eklemelerine lafım yok, sonuçta onlar da iyi niyetle inanıyorum ki işlerini yapıyorlar. Ama bu, derginin şu anki formatında çok sırıtıyor. PC Gamer'in ciddiyeti ile bence Gameshow'un mizahi yaklaşımının etkisi var Level'da. Level için “Keşke |! | biz de böyle yapsak” dediğim tek şey oldu: O da sayfa sayısı. Ama onların arkasında kocaman yabancı kökenli “Vogel” firması var. Bu konuda onlarla sidik yarıştıramayız. Money Talks. 5- Size yani tüm GAMESHOW'a, Muder'e falan sık mail atmamın bir sakıncası var mı? Pol: Hayır bir sakıncası yok. Ama her mailine cevap gelmeyebilir. Bunun senin için bir sakıncası var mı? sanırım bu kadar yeter. Çok amatör bir mail oldu ama. Ne geyik var ne espri. Boş ver sen cevapla bunu da gönlüm olsun. Oradaki herkese selam söyle. Bir de İrem'e iyi davran (Ne var? Hayır o söylemedi. Benim içimden gelen bir şey bu) olun olacak bu işler! Mert Kızılay Pol: Overdose'a gelen mailin amatörü
Hmm, İrem, gel buraya tavuk kalp!. Okuyucuları kışkırtmak ne demek göstereyim sana. Bu arada İrem'in diğer yazarlarla olan maceraları çok yakında... (burada değil). Nesime? Soytarı seni ne zamandır sataşmıyordum buna). Mail, wordpad, Türkçe karakter, imla kuralları... (burada da kurallar var maalesef, Overdose dendiğine bakmayın :))
Selam Üstat Polat Bu ilk mailim değil ama diğerleri sanırım sıralamaya bile girmedi. Bu maili bir ay önce de gönderdim. Kaliteli sorular var demiştin hatırlıyorsan ve yayınlamak ile ilgili bir şeyler söylemiştin! Neyse önemli değil. Çok dertliyim hemen sorulara geçeyim yoksa ağlayacağım. Pol: Evet hatırladım. Senin mail çok talihsiz durumlar yaşadı. Anlatsam daha fazla ağlarsın. Ben de ağlarım rezil olurum diye cevaplarına geçiyorum trajedi yaratma Polat! 1-Öncelikle en büyük sıkıntım bu ülke. Her şey var bu ülkede ama sonuç sıfır. Ekonomik bunalımlardan dolayı sizlerden ayrı bile kalabiliriz. Valla ne yapayım bilmiyorum. Size abone olmak istiyorum. Ama abone olursam bu sefer de bu bayici amcalar dergiden bir daha getirmez ve sizin satışlar azalır. Aslına bakarsanız her seferinde farklı yerlerden alıyorum. Ama dergi bayilerde nedense hep bir tane. Ben Mersin'deyim. Burada dergiyi almak isteyen birçok insan ile karşılaşıyorum fakat hepsinin aklı, sizin kapandığınız zamanda kalmış. Yani sanki altındanmış gibi dergiyi bulmak çok zor. Bence bayilere en azından 2 tane gönderin. İşte abone olmak istediğimde ise yay-sat'taki amcalarımız beni düşündürüyor. Dergim elime sapasağlam ulaşır mı? Pol: Valla Ülke, ekonomi ve Gameshow yelpazesi arasında ilginç bağlantılar kurmuşsun. Hangi birisine cevap vereceğimi düşünüyorum. Ancak Abone olmak ile derginin satışlarının azalacağı arasındaki düşünce çok duyarlı. İnce düşünülmüş. İşin şu boyutu da var: Herkes abone olursa Yaysat'a gerek kalmaz ve onlar da cebimizden dağıtım parası alamaz (bu hayal). Büyük çoğunlukta okuyucu abone olursa satışlar azalır ama yine de Yaysat'a verdiğimiz paradan kar ederiz (fazla basarsak hesaplar değişiyor tabi). 3-5 okuyucu abone olursa bunun bize faydası olmaz ama okuyucu memnun olur. Yaysat donumuzu almaya devam eder :). Yani abone olmanın dergiye kar getireceği ve müşteriye hizmet olarak döneceği bir durum ancak sayıca fazla olduğunda bir anlam kazanıyor. Abone olmanın Yaysat ile bir alakası yok. Çünkü onun dağıtımını onlar yapmıyor. Eğer abone olursan biz posta ile dergiyi adresine yolluyoruz, böylece bayi bayi sürünmene gerek kalmaz. Eğer Abone olmazsan zaten yumruğu yersin (reklamda öyle diyor ama :))) 2-Ben çevresine saygılı bir tane insan şu ülkede. İnsanlar ellerinde bu kadar kaynak varken bunları doğru kullanmayı bilmiyorlar ve sonrada ülke niye gelişmiyor diyorlar. Çevre temizliğine büyük önem veriyorum. Ama beni deli zannediyorlar. Ben İstanbul'dan Mersin'e bir çikolata kağıdını taşıyorum, adam elindeki izmariti 5 metre ilerideki çöp kutusuna atmaya üşenip yere atıyor. Sonra yine aynı adam “ya efendim bu ülke niye gelişmiyor” diyor. Ben buna uyuz oluyorum. Bu lafı söyleme hakkını kendinde nasıl görüyor anlamadım. Ülke yönetimi konusunda bir şey demeyeceğim. Zaten her şey ortada, Pol: İnsanlık zaten saf bir pislik olduğundan bazı kaz kafalıların da çevre konusunda hassaslık göstermesini beklemek boş bir çaba. Aynı kişinin evinde bir gram çöp bulamazsın mesela. Ama dışarısı onun büyük çöplüğüdür ne de olsa. Çöp beyinli ikiyüzlülerden beklenende budur, beklenmeyen şey ise ülke gelişimine katkıda bulunmalarıdır. Onların görevi pislik üretip bundan şikayet etmek. Yani anlayışını böyle adamlar için tüketmene gerek yok. Maalesef varlar ve bu elzem verici bir durum. Çevreden açtın ondan örnek vereyim: Mesela belediyeler gerçek anlamda şehircilikten anlamayan beyinlerle dolu. Beyoğlu İstiklal caddesi günün her saati kalabalıktır. Bu kadar kalabalık olan bir yerde insanlar -gelişmemiş türden insanlarla doludur orası, bazı Türklerden bahsediyorum elbette Beyoğlu'nu çöpe boğup bok yuvasına çevireceklerdir. Ama Beyoğlu belediyesi kıt akıllı olduğu için o koskoca caddeye birkaç kısa hikâye
Yaşlı amca yine telefonlara cevap veriyor ve sürekli isimleri çöp tenekesi koymayı uygun görmüştür. Maalesef her Türk senin gibi bir çöpü kilometrelerce taşıyacak anlayışa sahip değil. Hele araba sahiplerinin arabadaki KÜL TABLASI kirleniyor diye izmaritleri dışarıya atması ya da arabasına binenlere o kül tablasını kullandırmamasını açıklayacak herhangi bir psikoloji ve sosyal doktrin yok sigara içme/içmeme durumu ise bambaşka bir zaman ve platform meselesi) 3-Bu ülkede doğru dürüst oyun oynayan adam da görmedim. Herkes bir türde takılıp kalmış. Fps oynayan adam Tomb Raider oynamıyor, Nba oynayan Fifa'dan nefret ediyor, ben bu işi anlamadım. Zamanımızdaki çocukların çoğunun oyun kültürü, internet kafelerle sınırlı. Şimdi sen, internet kafeleri counter merkezi olarak gören bir milletin evladından, nasıl bir gelecek beklersin ki? Yani ben demiyorum ki oyun kültürü olmayan bir millet yaşayamaz. Sadece bilgisayarı sırf oyun aracı olarak görenlere kızıyorum. Yoksa doğru kullanılırsa, oyunlar psikolojik olarak çocukların hayal gücünü geliştirdiğinden, mükemmel bir eğitim aracı olduğundan yanayım. Şahsen ben Nba'den Serious Sam'e, Colin Mcrae Rally'den Age of Empires'a kadar birçok oyunu severek oynuyorum ve de 100 yaşına gelirsem o zamanda oynayacağım. Pol: İlkay çok dertliymişsin sen. Beni de sevimsiz konulara gark ettin (lafa bak). Şimdi seçimler veya beğeniler konusunda yargılarda bulunmak pek mantıklı değil. Yani kişi sevmiyorsa, yapmıyorsa, oynamıyorsa, vs. vs. bu onun sorunudur veya bir nedeni vardır (doğru yanlış, iyi kötü, niteliği fark etmez ve kişiye aittir). Yani isteyen istediği oyunu oynar. Bu seçim meselesidir. Senin seçimlerinle ya da beğenilerinle çatışmıyorsa ilgilenmezsin. Bu kadar basit uyuz olmakta serbestsin :)) Oyun konusunun kültürel altyapısı üzerine çok şeyler söylenebilir. Ülke gençliği kendi kültürünü ne kadar yaşıyor veya yaşatıyor ki oyun kültüründen haberi olsun. Oyun oynamak bizim gençlerimiz için çocukça bir dürtüden öteye gitmedi hiçbir zaman (dünyada da böyle emin Bu konu ile üzerinde entelektüel düşünceler sarf eden belgeseller |Quake ile ilgili bir belgesel seyretmiştim, mükemmeldi), oyun kuramı üzerine kitap yazanlar veya aylık haftalık sitelerde çıkan yazılar ilgileniyor. Harçlığını almış bir çocuk ya da genç için fena halde anlamsız gelir işin kültürel ya da entelektüel yapısı çeviriyor olabilir, Paralar, kızlar.. Dikkat derim, var tabii. Çok uzun konu çook! Yer olsa tartışsak keşke :)) Sorular bu kadar diyeceğim ama pek soru da yok aslında. Fakat senin bu konuda ne düşündüğünü ve biz gençlere ne tavsiye edebileceğini merak ettim. Seni aslında Polat Abla :-) olarak da görmüyorum ama yine de içimi dökeyim dedim. İlkay Kalkan
Pol: Ben de gencim bir kere, ayrıca güzelim ve sağlıklıyım :)..
Valla düşüncelerimin bir kısmını aktardım. Hepsini zaten söylemem. Yok öyle hazıra konmak. Siz de düşünecek ve üreteceksiniz niye gaza geldim birden böyle?). Abla konusunu hemen geçiyorum, şimdi beni de kendimle çeliştirme (lafa bak 2). Tamam bende son olarak bir konu hakkında içimi dökeyim: Mail, wordpad, rtf, Türkçe karakter, imla
50 bin TL para üstlerini de vermiyordu. Gizli İşler baktım ismin yoktu. e şimdi yenilerden misin? Anlamadım ki arkadaş. İnsan bir giriş yapar şuyum buyum diye. Bu ne böyle çat kapı!. Al sana cevaplar gör gününü (İdare edeceksin sende. Kanamam var): 1-) Fuarda Evren Halbuni ile tanıştım. Tam konuşuyordum çocukla 2 kız geldi adam beni unuttu yel Bu arada TL. para üstlerini de vermiyordu. Gizli işler çeviriyor olabilir. Paralar, kızları. dikkat derim. Pol: Gameshow istihbarat departmanından çocuklar bu konuda uyarmıştı zaten. Evren Halbuni'nin soyadının cazibesine kapılan kızlar maalesef bu aklı başında gencin aklını başından alıyor. Gameshow zibidi yazar tayfasında 34 kilo olmasına ve hem karşıdan hem de profilden aynı görünmesine rağmen yakışıklı bir tip olduğu için (o sakallar ne lan öyle? kes) kızların ilgi odağı olabiliyorlmuş. bende yeni öğrendim. çünkü Evren'in Mamer bilgisayar dışında var olmadığını bilirdim, ehe. Adam orada bir masaya kurulur ve gelene gidene görseniz çok gülersiniz. Bazen Kusmuk'un o olduğundan şüpheleniyorum). Bundan sonra daha dikkatli olacağız. Koynumuzda yılan beslemeyelim besledik ki bu da başka bir hikaye). Ayrıca kumarbaz ve organ hırsızıymış bu Evren... 2-) Sana yollanan hikayeler neden hep gerilim, korku hikayeleri oluyor. Millet sana polisiye hikayeler, mizah, aşk hikayeleri falan yolluyor da sen mi yayınlamıyorsun yoksa kimse mi yollamıyor? Pol: Gelen hikayelerin çoğunluğu aşk hikayesi. Şimdi dalga geçtiğimi sanıyorsunuz di mi? Hayır ciddiyim (ciddi olmak ne saçma bir insanlık durumudur. Hele boş meseleler için ciddi olanların derisini yüzmek gelir içimden. Ölümün olduğu bir dünyada hiçbir şey daha ciddi olamaz. Bu arada bana bir şeyler oluyor :)). Gerilim, korku ve Bilimkurgu türünde çok az hikaye geliyor (İmsomnia denen arkadaşın esaslı ilginç hikayeleri vardır. Artık göndermiyor. Bir de bizim rönesans beyefendisi kibar Altuğ psikopat hikayeler yazıyor). Bu hikayelerin bazıları ilginç oluyor ama nihayetinde çok klişe bitiyor. Bazıları ise maalesef yazan kişinin hayatının birebir yansımasını oluşturuyor sanki; kısır ve bilinen bir döngüde ilerliyor ve bitmesi gerektiği gibi bitiyor. Bazıları ise işin içine aşk olmasa bile bir dişiyi bulaştırıyorlar. En azından şimdiye kadar gelen hikayelerde basılmaya değer bir aşk hikayesi görmedim. Aşk nedir zaten yahu? Bırakın bu işleri. Seks yapmak için bundan güzel bahane olamaz bir gün bu lafları yutucam ama dur bakalım -)1 3-) Blind Guardian'ın Batalions of Fear'ını dinledim midem ağzıma geldi. İkinci kez dinlemek istedim ilk şarkıyı bile bitiremedim. İnşallah hep böyle değillerdir. Yüzüklerin Efendisi'ni kulaklarım tıkalı izlemeyeyim... Pol: Hmmm! Hmmm!.. Yukarda bir yerde saydığım albümleri dinlemeni tavsiye ediyorum. Ayrıca Yüzüklerin Efendisinde BG yok. 4-) Bana mektuplarında amatör ruhtan bahsedenlerin adresini verir misin? Bu konudan bıkan birisi olarak her ay bu sorular sorulduğuna göre konuşarak bu iş halledilemez kanısına vardım.Toplu imha yöntemini deneyeceğim. Hatta bu soru yüzünden işe kendimden başlayabilirdim ama mantıksız geldi, vazgeçtim. Pol: Ehehi mantıksız bir konu üzerine mantıklı bir karar. Yaşasın mantık! yaşasın rasyonellik! Yaşasın matematik (sıçtık :)). Öyle bir adres listesi bende yok. Olanlar hemen göndersin. Kendi kendini yok etme telkini kullanacağım (böyle bir gücünüz olsa ilk kimi veya kimleri yok ederdiniz? Üstelik yakalanma riski yok. İşte mükemmel cinayet. Sus Polat :)) 5-) CD çok güzeldi, kutlarım. Sonraki aylarda da verecekseniz içeriğini internetten okur anketiyle belirlesenize. Yani herkes istediği oyunu yazsın, mesela ben Max Payne diyerek şansımı denemek istiyorum (Bu arada anket konusunda ciddiydim. Ben kötü bir örneğim hesap dışı tutabilirsiniz.) Pol: CD için teşekkürler olmadı işte, sanki cd'yi sen vermişsin gibi. Diyorum ya tek kelime istiyorum, yazdığım anda tüm varlığınla anlayacağın tek bir kelime. Bak aklıma 1984'deki dil ile uğraşan kişisi geldi. Korkunç bir ütopya içindeydi bu kişi ve amacı dildeki tüm gerekli gereksiz kelimeleri ayıklayıp ya da değiştirip insanlığı konuşamayacak duruma getirmeyi sağlamaktı. Sonra... okuyun. Parantezler uzamaya başladı, kapatıyorum). Şimdilik bu eski oyun hizmetimiz devam ediyor ama içerik senin sandığın gibi değil. Max Payne verilmesi imkansızın ötesinde bir durum. İmkansız bile değil, acayip bir şey :)... Okur anketi olabilir. MEG ve Altuğ'a iletir misin bu durumu? Hayır ben iletirim diyeceğim bu unutkanlık belasına takılırım. Hadi bu mektupluk bu kadar. Sanırım ne uzun ne de kısa oldu mektup (kesilmesin yani). Kendinize iyi bakın. Görüşürüz... Pol: Tam olmuş (kesmedim). İşte olay bu ama kesemiyorum böyle olunca). Sanırım herkes mektupları tam kıvamında tutmayı başarmış bu ay )). Tamam sende kendine iyi bak. Bir daha nerede ne zaman görüşürüz bilmiyorum. Ki görüşmüş değiliz. Bak gördün mü? Kelimeler. İşi zorlaştıran bunlar işte :)... Bundan sonra mailleri simgeler halinde gönderin. Son olarak Mail, wordpad, rtf, Türkçe karakter, imla kuralları... (car car car! -Nesime'nin mesajı)
Selam Polat, Hayat karmaşık, bir o kadar da düzensiz. Aslında kendi ana dilini bile bilmeyen benim gibi biri için belki de içinden çıkılmaz bir muamma. Zaten artık hayatla pek ilgilenmiyorum. Artık hayatıma bir anlam yüklemeye çalışmıyorum. Aslında hayata anlam yüklemek anlamsızlaştırıyor hayatı. Bırakın aksın hayat, sizde onunla beraber akın. Beni belki hatırlarsın, Yazarlarınızdan Levent Arslan'ın arkadaşı Ömer. Bir kaç kere Kamer'e gelmiştim görüşmüştük. Uzun zamandır Overdose'a mail atmayı düşünüyordum. Sonuçta yeni okurlar da bayağı katılımcı olduğuna göre benim gibi Gameshow'u 6. sayıdan beri takip eden bir okur (bir nevi kaşarlanmış) atmazsa artık ayıp olur, daha da öte kayıp olur diye düşündüm. Artık her ay (bir aksilik çıkmazsa) overdose'a katılım yapacağım. Pol: Hatırladım seni Ömer. Şu çatık kaşlı kötü bakan arkadaş. O gün korkmuştum senden be! Çok sinirliydin, sesin soluğunda çıkmıyordu. Levent nereden bulmuş seni :). Hayır Levent yanında olmasa baya, bir araba dolusu dayak yiyecektin bizden bu da komik laf). Eh senin gibi kaşarlı bir okuyucu geç bile kaldı mail atmakta. Buyur gel şöyle otur karşıma (çok davetkarım bu ay). Hayatla ilgili yazdıklarını yüzüme söyle cesaretin varsa (tehditkarım da aynı zamanda :)). İşte cevaplar seni kaşarlı Ömer :) 1- Overdose'un yeni düzenini (düzensizlik düzenini) çok beğendim. Düşünenlere de, emek verenlere de teşekkürler. Pol: Rica ederim asıl ben teşekkür ederim Öleceğim bir gün kibarlıktan) 2- Geçen Overdose yazılarından birinde “Kadınlar kozmetiğe ayda ne kadar para harcıyor biliyor musun?” demiştin. Aslında çok doğru bir tespit. Makyaj, güneş gözlükleri falan belki de kadınların düştüğü (aslında sadece kadınların dememek lazım erkeklerin de) anlaşılmaz bir özgüven eksikliğinin sonucu. Ve çok komik bir şey ama kadınlar birbirlerini bu yüzden kıskanıyorlar. Sanırım Ebru Şallı'nın “Beni daha çok kadınlar arıyor ve kadınlar laf atıyor” demesi de bunu kanıtlıyor. Pol: Öyle mi demişim? Doğru demişim, O günden bugüne değişen bir şey yok. Üstelik Kozmetikten öte koskoca bir moda sektörü, giyim, kuşam vs. vs için neler feda ediliyor. Sırf kadın ve erkeğin aptal egolarını şişirmek ve bunları daha çekici, seksi ve hesapta modern göstermek için o güzelim hayvanların postları gerzek kadın ve erkeklere süs olsun diye katledildi ya ben ona üzülüyorum. Ayrıca kimya sektörünün kadınlar için olağanüstü çalıştığı bir gerçek, Bilmem nerenin bilmem ne laboratuarlarında kadının allık pulluk kısaca makyaj malzemeleri için üretilen ve bunun için harcanan para biraz da dünyanın kötülüklerini yok etmek için harcansa acaba neler olurdu. Moda sektörü kadının fetiş olmasını sağlamaktan ve kendi teşhirciliklerini körüklemekten başka ne yapıyor ki? Ah bak son 2 senedir İflah olmaz bir çük beyinlinin buluşu olan Viagra niye vardır ki? Şeyini kaldıracağına kıçını kaldırıp daha hayırlı işler yapmak varken... neyse bak yine zebanileştim :). Susayım en iyisi. Ebru Şallı konusunda söylediklerine katılıyorum (seksi kadın be! Tamam rezilim ama öyle :)) 3- Overdose temmuz sayısı bir alıntı “Bak şimdi bak olaya bak: kadınlar erkeklerde doğal ten kokusunun kendilerini tahrik ettiğini yumurtlarken erkekler de kalkık kaşlı kadınların kendilerini tahrik ettiğini buyurmuşlar. İyi bok yemişler", Çok güldüm bu lafa, Uyarıcı dediğimiz şeyler aslında simgesel olmaktan öteye gidemez diye düşünüyorum. He he komik ama. Pol: Uyarıcının anlamı değişken tabii. Simgesel olanlar görsel afrodizyaklar oluyor. O son sıradan ve mekanik dansta hiçbir işlevi olmayan ama oraya gidene kadar gayet işe yarayan simgeler. Neler yok ki! Kadın Erkek tarihi “tahrik” olmak için bu simgelerle dolu. Hele günümüz reklamcılığında kadın öyle bir cinsel meta haline geldi ki! Yani iğrençliğin sınırında. Mesela magnum dondurma reklamındaki cinsel göndermeler bunun en bariz kanıtı (Güzel kadın o da be! eheh). Aslında olay hayvanlığımızı olabildiğince modernleştirmek ve açıkça bilineni bir takım simgelerle veya işaretlerle alttan alta kafalara sokmak. Yani güdülemek ve güdülenmek. Başka da bir şey söylersem namerdim (lafa bak 3). Çok uzun konu valla. Yer olursa size erkeğin kadını nasıl güdülediğini ama son derece salakça bir stratejik yanlışlık ile asıl kendisinin simgelerle hayvan gibi güdülendiğini anlatırım bir ara finanslar?) 4- Geçen ay, Kadıköy seferlerimden birinde gördüm halka dünya mühendislerini ama açıkçası almaya korktum. Anlar mıyım anlayamaz mıyım acaba diye. Sen ne dersin kuantum fiziği, diferansiyel denklemler ve bir sürü analitik cart curttan kalmış başarılı bir öğrenci olarak bu kitaplardan bir şeyler anlayabilir miyim? (Halka Dünya kitabında ki bazı yerlerde zihinsel buhranlar yaşadım da) Pol: Kuantum fiziği, diferansiyel denklemler ve analitik cart curt'larla uğraştığın için demek ki çatık kaşlı modernleştirmek ve açıkça bilineni bir takım
Veya yani güdü sürer
Overtime Overtimeo D
Yorum yok!
ASAKTIR
Son zamanlarda bana gelen bazı maillerde internette benim adımı kullanıp saçma sapan hareketler yapan şahsiyetsizlerin varlığını öğrenmiş bulunmaktayım. Lütfen bunları dikkate almayın. Benim yaptığım tek şey “sörf”. Benim adımla ya da “Zebani” adıyla sizi rahatsız eden olursa yüz vermeyin. Ya da “Ben onun arkadaşıyım, tanıdığıyım vs. vs” gibi şeylere hiç inanmayın. Çünkü hiçbirisiyle alakam yok. Böyle bir eylemle karşılaştığınızda lütfen bana haber
5 8 <.'ben de kendimi yerlere atıp gülmeye başlamıştım. İçtiğimiz kolalar dökülmüştü bile verin.
aratlarla alttan aha e güdü ko ve güdülenmek?”
Hikaye yazmak isteyenler için kısa bilgiler: Kelime sayısı 750 ile 800 arasında olabilir. Ancak 800'ü geçmeyin sığmıyor. Hikayenin sonuna lütfen isim ve soyadınızı eklemeyi unutmayın. Tabii ki imla kurallarına ve Türkçe karakterlere dikkat.
internette
"Amatör ruh nedir abi yaa! Nasıl bir sembol bu kadar
Biz biliyoruz ne olduğunuzu. Bu yüzden kötü bakıyorsun dünyaya :) (yoruma bak). Anlarsın tabi, fakat bu kitapları okumak sana bir tür ödev gibi gelecektir. Özellikle ikinci kitap. Yani sen kitabı okurken bir anda farkında olmadan problem çözmeye başlayabilirsin (Ağır bilimlerle ilgilenenlerin böyle “tik"leri varmış :)). İlk kitapta anlatılan Dyson küresi modelini anladıysan sorun yok. Ama esas Halka Dünyayı kafanda canlandırabildiysen ve anladıysan, anlamaktan öte hayal ettiğin şeyi kavrayabiliyorsan tamam ikinci kitabı alabilirsin |Mesela Geometride kağıt üzerinde anlaşılır görünen bazı işlemleri uzay zamana uyarlayıp 341 resmini çizmeye çalış... ya da dur, hiç uğraşma :)|. 5- Diablo 2 pack'i aldık. Bilgisayara yüklerken bilgisayar kitlendi. Diablo 2'yi ettim tekrar yüklerken bu sefer de Diablo 2'de kitlendi. Bilgisayara çıkartma yapıştırsam hatta daha da öte önünde bacak bacak üstüne atsam kitleniyor e oha artık (buradaki soruyu sen bul). Pol: Bilgisayarın bazı dönemlerde kendisiyle iç hesaplaşması sonucu bir takım çatışmalar... tamam sustum!. Bir testten geçir. Norton'un Windoctor'ı işe yarıyor. Mektup bitti. Gameshow'u alın, aldırın! Gameshow bir dergiden öte bizler için, bir arkadaş. Gameshow için herkesin neler yaptığını ne zorluklara katlandığını düşündükçe bunu daha iyi anlıyorum. Gameshow bizim tek bağlantımız ve hiçbirimiz bunu kaybetmek istemiyoruz. Tekirdağ'daki bayii ile tartışmamdan tutun da (neyse ki tanıdıktı da kabul ettirmiştim Gameshow'u önlere aldırmayı) Levent'le yağmur çamur dinlemeden deliler gibi Gameshow aramamızı, çevremizdekilere yaymaya çalışmamızı... Hepsinin tek bir nedeni var, Gameshow benzer tarzda düşünen binlerce insanın (umarım binlercedir tirajı tam bilmiyorum) tek buluşma noktası ve ben bu dergiyi seviyorum, çünkü hepinizi seviyorum. Hoşçakal Polat kendinize iyi bakın. Ömer Esen. Pol: Bu içtenlikle yazılan Gameshow sevgisinin ifadesi için ekleyecek bir şeyim yok. Teşekkür etmekten başka, Merak ediyorum dünyanın hangi yerinde başka hangi dergi için böyle içten, değerli ifadeler vardır ki? Bunları görmek, okumak bizim bu kötü anlarımızda o kadar moral kaynağı oluyor ki. Geçenlerde MEG ile bunu konuşuyorduk. Gerçekten zor bir işin altından kalkıp, onca emek, çaba, didinme sonucunda en azından maillerimize baktığımızda bu tip ifadelerin varlığının bizi mutlu ettiğini konuştuk. Okuyucumuzla ve dergimizle gurur duyduk. Özellikle de her ne kadar hatamız varsa bu hatalarımızla bizi seven böyle kabul etmiş okuyucuların olduğunu bilmek... Anlatamıyorum. Çocuklar gibi şendik o gün hemen yemek yedik (saçmalıyorum). Ömer arayı açma. Kamere gel Leventle. Diet Kola getir, dolap boşaldı... Gel sana Zebaniyi göstereceğim daha :))
Polat abi, 2 yıldır GS okuyorum, ancak daha önce (geri sayım zamanlarında) milletten GS'u. Tamam kabul, küçüktük o zaman:) Artık her ay alıyorum hiç kaçırmıyorum valla:) )) geçen ayki Gameshow'u almak için gazete bayiine gidip Gameshow la adamın “Kalmadı” demesi beni ne kadar sevindirdi biliyor musun? Gazete bayiine gitmek için onca yol tepmiştim oysa. Pol: İlk kapanma döneminde işlenen bütün günahlar affedildi |Peder MEG halletti hepsini :)) Kapanma dönemlerimiz var ya! Ne ilginç. Yani amatörlüğün bu kadarı :). Gazete bayilerinin sözlerine güven olmaz. Kalmadı dediyse gelip bittiği anlamında değildir o; kapandı çıkmıyor anlamındadır |Bak yaa durup dururken kaşınma denir buna). Beşiktaştaki bayilerde orta şiddette bir Gameshow araştırması yapmıştık bir zamanlar. Vitrinde Gameshow'lar gözümüze girerken bayideki herif gelmedi diyordu. Gülsem mi ağlasam mı karar verememiştim o an. Madem her ay alıyorsun biraz eleştir bakalım Gameshow'u. Ne eksik, ne fazla vs. vs (sayfa sayısı demek yasak :)) 1) Şimdi abi Opeth tam olarak hangi türe giriyor? Ben bir sürü kişiye sordum, biri “progressive death” dedi, biri “doom/gothic” dedi, biri “yok abi black'in hası bu” dedi. Yani tamam çok önemli değil, bir sınıfa sokmaya çalışmıyorum ama yine de merak ettim doğrusunu sana sorayım dedim. Pol: Benim dediğim ne kadar doğru olur bilmiyorum ama her şeyden biraz var. Ama en doğrusunu vokalistin ağzından duyalım: “Türümüz birçok kişinin kafasını kurcalıyor olabilir. Birçok türü barındırıyoruz ama Opeth daha fazla progressive bir yapı taşıyor..." Yani vokalist bunu
Göndereceğiniz mailleri lütfen ama lütfen mail penceresine yazmayın. Bu durum dergiye basma söz konusu olduğu zaman başımıza bela anlamına gelmektedir. Oluşan “Enter” hatalarıyla başa çıkmamız mümkün değildir. Bu yüzden maillerinizi Word ya da Wordpad'de imla kurallarına uyup rtf (rich text format - Zengin Metin Biçimi) kaydederek ve daha sonra herhangi bir mail programından yazdığınız dosyayı “Attach file” yaparak gönderirseniz çok çok mutlu olurum. Böylece hem zahmetten hem hatalardan kurtarırsınız bizi.
demişse bize söyleyecek fazla bir şey düşmüyor. "Black'in hası bu” diyen arkadaş biraz sallamış. Hatta çok sallamış. Ya da hiç has black dinlememiş. Ya da çok dinlemiş ayyyyy!!.. tamam sustum bu ne bel :) 2) Monkey Island 1-2'yi abandon olarak nerden bulabilirim ya da bulup bulamayacağımı biliyor musun? Sizin abandon departmanına sorsana bi :))) Pol: Zor çok zor. O oyunları Lucasarts hala satıyor. Bu yüzden abandon statüsüne girmedi. Nette derin araştırmalar yapman lazım bulman için. Burda sana “şurdan indirirsin” gibi bir şey söyleyemem. Surf yapacaksın bulmak için. Bence o mükemmel oyunları eğer imkanın varsa orijinalini al. Pahalı değiller zaten. Eski oyun ne de olsa şimdiki fiyattan satılmıyor. Lucasarts'ın store kısmına bir bak derim. 3) Amatör ruh nedir abi yaa? Nasıl bir sembol bu kadar tekrarlana tekrarlana kötü hale getirilebilir ki? GS'un gerçek dostları zaten neyin ne olduğunu bilir, böyle şeylere gerek yok ki. Niye yaptığınız şey bir kalıba sokulmaya çalışıldı ki böyle? Gameshow'sunuz işte, fazlası yada azı değil. Biz biliyoruz ne olduğunuzu. Bu yüzden okuyoruz GS'u. Bu yüzden kendimize bu kadar yakın hissediyoruz, odamızın en güzel yerine koyuyoruz. Gameshow'un bu gibi şeylere ihtiyacı olsaydı bu yerde olmazdı zaten, Belki bu söylediklerim yanlış olabilir ama Gameshow'un milyonlarca okuyucusu olması iyi olur muydu sence? Ama bak okuyucu diyorum, dost demiyorum. Pol: Hay ağzınla 1000 yaşa (böyle miydi bu?). Keşke bu söylediklerini zamanında saçma sapan konuşan ve başımızda kalıcı ağrılar bırakan o şuursuz kitle de anlayabilseydi. Tam Türk stili iğrenç önyargılarının peşinden koşan ve dost sandığımız o tipler keşke şu yazdıklarını okusa. Ama artık anladık ki amatör ruh denen gerzek şey onların kafasındaki önyargının ismi. Bize çakıl taşlarının arasındaki inciler yeter. 4) Bu kopya cd olayıyla ilgili bir şey söylemek istiyorum. Türkiye'de oyuncu genelinin orijinal oyun alması tam anlamıyla bir ütopya, Hem ben krizden de bahsetmiyorum. Kriz yok varsayalım, Kopya oyun çalışıyor mu? -Çalışıyor. İyi kötü bir kapağı var mı? -Var. Haftada 2-3 tane alabileceğim kadar ucuz mu? -Ucuz. Diyelim ki çalışmadı. Bu bana koyar mı? -Pek koymaz. Türkiye'de buna karşı çıkacak insan pek azdır (ben dahil tabii ki) 'ol: Hay ağzına karabiber emi! Ne diyim şimdi sana. Neyse yorum yapmaktan kaçınayım. Önümüzdeki ay ufak bir orijinal ve korsan kopya görüşleri isimli (ya da buna benzer artık neyse) ufak bir köşe açacağım Orda takke düşecek kel görünecek gülüyorum bu lafa da). Fakat senin bu düşüncenin sakat yanını söyleyeyim sana: artık kopya oyunlar eskisi gibi gelmiyor. Ciddi bir şekilde sekteye uğramış durumda. Olanlar ise tam da korsanlığa yaraşır bir şekilde ya oyun diye aldığın cd'nin içine başka bir şey oluyor ya da virüslü çıkıyor. Ve bu durum gittikçe artmakta. Yani sen bir dahaki mailinde “bilgisayarıma virüs girdi nasıl temizleyebilirim?” türü sorular gönderebilirsin. Bizim cevabımız da bir kahkaha olabilir (yanlış Zaten çok garip bir coğrafyada vuku buluyor bu işler, İki ucu acayip değnek. Kusacaklarım bu kadardı bu seferlik. Sorularımı cevaplarsan sevinirim, yayınlarsan daha da sevinirim (Sizin de işiniz zor valla, bu alli oku, cevapla, hangisini yayınlayacağını belirle, kes :P). diyorsun ama bu dergideki diğer şelerindeki hiçbir mektup kesintiye Kabul et işte makas sende:) Tekrar görüşmek üzere, Polat ve GS dostları. nur Pol: Makasın bende olup olmadığı ve diğer mektupların kesilip
Arkadaşlar maillerde oldukça çok Chat ağzı kullanılmaktadır. Bu tarafımca tolerans gösteremediğim tek şey. Sizden ricam lütfen mail yazarken Irc'de olduğunuzu unutun ve normal Türkçe kelimeler kullanın... gidiyo, yapıyo, gitmicem vs.vs. gibi iğrenç chat kelimeleri kullanmayın... En azından yazım dilinde kullanmayın...
yaşlı amca tarihinin en k kesilmediği, kesilse bile kimin kestiği veya kestirttiğine dair kanıt yok |hiç anlamaya çalışma boşver :)). Kusacakların bu kadarsa bende son kusmamı yapayım: Son olarak Mail, wordpad, rtf, Türkçe karakter, imla kuralları... İKusmuk? Lavuk seni!)
Selam Polat Kendimi bir hatırlatayım sana. Ben sevgilim gibi ne idüğü belirsiz sıfatı kullanırken yüzünde o anlamsız hoşnut ifadeyi taşıyan dişi :)) (bkz:eylül ya da ekim 2000 sayısı overdose) ehem. Pol: Bir yerlerden hatırlıyor gibiyim ama çıkaramadım. Yoksa şu ortaokulda saçlarını yolduğum kız mısın sen? Ne yolardım saçlarını salya sümük ağlardın hatırladın mı? (Ece ne biçim giriş yapmışsın, bak ben burda girişi uzatmak için ne cambazlıklar yapıyorum). Al sana cevaplar: 1-) İçtenliğinize güvenerek ciddi bir soru sormak istiyorum. Yine bir ayrılık söz konusu mu? Ne biliyim azalan sayfalar; reklam yetersizliği; terkeden okuyucular; cd vermeler; ya da Emin'in yazmış olduğu dokunaklı giriş yazıları. Bir korku sardı içimi sorma gereği duydum. Pol: Saydığın şeylerden “azalan sayfalar” ve “reklam yetersizliği" ekonomik kaynaklı, “Terkeden okuyucular” amatör ruh gibi salak bir sembolizmin önyargılaşmış hali. “Cd vermeler” ise geçen ay MEG'in editör yazısının son satırlarında yazdıkları ile doğru orantılı. “Dokunaklı giriş” yazıları ise bugünlerde parça bölük olan manevi gücümüze bir dayanak; belki de cılız bir savunma bilemiyorum. Bak şimdi benim içimi bir korku sardı :). Ama çok ekstrem bir durum olmadıkça şimdilik raflardayız (Bakın bu da sembolik ama ne yeri, ne zamanı ne de platformu). bulur ayr kimin konserine gittin? Final Fantasy'i izledin mi? İzlediysen nasıl un” Pol: En son ne yedin? GS Lazio maçını seyrettin mi? Nasıl koduk? (Ay dur hiç olmadı bu eheh). Bir soruya birden fazla ve alakasız konularda soru sıkıştıranlara bende aynı şekilde karşılık vereceğim. İlk kurbanım sensin Ece. Malesef :) 3-) Spider Man'in reklamını izledin mi? Ne bileyim ürküyorum izledikçe ikiz kuleler falan. Bir varmış bir yokmuş misali. Pol: Evet izledim. Sam Raimi o sahneleri filmden ayıklayacakmış. Çok da güzel bir sahneydi. Yazık oldu insanlara. Kule sembolik anlam dışında önemli değil, bir daha yaparlar ve ilkinden daha büyük ve muhteşem olabilir. Ama sabah sabah işlerine giden onca insana yazık oldu. 4-) Sanane ya da kıvırmaca cevaplar verme sakın, ehehe... soruyorum işte... ehem... ehi sevgilin var mı? merak işte ne bileyim :). Kesin bu soruyada “kız milleti niye merak ediyorsa doğasında var falan dersin” Ok! tamam sok lafını bekliyorum. Pol: Ben cinsiyetsizim |kestirme cevap nasıl?). 5-) Oynamaktan en çok zevk aldığın oyun hangisi? (çok var deme bir yıldız muhakkak göze daha parlak gelir) Pol: En çok Another World'ü oynarken zevk almıştım. Amiga zamanında 2 disketlik bir oyundu. Ama ne oyundu! O oyunu oynarken yaşadığım hazzı hiç unutmayacağım. Birçok oyundan çok farklı hazlar almışımdır ama onun yeri doldurulamaz. Ancak ve ancak o oyunun olur da bir gün Virtual Reality'si çıkarsa daha fazla haz alabilirim fanlamıyorum, artık bu VR'lerin Disneyland tarzı dev eğlence parklarından çıkıp evlere girmesi lazım. Olmuyor artık böyle monitöre bakıp oyun oynamak. Oyunun içinde olmak istiyorum. Oyunu yaşamak istiyorum; ses, renk, koku, doku hepsini 5 duyu organımla hissetmek istiyorum. Sizde istiyorsunuz di mi? Olsa ne dünyalar bizim olurdu, sahte dünyalar ama bu dünyadan kat kat iyi. Neyse bu ay bazı parantezler uzun oldu). Neyse benden şimdilik bu kadar. Yine 5-6 ay sonra gaza gelip mail atarım (tabi 1. sorumdaki teorim doğru çıkmaz ise). — 64 sayfa olmanıza (ehh napalım bir solukta okuyorum yetmiyor, insan ertesi güne de okumak istiyor baştan başlanılmak durumunda kalınıyor), devamlı diken üstünde olmanıza (kapanma -kapanmama) ve kısmen sanal olmanıza rağmen(insan birebir görüp dokunmak istiyor? (neler diyorum öyle değil yanlış anlamayın :)) sizi seviyorum. İyiki varsınız.
Pol: Teşekkür ederiz Ece hanım |kibar da oluruz icabında ya da son satırlarda zebani off). 5-6 ay sonra bizi bırak dünya olmayabilir fabarttık). Ya da biz oluruz ama 32 sayfaya düşeriz (bizden beklenir her şey :)). Sanal konusuna gelince. Kağıt üzerinde hükmümüz bir yere kadar. Gerçekliğimiz kabul edilse de algılamak bambaşka. Bazen yazarken neyin gerçek neyin sahte olduğunu anlayamazsın, İç içe geçer duygular, ayıramazsın. Burda var olanları konuşmak varken yazmak zorunda olmak sıkıcı mı, yoksa zevkli mi karar veremezsin. An gelir ruh durumunu kağıda yansıtıp yansıtmadığının ayrımına varamazsın, En garibi de kimdir aslında bunları yazan bazen bilemezsin. Bu satırları yazan şahsiyetin niçin bunları yazdığını bilmediği gibi... Son olarak Mail, wordpad, rtf, Türkçe karakter, imla kuralları... gerçek :))
Merhaba Polat Abi, Ben daha çömezim (yani Gameshow okuyuculuğunda). Fakat ne varsa bu Gameshow hastalığına ben de tutuldum. Niye, nasıl, nerde, bende azalan sayfalar, terkeden okuyucular, cd vermeler...
doğrusu birisi bir fırlamalık yapmış fakat yaşlı amca bunu anlamadan şu sözleri söylemişti:
bilmiyorum, fakat beni de bir güç çekti ve çekiyor (voodoo). Niyeyse sizin diğerlerinden farkınız var. Her neyse bu giriş yazısı olmuştur herhalde :). Adet olaraktan ben de sorulara geçeyim di mi? Pol: Giriş yazısı olmuş olmasına da zorlama olmuş. Herhalde çömezlikten. Ama hiç merak etme kaşarlı Overdose'cular bile giriş yapamıyor (istisnalar hariç. Hele bir tane mail vardı. Giriş 800 kelimeye yakındı. Son kısım sorulardan oluşuyordu. Çok fantastikti). Biz bu Gameshow hastalığına 6 senedir tutulmuş durumdayız. Kurtulmak için kaç defa kapadık ama yine açıldı. Üstelik bu hastalığı kaç bin kişiye bulaştırdık. Bazıları kurtuldu (nedeni basit bir kelime hatası olan "amatör ruh” sebebiyle). Bazıları bu hastalıktan memnun (sizler). Bazıları ise ağır hasta (biz). 1- Worms serisini biliyorsundur herhalde, benim çok hoşuma gidiyor.. Yeni bir oyunu çıkacakmış “Worms World Party” diye. Yorum? Pol: Bu ay zibidi tavuk İrem o oyunla ilgilendi, yazdı, çizdi. Orda her şey anlatılıyor. Benim yorumum çok fazla oynayamadığım için yarım olabilir. Bu yüzden yorum yapmayayım. Ama kökten bir farklılık görmedim. Hoş eklentiler yapmışlar, bunun dışında bir şey söyleyebilmek için birileriyle oynayıp solucanlarını patlatmam lazım. Zamanında bu oyun için ne kavgalar çıkmıştı kamerde. MEĞ'in bana hala 66 adet topkek borcu var. 2- Benim monitörümden “ssssss” diye bir ses çıkıyor. Kulağımı tırmalıyor fakat bazı oyunlara girdiğimde (Red Alert 2) ses gidiyor. Arkadaşımın da öyle oluyormuş (yani cevaplayıp yayınlarsan en az iki kişiye yardım etmiş olacaksın, yani bilgin olsun diye söyledim, öhöm). Neden olabilir sence? Pol: Hmm açıkçası ilk defa böyle bir şey duyuyorum (duymak mı?). Bende ve çevremdeki kişilerin bilgisayarlarında meydana gelen arıza kayıtlarında böyle bir madde yok. Seni Hüseyin'e havale ediyorum Hardware sorunlarından o anlar. Ancak monitörünün markasını Hüseyin'e söyle. Ve arkadaşının monitörü de aynı markada mı onu da belirt. Belki de sorunun kaynağı monitördür. 3- Eylül ayında CD vermişsiniz, inşallah böyle gider değil mi? Yani daha almadım da bir şey bilmiyorum. Pol: Şimdilik böyle gidiyor. Biz de şaşkınız. Bakalım neler olacak. Gelecek adına her ne konuşuyorsak bir yerimizde patlıyor. O yüzden tedbirli takılıyoruz. Dergiyi al, bir incele. Güzel oyunlar var (benden pazarlamacı olmaz, baksanıza ruhsuzluğa :)). Şimdilik bu kadar görüşmek üzere, herkese Overdose'a yazıp da yayınlanmak düşer inşallah (öhö öhöm)... Gökhan <Kilig> Yılmaz Pol: Şimdiye kadar Overdose'a mail atan herkesin maili öyle veya böyle yayınlandı (umarım doğru söylüyorumdur :)). Aslında Overdose'un sayfa sayısı çok olsa herkesin maili yayınlanır (yalan hem de kim yazacak o kadar maili, ehe). Son olarak: Mail, wordpad, rtf, Türkçe karakter, imla kuralları... (çömez bitiş)
Yıllar önce bir genç vardı, yüreğini yakan bir oyun sevdası. Diğer dergiler soğuk kaldı, işte her şey böyle başladı. İlk kez Ankara'daki kuzenimde görmüştüm GAMESHOW'u. Bana o tanıttı. O zaman küçücük minnacıktınız, bende öyleydim. Sonra büyüdünüz, bende büyüdüm. Bir ara kayboldunuz, bende bedenimde kayboldum. Şimdi yaşıyorsunuz, her şeye rağmen ayaktasınız, bende sizinle öyleyim. Şu ana kadar bende pasif okuyuculardandım (aslında tam olarak öyle değil çünkü bilirsin dergiye underground yazıyordum (eleştiri, istek, tavsiye, övgü...)) ama artık tak etti. “Yıllardır okuyorum bu, OVERDOSE'a 2. mailim olsun ilki yayınlanmamıştı zaten" dedim ve aldım klavyeyi elime... Pol: Bir pasif okuyucu daha aktif oldu. Bunu kampanya yapmalıyız. Kahrolsun pasifizm, yaşasın aktivizm (sloganın kötülüğüne bakınız, aktifleri de kaçıracağız şimdi :)). Hoş geldin Levent. Kaşarlı ve uzaktan seyreden Overdose'cuların katılımı gayet güzel. İlla ki mail gönderildiği zaman basılması gerekmez. Katılımcı olmak bu anlamda kullanılmıyor. Bir destek, şikayet, eleştiri, öneri vs. vs. bile yeterince katılımcı olmak demektir. Ah ah Gameshow anısı denen bir şey var. Bu da inanılmaz geliyor bize. Bir ara unutturmayın da bütün okuyucular, yazarlar toplu halde fotoğraf çektirelim :). Son bir kez bak bak hesapta kıllandıracak milleti :)) 1) Ya Zeb neden kaldırdınız Fantasya'yı. Ne güzel her ay okuyacağımız fantasy kitaplarına bakıyorduk. Bu ara tavsiye kitap soracaktım. Söylersin di mi yok yani eskiden söylerdin de... Pol: Kitap konusunda her zaman tavsiye veriyorum. Oyun konusunda tavsiye eskiden vermiyordum ama artık mail başına 56 oyun tavsiyesi sorma dönemi bittiğinden arada oyun tavsiyeleri de veriyorum. Fantasya yeniden açılacak. Can fantastik bir şekilde geri dönecekmiş. Malzeme biriktiriyormuş. Yakında... Bu arada herkesin en az bir kez Can Kantar'ın kel kafasını okşaması gerek. Adamın kafası ipek kumaş gibi ya! Küçük sevimli ayıcıklar gibi :). Can? Öküz seni! 2) Soulfly'ın yeni albümü harika (Back to the primitive, Jump da fuck up şu an backgroundda çalıyor). Eski albümü nasıldı, bulabilir miyim? Pol: Yeni albümü sevdiysen eskisini de sevebilirsin ama Soulfly'ın ilk albümü genelde kötü eleştiriler aldı belirteyim (bence hep kötüler). Her yerde bulabilirsin. Türkiye'de orijinali çıkmıştı. 3) Eskilerde buraya hep oyun sorusu sorulurdu, şimdi muhabbet oldu. Bunu da biz yaptık, çünkü biz büyüdük. OVERDOSE kitlesi yaşça büyüdü ve buraya yazanların çoğu artık oyunlardan soğumaya başladı. Beni geçen yıl bir oyun fırtınası sardı sorma 100 CD'lik arşiv evim yaptım; Wolfenstein 3d bile var, sonra bir anda soğudum artık eskisi gibi zevk vermez oldu oyunlar. Ve şimdi üzülüyorum ben eski oyun oynadığım günleri istiyorum. Nerede bulurum? Sende var mı? Pol: Hep merak etmişimdir acaba Overdose'un ortalaması kaç diye (tahminler tatmin edici değil). Kaşarlı Overdose'cu diye tabir ettiğim kişiler elbette büyüdü. Ama oyunlardan soğuduklarına dair bir kanıt yok. Sadece oyun sorusu gelmiyor. Bu internet çağında zaten oyun sorusu mu kaldı? Gidersin bir siteye orda bulursun cevabı, ya da bir foruma kayıt olursun sorarsın sorunu alırsın anında cevabı. Overdose'un o tip bir misyonu ilk açıldığı zaman vardı ve tabii o zaman İnternet bugünkü kadar yaygın değildi. Valla oturup daha önce oynamadığın oyunları araştır. Arada çok güzel şeyler çıkıyor. Bizim CD'de de bulabilirsin, der: bedava (iğrenç pazarlamacılığım devam ediyor :)) atmosferi yakalarsın. Bende var bir tane o atmosferden ama vermem, Çok değerli, 4) Geçenlerde sinemada Yüzüklerin fragmanını gördüm. Büyülendim abicim helal olsun valla. Sende şöyle bir köşeye detaylı bilgi verip (hani Star Wars'a yapmıştın ya) bizi aydınlatsan. Heyecan içinde bu filmi beklerken çok iyi olurdu. (Burnunla oynama Zeb!) Pol: Overdose'un bazı bölümlerinden şikayetçiyim zaten :) Mesela sinema bölümü geniş olmalı. Böyle 2 sayfa sinema dünyasından haberler, tanıtımlar yapılmalı. Röportajlar yapılmalı. Hatta trailer bile verilmeli orda (oha artık). Aynı şeyler müzik ve kitap içinde geçerli. Ayrıca sayfa sayısı mutlak artmalı. Çok az bu hiçbir şeye yetmiyor mesaj alınmıştır artık). Yüzüklerin efendisinin fragmanlarını seyrettim. Frodo'yu beğenmedim hemen söyleyeyim. Yani o bir hobbit ve bu ırkın bu kadar insana benzemesi çok saçma geldi bana. Frodo'nun suratı hem çok insansı hem de çok çocuksu. Hadi çocuksu olması neyse de çok fazla insana benziyor. Halbuki Hobbit dediğin bir ırk, onlar bu kadar insana benzemezler ki. Aragorn'u ise hiç ama hiç beğenmedim. Adamın surat yapısı Kolombiyalı uyuşturucu tüccarına benziyor yav! (abi burnumda bir araştırma yürütüyorum kusura bakma. Bakın aklıma bir anı geldi anlatayım: Pet Cemetary filmine gitmiştik. Hemen 2 koltuk ötede ayı gibi bir herif oturuyordu. Zaten 2 koltukta oturuyor gibiydi. Neyse, film boyunca bu herif inanılmaz bir şekilde ve ısrarla burnunu karıştırıp durdu; ama öyle böyle değil! Mesela o işi yapan parmağı adamın burnunun içinde kayboluyordu. Ve öyle bir hışımla karıştırıyordu ki haşır huşur sesler çıkıyordu yaa!. Gayet de rahattı. Adamı seyretmekten filmi doğru düzgün seyredemedim zaten. Çok komikti. Tabii burnundan hiçbir şey çıkarmadı veya çıkardıklarını ne yaptı nereye sakladı bilmiyorum :)) 5) Clive Barker'ın Kan Kitabı'nı bulamadım. Mersin'de oturuyorum, Ankara'da da yok. Tek çare net mi (ideefixe.com?)? Başka korku kitabı tavsiyen var mı Kan Kitabı gibi içinde şöyle kısa öyküler olan? Pol: O kitabı bulman biraz zor olabilir. Çünkü 1995 ya da 96 yılında basıldı. Başka bir baskısı yapıldığını da hatırlamıyorum. ideefixe'i deneyebilirsin. Ayrıca Clive Barker'ın çoğu kitabı Türkçeye çevrildi onları da oku. Edgar Allan Poe ve H.P Lovecraft'ın tüm kısa hikayeleri de artık Türkçe olarak basıldı. Tavsiye ederim gördün mü? :) 6) Bu derginin dağıtım sorunları var abicim. Bir çare lütfen. Tüm Mersin'e 10-20 GS geliyor. Kimse tanımıyor dergiyi. Ne zaman bir GAMESHOWer'a rastlasam sarılıp kucaklıyorum. Pol: Dağıtım sorunundan önce Matbaa sorunu var. Sonra dağıtım sorunu geliyor. Bunlardan dağıtım ile ilgili olanını biraz çözdük gibi. Ama Yaysat'ın dağıtım planına karışamıyoruz. Onlar 1 ya da 2 ay önceki istatistiklerine göre dergi dağıtıyorlar. Tabii biz de yeterli sayıda (yani çok dergi basarsak) Mersin'e daha fazla dergi gönderirler. Geçen ay biraz fazla bastık. Mersin de dahil tüm bölgelere daha fazla dergi gitti (bu ay da öyle), Aslında çok sorum var da şu meretin başına oturup klavyeyi kucaklayınca unutuyor insan hepsini (Heyecandan mıdır nedir). Benim için; kutsal sayılan, değerini siz yazarlarının bile anlayamayacağı bu dergiye ve bu köşeye yazı yazmak, geleceğimi etkilemese bile geçmişimi ateşlendirdiğinden çok önemli bir olay. Tüm ebeveynlerin GS okuduğu (kültürlü aileler), sadece gülme krizlerinin olduğu :), GS'un peynir ekmek gibi sattığı nice günlere... (Allah bu maili Zebani'nin makasından korusun. Cemaat bağırır: "Amin”) Alpay Levent Pol: Dileklerine içtenlikle katılıyorum. O günleri göreceğimize olan inancım hiç yok gerçi ama... Dur bakalım bir şeyler yapacağız (bu da züğürt tesellimiz oldu :)). Son olarak Mail, wordpad, rtf, Türkçe karakter, imla kuralları... fani bitiş)
NIRENG. HİKAYE. HİKAYED
ERENY önümüzdeki ay yine burada: Polat@gsmnet.com