Bu sayfadaki yazılar
Sayfanın metni
Sayfa 58
Okuyuculardan gelen “uyuz olurum'”lar devam ediyor. Daha fazla uyuzluk bekliyorum hadi.
Sürekli bir şeylere uyuz olun ve buraya gönderin. 1- Adının baş harfi K olup da imzasını Atatürk gibi atanlara 2- GameShow'un matbaasına 3- Sürekli artan net cafe fiyatlarına
4- Baş rolünde hayvanların oynadığı iğrenç ötesi filmlere (örn: Kahraman Köpek Bingo, Sayı Kralı Budy vs..) 5- Yabancı filmlerden kopya yerli filmlere (örn: Şeytan, Prob. Çocuk) 6- Haber Show'lara ve Bay Kubidike 7- Serseri mayınlara 8- Kırmızı ışıkta geçen yaya açlara 9- Futbol atiklerini ateşleyen spor gazetelerine 10- Sansarlara (iğrenç hayvanlar)
ve beynimi patlattığım bir film hatırlamıyorum (Mert ile sabahlara kadar tartışmıştık. Hala da çözmüş değiliz, bıraktık zaten). Fakat araştırmalarımdan o filmi dünyanın anlamadığını gördüm. Psikanalistler anlayabilirler sanırım. Dur iyi Pi'yi alıp ağız tadıyla seyretmem lazım. 2- Ya bu Muder'in kitabı nerede ya. Kamer'den ısmarlatırsam pahalıya mı gelir? FRP&MAGİC'ler pahalıya gelmişti. Hehi Telefon ettiğimde Meg dövecekti az kalsın. “Merhaba” dedim. “Kimi aradınız” dedi. Heyecan yaptım 'Gameshow'u dedim” Koptuk zaten. Neyse sonra hallettik işte. Ya kitapevi ismi falan ver. Pol: Hayır pahalıya gelmez. Hatta çok ucuza gelir ama hangi kitabı istediğine bağlı. Her iki kitabı da tükendi |dura dura fareler tüketti en sonunda :)). Şaka bir yana sen yine Kamer'e bir telefon aç ve MEG'le bir daha konuş. Bu seferki diyaloğunuz şöyle olsun MEG:”Buyrun Kömür bilgisayar?", sen:”Muderi aramıştım?”, var, veriyim sen:”Evet lütfen”... Eheh, düşündüm de sizden komik bir ikili olabilir. ideefix'i de deneyebilirsin kitap için. 3- O koyun resmini nereden buldun? Süper bir şey ya! Bende istiyorum. (Ben çizdim dermiş :)) Pol: Besledik büyüttük danayı, şimdi görmez oldu anayı atasözü söylemem lazımdı. Koyunlusu olmadığı için Dana'yı buldum. Olmadı di mi? Biliyordum). O koyunu kızgın kasapların elindeki devasa baltalardan zor kurtardım. Çok acayip bir maceradır o. Bak şimdi olay şöyle... Ne bekliyorsun? hadi diğer soru zaten yerimiz dar!) 4- Şimdi sizin dergiyi diğerlerinden ayıran birçok şey var. Biliyorum ilgilenmiyorsunuz onlarla ama. Hiç alıp okudun mu o dergiyi? Hehe merak ettim. Okuduysan neler hissettin ya da keşke biz de böyle yapsaydık dediğin oldu mu? Pol: Güzel soru. Alıp okudum, okuduk. Hep alır okuruz (Onlarda alır okur, dergi piyasasında işler böyledir). Diğerlerinin tepkisini başka zamana saklıyorum. Benim düşüncem Level dergisinin karma bir dergi olduğu, Profesyonel bir anlayışla işleyen bir derginin kendine has bir yapısı olması gerekir diye düşünüyorum. Level'da bu bir yere kadar böyle. Mesela oyun tanıtımları, sayfa mizanpajları, haberler, köşeler, strateji sayfaları Profesyonel yabancı kökenli dergilerin formatında ya da o anlayışla oluşmuş. Bu formatla kalsalar okey. Ama işin içine mavra katmaya çalışmaları bütün işi bozuyor. Bu yapının üzerine yazarların kendinden bir şeyler eklemelerine lafım yok, sonuçta onlar da iyi niyetle inanıyorum ki işlerini yapıyorlar. Ama bu, derginin şu anki formatında çok sırıtıyor. PC Gamer'in ciddiyeti ile bence Gameshow'un mizahi yaklaşımının etkisi var Level'da. Level için “Keşke |! | biz de böyle yapsak” dediğim tek şey oldu: O da sayfa sayısı. Ama onların arkasında kocaman yabancı kökenli “Vogel” firması var. Bu konuda onlarla sidik yarıştıramayız. Money Talks. 5- Size yani tüm GAMESHOW'a, Muder'e falan sık mail atmamın bir sakıncası var mı? Pol: Hayır bir sakıncası yok. Ama her mailine cevap gelmeyebilir. Bunun senin için bir sakıncası var mı? sanırım bu kadar yeter. Çok amatör bir mail oldu ama. Ne geyik var ne espri. Boş ver sen cevapla bunu da gönlüm olsun. Oradaki herkese selam söyle. Bir de İrem'e iyi davran (Ne var? Hayır o söylemedi. Benim içimden gelen bir şey bu) olun olacak bu işler! Mert Kızılay Pol: Overdose'a gelen mailin amatörü
Hmm, İrem, gel buraya tavuk kalp!. Okuyucuları kışkırtmak ne demek göstereyim sana. Bu arada İrem'in diğer yazarlarla olan maceraları çok yakında... (burada değil). Nesime? Soytarı seni ne zamandır sataşmıyordum buna). Mail, wordpad, Türkçe karakter, imla kuralları... (burada da kurallar var maalesef, Overdose dendiğine bakmayın :))
Selam Üstat Polat Bu ilk mailim değil ama diğerleri sanırım sıralamaya bile girmedi. Bu maili bir ay önce de gönderdim. Kaliteli sorular var demiştin hatırlıyorsan ve yayınlamak ile ilgili bir şeyler söylemiştin! Neyse önemli değil. Çok dertliyim hemen sorulara geçeyim yoksa ağlayacağım. Pol: Evet hatırladım. Senin mail çok talihsiz durumlar yaşadı. Anlatsam daha fazla ağlarsın. Ben de ağlarım rezil olurum diye cevaplarına geçiyorum trajedi yaratma Polat! 1-Öncelikle en büyük sıkıntım bu ülke. Her şey var bu ülkede ama sonuç sıfır. Ekonomik bunalımlardan dolayı sizlerden ayrı bile kalabiliriz. Valla ne yapayım bilmiyorum. Size abone olmak istiyorum. Ama abone olursam bu sefer de bu bayici amcalar dergiden bir daha getirmez ve sizin satışlar azalır. Aslına bakarsanız her seferinde farklı yerlerden alıyorum. Ama dergi bayilerde nedense hep bir tane. Ben Mersin'deyim. Burada dergiyi almak isteyen birçok insan ile karşılaşıyorum fakat hepsinin aklı, sizin kapandığınız zamanda kalmış. Yani sanki altındanmış gibi dergiyi bulmak çok zor. Bence bayilere en azından 2 tane gönderin. İşte abone olmak istediğimde ise yay-sat'taki amcalarımız beni düşündürüyor. Dergim elime sapasağlam ulaşır mı? Pol: Valla Ülke, ekonomi ve Gameshow yelpazesi arasında ilginç bağlantılar kurmuşsun. Hangi birisine cevap vereceğimi düşünüyorum. Ancak Abone olmak ile derginin satışlarının azalacağı arasındaki düşünce çok duyarlı. İnce düşünülmüş. İşin şu boyutu da var: Herkes abone olursa Yaysat'a gerek kalmaz ve onlar da cebimizden dağıtım parası alamaz (bu hayal). Büyük çoğunlukta okuyucu abone olursa satışlar azalır ama yine de Yaysat'a verdiğimiz paradan kar ederiz (fazla basarsak hesaplar değişiyor tabi). 3-5 okuyucu abone olursa bunun bize faydası olmaz ama okuyucu memnun olur. Yaysat donumuzu almaya devam eder :). Yani abone olmanın dergiye kar getireceği ve müşteriye hizmet olarak döneceği bir durum ancak sayıca fazla olduğunda bir anlam kazanıyor. Abone olmanın Yaysat ile bir alakası yok. Çünkü onun dağıtımını onlar yapmıyor. Eğer abone olursan biz posta ile dergiyi adresine yolluyoruz, böylece bayi bayi sürünmene gerek kalmaz. Eğer Abone olmazsan zaten yumruğu yersin (reklamda öyle diyor ama :))) 2-Ben çevresine saygılı bir tane insan şu ülkede. İnsanlar ellerinde bu kadar kaynak varken bunları doğru kullanmayı bilmiyorlar ve sonrada ülke niye gelişmiyor diyorlar. Çevre temizliğine büyük önem veriyorum. Ama beni deli zannediyorlar. Ben İstanbul'dan Mersin'e bir çikolata kağıdını taşıyorum, adam elindeki izmariti 5 metre ilerideki çöp kutusuna atmaya üşenip yere atıyor. Sonra yine aynı adam “ya efendim bu ülke niye gelişmiyor” diyor. Ben buna uyuz oluyorum. Bu lafı söyleme hakkını kendinde nasıl görüyor anlamadım. Ülke yönetimi konusunda bir şey demeyeceğim. Zaten her şey ortada, Pol: İnsanlık zaten saf bir pislik olduğundan bazı kaz kafalıların da çevre konusunda hassaslık göstermesini beklemek boş bir çaba. Aynı kişinin evinde bir gram çöp bulamazsın mesela. Ama dışarısı onun büyük çöplüğüdür ne de olsa. Çöp beyinli ikiyüzlülerden beklenende budur, beklenmeyen şey ise ülke gelişimine katkıda bulunmalarıdır. Onların görevi pislik üretip bundan şikayet etmek. Yani anlayışını böyle adamlar için tüketmene gerek yok. Maalesef varlar ve bu elzem verici bir durum. Çevreden açtın ondan örnek vereyim: Mesela belediyeler gerçek anlamda şehircilikten anlamayan beyinlerle dolu. Beyoğlu İstiklal caddesi günün her saati kalabalıktır. Bu kadar kalabalık olan bir yerde insanlar -gelişmemiş türden insanlarla doludur orası, bazı Türklerden bahsediyorum elbette Beyoğlu'nu çöpe boğup bok yuvasına çevireceklerdir. Ama Beyoğlu belediyesi kıt akıllı olduğu için o koskoca caddeye birkaç kısa hikâye
Yaşlı amca yine telefonlara cevap veriyor ve sürekli isimleri çöp tenekesi koymayı uygun görmüştür. Maalesef her Türk senin gibi bir çöpü kilometrelerce taşıyacak anlayışa sahip değil. Hele araba sahiplerinin arabadaki KÜL TABLASI kirleniyor diye izmaritleri dışarıya atması ya da arabasına binenlere o kül tablasını kullandırmamasını açıklayacak herhangi bir psikoloji ve sosyal doktrin yok sigara içme/içmeme durumu ise bambaşka bir zaman ve platform meselesi) 3-Bu ülkede doğru dürüst oyun oynayan adam da görmedim. Herkes bir türde takılıp kalmış. Fps oynayan adam Tomb Raider oynamıyor, Nba oynayan Fifa'dan nefret ediyor, ben bu işi anlamadım. Zamanımızdaki çocukların çoğunun oyun kültürü, internet kafelerle sınırlı. Şimdi sen, internet kafeleri counter merkezi olarak gören bir milletin evladından, nasıl bir gelecek beklersin ki? Yani ben demiyorum ki oyun kültürü olmayan bir millet yaşayamaz. Sadece bilgisayarı sırf oyun aracı olarak görenlere kızıyorum. Yoksa doğru kullanılırsa, oyunlar psikolojik olarak çocukların hayal gücünü geliştirdiğinden, mükemmel bir eğitim aracı olduğundan yanayım. Şahsen ben Nba'den Serious Sam'e, Colin Mcrae Rally'den Age of Empires'a kadar birçok oyunu severek oynuyorum ve de 100 yaşına gelirsem o zamanda oynayacağım. Pol: İlkay çok dertliymişsin sen. Beni de sevimsiz konulara gark ettin (lafa bak). Şimdi seçimler veya beğeniler konusunda yargılarda bulunmak pek mantıklı değil. Yani kişi sevmiyorsa, yapmıyorsa, oynamıyorsa, vs. vs. bu onun sorunudur veya bir nedeni vardır (doğru yanlış, iyi kötü, niteliği fark etmez ve kişiye aittir). Yani isteyen istediği oyunu oynar. Bu seçim meselesidir. Senin seçimlerinle ya da beğenilerinle çatışmıyorsa ilgilenmezsin. Bu kadar basit uyuz olmakta serbestsin :)) Oyun konusunun kültürel altyapısı üzerine çok şeyler söylenebilir. Ülke gençliği kendi kültürünü ne kadar yaşıyor veya yaşatıyor ki oyun kültüründen haberi olsun. Oyun oynamak bizim gençlerimiz için çocukça bir dürtüden öteye gitmedi hiçbir zaman (dünyada da böyle emin Bu konu ile üzerinde entelektüel düşünceler sarf eden belgeseller |Quake ile ilgili bir belgesel seyretmiştim, mükemmeldi), oyun kuramı üzerine kitap yazanlar veya aylık haftalık sitelerde çıkan yazılar ilgileniyor. Harçlığını almış bir çocuk ya da genç için fena halde anlamsız gelir işin kültürel ya da entelektüel yapısı çeviriyor olabilir, Paralar, kızlar.. Dikkat derim, var tabii. Çok uzun konu çook! Yer olsa tartışsak keşke :)) Sorular bu kadar diyeceğim ama pek soru da yok aslında. Fakat senin bu konuda ne düşündüğünü ve biz gençlere ne tavsiye edebileceğini merak ettim. Seni aslında Polat Abla :-) olarak da görmüyorum ama yine de içimi dökeyim dedim. İlkay Kalkan
Bu hikaye sıradan bir memur hayatı yaşayan birisinin artık bu hayattan bıkıp at hırsızı olarak ün yapıp sıradışı bir hayata kavuşmasının öyküsüdür. Kahramanımız basit bir halk deyimi olan "At hırsızı"nın gerçekleşmesi için önce kendini değiştirir, alır ve son görünüşünü bir ata benzetir. Geceleri çalışmayı planlar ve ilk hedefi Hipodromdur. Oradaki atların değerli olduğunu bildiği için orayı seçmiştir. Bir gece hipodroma girmeyi başarır. Atların yanına gider. Atlar bunu fark eder ve hepsi bir ağızdan kişnemeye başlar. Bazıları bizimkini tepikler, diğerleri de kaçmasın diye kapıyı tutmuştur. Ertesi sabah bir ceset bulurlar. Elindeki not şöyledir:
Yavuz atın çiftesi pek oluyormuş.
bağırıyordu...
-Kemal Orhunsoy
Klavyeyle gezinmek için ← ve → tuşları.
Sayfa 59
Pol: Ben de gencim bir kere, ayrıca güzelim ve sağlıklıyım :)..
Valla düşüncelerimin bir kısmını aktardım. Hepsini zaten söylemem. Yok öyle hazıra konmak. Siz de düşünecek ve üreteceksiniz niye gaza geldim birden böyle?). Abla konusunu hemen geçiyorum, şimdi beni de kendimle çeliştirme (lafa bak 2). Tamam bende son olarak bir konu hakkında içimi dökeyim: Mail, wordpad, rtf, Türkçe karakter, imla
50 bin TL para üstlerini de vermiyordu. Gizli İşler baktım ismin yoktu. e şimdi yenilerden misin? Anlamadım ki arkadaş. İnsan bir giriş yapar şuyum buyum diye. Bu ne böyle çat kapı!. Al sana cevaplar gör gününü (İdare edeceksin sende. Kanamam var): 1-) Fuarda Evren Halbuni ile tanıştım. Tam konuşuyordum çocukla 2 kız geldi adam beni unuttu yel Bu arada TL. para üstlerini de vermiyordu. Gizli işler çeviriyor olabilir. Paralar, kızları. dikkat derim. Pol: Gameshow istihbarat departmanından çocuklar bu konuda uyarmıştı zaten. Evren Halbuni'nin soyadının cazibesine kapılan kızlar maalesef bu aklı başında gencin aklını başından alıyor. Gameshow zibidi yazar tayfasında 34 kilo olmasına ve hem karşıdan hem de profilden aynı görünmesine rağmen yakışıklı bir tip olduğu için (o sakallar ne lan öyle? kes) kızların ilgi odağı olabiliyorlmuş. bende yeni öğrendim. çünkü Evren'in Mamer bilgisayar dışında var olmadığını bilirdim, ehe. Adam orada bir masaya kurulur ve gelene gidene görseniz çok gülersiniz. Bazen Kusmuk'un o olduğundan şüpheleniyorum). Bundan sonra daha dikkatli olacağız. Koynumuzda yılan beslemeyelim besledik ki bu da başka bir hikaye). Ayrıca kumarbaz ve organ hırsızıymış bu Evren... 2-) Sana yollanan hikayeler neden hep gerilim, korku hikayeleri oluyor. Millet sana polisiye hikayeler, mizah, aşk hikayeleri falan yolluyor da sen mi yayınlamıyorsun yoksa kimse mi yollamıyor? Pol: Gelen hikayelerin çoğunluğu aşk hikayesi. Şimdi dalga geçtiğimi sanıyorsunuz di mi? Hayır ciddiyim (ciddi olmak ne saçma bir insanlık durumudur. Hele boş meseleler için ciddi olanların derisini yüzmek gelir içimden. Ölümün olduğu bir dünyada hiçbir şey daha ciddi olamaz. Bu arada bana bir şeyler oluyor :)). Gerilim, korku ve Bilimkurgu türünde çok az hikaye geliyor (İmsomnia denen arkadaşın esaslı ilginç hikayeleri vardır. Artık göndermiyor. Bir de bizim rönesans beyefendisi kibar Altuğ psikopat hikayeler yazıyor). Bu hikayelerin bazıları ilginç oluyor ama nihayetinde çok klişe bitiyor. Bazıları ise maalesef yazan kişinin hayatının birebir yansımasını oluşturuyor sanki; kısır ve bilinen bir döngüde ilerliyor ve bitmesi gerektiği gibi bitiyor. Bazıları ise işin içine aşk olmasa bile bir dişiyi bulaştırıyorlar. En azından şimdiye kadar gelen hikayelerde basılmaya değer bir aşk hikayesi görmedim. Aşk nedir zaten yahu? Bırakın bu işleri. Seks yapmak için bundan güzel bahane olamaz bir gün bu lafları yutucam ama dur bakalım -)1 3-) Blind Guardian'ın Batalions of Fear'ını dinledim midem ağzıma geldi. İkinci kez dinlemek istedim ilk şarkıyı bile bitiremedim. İnşallah hep böyle değillerdir. Yüzüklerin Efendisi'ni kulaklarım tıkalı izlemeyeyim... Pol: Hmmm! Hmmm!.. Yukarda bir yerde saydığım albümleri dinlemeni tavsiye ediyorum. Ayrıca Yüzüklerin Efendisinde BG yok. 4-) Bana mektuplarında amatör ruhtan bahsedenlerin adresini verir misin? Bu konudan bıkan birisi olarak her ay bu sorular sorulduğuna göre konuşarak bu iş halledilemez kanısına vardım.Toplu imha yöntemini deneyeceğim. Hatta bu soru yüzünden işe kendimden başlayabilirdim ama mantıksız geldi, vazgeçtim. Pol: Ehehi mantıksız bir konu üzerine mantıklı bir karar. Yaşasın mantık! yaşasın rasyonellik! Yaşasın matematik (sıçtık :)). Öyle bir adres listesi bende yok. Olanlar hemen göndersin. Kendi kendini yok etme telkini kullanacağım (böyle bir gücünüz olsa ilk kimi veya kimleri yok ederdiniz? Üstelik yakalanma riski yok. İşte mükemmel cinayet. Sus Polat :)) 5-) CD çok güzeldi, kutlarım. Sonraki aylarda da verecekseniz içeriğini internetten okur anketiyle belirlesenize. Yani herkes istediği oyunu yazsın, mesela ben Max Payne diyerek şansımı denemek istiyorum (Bu arada anket konusunda ciddiydim. Ben kötü bir örneğim hesap dışı tutabilirsiniz.) Pol: CD için teşekkürler olmadı işte, sanki cd'yi sen vermişsin gibi. Diyorum ya tek kelime istiyorum, yazdığım anda tüm varlığınla anlayacağın tek bir kelime. Bak aklıma 1984'deki dil ile uğraşan kişisi geldi. Korkunç bir ütopya içindeydi bu kişi ve amacı dildeki tüm gerekli gereksiz kelimeleri ayıklayıp ya da değiştirip insanlığı konuşamayacak duruma getirmeyi sağlamaktı. Sonra... okuyun. Parantezler uzamaya başladı, kapatıyorum). Şimdilik bu eski oyun hizmetimiz devam ediyor ama içerik senin sandığın gibi değil. Max Payne verilmesi imkansızın ötesinde bir durum. İmkansız bile değil, acayip bir şey :)... Okur anketi olabilir. MEG ve Altuğ'a iletir misin bu durumu? Hayır ben iletirim diyeceğim bu unutkanlık belasına takılırım. Hadi bu mektupluk bu kadar. Sanırım ne uzun ne de kısa oldu mektup (kesilmesin yani). Kendinize iyi bakın. Görüşürüz... Pol: Tam olmuş (kesmedim). İşte olay bu ama kesemiyorum böyle olunca). Sanırım herkes mektupları tam kıvamında tutmayı başarmış bu ay )). Tamam sende kendine iyi bak. Bir daha nerede ne zaman görüşürüz bilmiyorum. Ki görüşmüş değiliz. Bak gördün mü? Kelimeler. İşi zorlaştıran bunlar işte :)... Bundan sonra mailleri simgeler halinde gönderin. Son olarak Mail, wordpad, rtf, Türkçe karakter, imla kuralları... (car car car! -Nesime'nin mesajı)
Yeni zibidileri tanıyalım: Bleda ilk olarak Overdose'a gönderdiği “Şan Zebani” mektubu ile ismini duyurdu. Soyadını duyurması için daha çok sene geçecekti (ki bunun soyadını annesi babası bile tercüme edemiyor). 70'li yılların kabarmış kek biçimli kıvırcık zenci saçlarıyla, bu saçları saklamak avuç kadar olan şapka seçimleriyle, ismini bir türlü kimseye inandıramamasıyla ve sürekli ama sürekli hiç durmadan Selam Polat, gezegendeki en kötü esprileri üretmesiyle Kemer'deki 4 zibidinin en garibi. Bleda aslında çok daha acayip bir çocuk. Aklı başında olmasına rağmen deli psikolojisini benimsemiş gibi davranıyor. Arkadaşları arasında uyumlu görünen tavırları kendisine basit bir eleştiri yükseldiğinde
Bu ay oldukça aktif bir okuyucu olmaya karar verdim. Bu bir başlangıç. Daha bir kısa bir uzun hikaye yollayacağım. Şimdilik sadece bu mektup var. İdare et.
Pol: Merhaba kritik kütleye ulaşmasıyla son buluyor. Böyle durumlarda Bleda'nın en bilinen tepkisi yüksek sesle bağırırken her nedense tişörtünü çıkarmaya başlaması. Bunun nedenini en yakın arkadaşları dahi bilmiyor. Kendisi de bilmiyor zaten. Her türlü ateşli silaha olan merakı ve bilgisi ile övünen ancak bu silahlardan daha tekini bile gerçekten görmeyen bu modern şehir kovboyu, aynı durum ortaçağ silahları söz konusu olduğunda giyotinden başka bir şey bilmiyor. Başka bir ilginç özelliği de yanında arkadaşları olmadığı zaman Beyoğlu'nda çevresine topladığı 50 civarı kızla gezip dolaşma yeteneği olması (nasıl bir yetenekse bu). Yazı yazmaya gelince 50 kelimeyi bir araya toparlayamayan bu ne idüğü belirsiz varlığın onca kızı berbat esprileriyle etkilediğini sanıyoruz. Eğer öyleyse böyle adaletin taa... Neyse önümüzdeki ay Evren Halbuniyi işleyeceğiz.