MEKTUP

başlıyor. Yine ay yine mektup yağdı Overdose'a yani mail! Bu durumda sanırım mail sistemi mektup yollamak en iyi ve en kısa yol. O halde sizden ricam artık mektupları mail olarak yollamanız olacak. Şimdi buyrun:

iste en cana soRU, MAvra, HikaYe...Herşey Bat

Sims aldım oynuyorum ilk iki gün güzel geçti sonra yaptığım her şey tekdüze gelmeye başladı, işe git, gel, yat, kalk, karınla ve çocuğunla ilgilen vs. vs. vs.... ve sıkıldım. Şimdi bundan sonra yazacaklarım ucuz felsefe yapmak için değil (ki okuduğum bir iki kitapla bunu zaten yapamam). Bu sadece beyin jimnastiği Polat(abi), sadece içinden çıkamadığım düşünceler. Felsefeye ilgi duymaya başladığımdan beri çevremde oluşan olaylara daha detaylı ve denetleyici bir gözle bakmaya başladım çünkü bu olayların bir parçası da benim. 19 yaşıma daha yeni girdim ve hayatımın 9 senesinin çok çabuk geçtiğinin farkına vardım, günlerim hep aynı geçiyor, içinde yaşadığım dünyada aynı Sims'lerden hiçbir farkım yok sadece bana ayrılan zamanla bu dünyada yer kaplıyorum gibi geliyor. Geçenlerde bir filmde iki arkadaş felsefi potansiyellerini geliştirmek için yola çıkıyorlardı (belki sende izlemişsindir), biri sonunda pes edip eline aldığı cipsi örnek göstererek “ben bu cipsi yediğimde bundan tat almasını biliyorum ve hissediyorum ama sen bunun içindeki protein ve vitaminleri düşünerek yiyorsun” diyerek hayat görüşleri arasındaki farkı anlatıyordu. Bense o cipsi sadece hayatta kalabilmek için yiyorum. İnsanlara daha ön yargısız bakıyorum, konuşurken yüzlerine değil ruhlarına bakmaya çalışıyorum çünkü vücutları onların sadece kılıfları. Ruhları dedim aynaya baktığımda kendimi göremiyorum Polat. Düşündüğüm ve kendi kendimi sorguladığım zaman kendimi daha iyi tanıyorum. Kısaca hayatın sadece yapay bir hayvanat

“Mektup mektup mektup mektup mektup mektup mektup bahçesi gibi olduğuma (belki çok ağır bir benzetme) inanmaya başladım. Burada senin yardımına ihtiyacım var benden daha büyük biri olarak senin görüşlerini bilmek isterim. Sana mektup yazan bir çocuğun sorusunu okumam işin tuzu biberi oldu. Soru: Ölünce sana gelen melek iki şans veriyor dünyaya geri dönmek ister misin, ya da cennete mi gitmek istersin?. Senin cevabını biliyoruz bense cennete gitmek isterdim. Çünkü tanımaya asla fırsat bulamadığım birçok insan orada Polat, hayatı yaşamamın tek sebebi bir gün son günümün geleceğini bilmem. Senin cevabında sevdiğim müziği tekrar dinlemek ve (bence en önemlisi) arkadaşlarımı tekrar görebilmem demiştin. Arkadaşlar, bunu düşündüm ve içinden çıkamadığım soru bu. Ben de arkadaşlarımı görmek için geri dönebilirim ya ailem ya arkadaşlarım, arkadaşlarımı seçmem demek hayatta bazı şeylerden zevk alabildiğimi gösteriyor ama onların da eninde sonunda gelecekleri yer bize meleğin teklif ettiği yer değil mi? Daha kendi sorularım arasında çelişkiye düşüyorsam ne yapacağıma nasıl karar vereceğim? Bilmiyorum Polat bugünlerde buna çok kafa yordum uzun lafın kısası, hayatın çok yapay olduğuna inanmaya başladım, madem bu dünyada gelip geçiciyim etrafıma neden faydalı olmayayım veya olayım? Seçimim olmaktan yana ama. Açıkçası söylemek istediklerimi tam olarak yazabildiğime inanmıyorum buradan sanki hayattan bezmiş biri gibi görünüyorum (hayattan bezecek kadar yaşamadım daha ve daha hayatı öğrenecek kadar da yaşamadım bunun farkındayım) ama tam tersi ben yaşadığım hayata saygı duymuyorum o kadar. Bu şimdiki düşüncem doğru veya yanlış üzerinde düşündükçe ve çelişkiye düştükçe fikrimin değişeceğinden ve beni daha fazla kafa yormaya iteceğinden de biliyorum. Evet Polat efendi bu felsefe içine bizi iten sensin (en azından ben senin sayende felsefe okumaya başladım) ve sana bu konuda hem büyüğüm olarak hem de düşüncelerin olarak saygı duyuyorum nerede yanlışım var? Eleştirilerin neler? Bir arkadaşımın bana söylediği ben kendimi küçümsüyor muyum açıkçası bu bana çok ağır bir küfür gibi geldi. “Niçin bu nedensiz yaratılış/ yok olacaksa bir gün her yaratılmış” - Mephisto “Bir frag için ruhumu bile satarım” - Nurettin “Focus” Tan (yok biraz abarttım galiba)

Zeb: İşte felsefeye bulaşmanın bu tip riskleri var. Sürekli hayat ve bir dolu kavram hakkında bir şeyler söyler ve çekilir kenara, kişinin varoluş boşluğunu derinleştirir, bazılarını iter o derin boşluğa umursamaksızın. İçindeki suskun kalan sesi uyandırır, çığlık attığını duymaksızın. Gözlerini açar asla doğası bilinmeyen gerçekliğe, kör olmana aldırmaksızın. Nurettin keşke sana bir şeyler söyleyebilsem. Beri doğru veya yanlış bir kriter değilim hayatın yapay olduğunu söylemek için. Ne tanımaya fırsat bulmadığım birçok insan için bir cennetim ne de bana cennet teklifinde bulunacak bir meleğim var. Sadece son gününün gelmesini bekleyen birisinin bunu amaç edinmesini anlamıyorum. Bu bir yanılgı Nurettin. Sadece hissettiklerine tek anlamı kendin vereceksin bunu söyleyebilirim. Benim de çok sıkıldığım oldu yaşamdan, çevremden ve birçok şeyden, Muder'le Ankara'da sabah kahvaltısı yerken “çok fazla değişken var" demiştim (o da belirtti bunu yazısında, o günü net hatırlıyorum). Başka hiçbir şey söyleyememiştim. Benden daha fazla bir şeyler söylememi bekler gibiydi ve benim ona sunduğum sadece sessizlikti. Tek düşündüğüm poğaça ve çaydı. İşte bu kadar. Hepimiz milyarlarca yıldır bıkıp usanmadan devam eden diyalektiğin parçalarıyız. Önünde 2 seçenek varsa en basitini seçeceksin. Eğer o 2 seçeneğin de zor olduğunu data deyip canımı sıkma. pis herif!) Zeb: Fifa 2000 oynarken neden MP3 dinlersin ki? Please more data... Olmazsa ikile... Ehe şaka. Bildiğim kadarıyla Fifa 2000 çalıştığında diğer application'ları kapaman gerekiyor. Bu yüzden MP3'leri dinleyemiyor olabilirsin.

2 - Şu Microsoft© (nereye ulaşm.....) un oyunlarında mesela NBA INSIDE DRIVE 2000 gibi diğer oyunlarda olmayan DIRECT 3D seçeneği mevcut. Normalde SOFTWARE'de anca çıkardı. Ne iş bu? (Benim bilgisayarın P166 olduğunu söylemiş miydim? :) Zeb: Direct 3D bildiğin gibi ekrandaki 3D objeleri oynatmak ya da görüntülemek için yaratılan bir program. OpenGL teknolojisinin kardeşi diyebiliriz. Software renderer'ın başa çıkamadığı yerlerde devreye giren yararlı bir program anlayacağın. 3D kartlar ile uyum için de çalışması da başka bir avantajı (sorun çıkardığına dair dedikodular duydum Microsoft koridorlarında. Taa buradan duydum hem de. Zaten nasıl duyulmasın ki? Microsoft bu. Bill Gates ossursa haberimiz oluyor :))). Ha bu arada Windows Millenium yine tanıtım

Bu ay sizden...

1- İnternet Cafe'lerde nara atarak oyun oynayanlara 2- Tüm İnternet Servis Sağlayıcılarına 3- Küfürlü konuşan Taksicilere 4- Paranın üstünü eksik veren ama eksik verdiğinde üstünü isteyen taksicilere 5- Bangır bangır müzik çalan taksicilere (taktım biliyorum) 6- Ruh hastası öğretim görevlilerine bir okuyup g..tü kalkan lavuk birkaç kişiye

8- Dini imanı para olan herkese 9- Poster vermeyen bir dergiye (ehe) 10- Star Tv'ye ve her şeyine 11- Yayınlarım deyip de mailimi yayınlamayan yazarlara (kısacası bana:))).

YAZAR MAİLLERİ

Hemen yazıya özür dileyerek girmek istiyorum. Bu ay yeni yazarlar açıklanacaktı ama biz o kadar maili okumayı henüz bitiremediğimiz için bu ay da yeni yazarları açıklayamıyoruz. Bunun için kusura bakmamanızı rica etmek zorundayız. İşin aceleye gelmemesi ve sağlam bir karar verebilmemiz için önümüzdeki aya kadar sabretmenizi istiyoruz. Teşekkürler...

o da teknolojinin ruhsuz mezarlığına

ARTIK SİZİN

Sorunlu tavsiye köşesi yeni bir yapılanma kararı aldı. O köşeyi yazan arkadaşların verdikleri tavsiyelerden memnun kalmayan çoğu okuyucuyu bu göreve çağırıyoruz. Tavsiyeler artık sizin elinizde. " Her ay sizin önerileriniz doğrultusunda tavsiyeler yer alacak o köşede. Şimdi tek yapacağınız değişik kategorilerde tavsiyede bulunmak. Böylece tek bir kişinin değil birçok kişinin değişik tavsiyeleri olacak. Sizden ricam Racing, Simulasyon, Adventure, FPS, Action, Sport, Manager, Rpg, Strateji ve Real Time Strateji kategorilerinde 5 tavsiyede bulunup adresine mail atmanız. Bundan daha basit bir bir şey olamaz yaa! :)))...

ve tabii ki

4- Bi de başka bi internet cafede iken bilgisayar kilitlendi. Reset tuşunu aradım bulamadım. Arkada prize takılı bi fiş gördüm. Dedim şunu bi çekeyim. Çektim. İçeriden aaa, nooldu yaa, koptu bağlantı, aaa Serdar Fifa 2000 takıldı aaaa aa aaaa. Hemen fişini yerine taktım. Sonra adamı çağırdım huzuruma, Dedim ne lan bu haaa (çotaaaa) Zeb: Sen nesin be abi? İnternet cafe'lerin baş belası mı? Bak şöyle söyleyeyim sana: Kamerdeki bütün makinaların yanında büyük kocaman bir şalter vardır. Hepsinde de kırmızı bir düğme (hemen şalterin altında). O düğmelere basarsan Engin sana ne yapar biliyor musun? Üzülerek söylüyorum ama seni 15.000 Voltluk bir elektrikle çarpar. Biz de gözümüzü almasın diye kaynak maskesi takıp kahkaha atarız (bu rezalete dayanamayacağım diyenler bu satırları okumasın :))).

Arkasında büyük bir mihrakın olduğu bir oyun dergisi geçti elime. SORU ŞU: YAW ŞU OYUNA AZ PUAN VERMİŞİNİZ, OYUN DÜNYASININ EN ÇOK OYNANAN OYUNU. NOTU Bİ DAA KONTROL EDER MİSİNİZ. Bİ DE CEVABA BAK: EVET DOĞRU. OYUNA

:), Sanırım Nisan sayınızda (sayımızda) Onur Göndem'in bahsettiği “gençler"in içinde ben de varım. On altı yaşında olmama rağmen, şu ergenlik çağı denilen şeyin psikolojik bölümüne yeni girdim. “Böyle olmalı” dediğim şeylerin önümde çöküşüne, “Böyle olacak” dediğim şeylerin saçmalığına tanık oluyorum sürekli. Etrafımdaki dejenerasyona, bunun beni niye, nasıl etkilediğine, benim nasıl da ben olduğuma sürekli şaşıyorum. Hayatımda artık 2 dönem var. Belki ileride fazlası olur :) 99 sonbaharı öncesi ve sonrası. Öncesinde ne miydim? Tanımlamak zor, ama kısaca çocuktum, hayatı tanımıyordum. Bilgisayarımın başında program yazarken, oyun oynarken, modelleme ve grafikle ilgili diğer her şeyle uğraşırken, aslında kendi ekseninde beni iplemeden dönen dünyanın kendi etrafımda döndüğünü sanan çocuğun tekiydim işte. Hayır şımarık değildim. Yalnızca herkes benim gibi yaşıyor sanıyordum. Ve sonrası mı? Bilmiyorum Polat abi, gerçekten bilmiyorum. Kendim hakkında tek emin olduğum şey, gözümü bir süre sonra

AZINI HAK EDİYO. Görüyorsun dimi sayın abim. Alınıp alınmama veya okur bilinçlendirme veya mali sıkıntısı olmayan bir derginin şımarık yazarının (iki dakikada göt edersin onu, bilirim seni demiş miydim?) okura cevabı. Gel de o dergiyi evirip çevirip, iyice kıvırıp o adama gönderme. Muhammed Arslan Zeb: Bak biz o yazara kimi gönderelim biliyor musun? Engin'i. Evet ta kendisi: O elektriklerin lordu, ateşten bir top (yanlış anlamayın, eee, ya da anlayın:))), Üstelik yeni silahı da yoyo. O yazar kimse pek şansı yok. Kimmiş 07 Mail adresini versene bana ya da Engin'e? Şimdi bak her zamanki şeyleri söyleyeceğim mektubun sonunda, Bu sefer lafı uzatmayacağım. Söyleyeyim mi? E zaten biliyorsundur. O zaman? Hadi ikileeee. (ehe şaka bunlar biliyorsun).

Selam Polat abi, Galiba (Nasıl yani?) :) Yazacak amma da şey birikmiş be... Elli tane mektup inceledim acaba millet nasıl girmiş mektubuna diye ama pek işe yaramadı galiba, emin değilim :) Bayağıdır sana mektup yazacağım aslında ama, ne bileyim, şimdi kusasım geldi, şimdi başladım kusmaya ben de artık sınırlarını aramaktan sıkıldığım o sonsuz bilgisayar evreninden dışarı çevirebilmiş olduğumdur. “Önce"sinde insanların bir kısmı, “O mu? Salağın tekidir, boş ver” derlerdi. Ben bu sözlere için için ağlayıp, acaba neyi yanlış yaptığımı düşünürken ve bu içime akıttığım gözyaşları birikip birikip sonunda ailemden biriyle kavgaya dönüşürken ne olduğunu anlamazdım. O kavgaların kaynağını “sonra” keşfettim işte. Fakat o keşfe kadar gerçekten üzüldüm. Tanrıya bağırdım, beni ne için aptal yarattığını sordum. Tabii ki cevap gelmedi. İnsanlar bana hala salak diyorlar. Fakat, bunun aslında benimle ilgili olmadığını keşfedince, yine üzüldüm, ama o “dejenere” insanlar için. Ve evet, dejenerasyon burada başlıyor. İnan bana Zebo, yakın zamana kadar “aman karşımdaki kırılmasın” diye, bırak onun fikrine ters düşmeyi, yaptığı en aptal esprilere bile gülüyordum. “Aman anlamadığımı sanmasın da salak demesin” diye. Ben hayatım boyu karşımdakini kırmamaya çalıştım. Ve artık pes ettim. Çünkü ben insanları incitmemeye çabaladıkça, karşımdakinin boşluktan yararlanıp Overdose beni ezmeye çalışmasından sıkıldım. İnsanları aldatmayı, “keklemeyi” marifet sayanlardan iğrendim. Kibarlığın, çağrılınca “Heaaa?!?" yerine “Efendim?” demenin zayıflık olarak nitelendirildiği bir toplumda okuyorum ben. “O marka mont bende nasıl olmaz!?” krizlerine rastlayıp karşısında ne yapacağımı bilemedim. Sadece beni küçük düşürmek için iftira atanları, baştan aşağı yalan söyleyenleri dövmeyi denemediğim için kendimden nefret ettim. “Zekilik”'in en büyük kompleks haline getirildiği bir yer burası. Matematik dersinde, hocanın tek tük yanlışlarını düzeltmeye korkar oldum. Bazıları öyle garip bakıyorlar ki... Espri yapamayanları dışlayanlara çarptım. Evet, gerçekten bende insanları güldürmek gibi bir yetenek yok. Hatta karşımdaki beni konuşturmadıkça konuşmam da, konuşamam çünkü. İsterdim, fakat olmuyor. Ben de böyleyim ne yapalım. Emeğe saygı duymayanları, korsan müzik cd'lerini alanları, orijinal oyunları alanlarla alay edenleri her ay Gameshow'un birinci sayfasını süsleyen © yazıyı gülerek okuyanların var gömülmek zorunda kalacak. Alt ay dayanır diyorum

HD'yi de formatladım. Üstüne de çekirge istilasına uğradım, hatırlamıyorum olduğunu bildikçe içim bir garip oluyor. Korsana para kazandırıp da bunu marifet olarak görenlere ise söyleyecek söz bulamıyorum. Benim çalışmalarına kendi imzasını basan ... çocuklarının niye yaşadığını Tanrı'ya soruyorum, ama söylemiyor. Hayır, Tanrı'ya inanıyorum, fakat amacını anlayamıyorum. Ve, bu kadar kusmuktan sonra, Polat abi, soruyorum: Nasıl olacak bu işler? Bir zamanlar gururlu, şerefli ve yardımsever bir toplum olan Türkler, nasıl eski erdemli yaşantısına, Cumhuriyetin o ilk zamanlarındaki bize hikayeleri anlatılan o doğal kibarlığına dönecek? Kimse sürüyor, lütfen gereken ilgi bilmiyor, Tanrı hariç. Ona da boşuna yakarma, cevap bizden çok uzakta, ve belki biz ona gitmedikçe o bize gelmeyecek. Sevgiyle kal.... Aşka inan. Görünürde tek çıkışımız gözümüzü bir kızla örtüp, onun perdesinin arkasından sadece dünyanın güzelliklerine bakmak.

Bir gün karşılaşmak dileğiyle... Bir Genç Zeb: Sana insanların iğrenç yaratıklar olduğunu ve asla kendisi olamayacakları için başkalarını yerme, eleştirme, yerin dibine sokma veya saçma sapan yargılar bulmaktan asla kaçınmayacaklarını söylesem? İnsanların mutlu olmak için başkalarını mutsuz ettiklerini söylesem? Bak Ray Bradbury şimdiye kadar insan hakkında duyduğum en güzel şeyleri söyler bir kitabında: “...Silahlarını sonsuza kadar yok et, bu sefer birbirlerini yumruklarlar. Ellerini kesersen ayaklarıyla tekme atarlar. Ayaklarını kes bu sefer birbirlerinin suratlarına tükürürler. Peki dillerini keser ve ağızlarını tıkaçla kapatırsan ne olur? O zamanda atmosfere öylesine yoğun bir nefret yayarlar ki, sivrisinekler bile ölüp yere düşerler... Kuşların ölüleri telefon tellerinde sıralanır...” Sen kendinin ne olduğunu biliyorsan, diğerlerinin ne dediğinin önemi yok. Özellikle ağzından türlü saçmalıklar kusan hain insanların hiç önemi yok. Üzülme..

Minik fare zebani'ye sim(hö NFS oynuyordum, bi mektup atayım dedim, iyi etmişimdir inşallah. Nbr? Nedense bi giriş yapma sorunu yaşadım, dikkatini çekiyordur hala yaşıyorum, o yüzden direkt olarak başlıyorum. Soru ya da diğer zırvalamalarıma no vercem, zaten kopma potansiyeline sahip şeylerdir bunlar, hele bi de ben yazdıysam, hem senin için de daha kolay olur altına yazmak.... Zeb: Minik fare mi? Hiç o gözle bakmamıştım kendime, diğerleri lağım faresi olarak bakmama alıştırmışlar bi kere abarttık!). Bir şey merak ettim: NFS oynarken Overdose'a mektup atman için nasıl bir çağrışım oldu? En çok bunu bilmek istiyorum. Hemen şimdi cevap vermelisin. Ben bu satırları yazdığımda cevap gelmiş olmalı. Ohoo kime diyorum. Neyse, bari ben cevap vereyim.

1-NFS Porsche ne güzel di mi? Hele Evolution'da garage muhteşem. Bi de test drive.... Zeb: Güzel! hem de çok güzel, Adamlar (programcı diyor bazıları, halbuki ne kadar aşağılayıcı programcı demek, Adamlar diyip yüceltmek lazım tabii ki, ehe öhöl) bu sefer danayı gözünden

Altı ay dayanır diyorum vurmuşlar (böyle miydi bu?). Herkese tavsiye ediyorum (bişeyler oluyor bana!)

2-Meg gıcır, Burçak ukala(ve kız???), Ertunç expert sen de duba mısın? Ha? Zeb: Hayır! MEG cırcır (çok yiyor), Burçak çok bilmiş (ehe, aynı şey!), Ertunç ne olduğunu kendisi de bilmiyor ve ben ise malum (ne demek şimdi bu?)

3-Kamer'de telefonlara sen mi bakıyorsun? Eğer öyleyse torunlarıma “ben zebani'yle konuştum, yaaa” diyeceğim de, o yüzden. Zeb: Evet ben bakıyorum. Aynı zamanda Kamer'in santral operatörüyüm, Bilmiyor muydun? Yalnız bu biraz farklı. Ben “alo”

overDoSe 8 5

MAJESTY oyunu için "Building Chart"

Sarf ettiğin

cümle çok eski ve yanlışlığı değil, “lütfen bir daha aramayın ve gider misiniz?" diyorum bas bariton bir tonla (hı?). Hala kovmadılar beni işten.

4- Dragonlance mi oynarsın, Forgotten Realms mı yoksa başka bişi mi? Bence Dragonlance rullaz... Zeb: Önceden toplanıp FRP oynadığımız o güzel günlerde Forgotten Realms oynardım. Tam 8. Level Thief olmuştum esaslı bir kavga ettik ve grup Türkiye'nin 4 bir yanına dağıldı. O gruptan bir ben bir de MEG hala hayatta (buna göre kaç yıl önce FRP oynadık ve şimdi kaç yaşındayız, ehe zor soru). Bu günler de bir FRP grubu toplama çabalarımız var ama çok geç sanki, yaş olmuş... :)

6-S&M'ı aldın mı? Aldıysan dinledin mi? Ben daha almadım ama “Wherever I may roam”u dinledim mp3 olarak, çok güzel geldi.... Zeb: Aldım, dinledim ve hiç ama hiç ve asla mümkün değil beğenmedim (bu kadar da olumsuzluk olmaz di mi?). Herkes kendi kafasına göre bişeyler çalıyor. Hele o orkestra tam bir felaket, Kontrolden çıkmış bir kakafoni, Ayrı telden çalan çığlık çığlığa bir kaos... (gerisini sen tamamla:))

7-Ulan zebani, nasıl kazıkladın beni!! O kadar yazacağım dedin, en son gün, “ya yazamıyorum, kusura bakma “dedin, sinir oldum, ama sağ ol yine de......(ne demek bu şimdi?) Zeb: Walla o yüzden sana biraz mahcubum ama öyle bir iş çıktı ki bana, o sırada senin yazını yazmamaktan başka çarem yoktu (öhöl). Bir daha ki sefere (ne zaman?) 5000 kelime yazacağım sana (yalan!). Sen yeter ki yaz de (deme sakın:)))

8- GS (megli olan) çok güzel gidiyor valla, annem bile zevkle okuyor yani. Ben bayılıyorum, elinize sağlık.. Zeb: Teşekkür ederiz. Annelerin Gameshow okuması beni hem şaşırtıyor hem de sevindiriyor (merhaba teyze, oğlunuz sürekli benden yazı istiyor. Kendisine hakim olmasını tembihler misiniz? Yoksa ben durumu ele alacağım:))).

9- Kamer ne demek? Word altını çizmiyor, çok şaşırdım. Nereden buldunuz? Zeb: Ne demek çizmiyor. Çizmesi lazım. Hemen Spell Check yap. Hala çizmiyorsa HD'ye format çek. Başın belada.

ne demek? Word altını çiziyor, hiç Zeb: il 1 Çi; ım, H kelimeyi [ehe!] yazmaması lazım. Alin neden bir rotam

Bu kadar yeter, bi son bulmak lazım şu mektuba, Bakalım ne diyebiliriz? Mesela, “overdose'a mektup yazmayan, yazıp da rtf olarak kaydedip göndermeyeni atlar tepsin, zebani çiğnesin inşallah!” diyebilirim ya da “Levent, Levent(b), demo, aslı, durucan, gökhan, erhan, aren, tuna, yağız ve şuan sayamadığım çok çok sevdiğim kişilere (mesela ailem) ve de ona “seni seviyorum” ” diyebilirim, ya da bu işleri bırakıp gidebilirim. Mantıklı.... Mehmet “Dragonlord” Kentel Zeb: Hayır mantıksız! Şöyle demen lazım: “Overdose'a mail yazmayan hatta Wordpad'de Türkçe karakterlerle yazmayıp, rtf olarak göndermeyenin canı sağ olsun!" Ay bu da mantıksız oldu

1 :? Nedir bu yaw? Counter- Strike adı bir türlü geçmiyor. Atlanmaması gereken bir mp game bence. Niye tavsiyeler hariç hiçbir yerde yok? Hani nerede turnuva haberleri, clan tanıtımları ya da en azından oyun tanıtımı? Alla alla... Zeb: Evet ya, nerede? Niye tanıtılmıyor bu oyun? Hayret bişey, alla alla :)

2 :( Iyk , baydı bu okurların artık kapanmasın demeleri. Sanki sizin elinizdeymiş gibi. Cık cık cık. Madem öyle, satın PC'lerinizi , yollayın Zebani'ye 600-700 $. Bakın kapanıyor mu dergi. Dimi ama? :)) Alla alla... Zeb: Hiç! Alla Alla, yalnız 600-700 dolar yetmez! Daha fazla gönderin. Alla...

3 :? Merak ediyorum. Hem mali sıkıntı, hem üç ayrı dergi. Alla alla... Zeb: Bi dakika şimdi, ne güzel gidiyorduk, nerden çıktı bu soru? Ama neyse açıklayayım da kafalarda şüphe kalmasın. FRP&Magic'i zaten biliyorsunuz, Gameshow çıkmadan önce de vardı. Yani o dergi kendi kendini besleyen bir dergi. Bütçesi ne büyüyor ne küçülüyor. Kendi kendini idare eden güzel bir FRP dergisi, hatta biz bişey yapmadan kendi kendine çıkıyor:)) (reklam oldu mu?). Ayrıca ilginize mazhar olmayı bekliyor (hehe). Çok da ucuz. Ve FRP ile ilgilenen herkes için birşeyler var. Hatta herşey var. Evet. Netshow? İşte bu beni biraz aşıyor. Netshow'la benim ilgim yok. Bu konuda Murat Adanç'a ya da MEG'e sorular sormanız tavsiye icabıdır. Umarım açıklayıcı olmuştur. Ama çok güzel dergi, almanız gerekir. Hem de inanılmaz ucuz: 950.000 TL. Denemeye değer (abi sürekli reklam oldu? Olabilir:)))

4:1 Artık gerçek okur ıvır zıvır tanımlaması iyice beni bayılttı. Bence hiç yorulmayın. Nasılsa gerçek GS okuru sizi diğerleri gibi bir iki sayı alıp, doğru düzgün okumadan mail atanların dışında olacaktır. Onlarla başladınız (bizimle) onlarla devam ediyorsunuz. (Kimse bitmek demesin. Son? Yok canım nerde? Alla Alla... ) Zeb: Gerçek Gameshow okuru beni de sıktı... ay ay pardon yani gerçek Gameshow okuru muhabbeti demek istedim :))). Bütün

88 6 Overdose ispatlanmış

Gameshow'cular bizim dostumuz. Hep birlikte ya varız ya da yokuz. Bu kadar. Ayrıca alla alla...

5 :? Senin elin armut mu topluyor? (Elden Hancıya gelcem. Bkn. Kapak Resmi) Sende güzel yazıyorsun. Niye kitap yazma gibi bir düşüncen yok? Alla alla... Zeb: Walla kitap yazmak zor zenaat ve sorumluluk isteyen bir iş. Ben kendimi hazır hissetmiyorum bir kitap için. Bilgi, birikim ve tecrübe gerek. Ben de daha bunların varlığından bile şüpheliyim ne kitabı diyon sen mehmet usta, alla alla... Ayrıca zamanında bir sürü kitap esprisi yapmıştım ya, onların hepsi uydurmaydı (yok yaaa! ehe). Ama yalanlarımla ilgili bir kitap yazabilirim ve hatta ismi de “kahrolasıca yalanlarım ve ben ve diğer kurbanlar". Satar mı ki?

6:9? Kaç okurunuz var? (Abartmadan, bu arada 962 içinde olduğum için mutluyum (alla allasız soru) ) Zeb: Alla alla... :)))

7- Madem gözü kalkık yazar değilsiniz, hani icqlar? Nerde ha? Tamam ben kalkık demiyorum ama neyse bende Chat odasına takılırım... Zeb: Öyle ya gözü kalkık yazarlar ICQ numaralarını gizleyenlerdir, ICQ numaralarını verenler ise gözü kalkık yazar değildir. Ne dediğinin farkında mısın sen Mehmet usta? Şu duvarlara bir boya çeksene (iğrenç espri yapasım geldi, kusura bakma!)|...

8- Bu önemli. Ankara'da, bizim yaşlarımızda (16 civarı) İstanbul'a gelme sorunu çekmeyecek Counter-Strike'çı arkadaşlar arıyoruz. Clan için önemli. Turnuvalar var yazın. İlgilenenlere icq: 118290 (eksik diil) Zeb: Aaa? Bu ne şimdi? Ankara'dakilerden ne istiyorsun Mehmet Usta? Ankaralı okuyucular burayı okumayın. Bu çocuğun kötü planları var. Niye Ankara ayrıca? Neden Sivas, ya da Bursa değil. Onlar oyuncu değil mi? Ayrımcılık niye yapıyorsun ki? (ben niye dolduruşçuluk yapıyorum? cevap vermeyin buna:))).

Valla bu kadar. Genel olarak şöyle bir dergiyi gözden geçirdim. Genelde mailimi yayınlamasan da olur, senin okuman yeterli türevi sonlarla karşılaştım. Bende katılıyorum ama yalakalık değil maksat. Son olarak geçen gün biri makinemi hack etti. Şöyle de bir msg yolladı utanmaz “Zebani'ye mail atıyon ama okumaz. Yok, yok

Tempra olduğu için değil. RTF formatında kaydedip yollaman lazım koçum.” sonradan dank etti. Sağolsun :)) Uğur “Ignoble” Özer Zeb: Ben Overdose'u okuyanların ya da mail atanların hatta Gameshow okuyan hiç kimsenin yalaka olduğuna inanmıyorum. Bu dergiyi okuyan herkesin bizim gibi içten, sıcak ve samimi olduğuna inanıyorum. Zaten aramızdaki kalın bir bağ bu. Sizin dergiyi alıp okuma, bizim de yayınlama sebebimiz bu. Hepinizi seviyorum (ehe yalaka mı dediniz duymadım? :))). Bu arada hep yanlış söylüyorlar şu son mesajı. Doğrusu şu: “Overdose mail gönderenin hatta Wordpad'de Türkçe karakterlerle yazıp bi üstüne rtf kaydederek gönderenlerin kafa derisi kemerimi süsleyecek” |bu ay bir mantıksızlık var bunlarda ama anlamadım :)))|

Selam diyebilirim Ya da merhaba falan; ama içimden gelmiyo...anlıyo musun? Fazla emek vermemiştim sana mail atarken ya da çok zamanımı almamıştı...Yayınlamasan da olurdu yayınlayamasan da ...ama yayınlarım deyip yayınlamaman olmadı ni herhangi bir genç kız dergisini alıp, bana erkek arkadaşımı etkilemek için ne yapmam gerektiğini anlatan uzun makaleler okuyabilirdim ya da ön ve arka sayfalarında boy boy çıplak kadın resimleri olan “magazin basını" adı altında kağıt parçalarını satın alabilirdim...Ama Gameshow'u seçtim, mutluyum gururluyum...Ertunç'a mail atıp “abi elimde çok iyi X-Files cdsi var, satıyım mı hehe” diyebilirdim ya da Nesime'ye “Zebani, MEGafon veya Muder” gibi sözcükleri kullanarak bir hikaye yazabilirdim... Overdose'u seçtim...Sı imden memnunum ama çizik çizik oldu kalbim...Nisan 1,2,3...7'ye kadar baylide yatıp kalktım. Hem yazım çıkacaktı, hem belki kocaman yazar olacaktım...O kapaktaki iğrenç kadın resmine bakıp iğrenmemeye çalışarak sayfaları çevirdim... sondan başa doğru...Sonradan bi köşede adımı gördüm...Aynen şöyle yazıyordu “ok k sayazm sn rem han m”...Bravo demek istiyorum...artık meşhurum :( (gelişme) Buruk sorulara geçiyim; Zeb: Ben şimdiye kadar çok kalp kırdım, daha fazla da kırıldım, benim hatamla yaptıklarım yüzünden veya benim elimde olmayan sebepler yüzünden. Bütün kırık kalpleri, -çizikler içinde kalanlarda dahil- hepsini tamir yorum yok!

ettim, kendimin ki hariç. Ben şimdiye kadar çok söz verdim, söz aldım, yapmadılar yerine getirmediler; benim hatam veya kontrol edemediğim sebepler yüzünden. Bütün verdiğim sözleri geçte olsa yerine getirdim ama bana verilen çoğu söz karanlıklara karışıp yok oldu, sesimi çıkarmadım. Ben şimdiye kadar çok halt yedim kendi hatam veya elimde olmayan olaylar yüzünden, hepsinde özür diledim, er veya geç. Senden de özür dileyeceğim İrem, Windows'umun elimde olmayan sebepler yüzünden göçerek senin mektubunu yayınlarım diyip de yayınlayamadığım için.

1- Orijinal oyun satın alın derken şaka mı yapıyordunuz; çünkü az önce 30 milyon gibi inanılmaz bi rakam duydum da bilgisayarcımdan...Ben çok ama çok oyun oynamak istiyom...böyle de yapılmaz ki. gidiyo insanın... Zeb: E Kamer de 40 milyon o oyun (hangi oyun olduğu farketmiyor:))). Sen hemen al o oyunu (hangi oyunsa:))). Bu işin şakası ama gerçektende bazı oyunlar okul okuyan ve belli ekonomik şartlar altında yaşayan Türk genci için biraz pahalı, bunu kabul ediyorum. Kahrolsun dolar diyorum... Hangi oyun 0? ehe merak ettim... Bazı yerlerde bayaa ucuza satılan oyunlar var aslında, 40 milyon olmayan, kutusuz, kitapsız, bandrollü vs. vs. (Kamer değil!!). Neyse,

2- Playstation'a chip taktırıp korsanlardan mı devam etsem... Zeb: Nea? Ağzından yel alsın... Korsan ne demek? Ehe ben bilmiyorum o kelimenin ne olduğunu :))

3- Cryptic Writings' den (artık hangi grubun albümü olduğunu bile söylemiyom-sen bilirsin) en çok sevdiğin şarkıyı söyle. Zeb: Walla “Use the Man” nefis bir parça. Albümün en iyisi. Marty Friedman'da gitti zaten. Senin ki hangisi? Megadeth dinleyen bir bayanı ilk defa duyuyorum bu arada. Olmadığını sanırdım, gerçek dişi sanırdım. Susmalıyım belki de sanırım :))

4- “Hayalkırıklığı nasıl olur bilir misin” konulu 1200 kelimelik bir yazı istiyorum hemen, elimden kurtulamazsın...(ulan çok içimde kaldı anlatamıyorummm!) Zeb: Hayal kırıklığı ile ilgili sana 1200 kelime değil, ansiklopedi yazarım. Özellikle son 7 aydır uğradığımız (|MEG'le beraber) hayal kırıklıkları ruhumuzu kırık dökük cam gibi öyle bir parçalara ayırdı ki, burda okudukların o kırık dökük cam parçalarının yansıttığı cılız ama ışıltılı hayallerimiz aslında... Keşke daha fazlasını anlatabilsem... Yer yok!

5- Baba ya, şöyle “Yazarlık için çok mail geldi, mailbox kilitlendi” gibi şeyler yazmasanız da şuracıkta hayallerimizle, umutlarımızla yaşayıp ölsek... Zeb: Hayaller ve umutlarının hemen önünde gerçekler duruyor İrem. Ne yapabilirim ki? Ehe yani... Gerçeklerin gerçek dışı bir elçisiyim ben. Elçiye zeval olmaz'ın esas anlamı bu zaten famma da salladım haa! :))). Tamam tamam, Mailbox'larımız kilitlenmedi. Oldu mu? (olmadı tabii ki!)

6- Logoyu harbi değiştirmeyin ya... Zeb: E ama değişti. Ne yapabilirim ki. O logo gerçek ve ben gerçeklerin kem küm...

7- Diet kolanın hafıza kaybına yol açtığını biliyor muydun, yoksa etkilerini göstermeye mi başladı? Zeb: Ne dedin unuttum? Hatırlayamıyorum bir daha söylesene... ))

(sonuç) Kimse beni uzun yazmaktan ve SANA yazmaktan alıkoyamaz...sen bile...ama yine de; “Dal rüzgârı affetse de nafile, Dal, kırılmıştır bi kere.” (burda ben “dal”; sen de “rüzgâr”sın galiba ama neyse...) NOT: Benim için “UYUZ köşesine şunu ekler misin; 1 Yazını yayınlıycam deyip yayınlamayan yazarlara... ) ehehe İrem Uygun Zeb: Gider ayak laf soktuğun için seni tebrik mi etsem, yoksa kınasam mı bilemiyorum. Evet ben rüzgarım; bir bahar gününde her yere yayılan ve tüm vücutlara hafifçe dokunup giden hafif bir rüzgar (ya ne oluyor bana? İmdat!)... Son mesaj vereyim mi sana? Tamam veriyorum: Off böyle olmuyor ki? Ama sen anladın. Rtf olacak unutma, he he...

MERHABA ZEBANİ Dergiyi ilk çıktığı günden beri alıyorum. Bu sana ilk mailim. Nasılsın, iyisindir umarım. Dergi zaten çok güzeldi şimdi daha da güzel olmuş. Hele bir de şu CD verme işinden vazgeçince eski GAMESHOW'un havası yerine gelmiş. Her neyse lafı fazla uzatmadan sorulara geçmek istiyorum. Zeb: Dergi övgülerin için teşekkür ederiz Göksel. Yalnız geçen ayki dergide bazı renk aksaklıkları oldu. Matbaamız olacak kuruluş (kedileri çok sevimli), nedense renkleri birbirine karıştırmış. Olmayacak şeyler yapıp dergiyi sürrealist bir ressamın bile yapamayacağı bir forma sokmuş. Hani her yaptığı sorgusuz sualsiz kapışılan Picasso (çok afedersiniz) boş bir tuvale sıçıp resim sergisinde yer alsa ve hemen yanında bizim dergi olsa inanın serginin yıldızı olurduk (belki o zaman daha çok tanınırdı:))). O derece yani... neyse cevaplar:

1) CINEMAWARE açılıyormuş bu konu hakkında ne düşünüyorsun? Acaba eski günlerdeki gibi Defender of the Crown, Wings gibi oyunları oynayabilecek miyiz? Yani bu oyunların CD versiyonunu çıkaracaklar mı? Zeb: Walla ben duyunca çok heyecanlandım. Efsane firma Cinemaware ne yapsa oynardım zamanında. Fakat şimdiki teknolojiye adapte olup bu teknolojiyi kullanacaklar. İşte sihirli kısım. Cinemaware o zamanlar çağının ötesinde oyunlar yapıyordu. Şimdi çağına uygun oyunlar yapacak. Demolar, klasik hikayeler, 3D vs. vs. olmazsa olmaz şeyler. Cinemaware fikirlerin ve icatların tükenmediği zamanların efsanesiydi, şimdinin bir nefeslik oyun firması olmayı kendilerine yakıştırmak gelmiyor içimden. Bakalım neler olacak. Yine de onlara güveniyorum.

2) Ayrıca NOX DIABLO'YA beş basar. Zeb: Haksızlık yapma ama şimdi. O nerede, bu nerede... Diablo öyle bir oyun ki hala yüklenip oynanabilecek bir kaliteye sahip. Nox da güzel oyun ama bir daha oynamak içinden gelmiyor insanın (en azından ben böyle hissediyorum). Diablo Clanlarına söyleyeyim de kemiklerini kırsın senin, büyü bile yapar hale gelmiş:))).

3) Yahu Zebani şu MAX PAYNE denilen oyun ile ne zaman tanışacağız? Zeb: Coming soon diyorlar. Ben ne desem?

4) Ben şu internette hız olarak 45333bps'den yukarı çıkamıyorum acaba hızı arttırmanın bir yolu var mı? Zeb: Sen belanı mı arıyorsun? Ne dedin? 45333 mü? Doğru rakam değil mi bu? Türkiye'de bu tip hızlara çıkan efsane kişiler duymuştum. Demek onlardan birisi de sensin. Bir imza alabilir miyim? Hızını daha da artırmak istiyorsan (gözün doysun!) “Netsonic" denen bir program var, install ettim ve bana “nah hızlanırsın” işareti yaptı (yani çalışmadı). Bağlantımı hızlandırmak için yapmadığım cambazlık kalmadı walla. Bir de sen dene, sonra da bana tavsiye et. Demek 45333.

5) Sence Türkiye'de kopya oyun davasına bir çözüm bulunacak mı? Yani bizde diğer Avrupa ülkelerindeki gibi her oyunun orijinalini bulabilecek miyiz? Zeb: Zaten çoğu oyunun orijinalini bulabiliyorsun. Esas soru “bu oyunları almak için para bulabilecek miyiz?” olmalıydı sanırım. Ehe. Ne dedim ben be? Neyse... Türkiye'de orijinal oyun mantığının oturması için zamana, anlayışa ve emeğe saygıya ihtiyaç var. Bir de korsanların kurukafalı bayraklarını indirmeleri gerekiyor, en zor olanı:))).

6) Bu sene izlediğin en güzel film ve albüm hangisiydi? Zeb: Hmm! Soru eksik. Bu sene dediğin 2000 ve daha 2000 senesinde çıkacak bir sürü albüm ve oynayacak bir sürü film var. Nasıl cevap verebilirim ki? Ne yani zamanda yolculuk mu yapayım? (ehe yine yırttık!).

7) Mac'ın GAMESHOW'a dönme olasılığı var mı? Varsa yüzde kaç? Yoksa niye? Zeb: Murat'ın Gameshow'a dönme olasılığını bilmiyorum walla (hemen hemen hiç!). NetShow'u o yapıyor. İstersen oradan ulaşabilirsin Murat'a ve her türlü soruyu sorabilirsin. Kamer ile Murat arasındaki buzlar çözüldü. Her şey olabilir, olmayadabilir (ikilim değil mi?)

Her neyse Zebani benden bu kadar mailimi umarım yayınlarsın yayınlamasan bile cevap gönder. Şimdiden teşekkür ediyorum. Mail göndermeye de devam edeceğim BYEEEE!!! H.GÖKSEL BAKİ Zeb: Mektubunu yayınlıyorum ki mailden cevap göndermeyeyim diye aa? ne saçma :))). Mail göndermeye devam et ama şunu da aklından çıkarma: “Overdose'a mail göndermeyen sürekli

8 8 oVerDose

ŞİKAYET KUTUSU:

Gameshow Dostlarına çağrı. Eğer dergiyle, yazarlarla, sayfalarla, Overdose'la, kısaca herhangi bir şeyle ilgili şikayetleriniz, memnun olmadıklarınız ya da sevemedikleriniz olursa şikayet kutusuna bir mail atmanız yeterli. Her ay bu kutuda şikayetleriniz yayınlanacak ve varsa önlemi alınacaktır değişmez abi yapmayın yaa... :)))). kutusu için mail adresimiz: Maillerinizi bekliyorum...

şişmanlasın, hele Wordpad'de Türkçe karakterlerle yazmayan şişmanlıktan yerinden kalkamasın, dur bitmedi daha; bununla beraber rtf kaydedip göndermeyen de şişmanlıktan patlasın. Oh olsun!" Merhabalar Zebani, Nasılsın? Aralık sayısında Altar of Sacrifice'a verdiğin cevaplardan birine çok şaşırdım. Aynen şöyle demişsin: ”Harbi bir fanatiğim varmış demek ki”. Bu lafa şaşırmamın sebebi benim gibi harbi Gameshow fanatiklerinin sayısının bence 1000'li rakamlara tekabül ettiği. Aslında seni anlıyorum. Art niyetli olan insanlar da var fakat bunların sayısı 100'ü geçmez merak etme, Burada bunları söylememin dergide mailim yayınlansın diye yaptığımı zanneden lavuklara hasta oluyorum. Bana yalaka falan diyorlar sırf Gameshow'u çok sevdiğim, bir süre kapandığında tanıdığım GS okuyucuları arasında en çok üzüldüğüm, her ay Mert abiye, Sana, Engin abiye ve mail atabileceğim bütün GS mail adreslerine mail attığım için. Senin kızdığın o homo promosyon kuşağı var ya onlar 4000 kişi değiller. Onların sayısı 4000'den çok çok daha fazla ve bu piyasa ne yazık ki onların elinde. Onlar ne derse o oluyor. Onlar CD için aldıkları bir dergiyi körü körüne överlerse o dergiler de kendilerini dergi yapıyorum sanıyorlar. Herkes sizi beğenmek zorunda değil ama CD için dergi alınmaz. Alanlar dergi aldıklarını zannederler ama onlar CD alıyorlardır. Yazık çok yazık. Ben ve birkaç arkadaşım dergi yapmaya kalkıştık sizin ilk sayıyı çıkardığınız önceki ay. Aslında amacım 2 derginin çıkışını da aynı aya denk getirmek değildi ama öyle olmuş. Her neyse. Biz bu dergiyi güç bela yaptık. Saatlerce tasarım yaptım, sayfalarca yazı yazdım, hep daha iyiye gitsin dergimiz diye uğraştım, çabaladım, didindim. Peki sonuç ne oldu? Saatlerce uğraşımın karşılığını alabildim mi? Yanlış anlaşılmasın. Benim emeğimin karşılığı derginin satılıp para kazanmam değil. Benim emeğimin karşılığı sunduğum insanların onu okuması ama ne oldu? Kimse dergiyi beğenmedi. Ekonomik durum yüzünden dergi fotokopi idi, Ben de fotokopide resimler güzel çıkmaz diye resim eklemedim. Aldığım eleştirilere bak: Dergi renksizmiş üstelik resim bile yokmuş. Kim alırmış bu dergiyi. İşte tam o anda anladım ki siz bir tanesiniz. Siz bu işi nasıl yaptınız bilmiyorum ama gerçekten de neredeyse imkânsızı başarmışsınız. Herkes zannetti ki biz sizin ya da diğer dergiler gibi mükemmel kaliteli, renkli ve ciltli dergi yapacağız. Oysa kim dedi ki bu çocuklar yapacakların en iyisini yapmışlar. Zaten matbaa ya da renkli fotokopi için paraları yetmez. Zamanla gelişirler inşallah diye. Herkes astı kesti. 2. sayıyı da renkli ve çok daha fazla bir emekle resimli ve neredeyse mükemmel bir dizaynla yaptım sırf bu insanlara inat ve renkli olduğu için renkli basabileceğim yerler araştırdım. Aldığım rakamları duysanız aklınız durur. 42 sayfalık 150 dergi için 600.000.000 TL.'den 900.000.000 TL.'ye kadar fiyatlar aldım. Artık bıktım bu kapitalizm ile uğraşmaktan. Bu işi bırakmak üzereyim ve bir daha da yapmam herhalde ama herkes benim gibi dergi yapmaya çalışsaydı sizin neler çektiğinizi ve değerinizi anlardı. Siz gerçekten de dediğiniz gibi bir kalesiniz ve yıkılırsanız çok şey değişir. Ben de bu kalede savaşmak isterdim ve bir oyun yazıp yolladım ama 1200 kelime olduğundan berbat oldu. Neyse konu bu değil zaten. Siz harika bir dergi yapıyorsunuz ve neler çektiğinizi az da olsa anlayabiliyorum. Bu işi bırakma bak bu yolları izle diyebileceğin şeyler varsa onları dergide basınca görmek isterim. Görüşmek üzere... (Tüm GAMESHOW'a...) Mert ”Rainyman” Türkoğlu Zeb: Walla dergi işlerinin kötü gittiğine üzüldüm; ki ben de seni anlıyorum. Aynı yollardan geçtik biz de, hatta hala o yolların üzerindeyiz. En azından ayak izlerimizi bırakmayı başardık bazı yerlere. Fazla derin olmasa da... İnsanlar böyle Mert, birileri yapar diğerleri yapmaz ve yapana saldırırlar. Herkesi memnun etmek çook zor. Marka, reklam, promosyon ve elbette para dünyasında yaşıyoruz. Küçük, içten ve cesur girişimlerin sonucunun hüsran olduğu bir dünya burası. Köpek gibi çalışıp da hayal bozgununa uğrayanların göz yaşlarıyla dolu. Bu saçma dünya bazı insanlar için hiç adaletli olmayacak galiba. Bugün başarı denen şeyin ölçütü aptal Amerikan dünya düzeninin dolarları. Ve o dolarlar homopromosyon kuşağına çok CD, çok poster olarak yansıyor. Ben 4000 olduklarını sanıyordum, dediğin gibi daha çok olduklarını MEG'in bana gösterdiği bir listeyi görünce anladım. Eğer dergi işlerine devam edeceksen sana tavsiyem bol bol sabır, cesaret ve güven. Bunları atlatabilirsen karşına kapitalizm çıkacak. Fotokopiyi unut. Matbaada bastır, kesinlikle daha ucuz. Fakat matbaalarda da 150 dergi bastıramazsın. Bak sen bana bir mail at. Orada sana daha açıklayıcı anlatırım konuyu, Oldu mu? Burada maalesef yerimiz yok keza uzun bir konu. Tabii bizim yolumuzu izlersen sonunun bizim gibi olacağını da söyleyeyim :)))... Sana yardımcı olmak isterim. Bu tip girişimlerin boşa çıkması beni üzüyor.

Selam Zebani! Bu, dergiye ve sana ilk mektubum (Yanlış anlama dergiyi 3,5 senedir takip ediyorum). Bu dergi ile ilk olarak İstanbul'da tanışmıştım, ancak şu anda Malatya'da oturuyorum ve burada birçok arkadaş derginin kesinlikle kapatılmamasını istiyor. Özellikle SWAT-3 manyağı bir arkadaş var, dergi kapanırsa Kamer'i basar acımaz. Seni fazla yormadan sorulara geçeyim... Zeb: Oradaki arkadaşlara selam. Dergi kapatılmıyor merak etmesinler. Zaten kapanırsa bu sefer biz tek tek okuyucuların evini basacağız, bize verdikleri desteğe teşekkür etmek için (ehe ilginçleşiyoruz iyice!). Bakalım sizin ne derdiniz var:

1-Diablo ne zaman çıkacağı tam olarak belli mi? Belli ise ne zaman? Türkiye'ye orijinali gelir mi? Gelirse hangi firma getirir? Ve sence AOK ve Fifa2k'deki crack veya beta olayları DII'de de yaşanacak mı? Zeb: Wallâ tam olarak belli değil. Ben yaz ayında çıkacağını tahmin ediyorum. Beta sorunları kesinkes yaşanacaktır. Hele böyle şöhretli oyunların en ufak bir parçası geçerse ellerine (kim olduklarını biliyon!) beta, crack filan yapmaktan kaçınmayacaklardır. Black Market'te kimbilir ne paralar dönüyor... Düşün şimdi birisi gelse ve sana oyunun 9580 bitmiş halini verse sen onu eşe dosta, eş dosta başka eş dostlara dağıtmaz mı? Seni korsan seniii :))))

2-C&C Firestorm'u aldım. Ama kimse oyundan bahsetmiyor. Acaba beta falan mı aldım? Yeni oyun çıktı mı? Üstelik her türlü demosu falan da vardı... (kazık mı yedim?) Zeb: Ne zaman aldığına bağlı. Oyun geçen ayın sonlarına doğru çıktı. Tam versiyon. Ondan önce aldıysan beta olabilir. Zaten oyun dandik. Beta gama fark etmez (iğrencim di mi?)

3-Biraz da müzik konuşalım. Savage Garden adını hiç duydun mu? Sana bir şey ifade ediyor mu? Ben pop dinlemem deme lütfen, yani sadece düşündüklerini söyle... Zeb: Peki söyleyeyim: evet Savage Garden adını duydum. Müziğini de duydum. Ama o kadar. Gerçekten de bir şey ifade etmiyor. Yani müspet ne söylememi istersin? MTV'ye zaten uyuz olurum ve bu lavuklar tam da MTV'nin istediği pop rock yapıyorlar, yani en yüzeysel olanından (rock isminin bu kadar aşağılandığını görmemiştim, duymamıştım). MTV'nin Allah belasını versin derim ben... Yani kusura bakmayın hiç sevmiyorum o kanalı (nereden çıktı şimdi bu MTV, ben de bi acayibim, anlamadım ki?).

-Hikaye

ye mail göndermeyi unutmayın

Hikayeye mail göndermeyi unutmayın

(© 4-Online alışveriş sence ne kadar güvenli ya da ne kadar güvensiz. Yani bana çok zor geliyor. Yüzlerce dolarlık bir 3D kartın taaa Amerikalardan (ya da Taiwan'dan) buraya gelmesi. Güveneyim mi? Kime güveneyim? Zeb: Şimdi Online alışveriş güvenli, bunu rahatlıkla söyleyebilirim (Amazon'dan çook CD ve Video Kaset getirttim). %100 güven beklemeyin tabii. Ama bu işin ticaretini yapanlar güvenliği çok sıkı tutuyorlar. Birilerinin o tip siteleri kırması için her biri on binlerce dolar olan profesyonel Firewall yazılımlarını aşmaları gerek. Hacker arkadaşın çok vakti ve sabrı varsa ve pro ise kırabilir tabii ki. %100 güvenli sistem yoktur. İçini rahatlatacak bir şey daha söyleyeyim: Diyelim Hacker'ın biri siteyi kırdı ve müşteri dosyalarını ele geçirdi. O müşteri dosyalarını açtığı zaman İhsan Berktaş'ı aynen şu şekilde görür: waytjd435y68vjafakg88a97fha. Bu encrypt edilmiş dosyadır. Bu dosyayı okunabilir bir şekilde görebilmesi için Decrypt etmesi gerek. Ve bu da koskoca bir “Kriptografi” dilini bilmesi anlamına geliyor. Ayrıca alacağın şey 3D kart ise Türkiye'de hepsi var. Oradan getirtmene gerek yok Kamer'e bir telefon yeterli :))

bilgisayarcı olduğunu SöyLemişmiyaimę ydim?

amant....

5-Sence mi? Unreal Tournament mı? Hiçbiri deme! Ha! Tamam bir de Half-Life var tabii... Zeb: Bence Unreal Tournament. Hi-Tech FPS'lerin yüz akı (türü ben uydurdum!) Quake 3 görsel olarak, UT ise teknik olarak güzel. Half Life zaten başlı başına süper :))

7-Sence hangi ISS? Yani bu soru burada sorulmaz ama istersen yanıtı mail ile gönder ehehehe! Zeb: Walla o kadar bıktım ki ISS'lerden, tek söyleyeceğim KabloNet. Lütfen reklamlara kanmayın... İnce eleyip sık dokuyun. Türk Telekom haziran ayında Internet çıkış kapasitesini 2 katına çıkaracakmış. O zaman biraz daha nefes alır belki Türkiye'deki Internet.

kAmerin Evrendeki en

Şimdilik sorularım bu kadar. Ancak daha yeni açılıyorum, yakında benden kurtulamayacaksın. Değişik isimlerle 3-5 mektup birden göndereceğim (Şaka tabii. Yapar mıyım öyle şey 212). Byeee! İhsan “Neo” Berktaş Zeb: E sen daha 5-6 değişik isimle mail göndermedin mi? Bu Overdose'da yayınlanan mailleri hep başka insanlar mı yolluyor sanıyorsun? Hayır Overdose'u aslında 6 kişi okuyor ve 6 kişi sürekli isimlerini değiştirip değiştirip mail yolluyor! Onlardan birisi de benim :)) Bak şimdi başka bir isimle mail yollayacaksan şunları yapmayı unutma: *“Wordpad, Türkçe karakter, rtf ve başka bir isim” Çok kolay.

Selam Zebani (vay bee ne enteresan giriş) Galatasaraylı olduğunu duyduk.. Bizde aynen. Ne diyelim Cimbom'a finalde başarılar. Nisan sayısında okuduğumuza göre dergiyi alanların ancak dergiyle iletişim kuruyormuş. Aslına bakarsan bu bana çok ilginç geldi, çünkü iletişim konusunda Türklerin üstüne yoktur. Ülkemizdeki cep telefonu satış rakamı Japonya'dakinin 3 misli imiş hem de onların nüfusu bizimkinin 2 katı. Bu durumda ülkemizin iletişime ne kadar önem verdiğini gösteriyor???? Mesela bizim okulda bazı kızlar teknolojiye ayak uydurup dedikodularını cep telefonlarıyla yapıyorlar. Sen de mail adresi yerine cep telefonunun numarasını ver gör bak ne oluyor. Sana bir kaç sorum(uz) var. Zeb: He he he! Walla böylesine absürt bir durumu bu kadar esprili bir dille anlatman çok hoş. Seni tebrik ediyorum. Doğru ya, cep telefonu ile olan iletişimimizin dünyada bir eşi benzeri yok. Çok güzel yakalamışsın. Bravo. Benim cep telefonum yok. Olmaz da. Cep telefonu konusunda Türkler üzerine acılı fikirlerim ve teorilerim var. Bir ara açıklarım.

1- Bilim kurgu seviyorsun. Stephen King Kara Kule serisini okudun mu? Zeb: Kara Kule'yi 3 ay önce bizim Can Kantarcı (Kamer'de sansarcı diye okunur) verdi ama daha okumadım. Bu gidişle okumadan vermeyeceğim, ayrıca okusam bile okumadım diyeceğim kendisine (sakın çaktırmayın!). Can oğlum, duydun mu o kitap benim oldu :)). Nerden nereye...

2- Metal dinliyorsun. Sence en büyük? Zeb: Off çok zor bir soru hani yıllarca düşünsem... Gerisini biliyorsun. Metallica listenin bir hayli gerisinde. Sadece söyleyeyim dedim.

3- Dune serisinin bütün kitapları Türkçeye çevrildi mi? Ben ilk üçünü okudum. Zeb: Dördüncüsü de çevrildi 2 ay önce. Hatta sen bu satırları okuduğun sırada 5.si de çevriliyordur (bu ne be?

4- İnsanlar Metal dinleyenlere gıcık oluyor (Hem de onları hiç tanımadan) Ben de onlara gıcık oluyorum. Senin başına Metal dinlemekten ötürü tatsız bir olay geldi mi? Zeb: İnsanlar en sıradan, en küçük şeylere bile gıcık oluyor. Tolerans'ın sıfır olduğu yerde yaşıyoruz. Metal de neymiş? Ne acı değil mi? Ben bir aralar uzun saç ve top sakal bırakmıştım, insanlar tip tip bakardı, ben de “ne bakıyorsunuz lan, alırım aklınızı” demezdim. Yaşadığım en tatsız olay bu :)))

Dergiyle iletişim kurduğumuz için çok mutluyuz. Ne yapalım bizim cep telefonumuz yok. İnşallah bir daha ekonomik buhran yaşamazsınız. Siz hiç Dayı-yeğen Gameshow okuyucusu gördünüz mü? İzmir'den Yiğit Ulucan ve Yavuz Kafadar Zeb: Walla bu iletişimden ben de memnunum. Overdose'un Cep Telefonlu formatını düşündüm bir an ve terledim. Kabus, telefon zili olarak üstüme çökerdi

Artık Mail olarak mektup yollama a

Artık Mail

Beşiktaş herhalde. Hem de tavsiye sorulduğunu düşününce... ay ay! Anne-Oğul Gameshow okuyan gördüm ama Dayı-yeğen ikilisine ilk defa rastlıyorum. Çok güzel walla, Bunları duyduğum zaman seviniyorum, kalbim minik bir kuş gibi pır pır atıyor (ya bu sonlarda saçmalamak zorunda mıyım?) Sizleri tebrik eder ve mesaj vermenin sevinciyle dolup taşarım (ay yaal: “Overdose, Mail, Wordpad, Türkçe karakter, İmla kuralları, Rtf, Netscape, Explorer, Attach file, send... :)))”

Selam Zeboş Gameshow'un nisan sayısının güzelim sayfalarını çevirirken overdose bölümüne sıra geldi ve mailleri okumaya başladım. Birden karşıma adının Polat Yarışçı olduğunu söyleyen aksakallı bir dede çıktı: “kalk bilgisayarını aç ve overdose'a Mail yolla” dedi. Bende “000 dede ya saat sabahın beşi daha karga bile kahvaltısını etmedi” dedim ama anlamadı. Sonunda maili aksakallı dedenin bir küre var ve bu kürenin içini açmam gerekiyor. Bunun içinde alttaki şifre bölümüne “79030” yazmak gerekli. Ben yazıyorum ama içinin falan açıldığı yok. Zeb: Şeytan işine burnunu sokmuş bir kere. Bak şimdi küreyi açmadan önce elbise dolaplarında bir kart bulmuş olman lazım. Bu kartın üzerinde "Visit Ohama Beach" yazıyor. O kart var mı elinde?

3-)Televizyondaki reklamlar hakkında neler düşünüyorsun. Artık reklamları izlemek bence çok zevkli bir hale geldi. Ya sence?(gokoreççiiee:)) Zeb: Reklamlardan bazıları çok güzel, hem fikir olarak, hem çekim olarak. Fakat bazıları ciddi anlamda berbat. Hele o bahsettiğin kokoreççi ile yanındaki kestaneci fikri berbattan 10 kat daha kötü. Sempatik olmaya çalışırken reklam iticiliğin doruklarına ulaşmış ve hatta paldır küldür aşağı bile düşmüş, hala düşüyor. Üstelik bağlantı hızı da düşük (bir yerden bağlamam gerekiyordu:))) olmasını tercih ederim (40 yaşındaki kitap kurdu entellektüeller gibi konuştuk ya!). Nasıl da savuşturdum bu arada abonelik işini. Cevap verirdim ama yer kalmadı:))

Mektubumu senin için wordpad'de yazıp zengin metin biçimi ile kaydettim. Herkeste benim gibi yapsın. Aferin bana. Mektubumu yayınlarsan çok sevinirim. Neyse artık bu kadar yeter. Hadi byee! Mehmet Selim BEKİL Zeb: Walla aferin sana. Herkes senin gibi yapsın ve bana da mesaj verme telaşı kalmasın :)))

Geçen ay burada yer alan isimler, yanlış font kullanmamdan ötürü hatalı çıktı. Bunun için özür diliyorum. Ve bu isimleri kısa kısa

Emre Can Kılınç, Mahir Özdemir, Can Ahışka, Yunus Emre Feyzioğlu, Mehmet Kahraman, Mert Türkoğlu, Hakan Bilenler, Gürcan Çalık, Onur Çelik, Cihan Can, Reha Muhtar Kocataş isim:)), İbrahim Taşyurt, Sidar Şahin, Salih Kurt, Mert zorlamasıyla yazdım.(saçmaladım ben yaa:)) Dikkat et. Sorulara geçiyorum. Zeb: Bu aksakallı dede de çok olmaya başladı ya. Benim ismimi kullanarak okuyucuları rahatsız ediyor. Hayır bir yakalasam yolacağım tavuk gibi beyaz sakallarını (son derece yanlış bir benzetme ))1. Walla burada tek ben saçmalıyorum sanırdım. Bir yandaş buldum güzel oldu. Artık beraber saçmalayacağız ve süper saçma ikili olacağız. Cevaplar:

1-)Bir daha kapanıp açılsanıza çok zevkli oluyor. Hadi kapanıp açılın(gene saçmaladım) Zeb: Şu sıralar tekrar kapanıp, açılmamız gerekiyordu ama bir hata oldu. Nerede oldu ki? Acaba MEG bu sefer hesapları doğru mu yaptı ne? Niye yapıyorsun oğlum, okuyucuya mahcup oluyoruz burada :)). Bundan sonra okuyucu demeyeceğim. Birden çok saçma geldi bana, onun yerine GameShow dostları demek istiyorum. Çok daha sıcak, içten ve samimi. Değil mi?

2-)Şimdii ciddi ve çok önemli bir soru soracağım sana. Faust'un ikinci bölümünde takıldım. Kulübenin içindeki yatak odasında

Enç, yine işlek Tutku Tuzlu, Can Baran, Zero Cool (Yapma yaa! :)), Erhan Turgut, Aras Barlas (Mükemmel uyum), Harun İçöz, Alpay Levent, Tarık Şirin, Ali Can Ökten, Göker Manap, Hasan Ali Güleç, Ayşegül Erkan

4-) Bana iyi bir ISS ve modem tavsiye etsene. Zeb: KabloNet ve onların taktığı KabloModem. Ehe, şey oldu mu?

5-) Tiberian Sun'ın demolarındaki güzel kadın bizim burada oturuyor seni onunla tanıştırayım mı? Zeb: Yalan söylüyorsun çünkü şu anda yanımda kendisi, sen bir şey diyor musun? İleteyim hemen :)))

6-) Gameshow'a niye abone olunulmuyor ki? Yoksa derginin kapanma ihtimali falan mı var? Zeb: Bütün dergilerin kapanma ihtimali var bi kere, buna Aktüel, Tempo, Time gibileri de dahil. Bir gün hepsi kapanacaklar bu internet yüzünden. Çünkü Electronic Yayıncılık hızla gelişiyor. İnsanlar bilgisayarda dergi okuyorlar. Bana göre çok saçma bu durum. Yani dergilerin kendine has bir havası vardır. Elinde tutmak, sayfaları çevirmek, rahatça oturup okumak hatta koklamak ister insan (çok güzel kokuyor!). Yazıyla ve yazarla aramda radyasyonlu bir monitörün değil, mis gibi kokan o matbaanın has kokulu kağıdının izninizle tekrar yayınlamak istiyorum. Eğer bu ay da hatalı çıkarsa bu işi bırakıyorum :)))

Sarı, Emre Çınar'dan, Baran Akeren, Okan Kıran, Mete Hoca (Meraba hocam beni hatırladınız mı? :)), Boran Çamlık, İrem Uygun (barıştık di mi?), Efe Yaygel, Hamza Karakobra (Korkuyorum sizden!), Ertuğrul Arkan, Yiğit Ulucan, Çağlar Kalaycıoğlu.

(Evet dostlar işte bu ayın sonu. Bir şeylere başlamış da olsak bir yerde son nokta hep olmak zorunda, ama şimdilik buna son nokta demeyelim de üç nokta diyelim... Önümüzdeki aya kadar üç noktanın gerisini tamamlamak için tekrar burada olacağım. Eleştirilerinizi, mektuplarınızı ya da maillerinizi bekliyorum. Hayallerle dolu tabutum... stop...

Umail: