Gameshow sayı 49, sayfa 86

Bu sayfadaki yazılar

Sayfanın metni

Sayfa 86

Bu ay sizden...

1- İnternet Cafe'lerde nara atarak oyun oynayanlara 2- Tüm İnternet Servis Sağlayıcılarına 3- Küfürlü konuşan Taksicilere 4- Paranın üstünü eksik veren ama eksik verdiğinde üstünü isteyen taksicilere 5- Bangır bangır müzik çalan taksicilere (taktım biliyorum) 6- Ruh hastası öğretim görevlilerine bir okuyup g..tü kalkan lavuk birkaç kişiye

8- Dini imanı para olan herkese 9- Poster vermeyen bir dergiye (ehe) 10- Star Tv'ye ve her şeyine 11- Yayınlarım deyip de mailimi yayınlamayan yazarlara (kısacası bana:))).

YAZAR MAİLLERİ

Hemen yazıya özür dileyerek girmek istiyorum. Bu ay yeni yazarlar açıklanacaktı ama biz o kadar maili okumayı henüz bitiremediğimiz için bu ay da yeni yazarları açıklayamıyoruz. Bunun için kusura bakmamanızı rica etmek zorundayız. İşin aceleye gelmemesi ve sağlam bir karar verebilmemiz için önümüzdeki aya kadar sabretmenizi istiyoruz. Teşekkürler...

o da teknolojinin ruhsuz mezarlığına

ARTIK SİZİN

Sorunlu tavsiye köşesi yeni bir yapılanma kararı aldı. O köşeyi yazan arkadaşların verdikleri tavsiyelerden memnun kalmayan çoğu okuyucuyu bu göreve çağırıyoruz. Tavsiyeler artık sizin elinizde. " Her ay sizin önerileriniz doğrultusunda tavsiyeler yer alacak o köşede. Şimdi tek yapacağınız değişik kategorilerde tavsiyede bulunmak. Böylece tek bir kişinin değil birçok kişinin değişik tavsiyeleri olacak. Sizden ricam Racing, Simulasyon, Adventure, FPS, Action, Sport, Manager, Rpg, Strateji ve Real Time Strateji kategorilerinde 5 tavsiyede bulunup adresine mail atmanız. Bundan daha basit bir bir şey olamaz yaa! :)))...

ve tabii ki

4- Bi de başka bi internet cafede iken bilgisayar kilitlendi. Reset tuşunu aradım bulamadım. Arkada prize takılı bi fiş gördüm. Dedim şunu bi çekeyim. Çektim. İçeriden aaa, nooldu yaa, koptu bağlantı, aaa Serdar Fifa 2000 takıldı aaaa aa aaaa. Hemen fişini yerine taktım. Sonra adamı çağırdım huzuruma, Dedim ne lan bu haaa (çotaaaa) Zeb: Sen nesin be abi? İnternet cafe'lerin baş belası mı? Bak şöyle söyleyeyim sana: Kamerdeki bütün makinaların yanında büyük kocaman bir şalter vardır. Hepsinde de kırmızı bir düğme (hemen şalterin altında). O düğmelere basarsan Engin sana ne yapar biliyor musun? Üzülerek söylüyorum ama seni 15.000 Voltluk bir elektrikle çarpar. Biz de gözümüzü almasın diye kaynak maskesi takıp kahkaha atarız (bu rezalete dayanamayacağım diyenler bu satırları okumasın :))).

Arkasında büyük bir mihrakın olduğu bir oyun dergisi geçti elime. SORU ŞU: YAW ŞU OYUNA AZ PUAN VERMİŞİNİZ, OYUN DÜNYASININ EN ÇOK OYNANAN OYUNU. NOTU Bİ DAA KONTROL EDER MİSİNİZ. Bİ DE CEVABA BAK: EVET DOĞRU. OYUNA

:), Sanırım Nisan sayınızda (sayımızda) Onur Göndem'in bahsettiği “gençler"in içinde ben de varım. On altı yaşında olmama rağmen, şu ergenlik çağı denilen şeyin psikolojik bölümüne yeni girdim. “Böyle olmalı” dediğim şeylerin önümde çöküşüne, “Böyle olacak” dediğim şeylerin saçmalığına tanık oluyorum sürekli. Etrafımdaki dejenerasyona, bunun beni niye, nasıl etkilediğine, benim nasıl da ben olduğuma sürekli şaşıyorum. Hayatımda artık 2 dönem var. Belki ileride fazlası olur :) 99 sonbaharı öncesi ve sonrası. Öncesinde ne miydim? Tanımlamak zor, ama kısaca çocuktum, hayatı tanımıyordum. Bilgisayarımın başında program yazarken, oyun oynarken, modelleme ve grafikle ilgili diğer her şeyle uğraşırken, aslında kendi ekseninde beni iplemeden dönen dünyanın kendi etrafımda döndüğünü sanan çocuğun tekiydim işte. Hayır şımarık değildim. Yalnızca herkes benim gibi yaşıyor sanıyordum. Ve sonrası mı? Bilmiyorum Polat abi, gerçekten bilmiyorum. Kendim hakkında tek emin olduğum şey, gözümü bir süre sonra

AZINI HAK EDİYO. Görüyorsun dimi sayın abim. Alınıp alınmama veya okur bilinçlendirme veya mali sıkıntısı olmayan bir derginin şımarık yazarının (iki dakikada göt edersin onu, bilirim seni demiş miydim?) okura cevabı. Gel de o dergiyi evirip çevirip, iyice kıvırıp o adama gönderme. Muhammed Arslan Zeb: Bak biz o yazara kimi gönderelim biliyor musun? Engin'i. Evet ta kendisi: O elektriklerin lordu, ateşten bir top (yanlış anlamayın, eee, ya da anlayın:))), Üstelik yeni silahı da yoyo. O yazar kimse pek şansı yok. Kimmiş 07 Mail adresini versene bana ya da Engin'e? Şimdi bak her zamanki şeyleri söyleyeceğim mektubun sonunda, Bu sefer lafı uzatmayacağım. Söyleyeyim mi? E zaten biliyorsundur. O zaman? Hadi ikileeee. (ehe şaka bunlar biliyorsun).

Selam Polat abi, Galiba (Nasıl yani?) :) Yazacak amma da şey birikmiş be... Elli tane mektup inceledim acaba millet nasıl girmiş mektubuna diye ama pek işe yaramadı galiba, emin değilim :) Bayağıdır sana mektup yazacağım aslında ama, ne bileyim, şimdi kusasım geldi, şimdi başladım kusmaya ben de artık sınırlarını aramaktan sıkıldığım o sonsuz bilgisayar evreninden dışarı çevirebilmiş olduğumdur. “Önce"sinde insanların bir kısmı, “O mu? Salağın tekidir, boş ver” derlerdi. Ben bu sözlere için için ağlayıp, acaba neyi yanlış yaptığımı düşünürken ve bu içime akıttığım gözyaşları birikip birikip sonunda ailemden biriyle kavgaya dönüşürken ne olduğunu anlamazdım. O kavgaların kaynağını “sonra” keşfettim işte. Fakat o keşfe kadar gerçekten üzüldüm. Tanrıya bağırdım, beni ne için aptal yarattığını sordum. Tabii ki cevap gelmedi. İnsanlar bana hala salak diyorlar. Fakat, bunun aslında benimle ilgili olmadığını keşfedince, yine üzüldüm, ama o “dejenere” insanlar için. Ve evet, dejenerasyon burada başlıyor. İnan bana Zebo, yakın zamana kadar “aman karşımdaki kırılmasın” diye, bırak onun fikrine ters düşmeyi, yaptığı en aptal esprilere bile gülüyordum. “Aman anlamadığımı sanmasın da salak demesin” diye. Ben hayatım boyu karşımdakini kırmamaya çalıştım. Ve artık pes ettim. Çünkü ben insanları incitmemeye çabaladıkça, karşımdakinin boşluktan yararlanıp Overdose beni ezmeye çalışmasından sıkıldım. İnsanları aldatmayı, “keklemeyi” marifet sayanlardan iğrendim. Kibarlığın, çağrılınca “Heaaa?!?" yerine “Efendim?” demenin zayıflık olarak nitelendirildiği bir toplumda okuyorum ben. “O marka mont bende nasıl olmaz!?” krizlerine rastlayıp karşısında ne yapacağımı bilemedim. Sadece beni küçük düşürmek için iftira atanları, baştan aşağı yalan söyleyenleri dövmeyi denemediğim için kendimden nefret ettim. “Zekilik”'in en büyük kompleks haline getirildiği bir yer burası. Matematik dersinde, hocanın tek tük yanlışlarını düzeltmeye korkar oldum. Bazıları öyle garip bakıyorlar ki... Espri yapamayanları dışlayanlara çarptım. Evet, gerçekten bende insanları güldürmek gibi bir yetenek yok. Hatta karşımdaki beni konuşturmadıkça konuşmam da, konuşamam çünkü. İsterdim, fakat olmuyor. Ben de böyleyim ne yapalım. Emeğe saygı duymayanları, korsan müzik cd'lerini alanları, orijinal oyunları alanlarla alay edenleri her ay Gameshow'un birinci sayfasını süsleyen © yazıyı gülerek okuyanların var gömülmek zorunda kalacak. Alt ay dayanır diyorum

Klavyeyle gezinmek için ← ve → tuşları.