THE OPERATIONAL ART OF WAR
Retro bilgisayarGameShow hizmetler serisi 34: 5 DERSDE ALMANCA 1) Halt! Ihre Papiere bitte! (genelde nöbetçiler söylerler) 2) Fürs Vaterland! (komik bıyıklı amca söylerdi hep.) 3) Schumi ist der Schnellste! (söylemek durumundasınız ulan) 4) Noch ein Bier! Prost! (çeşitli dillere çevrilmiş bir eser) 5) Ich kommeeee! (anonim ama her Türk genci bilir nedense)
Burçak Caner'in GameShow'da yazdığı son oyun yazısında karşı karşıyayız. Biraz önce aldığım bir karar ile bundan sonra oyun yazısı yazmamak yönünde gerekli adımları atacağım, çünkü yapacak birçok başka işim var ve bunların arasında bir oyun yazısının gerektirebileceği kadar çok oyun oynayamıyorum. Bir sebebi de normalde oyunları açıklamadan önce on beş günümüz olması. Bu süre içinde -özellikle bir strateji oyununu- tam olarak kavrayabilmek bana imkan ve olanaklar dahilinde değilmiş gibi geliyor. Aslında bence bir şekilde oyunları bir aylık gecikme ile açıklarsak, yani mesela bir ay eski oyunları açıklarsak, o zaman GameShow'daki oyun açıklamalarının kalitesinin defalarca artacağını düşünüyorum. Çünkü yazar olan herkesin yapacak bir çok başka işi olduğu için (zaten herkes amatör olduğundan bu işi hayatlarının zaman limitlerini aşarak yapıyorlar) on beş günde oyun açıklamak, hele iki oyun açıklamak imkansız. Kolay değil, her ay on sekiz oyun tanıtılıyor. Niye bu açıklama diyeceksiniz, haklısınız bir bakıma. Asıl sebep bir anda almış olduğum oyun açıklamama kararının beni hafiften üzmüş olması, Yani, nasıl desem, böyle aniden bir karar alıp haklı olduğunu düşünürken öğrettiler. Ayrıca bir deterjan kutusunun üzerinde 1.8kg — 3kg yazıyor. Kastettikleri bu değil ama yine de yanlış bilgilendirme var. Dava etsem kazanma şansım var mı sizce? Yeter alakasız mavra. Şimdi de oyunla alakalı mavra bölümüne geçiyorum. Bu ayki güzide oyunumuz Norm Koger's Operational Art of War Vol 1. Bir anda ciddi bir yazı yazma isteği içimi kapladı, tarzda değişim var, aldırmayın. Nerede kalmıştık efendim. Evet, Talonsoft sonunda TOAW'ı çıkarttı. Ve gerçekten de büyük iddialar ile çıkarttı. "Efsanevi Norm Koger'in de hazırladığı en büyük savaş oyunu TOAW", "Norm Koger aynı zamanda Age of Rifles, Tanks, Red Lightning gibi oyunların yapımında da bulunmuştur"... Hah, hah (bu esnada yazar(Ben) karizmatik ve umursamaz bir şekilde şöyle hafiften sarsılarak ufak ve kontrollü bir kahkaha atar. Acaba Norm Koger bu oyunlar yapılırken çaycı mıymış demeyi kendine yediremediği her halinden bellidir. Hareketlerindeki umursamaz ve küçümser tavır yerini yavaştan sorumlulukların ve * parantezlerin sınırlarının bilincinde olan bir yazarın ağır ve sakin davranışlarına bırakır). Neyse! Evet dediğim gibi oyunumuz çok iddialı yani. Gerek Installation'da, gerek kutusunda, oyunun içinde, her yerde ama her yerde şöyle genel bir ciddi strateji, sadece strateji uzmanlarının oynayabileceği zor ama karışık oyun, zeka ve hafıza gerektiren müthiş strateji oyunu havası var. Hah, hah (bu esnada yazar soğuk ve kendinden emin bir tavır ile elini yana doğru savurur. Hadi len, der gibi bir hali vardır). Peki bu iddialar doğru mu değil mi, en azından benim fikrim ne, Engin — — — — düşünürken bir yandan da "acaba devam etsem mi" diye kendine sorduğun sorulardaki kararsızlık var ya, çok yorucu bir şey, Aslında düşündüm, böyle "bu andan itibaren şunu şunu yapacağım!" gibi kararlar almak gereksiz gibi geldi. Görürüz ne olacak gelecekte, belki de dayanamayıp Dune 2000'i falan açıklarım, belki hiç bırakmam, bilmiyorum. Ayrıca yazı sonu "Beşiktaş" serisini de bırakmak zor geldi bir an. Belki onu B Bölgesi'ne alırız. Farkındaysanız kesinlik ile konuşamıyorum. Çünkü isteklerim (oyun açıklama isteği) bana devam et diyor, bir yandan da Ben, bunun yarı-imkansız olduğunu biliyorum. Yarı-imkansız ağzı da İngilizcedeki semi-'den geliyor galiba. Bunun bir Türkçesi yok mu. Yok eğer yoksa böyle kullanılmasını uygun gördüğümü açıklayacağım. Bir de ne alaka ama birisi Türkçenin kelimenin başına ek alabileceğini iddia ediyormuş. Yani aşmak - taşmak (t-), almak - çalmak (ç-) gibi. Doğruysa mahkemeye gideceğim o kadar sene bize Türkçe sondan ek alır diye
Abla'nın gözleri ne renk, MEG kırmızı ışığa kaç santimetre kala frene basıyor, Hüseyin ile Ben en fazla kaç dakika abuk sabuk konuşup gülebiliyoruz, Muhammed Dabiri aslında kaç bin yaşında ve daha niceleri, ilerleyen bölümde. Aslında plana göre Operational Art of War Volume'ler halinde olacakmış. Elimizdeki ilki, Volume 1, ki burada 1939-1955 arasında geçen savaşlardan seçmeler ele alınıyor, İkinci Volume ise (mantıksal olarak Volume 2) 1956-2000 arasını konu alacakmış (reklamını gördüm). Valla kime yüzyılın ilk yarısının yönetme amaçlı ve buna bağlı olarak özgürlük savaşlarının yerine ikinci yarısının petrol ve yeşil banknot kokan savaşlarını oynatabilirler bilmiyorum (bana değil, onu biliyorum). Şimdi bir 3. Volume olursa Kurtuluş Savaşı olur mu onu da merak ediyorum. Olsaydı güzel olurdu da diyerekten yazının bu bölümüne son vermekten gurur duyuyorum. Genel olarak, Operational Art of War, sloganının da belirttiği gibi (Biz Tarih Yapıyoruz - Ayrıca bu sözün de patentini almışlar onu da söyleyeyim, maaşallah deyin) bir çeşit "acaba şurada ne olmuş, böyle olsaymış ne olurmuş, ben onun yerinde
ONAL ART-OF WAR
olsam düşmanı yener miymişim, iyi de bunu anlamanın pratik yararı nedir" oyunu (elalem üç kelimeli cümlelerin patent hakkını alıyor, ben ayakta uyuyorum). Birincisi, Talonsoft oturmuş az önce bahsettiğim yıllar arasında geçen bütün savaşlardaki teçhizatları, birlikleri falan istatistiki verilere çevirmiş. Yani normalde sizin elinizde herhangi bir silah varsa onun üzerinde bunun zırha karşı vuruş gücü beştir falan gibi bir bilgi yoktur. Ama oyunu yaparken oturup bunların hepsini hesaplamak gerekmiş. Sonra herhangi bir teçhizata sahip olan herhangi bir birliğin ne kadar hızda hareket edebileceği falan hesaplanmış. Bir de bunun üzerine savaşta aynı anda saldıran iki birliğin ne ölçüde başarı ile yan yana savaşabilecekleri gibi bir bilgiyi oyuna sokmuşlar. Mesela bir topçu birliği açık alandaki bir piyade birliğine saldırdığında gösterdiği başarının aynısını, aynı anda tanklar da aynı birliğe cepheden taarruza geçmişlerse gösterebilir mi, gösterirse daha iyisini mi gösterir, gösteremezse daha kötüsünü mü gösterir falan gibi bir çok veri ile uğraşmışlar. Ayrıca hava durumunun bütün savaşı etkilemesi gibi bir de durum var. Bunun üzerine birliklerin yetenekleri (ki bu üzerinde sadece 9625 oynama yapılabilen bir veri. Yani xp ile artmıyor. Birliklerin yeteneğinin savaş içinde çok az artabileceği - ya da düşebileceği- düşünülmüş) gibi çok da garip bir veri koymuşlar. Birliğin yorgunluk durumu olmazsa eksik kalır zihniyeti ile bu konuyu da elden geçirmişler, ki bu bilgi "savaşa hazırlık" manasında çevrilmiş. Kusur kalmasın diye bir de deneyim faktörünü eklemişler. Vah vah yani. Oyunu yaparken zaten temel sorun yapımcıların bağırsak düğümlenmesi geçirmeleri olmuş herhalde. Ayrıca bu veriler kendi içlerinde tekrar ele alınarak "Unit Morale" falan gibi yeni istatistikler de oluşturulmuş. Ayrıca bütün teçhizat verileri, asker sayıları, onların yetenekleri, deneyimleri, cephaneleri, cepheye ulaştırılan cephane ve diğer ihtiyaçlar, komutanlar, savaşların geçtiği mekan, buradaki köyler ve onlardan elde edilebilecek malzemeler falan da tamamen tarihi bilgilere dayanarak, çooook uzun bir araştırma ile elde edilen verilere dayanıyor. Pastanın en üstünde ise, sizin başarı düzeyinize göre savaş sonunda çıkan bu başarının (ya da başarısızlığın) dünya tarihini nasıl etkilediği yorumu var. Mumların da üstünde ise benim kullanmadığım bir senaryo river, frozen.
Location 37,51:
German Turn 1 11/15/1941
editörü (ki bundan çok övgü ile bahsediyorlar) ve de yine benim kullanmadığım bir tarihi gerçekleri değiştirip "ya böyle olsaydı" durumu yaratma şansı var. Daha hepsini anlatmadım; anlatayım mı?. Şimdi ise bu duruma genel yorumumu yapıyorum: — Yuuuuuhhhhhn. İyi duyulmadı ise bir kez daha yapabilirim: Çüüüüşşşşsş. Hayır, adamlar niye kaşınmışlar onu anlamıyorum. Real-Time Stratejilerin en adilerinin bile müthiş sattığı, harbi stratejilerin ise meteliğe kurşun attığı bir dönemde adamlardaki amatör ruh herhalde GameShow yazarları ile kapışabilecek seviyede. Ki ayrıca bu kadar kasmışlar ama oyun güzel olmamış, neden diye soranlara önce şunu hatırlatıyorum ki bu dergiyi okuyorlar, yani neden demelerinin hiçbir pozitif yararı yok. Diğerlerini ise ilgisizlikleri için kınıyorum.
Siyah beyaz görüntüler ile oluşturulmuş klasik bir “Yüzyılın ilk yarısında geçen harbi ve zor strateji" demosu da seyrettik. Bu görüntüler sizin de içinizde de bir çeşit "keşke orada olsaydım", ya da "ne günlermiş be" duygusu uyandırmıyor mu? "Acaba" demiyor musunuz, "ben orada olsaydım, o ordu ile Rusya'ya girer miydim", ya da "Orada ortam nasıldı, kimse itiraz ediyor muydu, bir şehre ordun ile girmek nasıldır, hele bu şehir senin kurtarmak için girdiğin şehir ise, ani bir manevra ile aldığın tepe sayesinde yendiğin düşman komutanı ile karşılaşınca ne ölçüde konuşursunuz, ohhh nasıl geçirdim der misiniz..." demiyor musunuz. Demiyorsanız bu oyun size göre değil (ben bazen diyorum, sonra uyuma lan, kalk ders çalış diyorum). Diyorsanız o zaman yazıya devam edelim. Daha sonra klasik bir ana menüye geldik. E- Mail ile oynama seçeneği özürlü olduğum bir konu. Onun dışında Options Menüsü var ki buradan oyun ile ilgili yapacağınız bir sürü ufak tefek ayarlamalar dışında önemli olan bir bilgisayarın zeka düzeyi var, ki bunu en yükseğe getirin derim ben (yoksa önünüzde ekranın üstünlüğünü kabul etmiş oluyorsunuz), bir de Handicap - Cheat bölümü var. Burada ise oyundaki istatistiklerin sizin lehinize ya da aleyhinize bir hale getirilmesini ayarlayabilirsiniz. Tabii ki bunu "normal"de bırakın diyeceğim. "Load a Saved Game" falan gibi seçeneklerin dışında bir de "Edit Scenario" ile oyunun Editörüne girme durumu var. Play New Game ile oyuna iyi bir başlangıç yapalım diyorum. Sonra karşımıza çıkan ekrandan bir senaryo seçmemiz doğru olabilir. Hani ilgilenenler olur diye senaryoları da sıralayayım: Rusya- Kharkov, Korsun Pocket, Operation Typhoon; Kuzey Afrika'da- Operation Crusader, Kasserine Pass; Batı'da- France 1940, Invasion of Crete 1941, Invasion of Sicily 1943, D-Day 1944, Arracourt 1944, Patton vs. Zhukov 1945. Pasifik'te (ne demek istemiş olabileceğimi düşünüyorum derin derin. Çeviri yapmak kolay değil)- Fall of Bataan; İsrael 1948, Korea 1950-1951; Nato vs Warsaw Pact 1955. Şunu da söyleyeyim, ben bu senaryoların hepsini oynayıp da yazmadım. Elimde bir liste var, bu savaşlar ile ilgilenenler varsa diye yazdım. Çünkü açıkçası beni çok tatmin etmediler. Sonra bir senaryo seçip, kim bilgisayar kim siz olacaksınız onu da belirleyin. Sonra girin bakalım oyuna. Girin, ben bekliyorum. Hah girdiniz mi. Yok hayır yanlış gelmediniz, Excel'de değiliz, oyun bu!! Ne güzel değil mi. Excel Fobisi olanlar grafikleri Options menüsünden 3D'ye ayarlayabilirler. Bence yine de grafikler güzel değil. Hatta arada çıkıp biraz Word'de yazı yazayım de gözüm gönlüm açılsın demeniz olası. Şu anda aldığım bir karar ile yazının kalanını maddeler halinde anlatacağım, yoksa - çok dağılacağız.
Gitme Desem Kalır Mıydın? #Öncelikle oyundaki Supply sistemini bilgilerden biri sizin ortalama Supply Kapasitenizdir. Bu yüzde ortalama olarak bildirilir ve de sizin birliklerinize her el giden ortalama Supply miktarını gösterir. Ayrıca düşman tarafından çevrilmiş bir birliğe çok az Supply gelirken savaş hattının gerisine daha çok supply gelebilir. Yani bu bir ortalama, öyle diyeyim, siz anlayın. Proficiency ise bir birlikteki askerlerin ortalama yetenekleri. Bu ilk defa savaşa giren bir ünitede belirlenir, sonra en fazla 925 oranında oynar. Experience ile bir ünite veteran durumuna gelebilir. Veteran ünitelere yüksek sayılarda yeni asker (kayıplar sebebi ile) getirirseniz Veteran statülerini kaybedebilirler. Readiness için ise diyebileceğim o birliğin yorgunluk durumu. Bu sayının az olması ünitenin yorgun olduğunu gösterir. Yorgun üniteleri dinlenmeye bırakmak eğer aceleniz yoksa çok iyi olacaktır. Morale ise bu üç özelliğin (experience, readiness, proficiency) ortalaması alınarak bulunan bir yüzdedir. Bu sayı birliğinizdeki silahlar göz önüne alınarak bulunan saldırı ve savunma gücü ile çarpılıp birliğin aktif saldırı ve savunma gücünü belirler, yani çok önemlidir. İşte sizin Readiness ve Supply'ı yüksek tutmanızın gereği bundandır. #Quality de Proficiency ve Readiness'in ortalamasıdır ki, bundan emin değilim ama sanırım Quality Check'leri bir saldırıya karşı bir pozisyonu tutmak için veya bazı özel durumlarda ünitenin başarılı olup olmadığını anlamak için atılıyorlar. Bir birliğin üzerine bastığınızda sağ üstte artı şeklinde olan ünitenin sağlık durumunu (aslında açılım olarak Equipment, Readiness ve Supply) Altında sırası ile ortalama saldırı gücü, onun yanında parantez içinde eğer uzağa atış yapabiliyorsa ne kadar uzağa atış yapabildiği, onun altında savunma gücü, onun altında ise bir turdaki hareket kabiliyeti yazılır. En üstte birliğe sahip olan taraf, en altta ise o an yaptığı iş gözükür. Bu konudan az sonra bahsetmeyi Buradaki 2D İkona sağ tuş ile tıklayınca "Unit Report" ekranına geliriz, ki orası bir alttaki maddede açıklanacaktır. Bir de unutmadan, yanlış hatırlamıyor isem burada o birliğin yapabileceği özel bir işlem var ise onu belirten bir ikon bulunur (Köprü yap, yık, uçağa bin, in, trene bin, in, gemiye bin, in, anlatayım. Her Turn'ün başında size verilen sineğe bin, in eBu ekranda seçili ünitenin sahip olduğu silahlar kısaca gösterilir. Özellikler: Anti- Armor- Zırhlı araçlara karşı; Anti Personnel- Zırhsız birliklere karşı gücü (bunun ise zırhlılara karşı kullanılabilir); Anti-Air (High- Low)- Yüksekten veya Alçaktan uçan uçaklara karşı gücü; Defense- genel savunma gücü; Reconnaissance- aslında reconnaissance ; yeteneği diyeceğim, iyi açıklamıyor diyeceksiniz. Aktif olarak işe yaradığı bir kısım ise düşman ünitelerinin tehdidi altında hareket edip de saldırıya maruz kalmaması (bir nevi Attack of Opportunity'ye maruz kalmamak açısından); Engineering- kimi abuk sabuk ve tarafımca kullanılmayan inşaat çalışmalarındaki yeteneği; (Major)Fording- kendisi veya oradan geçen düşman üniteleri için nehirden geçmeyi kolaylaştırması açısından, Majortünden emin değilim ama galiba normalde geçilemeyen nehirlerden geçiş sağlıyor; Rail Repair- Yıkılmış demiryolunu tamir yeteneği; Artillery- Bulunduğu yerden uzağa bir yere bombardıman yapma gücü. Sağ tarafta yazanlar ortalama güçler. Anlayacağınız, savaş ekranında (unutmadan, ünitenin sol altında yazan saldırı gücü, sağ altında yazan savunma gücü) yazan sayılar her zaman kesin değil. Gördüğünüz gibi bir çok abuk sabuk bilgi var. Bir kareyi savunan birliğe oranın konumundan dolayı gelen bonus Entrenchment gibi bir isimle bir yüzde ile gösteriliyor. #Unit Report ekranından bir de birliği bir kaç daha ufak birliğe bölebilirsiniz. Yalnız bir kere bölüp sonra toparlamak ortalama güçte Bir birlik ile diğerine saldırdığınızda ya Ignore Losses (verilen kayıp önemli değil, emri yerine getirmek için gerekirse her şeyi feda et), ya Limit Losses (yalnız bunu yaparken abartma, belli bir andan sonra bu emir kayıplarımızdan daha önemsizdir, çok şey kaybetmemek iyidir), ya da Minimize Losses'u (baktın iş kötü gidiyor, hemen geri çekil) seçmek lazım. Group Attack ile o karedeki herkesin saldırmasını emredebileceğiniz gibi, Single Unit Attack ile sadece seçili ünitenin saldırısını onaylayabilirsiniz. Ya da Plan An Attack seçeneğini seçebilirsiniz. Bunu seçince saldırıya katılmasını istediğiniz birimleri seçin. Sağ tarafta ise saldırıya uzaktan destek verebilecek birlikler var. Time Expended yazan yerde bu saldırının turn'un yüzde kaçının harcanmasına sebep olacağı yazıyor. Sonraaa, ortadaki boşluğa getirince başarı şansınız, gri alanda ise savunan birimin savunma bonusu yazıyor. İşte bu da ayrı bir dünya kardeşim, hayat böyle, n'aapıcan. üniteye saldırı emri vermek için onu seçince onunla uyum içinde saldırabilecek üniteler çelik rengi (n'aapiyim, gavur öyle uygun görmüş) oluyor. Öyle olmayanlar saldırıya tam randımanla katılamayacaklar demektir. Bunu aynı zamanda Plan An Attack Ekranındaki birliklerin yanında bulunan bayrakların üstüne gelerek de öğrenebilirsiniz. •İstediğiniz yer değişimlerini yapıp saldırıları da belirledikten sonra sağdaki ikonlardan "Resolve Attacks"ı seçin. Şimdi bir sürü abuk sabuk şey yazacak alt tarafta, hiç takip etmeye kalkmayın. Aferin. Ekrana bir "Full Report" çıkması lazım. Saldırıya destek verenler ve karşılayanlar, kaçanlar falan hepsi yazacak burada. En altta ise asker ve teçhizat kaybı her iki taraf için de yazılacak. Ayrıca alttaki ikonlar ile tam olarak ne kaybettiğinizi de öğrenebilirsiniz, onu diyeyim. •Şimdi de biraz yorum yapalım: Yanlız Kaldım Istanbul'da. •Oyun çok karışık gözüküyor, ama aslında o kadar da değil. Bir çok bilgi yarı gereksiz. Yani aslında ne olduğunun farkında olmanız akıllıca olur ama olamıyorsunuz da pek kasmamak gerek kanısındayım. Zamanla olur diyorum. •Oyunun en temel iddiası müthiş gerçekçilik ve neredeyse gerçek savaş meydanı havası yaratmak. Ama mantık eşliğinde bir düşünelim diyorum. Alman Generalleri zevk olsun diye o kadar savaş yapmamışlardır herhalde. Bunun ucunda hafif bir dünyanın kontrolü ödülü var. Siz bilgisayarda bir sürü savaş kazanınca dünyayı 'al abi, hakkındır" deyip size vermediklerine göre önemli olan gerçekçilik değil de zevk •Ve zevk konusunda ise The Operational Art of War çok da iyi bir seçim değil sanırım. Şunu söyleyeyim, bence bu oyun öyle alıp deliler gibi oynanacak strateji oyunu değil. Bence günde en fazla kırkbeş dakika oynamak sinir sistemi muhafazası açısından yararlı bir hareket olur. Yavaş yavaş ilerlemek. Öyle hömbölö hömbölö (patenti alınması gereken bir laf) benim saldırı gücü kırkbeş, rakibin savunma on beş, ben koyarım mantığı ile oynamak da mümkün ama bence her olasılığı hesaplayıp hangi karenin savunma için daha iyi olduğunu falan hesaplayıp, ağır ağır oynanması daha iyi olacaktır. Böyle bir şeyi de günde kırkbeş dakikadan fazla oynamak yerine bence oturun Tarih çalışın, daha yararlı ve eğlenceli olur. •Yok eğer oyunu sırf bu savaşları merak ettiğiniz için oynamayı planladıysanız, değil turnanın gözünü vurmak, ağzını yüzünü dağıttınız, öyle diyeyim. Sonra da son oyun tanıtım yazısının şerefine mavra yapayım. Az Zaman Geçti, Çok Özledim •Var ya, hiçbir şeyden çekmedim şu oyun yazılarından çektiğim kadar. FİRMA: TÜB: SİSTEM kanımca.
GENEL:
Kan
10g
•Once Warlords 3'ü yazdım. İlk yazıydı. Yazmanın o kadar uzun süreceğini tahmin edemedim. Bir sıkıldım ki yazarken, sabrımı kaybedişim o günlerdendir. •Sonra Dark Reign. Oyun oyna oyna bitmedi. Nasıl zor geldi. Ama bir günde bitirilmek için biraz fazla zordu, hala iddia ederim. Realtime'lara soğumam o günlerdendir. •Aynı ay Imperialism. CD-Rom'um o CD'yi doğru düzgün çalıştırmadı. Sürekli Autorun yaptı. Adam gibi oynayamadım. Autorun'a nefretim o günlerdendir. •Bir dahaki aya Panzer General 2. Oyun on günde oynanmak için çok zordu. Az kızmam o günlerdendir. •Sonraki ay hakkında en ufak bir hatıram yok. Ne yazdım hatırlamıyorum. İşte hafızama düşmanlığım o günlerdendir. •Bir sonraki ay Lords of Magic'i yazacaktım. Bilgisayarım adam gibi hızlı çalıştıramadı. İşte P120'ye nefretim o günlerdendir. •Earth 2140'ı açıkladım bir ay da. Zorla güzel de dediler o oyun için. Ben de dedim onları haklı bulup. Türkçeye çevirmişler, ben de bir kıyak yapayım diye düşündüm. İşte kalemime sinirim o günlerdendir. • Deadlock 2'yi verdiler elime bak bakalım, güzelse açıklayalım dediler. Bir heyecan, oyun güzel gözüktü o kadar zaman sonra. Yazarım dedim. Sonra baktım oyun çok kötüymüş. Ama yazdım mecburen. İşte ön-yargımla aramdaki gerginlik o günlerdendir. •Dark Omen'ı yazdım. Müthiş yazdım. Hiç bir sorun çıkmadı. İşte talihsizlik sektörüne hayranlığım o günlerdendir. •B Bölgesini yazdım ilk ay, hiç çalışmadan. İlk ay kötü oldu bence Tembellikle savaşım o günlerdendir. •Bir dahaki ay B Bölgesini ben bile beğendim. Bir çok iyi tepki bile geldi. Alçak gönüllülükle aramdaki sorunlar o günlerdendir. •Bu listenin sonuna yapılacak iyi bir espri bulamadım. Yeteneğime güvensizliğim o günlerdendir. Meraktayım Ne Yapıyorsun Diye •Bu son oyun yazımdı (kararım kesin), bir daha bu kadar güzel oyun yazısı bulamayacaksınız. •Ayrıca yazı sonunda yaptığım Beşiktaş'ta serisi de bu sefer son buluyor. Belki onu B Bölgesi'ne taşırız. Bilmiyorum yani. •Zor aylar değil mi Temmuz ve Ağustos. Bir kış gelse de bakalım kalanlar kimlermiş onu görsem, kararlar versem, hayatım rayına otursa falan. Ama şu iki ay çabucak geçse istiyorum. -Hoşçakalın. "Umarım tekrar görüşeceğiz, Eylül'de, Beşiktaş'ta" Burçak "Yedi Tepeli Şehrimde (B)ıraktım Gonca Gülümü" Caner oynayıp vasat bir yazı yazdım. Kendime