Enformasyon, Teknoloji ve Cehaletin Erdemleri Tıpta Bilgisayar
Ben on yaşlarındayken Robinson Crusoe'yu ilk defa okumuştum ve Crusoe'nun adadaki dünyasını zekice ve beceriklice dönüştürmesine hayran olmaktan kendimi alamamıştım. Adam varını yoğunu kendi amaçları için kullanır, etrafını kendi gücünü arttırmak için oluşturduğu kendi tasarım ve ürünleriyle donatırken; aynı zamanda kendine güvenlik, besin ve haz sağlıyordu. Daha o zamanlar teknolojiye aşık olduğumu anlamıştım; kuşkusuz bir çoğunuzun da benden farkı yok. Biz -biz teknofiller- şunu ayırt etmeliyiz ki teknolojiyle aramızdaki aşk ilişkisi bütün iyi aşklar
DANİEL DENNETT çeviren: Burak Boysan gibi -tutkumuzu ne kadar rasyonalize etmeye çalışırsak çalışalım- tamamen rasyonel değildir. Teknokrat Crusoe tıpkı cinsel macera, atletik zafer, uçabilmek, görünmez olmak gibi büyük düş gücü temalarından sadece biridir. Cazibe ya da zihnimizin gücü önüne serdiği detayların zenginliği açısından yukarıda saydıklarımızın hepsiyle yarışabilir. Büyüden çok daha tatmin edicidir, çünkü bir kere büyük değildir, kendi yarattığımız bir şeydir ve dolayısıyla sorumlu olduğumuz kabul edilir; anladığımızı ve dolayısıyla kontrol edebileceğimizi sandığımız bir şeydir.
Bugün “sınırsız teknoloji çoğalması” fantazisinin gerçekleşiyormuş gibi gözüktüğü bir dünyada yaşıyoruz. Bu biz teknofillerin çok işine gelir çünkü sevdiğimizin bizim için, hatta nankörler için bile hazırladığı nimetleri gösterebiliriz. Hangi teknofob bir Orta Çağ köylüsünün ya da bir taş devri avcısının umutsuz ve çaresiz hayatını tercih ederdi? Gene de Crusoe gibi kazandığımız her şey için bir miktar bedel ödüyoruz: alışkanlıklarımızda ufak tefek değişiklikler yapıyoruz, seçeneklerimiz azalabiliyor ve teknolojinin her yeni mucizesine alışmaya çalışırken yan etki olarak doğan küçük tedirginlikler yaşıyoruz. Bazıları az da olsa rahatsızlık veren borç hanesine yazılacak bu meseleleri kolayca arka plana itiveriyorlar; diyorlar ki “evet, bu işin bir bedeli var tabii, ama bizim bunu hesaba katmamız gerekmez; ne kadar tutarsa tutsun, eninde sonunda apaçık yararlar için ödeyeceğimiz küçük bir bedeldir” Başkaları huzursuzlukları ile daha zor başa çıkıyorlar; yeni teknolojinin daha dolaylı etkilerinin toplam bedeli de hesaba katıldığında, farkına bile varmadan kendimizi nasıl barınacağımızı bilemediğimiz ama terk de edemediğimiz bir dünyada bulup bulamayacağımızı merak ediyorlar. Teknoloji ve ahlak arasındaki bu ilişkinin bazı can sıkıcı yanları üstünde dikkatimizi yoğunlaştırmayı öneriyorum. Geçmişte büyük bir nimet olan enformasyon teknolojisinin - eğer bizi bugüne kadar getiren geleneklerden oldukça radikal bir kopuş düşünmezsek- hayatlarımızı mahvetmek üzere olduğu ihtimalini de göz önüne almaya razıyım. Hepimiz iyi hayatlar sürmek isteriz. En azından iki anlamda: İlginç, heyecan verici, tatmin edici ve mutlu hayatlar sürmek isteriz; ama aynı zamanda da ahlâken iyi hayatlar sürmek isteriz. Yararlı olmaya çalışırız ve hayatımızın dünya üzerinde bir fark yaratmasını isteriz. Doğru yönde, bir fark. Artık hangisiyse doğru yön. Geçmişte teknolojinin bu her iki özlemi de kolaylaştırdığı şüphesizdir. Bizi sefaletten ve ağır işlerden kurtar- Tl EEE 24
(DENİZ mıştır ve bir çoğumuz için, başkalarının hayatlarını iyileştirebilmemizi mümkün kılmıştır. Ama bazı problemlere çare bulmazsak eğri artık tersine dönmeye başlayacaktır. Artık teknolojinin gelişmesinin bu her iki amacın birlikte gerçekleşmesini gittikçe daha az mümkün kıldığı bir noktaya varıyoruz. Ahlâken iyi hayatlar ve ilginç hayatlar arasında sevimsiz bir tercih yapmamız gerekebilir.
BİLGİSAYARIN KÖY DOKTORLARINA SUNDUĞU:
Teknoloji yeni bilgi kaynakları sundukça, bireysel faaliyetlerimize geçmişte yön veren standartlar geçersizleşiyor. Mesela bir köy doktorunun durumunu ele alın. Bugün daha değerli ve anlamlı hayatlar sürmek için küçük kırsal yerleşimlerde doktor olmayı seçen ve kârlı şehir pratiğini terk eden övülmesi gereken doktorlar var. Erdemleri çok sık dile getirildiği için bir de benim aynı şeyi sürdürmem gerekmez. Bu doktorlar hastalarını iyi tanırlar; kişisel, karmaşık ve yakın bilgileri, cemaatlerinden birine teşhise, tedaviye veya tavsiyeye gittiklerinde çok işlerine yarar. Ama iyi de olsalar kötü de olsalar bu doktorların nesli tükenmektedir. Teknoloji onların tedavi tarzını geçersiz kılmanın eşiğindedir ve geçersiz oldukları için ahlâken savunulmaları da zordur. Teşhis için uzman sistemler ulaşılabilir olduğunda, bu doktorlar da yeni teknolojiden yararlanıp yararlanmamaya karar vereceklerdir. Düşüncelerinizi tamamlamak için varsayalım ki sistem, savunucularının öngördüğü gibi sahiden de ortalama bir doktorun karşılayabileceği tıbbi vakaların geniş çeşitliliği içinde hızlı, güvenilir ve kesin teşhis koymayı sağlayabilsin. Eğer sahiden böyleyse doktorların vicdanen tercih hakkı kalmayacak, yeni uzman sisteminden yararlanmak zorunda kalacaklar. Kat'i teşhis sağlayan mevcut en iyi aracı kullanmayı seçmemeleri görevlerini vahim bir biçimde ihmal ettikleri anlamına gelecek. Tıpkı romantik bir kapris yüzünden telefon kullanmaktan kaçınmaya ya da hasta turlarını atla dolaşarak yapmaya ya da ameliyattan önce röntgen filmlerine bakmayı reddetmeye benzeyecek. Ölüm-kalım meseleleri olmadığı zaman şirinlikler kabul edilebilir ama çok az kişi özellikle de ciddi ve kaçınılabilir bir yanlış teşhis ve yanlış tedavi riski söz konusu olduğunda eski moda yöntemler kullanan bir doktora itibar edecektir.
Doktorlar her zaman tıptaki gelişmelerin gerisinde kalmamaya mecbur tutulmuşlardır ve bu mecburiyetle tıp dergilerini izleyerek ya da bilgi tazeleyici kurslar alarak baş etmişlerdir. Bu enformasyon kuşağı son zamanlarda başa çıkılmaz hale gelmeye başlamıştır. Köy doktorları bugüne kadar, şehirli meslektaşlarının sorumlu tutuldukları her şeyi bilmek zorunda değillerdi. İnsanın kafasında taşıyabileceği şeylerin ne de olsa bir sınırı var.
Ama bugün artık böyle sınırları geçersiz kılacak bir teknoloji vaat ediliyor. Tek yapacağınız iş kamyonetinizin içine modern ve tuşlu bir telefon yerleştirmek. Böylece, parmaklarınızın ucunda günde 24 saat uzman danışmanlardan oluşan saygın bir topluluk olacak. Böyle bir sisteme güvenmeye direnirseniz gerçekten de oldukça tuhaf bir ahlâk anlayışınız var demektir. Bu güzellikte yeni bir bilgi kaynağına; size bağlı, ellerinize bırakılmış hayatlar söz konusu olduğunda ve yapabileceğiniz en bilgili teşhisi yapmanızı sağlayabilecekken nasıl sırt çevirebilirsiniz? En izole kırsal bölgelerdeki doktorların bile hoşgörülebilir cehaletlerinin standartları değişecektir ve yepyeni standartlarla baş etmek için doktorların pratiklerini değiştirmeleri gerekecektir. Nasıl şimdi doktorların an-
ERE
eleceğin
doktoru uzman sistemlerin bir aleti haline gelince, herhalde artık tıbbın sanat mı bilim mi olduğu tartışması da sona erecek.
tiseptik uygulama standartlarına uymaları bekleniyorsa bütün doktorların bu yeni teknolojiyi kullanmaları beklenecektir.
RESMİYETE TESLİMİYET
Uzman sistemlerin doktorlara daha iyi bir tıp uygulaması sağlayacağını düşünebiliriz ama bu sistemleri kullanabilmek için daha önceki icraatlarında övündükleri bazı uygulamaları terk etmeleri gerekecektir. Şimdilerde köy doktorları hastaları hakkında bilgi toplamak için çeşitli ve enformel bir yola başvururlar. Eğer İhtiyar Sam iyi gözüküyorsa, yılın bu zamanında her zaman nasılsa gene öyleyse ve yeni bir şeyden şikayeti yoksa doktor onu bırakıp gidebilir. Ayrıca İhtiyar Sam'ın sahiden yeni bir derdi de olsa, bu dert bu aşamada köy doktorunun teşhis koyması için fazla ezoterik fazla belirsizdir. Köy tıbbı ne de olsa Massachusetts Genel Hastanesi değildir. Ama uzman sistemler bütün bunları değiştirecek. Doktorlar bütün hastalarına eskiden hiç sormaya gerek duymadıkları bir yığın soru sormaya mecbur tutulacak (zaten eskiden sorsalar da cevaplarını ne yapacaklardı ki). Ayrıca daha önce yapmalarına hiç gerek olmayan bir dizi genellikle basit testleri uygulamak zorunda kalacaklar. Öyle yapacaklar çünkü uzman sistemleri bu tür bilgilerle beslemenin değerli sonuçlara ulaşmayı sağladığı kabul ediliyor. Sözgelimi tedavi edilebilir kanserin daha yüksek yüzdeyle erken teşhisini sağlıyor. Bu iki yolla bilgi sağlamak, soru sormak ve basit testler uygulamak, mümkün olduğu kadar basit, açık ve sarih olacak. Hatta prosedür mümkün olduğu kadar rutin olacak çünkü ne kadar rutin olursa uzman sistemleri beslemek de o kadar bir örnek olacak ve dolayısıyla yanlış bilgilendirme şansı da o kadar azalacak. Böylelikle “teşhis sanatı” ve bir hastanın “tarihini kaydetme sanatı” mümkün olduğu kadar sanatın yerini sadece emirlere uyma kapasitesinin aldığı bir tatbikata indirgenecek. Bu sistemlerin yaratıcı ve sanatçı bir araştırma ve teşhisi bilinçli olarak bastırmaya yöneldiklerini söylemek istemiyorum. Yalnız bu tip faaliyetler sadece doktorlar mecburi soruları sorduktan ve mecburi testleri uyguladıktan sonra kalan alanın içine devredilecek. Tıpta (ve genel olarak teknolojide) “ilerleme” sanatın yerini mecburi uygulamaların almasıyla gelişir. Dolayısıyla ne zaman herhangi bir sanatı yöneten ilkeler yeterince anlaşılır ve kodlanabilir hale gelirse o zaman söz konusu sanat teknolojikleşebilir. Bu yüzden tıp teşhisi teknolojisi başarıya ulaştıkça ve doktorları onu uygulamaya mecbur tutulacak kadar güvenilirlik kazandıkça, bu alanda kullanılan tıp pratisyenlerinin düzenli günlük katkılarını azaltarak olacaktır. Kırk yılda bir sanatkâr doktor için öyle bir an gelebilir ki, sanatını uygulama fırsatını bulabilir ve hatta teknolojinin bir açığını kapatarak bir hayat kurtarabilir ama bu fırsatlar teknoloji ilerledikçe seyrekleşecektir. Bir doktor türünün soyu da böylelikle tükenecektir ve onları gittikçe daha çok teşhis sorumluluklarını uzman sistemlere bırakan ve bunu miskinliklerinden ya da ahmaklıklarından ötürü değil, sistemlere başvurmadan da aynı derecede iyi teşhis koyabileceklerini savunmaları güçleştiği için böyle yapan yeni bir tür gelişecek. Bizi terk etmekte olan bu pratisyen türü için gözyaşı dökmeli miyiz? Eğer doktorların kendi bakış açılarını benimsersek böyle bir gelişmeyi niye lerine sindiremediklerini anlayabiliriz: Kendi hayatlarını daha az heyecanlı daha az elzem hale getirecek, sadece bir arabulucu rolüne düşmeye başlayacaklar: Kendi doğrudan gözlemlerini makinanın okuyabileceği semptomatolojiyle pekiştiren ve sistemin teşhis emirlerini uygulayan hasta ve sistem arasındaki canlı araçlar... Sosyal rollerin soyunun tükenmesi tarihte çok tanıdık bir süreçtir. Artistler, hattatlar, çömlekçiler ve terziler eskiden kendi toplumları için bugünküne göre çok daha vazgeçilmezdiler. Hâlâ artistler için böyle bir rol kaldıysa bu artık lüks bir roldür; bazı insanlar bu özel kişisel artistik hüner için fark ödemek istiyorlar ama el yapmanın makina malına üstün olduğu alan, eski statüsüne göre sadece temsili ve hatta mistik bir kalıntıya dönüştü. Çömlekçilerin şansı, hâlâ el yapımı çanak-çömleği sahiplenen yeterince insan olduğu için, mesleklerini sürdürebilmeleridir ama çömlekçilerin sosyal konumu kaçınılmaz bir biçimde yara almıştır. Artık eskiden olduğu gibi vazgeçilmez değillerdir. Bugün çömlekçi olmak hâlâ birçok mesleğe göre iyi bir hayat sürmek anlamına gelebilir çünkü işin kendisi fazlasıyla tatmin ve zevk sağlamaktadır. Ama artık eskisi gibi kifâyet verici değildir. Biraz kafa yoran çömlekçi fark etmelidir ki toplumun gittikçe azalan bir kesimini hoşnut ederek yaşamaktadırlar. Doktorların bu kadar şansı bile olmayacak çünkü aklı başındayken kim tıpkı anneannesininki gibi el yapımı ve şirin bir tıbbi bakım isteyebilir?
Muhakkak ki zenginler ve züppeler alâmeti fârika gibi maiyetlerinde şahsa mahsus ve yakışıklı bir doktor bulundurmak isteyeceklerdir. Geleceğin doktoru apartman kapıcısıyla karşılaştırılabilir. Eskiden nispeten ilginç ve değişik bir işte hayatını kazanan concierge'in soyundan gelen kapıcıların bugün artık neredeyse sadece temsili bir görevleri var. Kapıcınızı çağırttıracağınıza, telefonla bir taksiye çok daha kolay ulaşabilirsiniz ve kapıcınızın sağladığı güvenlik de, 24 saat gözetim ve alarm sistemleri hesaba katıldığında hemen hemen gereksizdir. Ama işte, insanın kapıcısının olması hoş bir şeydir. Kişisel hava verir bir tür. Bir kapıcının hayatı üzerinde düşünmek hoş olmaz; karşılığı ne kadar iyi verilirse verilsin bir insan faaliyeti karikatürize edilmiştir. Her doktorun yavaş yavaş, gidişinin bir sağlık kapıcılığına doğru olduğunu fark edip dertlenmeye başla-
Aması gerekir. Belki de gelecek bir kuşak için bugünkü doktordan geriye sadece asgari bir “bilgisayar okuryazarlığı” ve babacanlık kalacak. Tıpta uzman sistemleri savunanlar burda müdahale etmek isteyebilir ve uzman sistemlerin doktorların hayatlarını daraltmak yerine genişleteceğini söyleyebilir. Doktorun hastalarla ilgilenecek daha çok zamanı olacak ve çok daha fazla insana etkili olarak bakabilecek duruma gelecekler. Çünkü yarın, hatırlanan hikmet parçacıkları için kitapları ve dergileri karıştırma yükü ve sevimsizliği ortadan kalkacak. Gerçekten bu gününün apartman kapıcısı, eski zaman concierge'ne göre 10 misli fazla sakine “kişisel ilgi” gösterebilir, çünkü hayatındaki bütün ağır işler ortadan kalkmıştır. Kapıcı el emeğinden kurtulmuştur ama sorumluluktan işinin ilginçliğinden ve özerklikten de “kurtulmuştur”. Cheshire kedisi gibi geriye sadece bir gülümseme kalmıştır. Teşhis ve tedavi sorumluluğu fark edilmez biçimde doktordan uzaklaşıp uzman sisteme kaydıkça, doktorlar da, daha az şiddetli de olsa benzer bir kayba uğrayacaklar. Bir an için bile, bugünün köy doktorlarının kahramanlar olduğunu ve kötü kaderlerinin de onları soylu hayatlarından eden kötü ve haris bürokratların bir oyunu olduğunu düşünmüyorum. Hırs ve kötü niyetler hayatta bol miktarda bulunsalar da bu denkleme girmezler. Doktorlar yapabilecekleri en iyi tıbbi icra etmek istedikleri için bu tercihleri yapmayı kaçınılmaz bulacaklar, çünkü teknolojiden yararlanarak sahiden de insanların hayatlarını daha güvenilir ve etkin bir biçimde kurtarabileceklerini fark edecekler. Sürdükleri ilginç ve riskli hayat artık ahlâken savunulamaz hale gelecek. Sorumlu olmak ve iyilik etmek isterlerse daha az heyecan verici bir servis rolüne razı olmaları gerekecek. Teknolojiyi tasarlayan, geliştiren ve sunanlar için de aynı derecede saf ve fedakâr motifler düşünebiliriz. Niyetleri meslek fırsatlarını bozmak değildir bu sadece teknoloji sayesinde hayat kurtarmaya çalışırken yaptıkları işin öngörülebilir yan etkilerinden biridir. Sözünü ettiğim gelişme, sonunda kınayabileceğimiz münasip bir kötü adamın bulunduğu ucuz bir melodram değildir, daha çok trajediye benziyor. O
S— -2 cs kal
VAY CANINA N'OLUYO BÖYLE EKRAN CİNLERİ? ERCAN BEY? YOKSA AŞAĞIYA BAKIN | Bİ NE KADAR
KALABALIK.
Bilgisayar Teknolojisinin doruk noktalarından biri
Bilgisayar kullanımının son derece yaygınlaştığı günümüzde teknolojik gelişmeyi takip etmek oldukça zorlaştı. Geçtiğimiz aylarda Commodore firması iki yeni Amiga modeli daha üreterek bu alandaki doruk noktalarından birini oluşturdu. Amiga 2000 ve Amiga 500 modelleri. Bu sayımızda bu modelleri size tanıtırken kabaca da olsa Amiga'nın grafik ve ses özelliklerinden de bahsetmeye çalışacağız. Bilgisayarın hayatımızdaki yerini değiştirip geliştirecek bir aşama Amiga.
YAMICA O O O
Şimdiye kadar birçok bilgisayar tasarlandı ve pazarlandı. Bunların kimi başarılı olurken kimi ise unutulup gitti. COMMODORE'un yeni modeli olan AMIGA 2000'in kaderi şimdiden çizilmiş durumda. Bu bilgisayar başarılı olmaya mahkum!!! Zamanımızda, bir bilgisayar markasının satabilmesini etkileyen faktörler aşağı yukarı belli... Bu faktörlerin başında, bilgisayarın gücü, program desteği ve tabii fiyatı geliyor. Örneğin, ATARI firmasının ST serisi oldukça rağbette. Çünkü, oldukça büyük bir bilgisayar gücünü oldukça ucuza kullanıcıya ulaştırıyor. 68000 ana işlem ünitesi kullanan bu bilgisayarın, başlıca dezavantajı, IBM Personal Computer serisi ile uyumlu olmaması. Benzeri sorunları APPLE ve COMMODORE firmaları da yaşadı. Çok güçlü bir yapıya sahip olan modelleri, piyasada tutunmuş olan IBM ekolünü inkar ettikleri için beklenen patlamayı yapamadılar. Karşılaştırma ve sorgulama kısmını daha fazla uzatmadan asıl konumuza geçelim. Burada sözünü edeceğimiz bilgisayar gene AMIGA! Bu bilgisayarı aşağı yukarı hepiniz çok iyi tanıyorsunuz. Kısaca özetleyecek olursak: İlk önce bu alet kendi fiyat kategorisine giren aletler içinde grafik bakımdan tartışmasız en iyi olanı... Ayrıca aşırı derecede hızlı, standart donanım ve yazılım yapısı bakımından çok güçlü. Dolayısıyla AMIGA her şeyiyle, devrim yaratabilecek bir bilgisayar gibi görünüyordu. Fakat, onun da en büyük eksiği IBM
AYHAN KALAYLIOĞLU uyumlu olmaması idi. Aslında, daha sonra piyasaya sunulan SIDECAR adlı ünite AMIGA'nın kendi içinde değildi. Hem de, AMIGA 4 SIDE-CAR'ın fiyatı bir IBM fiyatını oldukça fazla aşıyordu. Kısacası, AMIGA zoraki IBM kompatibel (uyumlu) yapılmış oluyordu ve fazlasını sunamıyordu. Ve işte flaş haberimiz! AMIGA 2000 bütün sorunları aşıp geliyor. Önce, genel bir bakış atalım şu AMIGA 2000'e. Donanımı özetlersek, AMIGA 1000'den pek farklı değil gibi görünüyor. Başlıca göze çarpan farklar; biraz daha büyük bir kasaya sahip olması, ana bellek miktarının 1 MB olması, üstündeki 3.5 inçlik disket sürücülerin iki adet içine yerleştirilmiş saatinin akülü sistemle kurulmuş olması. Tabii, bundan başka görünürde birkaç değişiklik var. Bunlar; ön panelde 5.25 inçlik bir disket sürücü için yer bırakılmış olması, tuş takımının PC standartını da ihtiva etmesi, KICK-START adlı işletim sistem bazının ROM'da olması ve ana güç kaynağının 200 W'a kadar yükü kaldırabilmesi. Peki, bu bilgisayarın bu kadar patırtı koparacak ne yaptığını soracaksınız. O'na gelelim. Bu bilgisayarın, donanım dizaynı oldukça genel. Bu genellikle de ana plaket üzerinde yer alan on adet genişleme yuvasından gelişiyor. Bu genişleme yuvalarının şu anda görünen ilk uygulamaları bile insanı ürkütüyor. Düşünün bir kere, aynı donanım hem 68000, hem 68020, hem 68030, hem 8088, hem
80286, hem de INTEL'in son popüler ürünü 80386 ana işlem ünitesini kullanabiliyor. İşletim Sistemleri olarak AMIGA DOS, MS DOS, UNIX ve XENIX ilk seçenekler olarak yer alıyor. Tabii, tüm bu sistemler için geliştirilmiş ek donanım ünitelerini de kabul ediyor bu sistem. Örneğin PC'ler için geliştirilmiş olan EGA grafik kartını... Bu son paragraftan sonra, yerinizde doğrulup yazıyı daha bir dikkatli okumaya başladığınızı görür gibi oluyorum. Gerçekten de oldukça heybetli bir olay bu. Çok güçlü diye bilinen tüm sistemleri aynı kılıf altında ve günümüze kadar birikmiş en popüler yazılımlarla kullanacaksınız. İnsanın inanası gelmiyor. Bunun üzerine, AMIGA 2000'in tasarımını yapanların, bu uyumluluğun gelecekte çıkabilecek daha güçlü sistemler için de geçerli olacağı iddiasını da işitince olay daha bir şaşırtıcı oluyor. Şu anda AMIGA 2000'in her şeyden önce MS-DOS ile tam uyumlu olması aranıyor. Gerçekten de oldukça haklı bir istek bu; çünkü günümüzde MICRO ve PC piyasasında, gerek bu akımın öncüsü IBM, gerekse bu uygulamayı destekleyip yayan diğer markalar sayesinde en itibar gören iletişim burada sözü edilen. Kısacası, inkar edilemez bir gerçek var karşımızda: Her ne kadar, daha iyi bir sistem geliştirilebilirse de, oturmuş bir olayı yıkmak imkansıza yakın zorlukta bir olay. AMIGA da bu gerçeği görüp, bu sisteme karşı çıkacağına, onu da içermeyi uygun gördü.
yuvaları (dört adet özel konnektörlü iki adet 88 konnektörlü yuvaları) Aşağıda beş tane 100 AMIGA 2000. Bunların biraz sağında bir tane 86 konnektörlü AMIGA 1000 Yuvası,
4 Floppy
RAM bellek. 13- 68000 CPU.
8. Paralel (Centronics) yazıcı port'u.
çıkış:
fi
Paula özel işlem birimi (ses
Denise özel işlem birimi (görüntü
10- Floppy
Agnus özel işlem birimi grafik
14- CPU yuvası (AMIGA 1000 standard.
Ortaya çıkan AMIGA 2000 adlı bilgisayarın içinde, hem PC-XT serisine uygun hem PC-AT serisine uyan genişleme yuvaları var. Tabii ki AMIGA'nın kendi sisteminin genişleme yuvaları da unutulmuş değil. Ortaya çok ilginç bir durum çıkıyor. Artık, PC'lerde kullanılan bir kartın AMIGA için de yapılmasını beklemiyorsunuz. O kartı alıp doğrudan AMIGA'nın içine takıyorsunuz. Olayın ekonomik yönünü ele alınca, sözkonusu ürün çok daha evvelden piyasasında dengesini bulmuş oluyor. Sonuç olarak dengeli bir fiyat ödüyorsunuz. Dış görünüş olarak incelediğimizde, karşımızda COMMODORE firmasının oldukça profesyonel bir çalışmasını görüyoruz. İlk dikkat çeken şey, PC uyumlu genişleme kartlarını alacak olan yuvaların düzenli yerleşimi ve oldukça bol olarak bulunması. Tuş takımına göz attığımızda, ergonominin ön planda tutulduğunu görüyoruz. Tuşların dokunurken verdiği his gerçekten de kişiyi memnun bırakıyor. Demin de belirttiğimiz gibi, tuş takımı PC'lerinki ile uyumlu görünüyor. Tek fark, cursor kontrol tuşlarının rakam tuşlarından ayrı bir grup olarak fazladan yer almaları. Gelelim arabirim girişleri olayına. Bunlar, hem ön hem arka panelde yer alıyorlar. Ön panelde yer alanlar, iki adet MOUSE/JOYSTICK girişi ve hemen bunların yanında yer alan IBM uyumlu tuş takımı girişi. (AMIGA'da tuş takımı da başlı başına bir bilgisayardır.) Arka tarafa baktığımızda, seri bilgi alış-verişi için RS232, paralel bilgi alışverişi için arabirimlerini görürüz. Bunlar, AMIGA 1000'in aksine yüzde yüz IBM uyumlu olarak gerçekleştirilmiş. Bunların hemen yanında yer alan FLOPPY port'u ise ekstradan takılabilecek 3.5 inçlik disket sürücüleri için öngörülmüş. Görüntü sinyali için sadece “RGB-analog” çıkışı bırakılmış. Aslında, monitörde seyretmekten başka işlemler yapmak (örneğin, AMIGA 2000'in ekranlarını video'ya çekmek gibi) istediğinizde, diğer görüntü sinyal çıkışlarının olmayışı kendini belli ediyor. Arka tarafta görülen diğer çıkışlar ise, ister monitöre ister stereo müzik sistemine bağlamak için bırakılmış yüksek kaliteli ses çıkışları. AMIGA 2000'in içinde standart olarak, gene AMIGA 1000'de olduğu gibi, bir adet 68000 ana işlem ünitesi 7.16 MHz frekansta çalışıyor. AMIGA 1000'den tanıdığımız üç adet özel işlem birimi “Agnus”, “Denise” ve “Paula” da plaket üzerinde yer almışlar. Burada akla gelen bir soru, AMIGA 2000'de neden AMIGA 500'de kullanılan “Fat Agnus” çipinin kullanılmaması oluyor. Daha yeni teknolojiyle gerçekleştirilmiş
2 0 0 0 olan bu çip sayesinde, özel işlem ünitelerinin kullanabileceği bellek alanı 0.5 MB'tan 1 MB'a çıkarılabilirdi. Donanımın, gerek yerleşimi, gerek kullanılan malzemeler açısından çok özenli ve pahalı bir çalışmayı gösterdiğini söyleyebiliriz. Plaket üzerindeki her bir bölüm kendi başına ekranlanmış ve zırhlanmış biçimde... Dikkati çeken büyük bir zırhın içinde 200 W'lık güç kaynağı yer alıyor. Bunun da içinde yer alan büyük ve sessiz havalandırma sistemi, sistemin içindeki ısı dengesini sürekli olarak koruyor. Kayıt araçlarını alabildiğiniz sürece, bunları yerleştirmekte hiçbir sıkıntıyla karşılaşacağınızı sanmıyoruz. Çünkü, bir AMIGA 2000'in içinde (yani dıştan takılabilecekler hariç!) 2 adet 3.5 inçlik, 1 adet 5.25 inçlik disket sürücü ve dilediğiniz hafıza kapasitesinde bir adet sabit disk (harddisk) bulunabiliyor. İsterseniz disket sürücülerden herhangi birinin yerine 20 MB, 40 MB veya 80 MB'lık Winchester sürücüleri de takabiliyorsunuz. Kısaca kayıt araçları açısından büyük kolaylıklar sağlanmış. Ana plakete baktığımızda ilginç manzarayla karşılaşıyoruz. Bu plaketin üzerinde, AMIGA 1000'in tersine çok az sayıda malzeme var. Tabii, bunun gerçekleşmesinde yeni kullanılan bazı özel çiplerin de katkısı büyük. Bilhassa, plaketin sol tarafı olduğu gibi boş. Burası, genişleme kartları için ayrılmış bölge. Bunların ikisi PC-XT, ikisi PC-AT için, (dilenirse basit bir lehim işlemi sonunda dördü de PC-AT için) kullanılabilen kartları alıyor. Elektroniğe eli yatkın kimseler isterlerse buraya uyabilecek 16 tane 256 kilobyte'lik DRAM çipi bulup buradaki soketlere takabilirler. Aslında, AMIGA 2000 standart 1 MB'lık belleğiyle birçok işi becerebiliyor. Belleği 2 MB daha arttırmak için kullanılabilecek kart şu anda geliştirilmiş durumda hazır bekliyor. Şu anda henüz testleri süren, 8 MB'lık bellek genişleme kartını henüz elde edemedik. Tüm çalışma belleği, AMIGA 1000'de olduğu gibi 8.5 MB'a kadar çıkarılabiliyor. Şu anki 1 MB'lık konfigürasyonunda, AMIGA 2000 aynı darbe frekansına sahip olmasına rağmen AMIGA 1000'den daha hızlı çalışıyor. Bunun başlıca nedeni, ana işlem ünitesinin özel işlem ünitelerinin kullandığı 0.5 MB'lik bölgeden başka bir yeri kullanabilmesinden doğuyor. Böylece, ekranın grafik çözünürlüğü ne olursa olsun, yardımcı işlem üniteleri ne kadar karışık işlemler yaparlarsa yapsınlar, ana işlem ünitesi, zorda kalıp, bunlarla aynı belleği paylaşmadıkça hızından hiçbir şey kaybetmiyor. Genişleme yuvaları bu kadarla da bitmiyor. Bunlardan başka, beş adet özel AMIGA 2000 genişleme yuvaları var. Bunların, konnektör sayısı ise 100. Dikkat çeken bir konu ise PC-XT için ayrılan genişleme yuvaları ile AMIGA genişleme yuvalarından ikisi aynı sırada yer alıyor. Bu yüzden bol miktarda AMIGA kartları kullanırken belli bir sayıya ulaştığınızda, PC-XT ve AMIGA kartları arasında seçim yapmak gibi görünen bu durum, o kadar da korkunç bir görüntü arzetmiyor. Çünkü, bu kadar çok kartı satın alıp aynı anda kullanma gereksinimi normalde (!) yok denecek kadar az. Tabii, bu durumun avantajlı yanları da yok değil. Özel olarak tasarlanmış bazı kartların, hem AMIGA hem PC yuvalarına aynı anda girebileceği görülüyor. Sisteme dahil edilmiş, akü beslemeli gerçek zaman saati, şaşılacak derecede doğru çalışıyor. Bunun, doğrudan sisteme dahil olması ilk bakışta pek önemli görünmüyorsa da belli bir çalışma zamanından sonra, birçok düzenleme işleminin (yedekleme, restore etme gibi) çok daha rahat yapılabildiği görülüyor. Analog-video çıkışının hemen yanında, ilginç bir yuva daha bulunuyor. Buraya takılacak bir modulatör kartı ile AMIGA 2000'inizi renkli veya siyah-beyaz televizyonla kullanabiliyorsunuz. Böyle bir uygulama sadece görüntü aracından tasarruf etmek isteyenler için geçerli. Tabii, elde edilecek görüntünün (televizyonların dar frekans bantlarından dolayı) oldukça kötü olduğunu söylemeye gerek yok. MS-DOS iletişim sistemi ile çalışmanız için PC-XT emulatör kartına ihtiyacınız olduğuna daha evvel değinmiştik. Bu kartın üzerinde prensip olarak IBM ile uyumlu bir bilgisayarın tüm detayları bulunuyor. Bu detayların başında, 4,77 MHz'de çalışan bir 8088 bulunuyor. Bunun hemen yanında bulunan boş bir sokete isterseniz 8087 aritmetik işlem ünitesi takabiliyorsunuz. Plaket üzerindeki ana belleğin miktarı 512 KB büyüklüğünde. Ayrıca, 5.25 inçlik disket sürücüsünün kontrolü de bu kart üzerinden yapılıyor (floppy controller). Donanım yapısı olarak ilgi çeken bir olay da, SIDECAR ünitesinden tanıdığımız 128 KB'lık “dual ported ram” (çift taraftan kontrol edilebilen bellek) burada da kullanılması. Bu bellek sayesinde 8088 ve 68000 işlem üniteleri senkronize olma ihtiyacı duymaksızın ve gecikmesiz olarak veri alış verişi yapabiliyorlar. Gelelim sürpriz kartımıza! Bu kartın adı “Turbo-Amiga-Box”. Yaptığı işlem ise, AMIGA 2000'i bir mini sisteme çevirmek! Kartın üzerinde, “güç 68020 ana işlem ünitesi, ve beraber çalıştığı “çok hızlı” 68881 aritmetik işlem ünitesi bulunuyor. Aritmetik işlem ünitesinin özellikleri de oldukça dikkat çekici. Seksen bit hassasiyete kadar kayan noktalı (floating point) işlemleri muhteşem hızlarda yapabiliyor. Sonuç ise daha muhteşem! Daha evvelden AMIGA'nın normal donanımını “çok hızlı” diye tanımlıyorduk. Şimdi, bu sistem için tanımlama sıkıntısı çekeceğiz galiba. Çünkü, elde edilen hız oranı onbeş ila yirmi kat civarında. Görüldüğü gibi bir çok mini sistemde kullanılan UNIX işletim sistemi, COMMODORE'un yeni ürünü AMIGA 2000'de de uygulanabilecek. Sonuç olarak AMIGA 2000 hakkında oldukça olumlu izlenimler elde ettik. Türkiye piyasasına çıkması henüz vakit alacak olan bu ürün Almanya piyasalarında 3995 Mark karşılığı boy göstermeye başladı. Sözkonusu sisteme, AMIGA 2000, 1081 renkli monitörü, mouse'u, 1 MB ram belleği ve iki adet 3.5 inçlik disket sürücüleri dahil. Ev ve grafik bilgisayarlığından güçlü büro bilgisayarı alanlarına kadar uzanabilen bir harika alet için oldukça uygun bir fiyat bu. Dileğimiz, bu harika aletin bir an önce Türkiye piyasasına kavuşması.
(© 1985 COMMODORE AMIGA 2000
TEKNİK ÖZELLİKLERİ:
Ana işlem ünitesi: MC68000, 7.16 MHz Çalışma Hafızası: 1 MB DRam, 8.5 MB'a kadar genişletilebilir. İşletim Sistemi: Multitasking AMİGA-DOS, 256 KB'lık Kickstart ROM'u içinde. Grafik Çözünürlüğü 640x400 Saat/Tarih: Gerçek zamanlı Ouartz saati. Akü beslemeli. Arabirimler: IBM uyumlu tuş takımı port'u, iki adet mouse/joystick port'u seri ve paralel arabirimler, stereo ses çıkışı, floppy port'u Analog- RGB monitör çıkışı. Ayrıca Bağlanan Bilgi Saklama Birimleri 3,5 inç'lik 880 Kb kapasite, 5.25 inç'lik 720 KB kapasite, 20/40/ 80 MB kapasiteli sabit diskler. Genişleme Yuvaları: İki IBM PC-XT, iki PC-AT yuvaları. Bunlar, dört PC-AT yuvaları şekline de sokulabilir. Bir tane, 86 konnektör'lü AMİGA 1000 yuvası, beş tane 100 konnektör'lü AMİGA 2000 yuvası. Bellek Artırım Kartları: 2 veya 8 MB büyüklüklerinde. IBM PC-XT Emülatör Kartı: 8088 CPU, 4.77 MHZ'de çalışıyor. 512 KB DRAM, Floppy-Controller kendi üstünde. 128 KB büyüklüğünde çift taraflı DRAM. Sabit Disk Sürücüsü: Yüksek hızlı SCSI arabirimi. CD-ROM sistemlerine doğrudan bağlanabilme imkanı. Çıkacak Olan Ürünler: 32 Bit'lik TURBO kart; 68020 ana işlem üni tesi ve 68881 aritmetik işlem ünitesi içeriyor. Ayrıca, çok düşük erişim zamanına sahip (yani çok hızlı) 32/128 KB'lik statik RAM. Unix sistemiyle çalışabilecek, Henüz gelişme aşamasında olan IBM PC-AT emülatör kartı, 80286 ana işlem ünitesi içeriyor, 6 veya 10 MHz frekanslarında çalışabiliyor.
AYHAN KALAYLIOĞLU
Ev bilgisayarları piyasası allak bullak olmak üzere. Amiga 500, 16-bit teknolojisini oldukça ekonomik şartlarla evinize sokuyor. COMMODO-RE firmasının, 1982 yılında yarattığı C-64 devriminin tekrarlanması olası. Tabii, bu olasılık daha çok bu bi gisayarın gücüne ve yapabileceklerine bakıyor. Yeni nesil modern bilgisayarlar gün geçtikçe yaygınlaşıyor. Bu piyasaya, COMMODORE firması bundan yirmi ay kadar önce AMIGA 1000 modeliyle girmişti. Bu neslin üstün özelliklerinden ev bilgisayarı kullanıcılarının da yararlanabilmesi için AMIGA 500 modeli geliştirildi. Motorola'nın MC68000 ana işlem ünitesi, grafik ağırlıklı, multi-tasking (aynı anda birden çok programı yürütebilme) işletim sistemi ile, girdiği fiyat kategorisine oldukça büyük değişiklikler getiriyor. AMIGA 500, sistem olarak COMMODORE firmasının daha evvelki ev bilgisayarı modeli C- 64'ten tanıdığımız bir özelliği unutmamış; esneklik. Çevresel birimleri de bağlantı açısından bir eksikliğe rastlanmıyor. Biz burada, bu bilgisayarı test ederek edindiğimiz tecrübe ve izlenimleri size aktarmaya çalışacağız.
AMIGA 500'ü tüm olarak ele alıp bir soruya cevap bulmaya çalışalım. Bu bilgisayar ne yapar, ve ne yapabilir? Dış dizayn olarak C-128'e oldukça çok benzeyen bu ürün, güç olarak ATARI-1040'a yakın. AMIGA 500, aynen ATARI-1040'ta olduğu gibi kendi üstünde bir adet 3.5 inç'lik disket sürücüsü içeriyor. Fakat disket kapasitesi olarak 880 KByte yani ATARI-1040'tan 160 KByte fazlasını kullanabiliyor. Ev bilgisayarları piyasasına yeni bir anlayış getiren AMIGA 500'ün ilk göze çarpan özelliği, tuş takımının kişisel bilgisayarlarınki ile uyumlu olarak profesyonel bir dizilime sahip olması. Sanırız, herkesin merak ettiği bir konu da bağlanabilecek çevresel birimlerin ne olduğu. Bunun için AMI-GA 500'ün arkasını çevirip baktığımızda, buradaki giriş çıkışların fazlalığından oldukça şaşırdık. Çevresel birimleri kullanmak için ön görülmüş olan arabirimleri tek tek görelim: Centronics: AMIGA 1000'in aksine, bu modelde sözkonusu arabirim standart normlara uydurulmuş durumda. AMIGA'nın eski modelinde 23 numaralı hattaki 4 5 Volt'luk gerilim iptal edilmiş. Buradaki gerilimi kullanan çevresel birimler artık çalışmıiyor. Bu sorunu ortadan kaldırmak için, bir adaptör kablosu pek yakında piyasaya çıkarılacak. Standart Centronics sinyallerine sadık kalan tüm çevresel gereçler sorunsuz çalışabiliyor. RS232: Seri haberleşme yöntemi ile çift yönlü haberleşmeyi sağlayan bu arabirimde tüm gerekli sinyaller yerli yerini bulmuş. Buraya, MODEM'- ler ve yazıcılar gibi birçok çevresel birim sorunsuz olarak bağlanabiliyor. Bu arabirimin yapısının da PCnormlarına tamamen uyduğunu söyleyelim. Diğer disket sürücüleri için paralel arabirim: Bu arabirim sayesinde sisteme üç disket sürücüsü (3.5 ve 5.25 inç'lik) ve CONTROLLER ünitesi ile birlikte bir HARD-DISK (sabit disk) eklenebilir. Sistemin besleme kaynağı sadece bir sürücüyü daha besleyebilecek şekilde tasarlanmış. Yani ikinci ve üçüncü ekstra disket sürücüleri ve sabit disk kendi besleme kaynağını içermek zorunda. Monitör: AMIGA 500'de monitör bağlamak için iki çıkış, yani arabirim bırakılmış. Bunlardan birincisi, C-64 veya C-128'de kullanılan monitörle- Ti AMIGA bağlamanıza olanak sağlıyor. İkinci çıkış, RGB monitörlerle kullanmak üzere tasarlanmış (RGB monitörleri için bkz. Amiga'- nın Baş Döndürücü Grafikleri adlı yazı). Ses: Aynen AMIGA 1000'deki gibi stereo ses çıkışları bu modelde de unutulmamış. Bu çıkışlar, herhangi bir ses yükselticisi ile veya müzik sistemi ile birlikte kullanılabiliyor. JOYSTICK PORT'ları: Bu port'- lardan AMIGA 500'de iki tane var. Oyundan başka diğer ciddi amaçlara da hizmet edebilen bu port'a ayrıca mouse, lightpen ve paddle da bağlanabiliyor.
DONANIM:
AMIGA 500'ün içini açıp baktığımızda, aşırı büyük bir çip'le karşılaşıyoruz. Bu çip, 16-bitlik, 7.16 MHz frekansta çalışan MC68000 ana işlem ünitesinden başkası değil. 32-bitlik iç yapısı ve oldukça zengin komut seti sayesinde çok yüksek işlem hızına ulaşılmasını sağlıyor. Örneğin, MO-VE komutuyla bir kerede 32 bitlik bilgi, tek seferde bir hafıza bölgesinden bir diğerine taşınabiliyor. 32 bit üzerinden bölme ve çarpma işlemleri de ana işlem ünitesinin standart komut setinde bulunuyor. Plaketin üstünde, hemen ana işlem ünitesinin altında ilk 512 KByte'lik RAM bloğu bulunuyor. Bu blok 16 adet 256 Kbit'lik dinamik RAM çiplerinden oluşuyor. Bir diğer yarım megabyte'- lık RAM artırımı ise plaketin sağ alt köşesine takılıyor. Bu ekstra kartın üzerinde 512 KByte'lık ekstra RAM bloğundan başka, akülü bir gerçek zaman saati bulunuyor. KICKSTART adlı işletim sisteminin plaketin üzerine yerleşmiş olduğu da gözden kaçmayan bir husus. Bu çip, ana işlem ünitesinin hemen sağ tarafında yer alan 256 KByte kapasiteli bir ROM. İçinde bulunan işletim sistemi KICSTART'”ın 1.2 numaralı versiyonu. Böylece, artık KICKSTART disketinin yükleme işleminden kurtulup doğrudan WORKBENCH' takıp işimize başlayabiliyoruz.
Centronics ve disket sürücülerinin arabirimlerini, iki adet 8520 tipindeki çipler oluşturuyor. AMIGA 1000'den tanıdığımız üç adet özel işlem üniteleri burada da yer almış. Bunların görevi, ana işlem ünitesinin çok vaktini alabilecek işlemleri üstlenmek ve sistemin hızını birkaç katına çıkarmak. Özel işlem ünitelerinden ilki PAU-LA adını taşıyor. Bu ünitenin görevi; ses işlemlerini yürütmek, joystick portlarını ve RS232'yi kontrol etmek. Bu çipin en çarpıcı özelliği, içindeki üstün ses üreticisi. Bu ses üreticisinin özelliği her türlü sesi çıkarabilmesi. Örneklemeli ses prensibi ile çalışan ses kanalları, DMA kanalını kullanan ve dijital sinyalleri analoğa çeviren sistemlerden oluşuyor. Çıkarılacak ses, hafızaya -127 ve * 127 arasındaki değerler olarak yazılıyor. Daha sonra, ses kanalları buradaki bilgiyi alıp ses sinyallerine çeviriyor. AMI-GA'nın toplam ses kanallarının sayısı dört. Bunlar ikişerlik olarak stereo kanallara bölüştürülmüş durumda. PAULA'nın teknik açıdan çok önemli bir özelliği de, interrupt sinyallerini bu çipin ayarlaması. Böylece, AMIGA multi-tasking olarak çalışabilmekte. Yani aynı anda birden çok program yürüyebilmekte. Örneğin, aynı anda bir yazı yazılırken, bir başkası yazıcıdan basılır, bir dosya
Co sort edilir, ve stereofonik bir müzik parçası çalınabilir. Özel işlem ünitelerinden ikincisinin adı DENİSE, ve AMIGA'nın grafikle ilgili becerilerini üstlenmiş. Grafik özelliğinin, AMIGA'yı diğer bilgisayarlara göre.ne kadar üstün kıldığı gözönüne alınırsa, bu çipin önemi meydana çıkıyor. Grafik gösterimleri sırasında, ana işlem ünitesi MC68000'in hiç hesap yapmak ve uğraşmak zorunda olmaması yüzünden hız burada da birkaç kat artıyor. AMIGA 500'ün ekranda gösterebildiği renk sayısı da oldukça ilginç. Birçok bilgisayarda bu sayı iki ile elli arasında değişirken AMIGA bu dalda bir rekor kırmış; tamı tamına 4096 renklik bir paletiniz var ekranda gösterecek! Tüm renkler kırmızı, yeşil ve mavinin çeşitli oranlarda karıştırılmasından meydana gelmiş. Her bir renk onaltı seviyede karıştırılabiliyor. Böylece:
16x16x16-4096 renk kombinasyonu ortaya çıkıyor. AMIGA 500'ün grafik çözünürlükleri, 320 x 256 ekranda 32 renk, 4096 renklik paletin içinden kullanıcı tarafından seçilmiş olan 16 veya 32 tane herhangi renkler. Eğer, gösterimin Interlace modunda yapılmasını istiyorsanız, dikey çözünürlük iki katı-
53 00
na çıkıyor. Yani, 320 x 512'lik ekranda 32 renk, ve 640 x 512'lik ekranda 16 renk kullanabiliyorsunuz. Bu modu bilhassa uygun monitörde kullanmanızı tavsiye edeceğiz. Uygun monitörden kasdımız, dikey olarak 512 çizgiyi ayırt edebilecek ve yavaş fosforlu tipte olanlar. COMMODORE firmasının, AMIGA için ürettiği 1081 model monitörü ilk şartı muhteşem yerine getiriyor, fakat fosforu hızlı tipte olduğu için bu moddaki grafiklerde titreme gözleniyor. Geriye son bir grafik modu daha kalıyor. Hold and Modify (HAM) adı taşıyan bu modun en önemli özelliği, aynı anda ekranda tüm 4096 rengi birden kullanabilmeniz. Bu modun tek sınırlaması ise, yatay çözünürlüğün 320 noktayı geçememesi. DENISE'ın, ekranda göstermek için kullandığı hafıza alanlarına görüntü alanı (playfield) adı veriliyor. Bu alan istediğiniz kadar büyüklükte olabiliyor. Ekranda gösterilecek olan bölgeyi siz belirliyorsunuz. Böylece, asıl görüntü sözkonusu alana açılan bir pencere görevi görüyor. Başka bir olasılık da bu tip görüntü alanlarından iki tanesini aynı anda ekranda gösterebilmek. Böylece bir ekranı bir diğerinin üzerinde gösterip birbirlerine göre kaydırma işlemini aşırı basit bir biçimde gerçekleştirmek mümkün. (Yani BASIC'te bile basit bir FLIGHT-SIMULATOR yazılabilir.) Bu modu kullanırsanız, her bir ekranda sekizer renkle sınırlanıyorsunuz. COMMODORE 64 modelinden tanıdığımız sprite'lar AMIGA 500'de de var. Bilindiği gibi sprite'ler ekrandan bağımsız olarak ekranın üstünde görünebilen grafik parçaları. Sprite'ların ekran üzerinde pozisyon değiştirebilmeleri için sadece bunların koordinatları ile ilgili register'in içeriğini değiştirmek yetiyor. Kullanabileceğiniz sprite'ların sayısı sekizle sınırlı. Bunların her biri dört değişik renge sahip olabiliyor. Şayet, renk sayısı yetersiz kalıyorsa sprite sayısından tasarruf edip renkleri artırabiliyorsunuz. Bunun için sprite'ları ikişerlik gruplar halinde birleştirip onaltı renkli olmalarını sağlıyorsunuz. Böylece, dört adet onaltı renkli sprite'larınız oluyor. Sprite'ların yatay genişliği onaltı noktayla sınırlı, dikey olarak ise sınır yok, istediğiniz yükseklikte sprite yaratabiliyorsunuz. Bir ekranın üstünde sekizden fazla sprite kullanmak da mümkün. Sekiz sprite sınırlaması sadece bir raster ışını satırı içinde geçerli. Yani her sprite'ı, arada minimum bir satır aralık kalmak üzere yeniden tanımlayıp, pozisyonlayıp kullanabiliyorsunuz. Tabii, AMIGA 500 de, COMMODORE 64 gibi sprite veya ekrana öncelik verebiliyor, ve bunların birbiriyle çarpışmasını algılayabiliyor. Üçüncü özel işlem ünitesinin adı FAT AGNUS. AMIGA 1000 modelinde yer alan AGNUS çipinden türemiş olan bu çipteki başlıca farklılıklar; çipin kare çip biçimine girip *fat' (şişman) öneki alması, 512 KByte yerine 1 MByte'lik dinamik RAM'i 'refresh' edebilmesi, ve AMI-GA 1000'de ana plaket üzerinde yer alan birçok küçük çipi içermesi. FAT AGNUS, ana görev olarak DMA (direct memory access — direkt bellek erişimi) olayını üstlenmiş. Bu olayı daha da açarsak şöyle bir durumla karşılaşırız: Hafızanın ilk 512
KByte'lık bölgesinde tüm çipler adres ve veri kanalını belli bir orkestrasyon içinde ortak olarak kullanmaktalar. Bu orkestrasyonu, FAT AGNUS sağlamakta. Belleğin ilk 512 KByte'lik bölgesi bu yüzden Chip-
RAM adı taşıyor. Ana işlem ünitesi dışındaki diğer tüm özel işlem üniteleri DMA ile çalışırken sadece bu bölgeye ulaşabiliyorlar. Diyelim ki bir grafik ekranı hazırladınız. Bu ekranın tanımı ilk 512 KByte içinde bulunmak zorunda. Eğer grafik ekranının renk ve yatay çözünürlüğünü artırırsanız DENİSE çipinin belleğe o kadar çok erişmesi gerekecektir. Şayet, çok renkli ve yüksek çözünürlüklü grafik kullanırsanız, ana işlem ünitesinin hızında belli bir düşme gözlenir. Bir de bunun üzerinde diğer özel işlem ünitelerini de aynı anda aktive ederseniz (BLITTER Coprocessor'üne doğru çizdirmek, alan doldurtmak gibi) sistem oldukça yavaşlayacaktır. Çünkü DMA ile çalışan tüm özel işlem birimleri bellek ulaşım zamanlarını, ana işlem ünitesinin zamanından çalmaktadırlar. Bu çalma' işlemini düzenleyen, şey bizim FAT AGNUS'tur. Şimdi, bu noktada oldukça ilginç bir olayla karşılaşıyoruz. Diyelim ki, AMIGA 500'ümüz 1 MByte olarak konfigüre edilmiş, ve ana işlem ünitesinin yüprogram Chip-RAM'inin dışında bulunuyor. Artık, adres ve veri kanallarını kullanırken hiçbir zaman çalma işlemi olamayacağı için, diğer özel işlem birimleri ne kadar yoğun çalışırsa çalışsın, ana işlem ünitesi tam süratinde çalışacaktır. Bu yüzden, Chip-RAM'inin dışındaki RAM bölgelerine FAST-RAM (hızlı RAM) adı verilmiştir.
AGNUS çipinin en önemli parçası, içindeki COPPER adlı coprocessor'dür. Bu birimin görevi, tüm işlem birimlerini, elektron ışınına göre senkronize etmektir. CO-PPER'in üç adet komutu vardır. Bunlar, WAIT Çışının belli bir pozisyona ulaşmasını beklemek), MOVE (belli bir registere belli bir değeri yazmak), ve SKIP (ışın belli bir pozisyonu geçtiyse, bir sonraki komutun yürütülmesini atlamak).
Görüldüğü gibi COPPER sadece, özel işlem birimlerinin register'lerini değiştirebilir, RAM'e ulaşamaz. COPPER'ın yaptığı bu işlemler ilk bakışta anlamsız görünebilir. Vereceğimiz birkaç örnekle bu yardımcı işlem biriminin önemi daha açık olarak anlaşılacaktır. Birinci örneğimizde, ekranda aynı-anda birkaç değişik modda grafik göstermek istiyoruz. Bunun için, COPPER'a belirli satırlar arasında, DENİSE 'in registerlerini değiştirip değişik modlara geçirmesini söyleriz. Böylece, tüm bu olaylar ana işlem ünitesini yormadan kendiliğinden gerçekleşir. İkinci örneğimizde, bir ekranda aynı anda sekizden fazla sprite göstermek isteyeceğiz. Bunun nasıl yapılacağını, sprite'- ları anlatırken göstermiştik. Fakat, oradaki “satırı bekleme ve register'- leri değiştirme” işini ana işlem ünitesine yaptırırsak, oldukça büyük bir işlem gücünü küçük bir iş için kaybederiz. Burada, en akıllı çözüm olarak COPPER'ı devreye sokarız, ve o bu işi bizim için gerçekleştirir. FAT AGNUS, DMA-Controller ve COPPER'dan başka bir ünite daha içeriyor. Bu ünitenin adı BLITTER. Yaptığı işlem bellekte yer alan büyi miktarlardaki verileri hareket ettirmek (bir yerden başka yere taşımak). Doğru çizmek, alan doldurmak, grafik alanından bir bölgeyi diğer bir bölgeye taşımak, ve üç cisimi belli mantıksal işlemler sonucu birleştirip (biri diğerini içeriyor, ve ikisi birbirini örtebiliyor gibi) belli bir yere taşıyabiliyor. Taşıdığı cisimcikler arasında çarpışma veya kesişme olursa bunu belirleyebiliyor. Görüldüğü gibi, BLITTER daha çok ANIMATI-ON (grafiksel canlandırma) işlemlerinde kullanılmak üzere tasarlanmış. Diyelim ki bilginiz en kötü biçimde, yani bit bazında, BLITTER böyle bir durumda saniyede bir milyon noktaya kadar taşıyabiliyor. Böyle bir hızda, alan doldurma işlemi bile görünmez oluyor. Siz komutu verdiğiniz anda, alan ne kadar büyük ve karışık olursa olsun, bölge aniden dolmuş olarak görünüyor.
YAZILIM:
Görüldüğü gibi, AMIGA 500, her türlü yeni teknolojiyi ve ilginç özelliği üstünde toplamış. Donanım açısından, ev bilgisayarları piyasasına yeni ölçüler getireceğe benziyor. Etkileyici donanım yapısı, AMI-GA'nın yapabileceklerine sadece taban oluşturuyor. Fakat, bir donanımdan yeterli verimi alabilmek için bu donanımı kullanacak yazılıma ihtiyaç vardır. Bir bilgisayar kullanıcısını seçim yaparken ilk ilgilendiren olay, AMIGA'yı alır almaz ne yapabileceği oluyor. Şu anda, AMIGA 500'ün yazılımları, en güzel grafikleri oluşturabiliyor, ev idaresine yardımcı oluyor, büyük miktardaki bilgileri kolayca düzenleyip rapor almanızı sağlıyor, ve film kalitesindeki oyunlarıyla evinizde hoşça vakit geçirmenizi sağlıyor. Şimdi aklınıza şöyle bir soru gelebilir: AMIGA 500 için piyasada hangi programlar var? Programcılar, bu alette ne bulmuşlar ve ne yapmışlar? Şimdi, bu soruları tek tek cevaplayıp, sözkonusu yazılımların kullanıcıya neler getirdiğini görelim. İlk olarak, AMIGA 500'ün kendi paketi içinde gelen yazılımına dikkat çekelim. Doğal olarak bu programlar, kullanıcının aletle ilk temasa geçtiği araçlar. AMIGA 500'de işletim sistemi KICKSTART diskette değil, artık ROM'da olduğu için AMIGA ile birlikte sadece WORKBENCH 1.2 disketine ihtiyacınız oluyor. WORK-BENCH 1.2, user-interface (kullanıcı arabirimi) programını içeriyor. Bunun sayesinde, yeni nesile ait olan bu bilgisayarı tanımak ve kullanmak oldukça kolaylaşıyor. WORKBENCH 1.2 disketi yüklendikten sonra ekranda her türlü olayı sembolize eden grafik parçaları ve bunların arasında işlem yaptırmanız için mouse'la hareket ettirebileceğiniz bir ok bulunuyor. O sırada, sistemin erişebildiği disketler sağ üst köşede belirtiliyor. Disketlerden herhangi birini seçtiğinizde o'- nun içeriğini sembolize eden bir window ekranın ortalarında yer alıyor. Bu window, disketin içindeki tüm programları sembolize eden özel grafik şekillerini (icon) içerir. Eğer, bu grafik şekillerinden herhangi birini mouse'la seçip, tuşuna basıp aktive ederseniz, o program hafızaya yüklenir, ve çalışır. Bazı programlar, diğer başka programları da içerebilir. Böyle bir durumda, seçilen program, başka bir window'da açabilir. Kullanıcı, ekran üzerinde yer alan window'ların büyüklük ve pozisyonlarını istediği gibi değiştirebilir. Diyelim ki WORKBENCH'in açıldığı anda düzenlediği birçok olayın ilk durum-
500
larını kalıcı olarak değiştirmek istiyorsunuz. Bu işlem için, WORK-BENCH disketinin üzerinde *Preferences' adıyla bir program bulunmaktadır. Bunun yardımıyla, örneğin mouse'un hareket ettirdiği ok'un şeklini, veya ekranın ilk açılış renklerini değiştirebilirsiniz. AMIGA'da yer alan WORK-BENCH adlı, kullanıcı arabirimi, bilgisayarı ilk defa kullananlar için bile büyük rahatlıklar getiriyor. Bu yüzden, bu kullanıcı arabirimine özel isim olarak denilmiş. Window vs. gibi aracıları kullanmadan, doğrudan sistemin kendisine hitap etmek isteyen klasik bilgisayar programcıları, CLI (Command Line Interface) ekranına geçebilir. Burada, aynen PC'lerin DOS seviyesindekine benzer bir kullanım sağlanabiliyor. Bu kullanım sırasında, kullanıcı isteklerini mouse'la değil de tuş takımıyla bildiriyor. CLI'nin çalışma prensibi “library” (kitapçılık). Yapılacak her bir işlem için küçük bir programcık bulunuyor. İşlem yapıl- Mak istendiğinde bu program yüklenip çalışıyor: işi bittiğinde ise kayboluyor. Tüm bu library programları WORKBENCH'in 'C” dizininde, (directory'sinde) bulunuyor. Tecrübeli bir programcı isterse, kendi programlarını yazıp dizininde saklayıp daha sonra CLI'da kullanabileceği programlar arasında sokabilir. Bu örnekten de görülebileceği gibi, tüm sistem oldukça rahat kullanımlı ve esnek biçimde gerçekleştirilmiş. WORKBENCH'in üzerinde, ayrıca hem dijital ham analog çalışabilen bir saat, notlarınızı tutabileceğiniz basit bir not defteri, ve kolay kullanımlı küçük bir hesap makinesi bulunuyor. AMIGA 500 paketinin içinde, ilk kullanılacak programlama dili olarak Amiga-BASIC verilmiş durumda. Amiga-BASIC genel yapı olarak GW-BASIC'e oldukça benziyor. Yorumlayıcı, olduğu gibi Assembler'la yazılmış ve bu yüzden oldukça hızlı. Tüm yorumlayıcı bellekte 80 KByte civarında yer işgal ediyor. BASIC'- ten kullanılmasını istediğiniz bellek alanını kullanıcının belirlemesine izin verilmiş. Amiga-Basic'in oldukça ilginç özellikleri var. Örneğin, altprogramlar, procedure'lar, etiketler, bildirimler, şartlı bloklar, ve programların birleştirilmesi mümkün. İsterseniz programlamayı satır numarası kullanmadan yapabiliyorsunuz. Programların 'EDIT' edilmesi de window'ların içinde gerçekleşiyor. LIST WINDOW adlı bir window açılıyor, ve siz burada programı yazıyor veya düzeltiyorsunuz. Program yürürken tüm işlemlerini, asıl BASIC window'undan yapıyor. Amiga-Basic sayesinde, programlamaya yeni başlayanlar bile AMİGA'nın üstün ses ve grafik özelliklerini kullanabiliyorlar.
miga 500 önünde bulunan software sorununu en kısa zamanda aşacağa benzer.
AMIGA 500'ün piyasadaki programlarına gelince: bu konuda yeni çıkan bir modele göre oldukça avantajhı olduğu görülüyor. Başlıca neden tabii ki AMIGA 1000 için yazılmış programlar. Mesela, Electronic-Arts firmasının Deluxe-Paint programı, girdiği fiyat kategorisi için gerçek bir lider. Bu programla çizim yapmak, kişiye gerçekten zevk veren bir olay. Yapacağınız işlemlere o kadar kolay ulaşıyorsunuz ki, kısa zamanda gerçek bir sanat eseri çıkarmak mümkün. Precision Software firmasının çıkardığı Superbase-Amiga gerçekten rahat kullanımlı, esnek, ve güçlü bir database (veri tabanı) programı. Bu programın ilginç bir özelliği, 'IM-PORT” komutuyla diğer birçok program arasında veri alış verişi sağlayabilmesi. Sözkonusu import, Deluxe- Paint programına ait bir grafik bile olabilir. Böylece, örneğin bir oto pazarlama firması, pazarladığı otoların bilgilerinden ayrı, resimlerini de kayıtlarında tutup kullanabilir. Programcılar da unutulmamış. Onlar için birçok yorumlayıcılar ve derleyiciler yazılmış durumda. Bunlara örnek olarak, BASIC yorumlayıcıları; C, Pascal, Modula 2, Forth, ve Lisp derleyicilerini verebiliriz. Bir bilgisayarı değerlendirirken gözönüne alınan başlıca ölçülerden biri, diğer bilgisayarlarla uyumlu olup olmaması. Amiga 1000'in programlarını yürütebilir mi şeklinde sorular olabilir.
AMIGA 500'de işletim sistemi KICKSTART 1.2, sabit olarak ROM'da bulunduğu için sadece WORKBENCH 1.2'yi kullanabiliyor. KICKSTART 1.2 kullanılarak yazılmış programların hepsi sorunsuz olarak çalışmakta. Daha eski versiyon olan, KICKSTART 1.1 kullanılarak yazılmış programlarda yüzde 10 ila 20 civarı uyumsuzluk söz konusu. Tabii, bunun başlıca nedeni modüler, esnek ve temiz bir programlama stilinin kullanılmamış olması.
Diğer bir uyumluluk sorunu, PC'ler için yazılmış programların çalışabilirliği. Daha evvelki AMIGA 1000 modeli için geliştirilmiş olan SIDE-CAR adlı ünite AMIGA 500 ile de kullanılabiliyor. Fakat, SIDE-CAR'ın montajı sırasında bazı sorunlarla karşılaşıyoruz. AMIGA 1000'de sağ tarafta yer alan expansion-port, AMIGA 500'de sol tarafa alınmış ve 180 derece döndürülmüş. Zaten, normalde SIDE-CAR'ın boyu AMIGA 500'den çok yüksek olduğu için her durumda bir adaptör kablosu gerekecekti. SIDE-CAR ile kurulmuş bir AMIGA 500 sistemi ile tüm MS-DOS yazılımları açısından herhangi bir uyumsuzluk sorunu çıkmıyor. Çalışan PC programı, gerek monokrom gerek renkli ekran modlarında çalışabiliyor.
SIDE-CAR kullanılırken, değişik bir uygulama da yapmak mümkün. Aynı anda, hem AMIGA hem PC programları birbirinden bağımsız olarak çalışabiliyor. AMIGA 500'de, daimi olarak geçerli olan 'multitasking' olayı, aynı kategoriye giren diğer bilgisayarlarda gerçekten görülmeyen bir durum. AMIGA 500'ün henüz Türkiye'de piyasaya çıkmasına vakit varken, fikir vermek açısından Almanya'da 1300 Mark'tan satışa sunulduğunu haber verelim. Donanım açısından oldukça güçlü olan AMIGA 500'ün şu anda piyasada olan yazılım sayısı da oldukça fazla. AMIGA'ya gösterilen ilginin her geçen gün artmasıyla, yazılım firmaları da o ölçüde AMIGA'nın üzerine eğiliyorlar.
Böylece, AMIGA 500'ün kısa zamanda diğer üstün bilgisayar sistemleri ile arasındaki açığı kapatacağını sanıyoruz. Sonuç olarak diyebiliriz ki, bu fiyat ve bu güçle AMIGA 500 gerçekten geleceğin bilgisayarı.
CHARLES BRANNON çeviren: Şahin Beygu
Commodore'un AMIGA'sı, programcılara eskisinden daha fazla grafik özellikler sunuyor -hem heyecan verici bir arayış, hem de baş döndürücü bir zenginlik-. Bu kısa yazı AMIGA'nın grafik yeteneklerinin esaslarını ve daha önceki kişisel bilgisayarlardan farklılıklarını gösteriyor. Grafik, AMIGA'yı çok özel kılıyor. AMIGA'nın diğer özellikleri de (stereo ses, yüksek hızlı 68000 mikro işlemci, 880K disket sürücü, çok amaçlı işletim sistemi) kayda değer olmakla birlikte, ilk bakışta öne çıkan yönü grafik... 4096 renk olasılığı, renkler arasında neredeyse kesintisiz bir geçiş sağlıyor; 640x400 yüksek çözünürlük modu, TV yayın kalitesine çok yakın; ve kullanıcı yongaları hızlı, karmaşık canlandırmaya (animasyona) elveriyor. AMIGA, hepimizin içinde gizli duran sanatçıyı ortaya çıkartmak için birebir... Bununla birlikte, bu özelliklerin çoğunu kullanmak, programcıların bazı yeni tekniklere hakim olmasını gerektiriyor. Grafiği kullanmak konusunda AMIGA ile diğer kişisel bilgisayarlar arasında önemli farklılıklar var; kuşkusuz birçok da benzerlik.
GÖKKUŞAĞI İLE OYNANAN OYUNLAR
Eğer görüntü ekranları konusunda genel bir bilginiz varsa, bilgisayar grafiğini anlamanız da kolaylaşacaktır. Her tür monitör ya da TV'deki görüntü, CRT (katot ışın tüpü, ya da yaygın adıyla televizyon tüpü) üzerindeki elektron tabancasıyla elektronik olarak boyanır. CRT'nin içindeki üç elektron demeti, soldan sağa ve yukarıdan aşağıya doğru ekran yüzeyini sürekli tarar. CRT, elektron tabancasından çıkan tanecik demeti üzeri-