Bu sayfadaki yazılar
Sayfanın metni
Sayfa 23
Ben on yaşlarındayken Robinson Crusoe'yu ilk defa okumuştum ve Crusoe'nun adadaki dünyasını zekice ve beceriklice dönüştürmesine hayran olmaktan kendimi alamamıştım. Adam varını yoğunu kendi amaçları için kullanır, etrafını kendi gücünü arttırmak için oluşturduğu kendi tasarım ve ürünleriyle donatırken; aynı zamanda kendine güvenlik, besin ve haz sağlıyordu. Daha o zamanlar teknolojiye aşık olduğumu anlamıştım; kuşkusuz bir çoğunuzun da benden farkı yok. Biz -biz teknofiller- şunu ayırt etmeliyiz ki teknolojiyle aramızdaki aşk ilişkisi bütün iyi aşklar
DANİEL DENNETT çeviren: Burak Boysan gibi -tutkumuzu ne kadar rasyonalize etmeye çalışırsak çalışalım- tamamen rasyonel değildir. Teknokrat Crusoe tıpkı cinsel macera, atletik zafer, uçabilmek, görünmez olmak gibi büyük düş gücü temalarından sadece biridir. Cazibe ya da zihnimizin gücü önüne serdiği detayların zenginliği açısından yukarıda saydıklarımızın hepsiyle yarışabilir. Büyüden çok daha tatmin edicidir, çünkü bir kere büyük değildir, kendi yarattığımız bir şeydir ve dolayısıyla sorumlu olduğumuz kabul edilir; anladığımızı ve dolayısıyla kontrol edebileceğimizi sandığımız bir şeydir.
Bugün “sınırsız teknoloji çoğalması” fantazisinin gerçekleşiyormuş gibi gözüktüğü bir dünyada yaşıyoruz. Bu biz teknofillerin çok işine gelir çünkü sevdiğimizin bizim için, hatta nankörler için bile hazırladığı nimetleri gösterebiliriz. Hangi teknofob bir Orta Çağ köylüsünün ya da bir taş devri avcısının umutsuz ve çaresiz hayatını tercih ederdi? Gene de Crusoe gibi kazandığımız her şey için bir miktar bedel ödüyoruz: alışkanlıklarımızda ufak tefek değişiklikler yapıyoruz, seçeneklerimiz azalabiliyor ve teknolojinin her yeni mucizesine alışmaya çalışırken yan etki olarak doğan küçük tedirginlikler yaşıyoruz. Bazıları az da olsa rahatsızlık veren borç hanesine yazılacak bu meseleleri kolayca arka plana itiveriyorlar; diyorlar ki “evet, bu işin bir bedeli var tabii, ama bizim bunu hesaba katmamız gerekmez; ne kadar tutarsa tutsun, eninde sonunda apaçık yararlar için ödeyeceğimiz küçük bir bedeldir” Başkaları huzursuzlukları ile daha zor başa çıkıyorlar; yeni teknolojinin daha dolaylı etkilerinin toplam bedeli de hesaba katıldığında, farkına bile varmadan kendimizi nasıl barınacağımızı bilemediğimiz ama terk de edemediğimiz bir dünyada bulup bulamayacağımızı merak ediyorlar. Teknoloji ve ahlak arasındaki bu ilişkinin bazı can sıkıcı yanları üstünde dikkatimizi yoğunlaştırmayı öneriyorum. Geçmişte büyük bir nimet olan enformasyon teknolojisinin - eğer bizi bugüne kadar getiren geleneklerden oldukça radikal bir kopuş düşünmezsek- hayatlarımızı mahvetmek üzere olduğu ihtimalini de göz önüne almaya razıyım. Hepimiz iyi hayatlar sürmek isteriz. En azından iki anlamda: İlginç, heyecan verici, tatmin edici ve mutlu hayatlar sürmek isteriz; ama aynı zamanda da ahlâken iyi hayatlar sürmek isteriz. Yararlı olmaya çalışırız ve hayatımızın dünya üzerinde bir fark yaratmasını isteriz. Doğru yönde, bir fark. Artık hangisiyse doğru yön. Geçmişte teknolojinin bu her iki özlemi de kolaylaştırdığı şüphesizdir. Bizi sefaletten ve ağır işlerden kurtar- Tl EEE 24
Klavyeyle gezinmek için ← ve → tuşları.