Ekranı kırmızı başladığınız zaman görmeye
Günümüzde farklı zemin ve yazı renklerine sahip bir sürü var. Fakat insan gözü açısından tüm kombinasyonlar uygun değil. Özellikle neye dikkat etmeliyiz?
Ev bilgisayarlarının çoğu televizyona bağlanabiliyor. Böylece televizyonun tüm renk olanaklarından yararlanmak mümkün oluyor. Aslında bilgisayar her zaman aynı yazı-zemin-kenar renk kombinasyonunu verir, fakat Commodore 64'te de olduğu gibi, belli tuşlara basılarak bu kombinasyon değiştirilebilir. Kişisel bilgisayarlarda (PC'lerde) ise televizyondan daha üstün özelliklere sahip (ve monitör olarak adlandırılan) ekranlar makineyle birlikte verilmektedir. Bu monitörlerin ışığı genellikle tek renklidir. Önceleri renk konusunda pek tercih yapma imkânı yoktu. Bu renk çoğunlukla yeşildi, seyrek olarak sarı da olabiliyordu, bazı büyük bilgisayar terminallerinde mavi, plazma ekranlarda ise kırmızı renk kullanılıyordu. Günümüzde bazı ekranlarda sarı ile yeşil veya beyaz arasında seçim yapmak mümkün. Televizyon, monokrom monitör veya renkli monitör; tüm bu seçenekler için aynı soru geçerli: Hangi “çalışma rengi” en doğrusu? Şüphesiz monitör rengi oldukça önem taşıyor. Renk, gözlerin verimliliğini, görüntülenen karakterlerin bilgi içeriğini ve hatta insanın ruhi durumunu etkiliyor. Renklerin ne gibi etkiler yarattığını belirleyebilmek için, evdeki bilgisayarımın başında farklı yazı ve zemin rengi kombinasyonlarıyla denemeler yaptım. Karım ve çocuklarım için, benim makine başında yeşil hayalet rengi bir suratla oturuşum oldukça ilgi çekiciydi. Renk, ekranda yüzüme yansımaktaydı.
Görme siniri
Ağ tabaka (retina)
Camsı cisim
Göz kası
Gözbebeği
“A Saydam tabaka
Bağ tabaka
Nihayet kırmızı zemin üzerinde siyah yazıda karar kıldım. En hoşuma giden kombinasyon bu oldu. Fakat: Bu kombinasyon gözler için en sağlıklı olanı mıydı? Değilse, ben neden bu iki rengi seçmiştim? Bu defa soruna bilimsel açıdan yaklaşmaya çalıştım. Tüm dünyada birçok enstitü bilgisayar ergonomisi ile uğraşıyor. Bu çalışmalarda ekranın renk yapısı üzerine araştırmalar önemli bir yer tutuyor. Üniversitelerin araştırma bölümleri de DIN normu gibi çözümlere ulaşmak için aralıksız çalışıyorlar. İlk öğrendiğim, en iyi kontrastın hiçbir renk içermemesi gerektiği oldu. Gazetelerde ve kitaplarda olduğu gibi, beyaz zemin üzerinde siyah yazı en iyi okuma atmosferini oluşturuyormuş. Bunu derhal evdeki bilgisayarı televizyona bağlayarak denedim. Sonuç, dergimizin çoğu okuyucularının da katılacağı gibi dehşet vericiydi. Ekran o kadar şiddetli parlayıp titriyordu ki, biraz sonra başım döndü. Gözlerim ağrımaya ve sulanmaya başladı. Bu konuda yazılmış literatüre daha derinlemesine daldığımda, bir köşede kendi halinde bir ufak cümleye rastladım: Monitör, doğru resim tekrarlama frekansına sahip olmalı, bu olmadığı takdirde başka renk kombinasyonları denenmeliydi. Yani mesele pek o kadar basit değildi.
Fosforlar Uzun Süre
Işımalı
Ekranların iç yüzeylerinde fosfor olarak adlandırılan ışıldayıcı bir maddeden oluşan bir tabaka bulunuyor. Aslında bu biraz şans-
sız bir adlandırma; çünkü bu maddenin, adaşı olan kimyasal elementle uzaktan yakından bir ilişkisi yok. Daha da şaşırtıcı bir nokta: Ekran fosforları, ışıma yeteneği nedeniyle fosfor elementini de içeriyorlar. Bu fosforlar, demetlenmiş elektronlar aracılığıyla ekran tüpü içerisinde ışık verir hale getiriliyorlar. Ortaya çıkan ışığın rengi, fosforun yapısına bağlı oluyor, fakat bu renk çeşitli filtrelerle değiştirilebiliyor. Fosforların ışıma yeteneği bağlamındaki talepler, televizyon gereçlerinde ve bilgisayar monitörlerinde temelden farklıdırlar. Televizyon ekranında ışıma süresi olabildiğince kısa olmalıdır. Çünkü tek tek resimlerin “dağılmasının” engellenmesi, dolayısıyla insan gözünün böyle bir dağılmayı fark etmemesi gerekir. Bilgisayardaki çalışma ise bunun tam aksidir: Tek tek yazı karakterleri mümkün olabildiğince uzun bir süre aynı noktada kalmalıdır. Bu nedenle profesyonel bilgisayar monitörlerindeki fosforların ışıma süreleri televizyondakilerden çok daha uzundur.
Bilgisayar ekranına ilişkin taleplerden kaynaklanan temel bir farklılık daha var: Daha önce konu edilen resim tekrarlama frekansı, ya da diğer adıyla “yineleme” frekansı. Bu frekans değeri, bir resmin saniyede kaç kez üretildiğini veya tekrarlandığını belirtir. Televizyon gereçlerinde bir saniyede ekranda (çoğunlukla farklı resimler olmak üzere) 25 resim oluşur. Bilgisayar ekranında ise titreme veya yanıp sönmeyi engellemek için aynı resmin saniyede en az 50 kez görüntülenmesi gerekir.
Bu “en az” ne anlama geliyor? Çok basit: Renk alanları büyüdükçe ve renk daha açık oldukça, yineleme frekansının da büyümesi gerekir. Daha kesin söylersek: Zeminin beyaz olması durumunda bu frekansın 70 Hertz (saniyede 70 tekrar) olması gerekecektir. İşte bu nedenle benim deneyim başarısızlıkla sonuçlandı. 25 Hertz, insan gözünün mükemmel bir biçimde aldatılmasını sağlayamıyor. Aslında bu deney 60 Hertz'lik bir monitörle de aynı sonucu ve-
rirdi. Parlak zeminin titremesi kısa sürede şiddetli bir baş ağrısına yol açacaktı. Çoğu monitörlerin, ideal renk kombinasyonu olan “beyaz üzerine siyahı” sağlayabilecek kadar güçlü olmamaları nedeniyle, üreticiler, bunun tersini, yani koyu zemin üzerinde açık renk karakterleri gerçekleştirdiler. Fakat neden illa yeşil veya sarı? Çünkü insan bir objeye ancak direkt baktığında onu tam net görebiliyor. Bu durumda bu objenin ışığı gözün tam orta noktasına, yani “sarı leke” olarak adlandırılan noktanın üzerine düşüyor. Bu leke tümüyle gözün renk algılayıcı duyu hücrelerinden oluşmaktadır. Ve bu hücrelerin en iyi algılayabildiği, yeşil-sarı ışıktır. Bu nedenle bu iki renk, ekrandan sürekli okumada en uygun olan renklerdir.
Örneğin mavi renk insan gözü tarafından çok daha az algılanır. Yeşil veya sarı ışıklı bir monitörün ekranındaki bilgiyi mavi renkte aynı netlikte algılayabilmemiz için harflerin çok daha parlak ve büyük olması gerekir. En yoğun renk olan beyaz, karakterlerin algılanmasını da kolaylaştıracak biçimde en büyük kontrastı da sağlar. Peki kırmızının durumu ne? Kırmızı, psikolojik ve her halde fizyolo-
Kırmızı nedenlerden ötürü daima tehlike sinyali etkisi yaratır. Tabii ki sürekli olarak sinyal uyarılarıyla karşı karşıya olmak pek rahatlatıcı değildir. Kullanıcının gerçekten uyarılması gereken bir durumda, yorgunluk ve alışkanlık nedeniyle bu gerçek uyarı rahatça gözden ka-
Peki, parlak zemin, üzerindeki koyu harfler koyu zemin üzerinde parlak harflere oranla çok daha etkiliyken, neden ters -yani negatif- gösterime geçiliyor? Siz de bir kere yeşil üzerinde siyah harflerle çalışmayı birkaç saat deneyin. Gözdeki sinir hücrelerinin tazelenme süreci nedeniyle görüntü bir süre tamamlayıcı renge dönüşüyor: Belli bir süre (birkaç dakika yeterli!) gözünüzü yeşil renge dikerseniz, dünyayı pembe görmeye başlarsınız. Bu durum gözün yeşille fazla uyarılmasından kaynaklanıyor. Buna karşın siyah zeminle bu yansıma olmaz. Beyaz zeminde siyah olacaktır, bu da rahatsız etmez. Artık bu sorunun kesin cevabını elde etmek istiyordum. Bavyera TUV'ündeki Biyotıp ve Ergonomi Enstitüsü'nden Dr. Ruprecht Schattner'e, beyaz zemin üzerindeki siyah harflerin gerçekten en iyi okuma kontrastını oluşturup oluşturmadığını sordum. Dikkatli bir üslupta verdiği cevap şöyleydi: “Normal olarak evet. Fakat, tasavvur edin ki, bir geminin kaptanı olarak gece kaptan köşkünde duruyorsunuz. Ekran zemini beyaz olsaydı, neler olabileceğini düşünebiliyor musunuz? Gözleriniz kamaşırdı. Bu durumda en doğrusu siyah zemin üzerinde yeşil harflerdir. Beyaz üzerinde siyahın en iyi olduğu durum, orta düzeyde aydınlatılmış bir odada oturmakta ve arada sırada yazılı bir kağıda bakmak zorunda olduğunuz du-
Tablo: Kontrast tavsiyeleri
Zemin — Ön plan (yazı) beyaz siyah; kırmızı; yeşil siyah yeşil; sarı; cyan sarı siyah; mavi; macenta/ cyan yeşil tavsiye edilmiyor; siyah kırmızı — tavsiye edilmiyor; siyah mavi sarı; resimler için cyan siyah rumdur. Bu durumda kontrast farkları en aza inmiş olur. Göz her defasında kendisini yeniden ayarlamak durumunda değildir, çünkü her uyarlama çabası gözü yorar.”
Bu tabloda enstitülerin çalışmaları sonucunda belirlenen en iyi kontrast tavsiyeleri veriliyor. Solda: En sık kullanılan yazı/zemin renklerinin görüntüleri.
Daha sonra bir örnek daha verdi: “Bazı kişiler son derece sorumlu bir mevkide görev yapabilirler ve on kadar ekranın önünde oturup her aksaklıkta derhal ve doğru biçimde müdahale etmek zorunda olabilirler. Örneğin nükleer reaktörlerin denetim odalarında çalışan görevliler bu tür personel arasında sayılabilir. Burada en iyi ekran kontrastının seçilmesinin, güvenlik tekniği açısından da büyük önemi vardır. Bu konuda araştırma yapan bilim adamları, daha sonra ev bilgisayarlarına ve kişisel bilgisayarlara da uygulanabilen bazı enteresan sonuçlara ulaştılar. Bu bulgulardan biri, kırmızı rengin, uyarı etkisinin yanısıra bir yarar daha sağladığıydı: Kırmızı renk uzak mesafeden de görülebiliyordu. Sarı ve yeşil, özellikle büyük dikkat isteyen çalışmalar uygun renkler, Nötr zemin özellikle pastel tonlarda olmalı, burada da mavi ve yeşil hareketsiz objeler için en uygun renkler. Böyle olunca göz en iyi farklılaştırmayı yapabilir, yani kontrastı algılayabilir. Bu nitelik özellikle teknik gereçlerin çizimi gibi karmaşık yapılarda büyük yarar sağlıyor. Bir rengin uyarıcı etkisi, zemine de bağlı. Bilim adamlarının tespitlerine göre aşağıdaki kombinasyonlar, yanlarında belirtilen kullanımlara uygun:
* Beyaz üzerine kırmızı: Doğrudan tehlike (psikolojik olarak: Deri üzerinde kan). * Siyah üzerinde sarı: Dikkat, muhtemel tehlike (Yabanarısı renkleri!) * Beyaz üzerinde yeşil: Tehlikesiz. Huzur durumu (Çimen rengi). * Beyaz üzerinde mavi: Genel bilgiler ve emirler. Yazının okunabilirliği de renk kontrastına bağlıdır. Bu yazımızın içinde, karşılık gelen tavsiyeleri de tablo olarak veriyoruz. Sürekli renkli monitörle çalışanlarınız, bunlar arasından istedikleri optik çevreyi programlayabilirler. Tabii ki renkler tek bilgi kaynağı değiller. Bilim adamları, renk bilgilerinin insanın zihinsel verimini pek de fazla etkilemediğini belirlediler. Buna karşılık renkler, kalitatif bilgiler açısından oldukça uygun. Örneğin, bir değerin “iyi” veya “kötü” olduğuna karar verilmesi (bak, ampul: yeşil — hareket etmek için “iyi”; kırmızı — hareket etmek için “kötü”; aynı şekilde sarı) ve öncekilerin belirlenmesi. Fakat önemli bilgilerin daima başka ekran imkânlarıyla da kombine edilmesi gerekir. Örneğin önemli bir uyarı çoğunlukla yanıp söner. Bu yöntemin kullanılmasında oldukça dikkatli olunması gerekir, çünkü eğer bütün ekran yanıp sönüyorsa, özel bilgiler orada kaynayacaktır, ayrıca sinir bozucu bir etki de yaratacaktır. Yani eğer bir yanıp sönme kullanıyorsanız, bu satırın kısa süre sonra yok olması ya da kullanıcı tarafından yok edilebilmesi gerekir. Ekrandaki renklerin nasıl üretildiğini ve bilgisayarda nasıl kodlandığını biliyor musunuz? Bilgisayarda üzerine yazı yazılan zemin ekrandır. Temel renkler olan kırmızı, mavi ve yeşilden üç karışım rengi elde edilir. Bunlara ilaveten bütün bu renklerin karışımı olan beyaz ile renklerin hiç bulunmaması olan siyah elde edilebilir. Televizyon gerecinde, yoğunluğun (renk doygunluğu) değiştirilmesiyle, birçok karışım rengi edilebilir. Bilgisayar ekranlarında ise normal olarak tek bir yoğunluk vardır. Renkler ikili sistemde, yani yalnızca birlerin ve sıfırların bulunduğu bir sistemde kodlanır. Mavi rengin kodu 001 (ondalık sistemde 1'e karşılık gelir), yeşilin kodu 010 (ondalık sistemde 2'ye karşılık gelir), kırmızının kodu ise 100'dür (ondalık sistemde 4'e karşılık gelir).
Bilgisayar, Renkleri
Bir Ressam Gibi Karıştırabilir
Karışım renkleri çok basit bir biçimde toplama ile gerçekleşir. Bu yolla iki ya da üç tane bir içerirler. Bu şöyle olur: *Mavi + yeşil = 011 (Ondalık sistemde 3'e karşılık gelir). Bu rengin adı cyan'dır. Ekranın türüne göre açık mavi, turkuvaz ya da yeşil/mavi olarak görüntülenir. *Mavi + kırmızı = 001 + 100 = 101 (ondalık sistemde 5'e karşılık gelir). Bu rengin adı da macenta'dır. Pembe ya da erguvani olarak görünebilir. *Yeşil + kırmızı = 010 + 100 = 110 (ondalık sistemde 6'ya karşılık gelir) bu iki parlak rengin üstüste getirilmesiyle sarı oluşur. Bu renk ekrana göre bazen kahverengi de olabilir. Bunlardan başka iki kombinasyon olasılığı daha vardır. Tüm parlak renklerin biraraya gelmesiyle 111 kod sayısı (= 7) ve beyaz renk oluşur. Herhangi bir renk bilgisinin varolmaması durumunda 000 kod sayısı elde edilir. Bu sayı ondalık sistemde de 0'a karşılık gelir. Ekran aydınlanmayan zeminin rengini alır, bu renk ise siyahtır. Her şeyden önce ekranınızın renklerini daima başka önemli niteliklerle teknik bir ilişki içinde birlikte düşünmelisiniz. Tazeleme frekansından daha önce bahsettik. Ayrıca resim kontrastı, ekrandan uzaklık ve doğru bakış açısı da, iş yaparken, rahatınızı etkileyecek son derece önemli etkenler. Zemin ve ön plan arasındaki resim parlaklığı farkı, kontrast olarak adlandırılır. Kontrast düşükçe, karakterler “gri üzerinde gri” olarak görüntülenir ve tabii ki çok zor görülürler. Kontrast çok yüksek olursa, resim göz kamaştırır. Bilim adamlarının önerdiği (ön planın zemine ışık gücü bakımından oranı) 6:1'den 10:1'e kadarlık bir kontrast. Fakat bu veriler yanıltıcı olabilir: Kontrastı nasıl ölçebiliriz? Ayrıca kontrast algılaması sübjektif bir olgu ve çalıştığınız odada-
Renk kombinasyonlarının belirlenmesinin ne kadar karmaşık olduğunu, renk körü olan kişilerden daha iyi bilecek kimse yoktur. Yandaki iki resmi inceleyin. Eğer gözleriniz sağlıklıysa, üstteki resimde bir 3 rakamı, alttakinde ise yanyana CH harfleri göreceksiniz. Eğer renk körüyseniz üstte 8, ise 31 sayılarını görürsünüz.
ki büyük ölçüde bağlı. Oda karanlıksa düşük bir kontrast yeterli oluyor. Ama portatif makinenizle sabah güneşinde bahçede aydınlık düğmesini ekranda tüm harfleri net bir biçimde göreceğiniz kadar çevirin, daha sonra kontrastı ayarlayın. Harflerin ekranda net olarak görülebilmesi, tabii ki uzaklığa da bağlı. Bu konuda da bazı tavsiyelerde bulunulabilir. Uzaklığı kesin olarak saptayabilirsiniz: Bir küçük harfin boyunu 190 ile çarpın, elde edeceğiniz sayı sağlıklı gözlere sahip bir kullanıcının harfleri net olarak algılayabileceği azami uzaklığı verecektir. Harfler çoğunlukla 3 mm boyunda olduğu-
FHP NVRUNV
ZDEFHZDE PENRUZPEN
DHVERFUPDH
Bilgisayarın başına oturan kişi, ekranın netliğini denemeden önce kendi gözünün görme gücünü bilmelidir. Bunu en doğru olarak belirleyebilecek olan, göz doktorları ve optikçilerdir. Yine de kabaca bir fikir elde edebilmeniz için bu deney yeterli. Yandaki harfleri üç metre mesafeden, önce bir gözünüzü, sonra diğer gözünüzü kapatarak okumaya çalışın. Bunu birkaç kez tekrarlayın. En alt satırdaki harfleri okuyamamaya başlarsanız, bir doktor kontrolünün zamanı gelmiş ha göre, ekranla göz arasındaki uzaklık 45 ila 70 cm. olabilir. Aslında siz çoğunlukla daha yakın oturuyor oluyorsunuz.
Oda Aydınlığının
Doğru Olması da Önemli
Çevrenizdeki ışık kaynaklarına da dikkat etmeniz gerekiyor. Olabildiğince yaygın (konsantre olmayan) ışık kullanın. En iyisi tavan aydınlatması, en kötüsü ise mantıksal ışık kaynağıdır. Asla olmaması gereken, ekrana yansıyan ışığın varlığıdır. Ayrıca; oda ne kadar aydınlık olursa o kadar uyanık olursunuz; karanlık, size yatma vaktinin geldiği uyarısını verecektir.
Bir konu daha var: Ekrana bakış açınız da önemli. Bu konuda farklı tavsiyeler var. Bu açının yatay eksenden 30 ila 80 derece arasında sapması gerekiyor. Dolayısıyla kullanıcı az bir eğimle aşağıya doğru bakıyor olacaktır. Ekranın daha yüksekte durması pek önemli değil, çünkü bu durumda en fazla başınızı biraz kaldırmanız gerekebilir. Fakat ekranın bu açılardan daha aşağıda duruyor olması ensenizin gerilemesine ve bunun sonucu olarak da baş ağrılarına neden olacaktır. Renklerin vücut açısından da bazı etkileri var. Bilimsel olarak saptanmış bir bulguya göre, kırmızı renk, böbreküstü bezlerini etkiliyor, bu da “tehlike” anlamına gelen adrenalin yükselmesine ve kan şekerinin artmasına neden oluyor. Bunun tersine mavi renk, pankreası ensülin üretmesi yönünde etkiliyor. Bu da şekerin kandan alınarak yeniden depo hücrelerine aktarılmasına neden oluyor. Bunun sonucu ise dikkatin ve hareketliliğin azalması.
Şimdi neden kırmızı rengi tercih
| ettiğimi anlamış durumdayım: Akşam saatinde yorgun olduğum için, disketimi yoğunlaştırmak İstiyordum her halde. Ayrıca o sırdda o kadar çok bisküvi yedim ki, şimdi anlıyorum, beynim kanımdaki tüm şekeri kullandı.
PM Computerheft dergisinde Peter Ripota'dan çeviren A.Z. Bayman
Nedir?
Bugünlerde, bu sayfalarda “ergonomi” terimini genellikle bilgisayarlarla ilişkili olarak okuyoruz. Oysa ergonomi çok daha geniş bir disiplininin adı, daha da doğrusu, bir bilgiler bütünün, bir sürecin ve bir mesleğin adı. Bu yazıda kısaca ergonominin kapsamı hakkında bir fikir vermeye çalışacağız.
Bir bilgiler bütünü olarak ergonomi, çeşitli makineler, işler ve iş ortamlarıyla ilgili olarak insaların yetenek ve sınırlılıkları hakkında bildiğimiz veri ve ilkeleri içerir. Bir süreç olarak ergonomi ise, makinelerin, makine sistemlerinin, çalışma yöntem ve ortamlarının çalışanların güvenliği, üretkenliği ve rahatı hesaba katılarak tasarlanması sürecine işaret eder. Bir meslek olarak ergonomi ise, iş başında insanı inceleyen ve farklı disiplinlerde yetişmiş bilim adamları ve mühendislerden oluşur. Kapsamının genişliğinden ötürü programı, anatomi, uygulamalı fizyoloji, psikoloji, sosyoloji, toksikoloji, mühendislik, endüstri tasarımı ve işlem araştırmaları (operations research) gibi çok geniş bir disiplinler ailesinden yararlanır. Ergonomi içerisinde uzmanlaşmış alt-dallara da rastlanır: Bu alt-dallar bilgi işlem ergonomisi, biyo-dinamik, biyomühendislik, insanlı sistemler teknolojisi vb. gibi adlarla adlandırılır. Bu adların her biri belli bir vurgu ve yaklaşımı ön plana çıkarır.
İnsan-Makine Modeli
Ergonomi, insanı bir sistemin unsuru olarak tasarlar ve bu insan sistem ilişkisini, bir insan-makine modeli şeklinde temsil eder. Eh basit insanmakine modeli, tek bir makine tek bir kullanıcının işlettiği durumdur. Herhangi bir insan-makine sisteminde ön şart, makineyi işleten insanın makine göstergesi diye adlandırılan şeyi algılayabilmesidir. Makine göstergesinden kasıt, makinenin içinde bulunduğu durumu belirten herhangi bir işarettir (bir saatin kolu, yanıp sönen bir ışık, sayısal bir bilgisaya çıktısı, bir uyarı sinyali ya da hoparlörden işitilen bir buyuru). Makine göstergesini algılayan kullanıcının onu yorumlaması, belki birtakım hesaplamalar yapması ve bir karara varması gerekir. Bu sırada sözkonusu kişi bir dizi insanı yetenekten yararlanacaktır: Hatırlama, algılamakta olduğunu geçmiş yaşantıları ile karşılaştırma, geçmişte edindiği stratejilerle koordine etme ve algı ve geçmiş yaşantılarından hareketle yeni sorunlara çözümler bulma. Bu insani yetenekler toplamına psikologlar yüksek zihin fonksiyonları, ergonomistler ise kısaca bilgi-işlem diyorlar. Bir karara ulaştıktan sonra, normal olarak makineyi kullanan kişinin bir şey yapması gerekir. Bu genellikle bir kontrol unsuru, örneğin bir manivela ya da bir düğme üzerinde bir etki yaratmak biçimini alır. Bu etki makinenin durumunu ve çıktılarını, bunlara bağlı olarak da makine göstergesini değiştirir ve çevrim böylece yeniden başlamış olur. Bir insan-makine sistemi hiçbir zaman tek başına varolamaz, daima belli, somut bir ortamın içinde yeralır. Bu ortamın özellikleri ve doğası, insanın verimini ve başarısını etkileyeceğine göre, ergonomistlerin, insan-makine sisteminin yanısıra, nem, Isı, gürültü, ışık vs. gibi çevresel unsurlarla da ilgilenmeleri gerekmektedir.
Karmaşık Sistemler
Karmaşık sistemlere örnek olarak, bilgi-işleme geçmiş bir posta merkezi, bir fabrika, nükleer bir denizaltı ve bir uzay roketi gibi ilk bakışta birbirine hiç benzemeyen bir dizi şey sayabiliriz. Bu sistemlerde ergonistler, yukarda saydıklarımıza ek olarak, personel vasıfları, eğitimi ve işlem yöntemleri konularıyla ilgilenirler. Karmaşık sistemler genellikle belli türden, belli vasıflara haiz kullanıcılar için tasarlanırlar. Örneğin bir füze, astronotlar için tasarlanırlar. Diğer yandan otomobiller ve kişisel bilgisayarlar gibi aletlerse çok daha geniş bir kesim için tasarlanmak zorundadır. Karmaşık sistemlerde gerekli personel vasıflarının belirlenmesi, sistem tasarımının ayrılmaz bir parçasıdır. Sözkonusu personelin sadece belli vasıflara haiz olması yetmez, sistemi kullanmasını mümkün kılacak bilgileri edinecek şekilde eğitilmeleri de gerekir. Bu eğitim için gerekli teknik ve programların da sistem tasarımının bir parçası olarak düşünülmeleri gerekir.
Ergonomi İhtiyacının
Doğuşu
Aslında ergonomi disiplininin temeli -aletlerin, iş yöntem ve ortamlarının tasarlanmasında insani unsurların hesaba katılması- hep varoldu. Bunun belki de en iyi kanıtlarından biri geleneksel tırpanlardır. Sapın ve bıçağın ideal kıvrıklığı, büyük bir olasılıkla yüzyıllar sürmüş olan ürünüdür. Bu şekliyle tırpan insanoğlunun yarattığı en eski ve en verimli araçlardan biridir. Modern dünyanın karmaşıklaşması ile beraber, en basit aletlerin tasarım ve üretim sürecinde bile böylesi bir tecrübe birikimden yararlanmak, artık mümkün olmamaya başladı. Bunu tırpanı kar küreği ile karşılaştırarak çarpıcı bir biçimde görebiliriz. Kar küreklerinin, genellikle mümkün en kötü biçimlerde tasarlanmış olduklarını söylemek pek de bir abartı olmaz. Bu aletler yalnızca insan sırtı üzerine gereksiz bir yük bindirerek çeşitli ağrılara yol açmakla kalmaz; kış vakti geçirilen kalp krizlerinin çoğundan da onlar sorumludur. Tabii kar küreği olabildiğine basit bir alet.Son on yıllarda hayatımıza giren diğer makine sistemleriyle -jetler, e radar, bilgisayar, nükleer denizaltları, iletişim uyduları, vs.- ilgili olarak geleneksel bilgilerden yarar ummak bile abes olurdu.
nim yalmzca alet ve makinelerle ilgili COMMODORE dan COMMODOREculara hbba, asayişten mimariye, şehir plan” HEDİYE YAĞMURU lamasından hava kirliliği kontrolüne m toplumsal sorunlara da uygulanma. 350 KİŞİYE ya başlanmıştır. Son yıllarda insanın çevresinin bütünüyle kurduğu ilişkinin 350 DEĞİŞİK HEDİ VE niteliğinin giderek daha çok gündeme gelmesi, ergonomi disiplinin kapsamı-
Tasarım pratiğine ergonomik yak- GE R E KI M / YOR
laşımı diğer yaklaşımlardan ayırdeden iki öncül vardır. İnsanın makine sistemleri ile bütünleştirilmesinde mantık, sezgi ya da sağduyudansa bilim- ; re 16 sel yöntemlerden yararlanmak. Geç- 10 adet Commodo mişte mühendisler, insan davranışla- Yalnızca dergimizin rının önceden kestirilemezlik niteliği Ekim ve Kasım 0 adet Plotter Printer karşısında çaresiz kalıyorlar, anlama- sayılarında 10 > ih dıkları bir unsuru görmezlikten gelme- yayınlayacağımız 20 adet Graphics On e yi tercih ediyorlardı. Ergonomistler, Hediye Yağmuru C-64 kitabı uygun teknikler kullanıldığı takdirde, kuponlarını çeşitli insan-makine uyumsuzluğu tür- ikisi bir arada 20 adet Paddle. : lerinin tespit edilebileceğini ve bu o. iş ic Voice en ge IC uyumsuzlukların giderek uygulanabi- olmak YA m 20 BL lir çözümler kullanabileceğini göster- "e diler. tarihinde elimizde :
Ergonomistler ikinci temel öncülü şekilde “ Logo, Pilot disketleri ise, önemli tasarım kararlarının uzun göndermeniz yeterli. e K : bir deneme-yanılma dönemine başvu- 50 adet Joystic ; rulmaksızın alınmayacağıdır. Bugün mmodore 64 dünyadaki milyonlarca mühendise 50 E| Kitabi karşılık sadece binlerce ergonomist Ür vardır. Mühendisler, davranış bilim- det Basic ile. cilerinin inceleyebileceğinden daha 50 Ce ramlamd Kitabı hızlı bir şekilde yeni makineler, ma- kaseti kine sistemleri ve iş ortamları gelişti- 100 adet orijinal oyun riyorlar. Tabii her yeni makine, sistem ve iş ortamıyla da yeni sorunlar doğuyor. Bu ise, ergonomistlerin kesin ve teorik olarak tanımlanmış çözümler geliştirmesini olanaksız kılıyor. Dolayısıyla, her ne kadar ergonomistlerin ülküsü sezgi ve tahminlerin yerine bilimsel yöntemleri geçirmekse de, ergonomi bugün deneme-yanılmayla yetinmek, teorik olmaktan ziyade ampirik bir bilim olmak durumunda.