Bilgisayar ve Çalışma
Çelik kütle hızla dönmekte olan testereye temas ettiği anda, doğması muhtemel sorunları ancak yılların tecrübesine sahip bir usta görebilir. Testereden fırlamakta olan yongaların renklerinde görülen en ufak bir değişiklik, bütün parçanın kusurlu olacağına işaret edebilir, motorun sesindeki ufak bir fark, kesimin yeterince hassas olmayacağının belirtisi olabilir, testerenin dişlilerinin gürültüsüne karışan bir “parazit” bütün parçanın atılması gerektiği anlamına gelebilir. İşçilerin bütün bunları görmesini ve buna bağlı olarak ne yapılacağını bilmesini sağlayan tecrübe ya da “sezgi”, tanımlanması çok güç bir yetenek. Biraz da bu yüzden, sanayinin bu alanları yakın zamana kadar, örneğin montaj sanayinin bant üretimi aracılığıyla otomatize edildiği gibi otomatize edilemedi. Ama bugün Sayısal Kontrol (SK-Numerical Control), ne kadar karmaşık olursa olsun her işin, işçilerin karar ve yeteneklerinden bağımsız olarak yapılabileceğini vaadediyor.
Sayısal Kontrol Nedir?
Bir anlamda Sayısal Kontrol'ün tarihi bilgisayarların tarihi kadar eskidir. Genellikle bütün kaynak kitaplarda bilgisayarın babası olarak anılan Charles Babbage'ın esinlendiği “dokuma makinesi” aslında ilk Sayısal Kontrollü makine örneğiydi. Jacquard adlı bir Fransızın buluşu olan do-
nanın Dönüşmesi
kuma makinesinde, dokunması istenen desen, bir dizi delikle bir kartonun üzerinde çiziliyordu. Daha sonra bu delikler, dokuma tezgahındaki çubukların bazılarının hareket etmesini engelliyor, diğerlerininse geçmesini sağlıyordu. Bugünkü sayısal kontrollü sistemlerde, makinelerin hareketlerini tayin eden sayı ve simgeler delikli bir kartonun üzerine işlenmiyor ama temeldeki ilke aynı. Aynı zamanda makineler için bir komut işlevi gören sayısal bilgilerin elektronik sinyaller halinde saklanması, ilk kez helikopter pervanelerinin karmaşık hava yataklarının imalatında gerçekleştirilmiş.
Bir anlamda bu elektronik sinyallerin işlevi, işçilerin hünerlerini temsil etmek ve bunları ikame etmek.
Hünerlerse ancak açık seçik tanımlandıkları ve formel bir model şeklinde ifade edilebildikleri takdirde, sayısal bilgilere dönüştürülebilir. Bu da ancak eğer işçiler açık seçik tanımlanmış kurallara göre çalışıyorlarsa mümkün olabilir.
Gerçekten de birçok fabrikada işçilerin nasıl hareket etmeleri gerektiğini, en ince ayrıntısına kadar betimleyen el kitapları vardır. Ama bu kitapların varlığı, işçilerin gerçekten de bu kitaplardaki kurallara göre davrandığı anlamına gelmez. Kendisi de uzun zaman vasıflı bir işçi olarak çalışmış olan yazar Harley Shaiken şöyle bir olay anlatıyor:
“Tanıdığım en iyi tornacılardan biri Leo'ydu. Çeşitli işlerinden biri de, ileri teknoloji gerektiren birtakım vakum gereçleri için bakır menteşeler yapmaktı. Leo, tornayı talimatların belirttiğinden daha yavaş çalıştırıyordu ama, malzemeyi tornaya talimatların belirttiğinden daha hızlı yüklüyordu. Biraz daha iyi bir denge sağlamak için dirseğini tornanın direğine yaslıyor, ağzında düşürmediği purosunu sıkıca dişliyor ve torna için, kendi evde yaptığı özel bir gazyağı ve benzin karışımı kullanıyordu. Sonuç, onun yaptığı her parçanın mükemmel olmasıydı. Leo'nun, talimatlara göre çalışan diğer işçilere karşı tavrı küçümsemeden çok acımayı andırırdı. Kusurlu bir parçanın sorumluluğunu almak istemeyen kimse, ona tornanın direğine yaslanmamasını ya da tornayı daha hızlı çalıştırmasını söylemezdi. Yalnız bir keresinde idare bir disiplin kampanyası başlatmıştı. Öğle tatillerine dakikası dakikasına uyulmasını sağlamaya çalışıyorlardı. İşte tam bu sıralarda, bir ustabaşı koşarak atölyeye girdi ve acil bir iş getirdi. 10 cm. çapında masif bir çelik çubuğun ortasında 3 cm.lik bir delik açılacaktı. Ustabaşı telaşından Leo'ya makineyi daha hızlı çalıştırmasını söyledi. Sonuçta sadece sözkonusu parça kusurlu olmakla kalmadı, tornanın ucu da hasar gördü.”
İşte bu yüzden, işçilerin tasarımlama ve işin planlanması sürecine katılmamaları, talimatlara uygun olarak çalışmaları, kimi zaman grevden bile daha etkili bir direniş yöntemi olabilir. Yine bu yüzden, yakın zamana kadar, sayısal kontrolün uygulandığı fabrikalarda bile, yalnız makinelerin çalıştırılmasında değil, işin planlanmasında da işçilere önemli bir rol düşüyordu.
Programları Kim Yazacak?
Sayısal kontrolün, bir anlamda, işçilerin hünerlerini temsil ettiğini ve bunları ikame etmeyi amaçladığını söylemiştik. Bu yüzden bu sayısal bilgileri hazırlamakla yükümlü uzmanlar, çoğu zaman çalıştıkları fabrikanın resmi kurallarına aldırmayarak doğrudan doğruya gidip işçilere danışıyorlar. Kimilerine göreyse, sayısal kontrolün ideal programcıları ancak işçilerin kendileri olabilir. Bu konuda bir uzman şöyle diyor:
“İyi tornacı ve matkapçıları programcı olarak eğitmede büyük başarılar elde ettik. Bu insanlar, farkında olmadan da olsa, çalışma hayatlarının büyük bir bölümünü programlama yapmakla geçiriyorlar. Bu yüzden zaten iş için gerekli olan temel matematiği ve trigonometriyi biliyorlar. Tam tersine, yüksek düzeyden matematikçileri sayısal kontrollü parça programlaması yapmak üzere yetiştirmek çok daha zor. Parça programları yazmak kolaydır. Zor olan, bu programla ne yapılacağını, hangi çalışma ve yükleme hızlarının kullanılacağını vb. kestirebilmek, ki bu da tecrübe gerektirir.”
Bilgisayarlı Sayısal
Kontrol
Gerçekten de bu alandaki son teknolojik gelişmeler, işçilerin doğrudan doğruya program yazmasını hatırı sayılır ölçüde kolaylaştıracak nitelikte. Bilgisayarlı sayısal kontrol (computer numerical control) olarak anılan son sistemlerde, bir ekran doğrudan doğruya işçinin yanıbaşına konuyor. Birinci parçanın üretimi elle yapılıyor. Ancak bu elle yapım sırasında, hem işçi çeşitli bilgileri ekran üzerinden bilgisayara veriyor, hem bilgisayar kendi duyargaları ile belli ölçümler alıyor. İkinci parçadan itibarense, artık belleğe alınmış programa göre, parça otomatik olarak imal ediliyor. İmalat sırasında ortaya çıkan aksaklıkların yine işçi ya da mühendis tarafından düzeltilmesi ve programın daha da geliştirilmesi olanağı var. Ancak programları kimin yazacağı salt teknik bir sorun değil. Üretim sürecini nihai olarak kimin kontrol edeceğine ilişkin toplumsal bir sorun - bir iktidar sorunu. Bu yüzden bu alandaki teknolojik gelişmeler işçileri üretim ve karar alma sürecine katma yönünde kullanılmıyor. Hatta o kadar ki, sayısal kontrol araçları satan işletmeler, bu araçlar sayesinde işçilerin müdahalelerine daha az maruz kalacağını vurguluyorlar: Artık tasarım işlevini atölyedeki işçilerle, ustalarla, ustabaşları ile, gözcülerle paylaşmanıza gerek yok. Bu bilgiler artık bu insanlara sözel ya da yazılı komutlar şeklinde değil, doğrudan doğruya makinelere sayısal bilgiler şeklinde iletilecek... Yanlış yorumların, bireysel yorumların günleri geçti artık.
Vasıflı işçilerin günü geçti artık. Yarı-vasıflı işçilerin rolleri artık neredeyse hiçbir şeye indirgendi. Geleneksel maden işçiliği ve araç gerecin nerede ve nasıl kullanılacağına ilişkin bütün geleneksel kavramlar artık kapı dışarı... Alet ve parçaların insan eliyle işlenmesinden tamamen kurtulundu.
İnsansız Fabrikaya
Doğru
Bu tür cümlelerin ardında yatan, insanlardan ve el emeğinden arındırılmış, tamamen merkezi olarak kontrol edilebilen bir fabrika. Böyle bir fabrikanın merkezi sinir sistemini bilgisayarlar ve genel olarak mikroelektronik oluşturacak. Saatlere, makinelere, gözetim istasyonlarına, tasarım terminallerine ve depolara yerleştirilmiş bilgisayarlardan bilgi akacak ve doğrudan doğruya işletmenin, hatta tercihen sermayenin elinde toplanacak. Mühendislik ofisindeki tasarım işlevi ile atölyedeki üretim işlevi arasında dikey bir bütünleşme gerçekleşecek. Tasarımcının bir ekran üzerine yaptığı çizim, bir dizi komut halinde doğrudan doğruya imalatı, üretimi gerçekleştiren makineleri yönetecek. Başka bir deyişle, tasarımcı doğrudan doğruya makineyle “konuşacak”. Dahası, bu teknoloji atölyede yatay bir bütünleşmenin gerçekleşmesini de mümkün kılıyor. Bilgisayar sistemi yalnızca üretken makineleri yönetmekle kalmıyor, hammadde girişini kaydediyor, bitmiş parçaların dökümünü yapıyor, bantta çalışan robotları denetliyor ve üretim tarifesini hazırlıyor. Ve dev sistemin parçaları sürekli etkileşim halinde. Makineler birbirleriyle “konuşuyor”. Son sistemlerde, veri aktarımı gerçek zamanda, neredeyse ışık hızında gerçekleşiyor. Çıkan her sorun anında, üretim hiyerarşisindeki gerekli noktaya iletiliyor. Başka bir deyişle, üretimi tasarlayan zihin üretim sürecinin her anı hakkında sürekli olarak bilgilenme olanağına sahip. Bu, işin bilgisayarların çözdüğü teknik yönü... Bilgisayarların çözemeyeceği sorun, hangi bilgilerin toplanmasında kimin karar vereceği ve bu bilgilerin kimler tarafından hangi amaçlarda kullanılacağı.