Bu sayfadaki yazılar
Sayfanın metni
Sayfa 58
İşte bu yüzden, işçilerin tasarımlama ve işin planlanması sürecine katılmamaları, talimatlara uygun olarak çalışmaları, kimi zaman grevden bile daha etkili bir direniş yöntemi olabilir. Yine bu yüzden, yakın zamana kadar, sayısal kontrolün uygulandığı fabrikalarda bile, yalnız makinelerin çalıştırılmasında değil, işin planlanmasında da işçilere önemli bir rol düşüyordu.
Programları Kim Yazacak?
Sayısal kontrolün, bir anlamda, işçilerin hünerlerini temsil ettiğini ve bunları ikame etmeyi amaçladığını söylemiştik. Bu yüzden bu sayısal bilgileri hazırlamakla yükümlü uzmanlar, çoğu zaman çalıştıkları fabrikanın resmi kurallarına aldırmayarak doğrudan doğruya gidip işçilere danışıyorlar. Kimilerine göreyse, sayısal kontrolün ideal programcıları ancak işçilerin kendileri olabilir. Bu konuda bir uzman şöyle diyor:
“İyi tornacı ve matkapçıları programcı olarak eğitmede büyük başarılar elde ettik. Bu insanlar, farkında olmadan da olsa, çalışma hayatlarının büyük bir bölümünü programlama yapmakla geçiriyorlar. Bu yüzden zaten iş için gerekli olan temel matematiği ve trigonometriyi biliyorlar. Tam tersine, yüksek düzeyden matematikçileri sayısal kontrollü parça programlaması yapmak üzere yetiştirmek çok daha zor. Parça programları yazmak kolaydır. Zor olan, bu programla ne yapılacağını, hangi çalışma ve yükleme hızlarının kullanılacağını vb. kestirebilmek, ki bu da tecrübe gerektirir.”
Bilgisayarlı Sayısal
Kontrol
Gerçekten de bu alandaki son teknolojik gelişmeler, işçilerin doğrudan doğruya program yazmasını hatırı sayılır ölçüde kolaylaştıracak nitelikte. Bilgisayarlı sayısal kontrol (computer numerical control) olarak anılan son sistemlerde, bir ekran doğrudan doğruya işçinin yanıbaşına konuyor. Birinci parçanın üretimi elle yapılıyor. Ancak bu elle yapım sırasında, hem işçi çeşitli bilgileri ekran üzerinden bilgisayara veriyor, hem bilgisayar kendi duyargaları ile belli ölçümler alıyor. İkinci parçadan itibarense, artık belleğe alınmış programa göre, parça otomatik olarak imal ediliyor. İmalat sırasında ortaya çıkan aksaklıkların yine işçi ya da mühendis tarafından düzeltilmesi ve programın daha da geliştirilmesi olanağı var. Ancak programları kimin yazacağı salt teknik bir sorun değil. Üretim sürecini nihai olarak kimin kontrol edeceğine ilişkin toplumsal bir sorun - bir iktidar sorunu. Bu yüzden bu alandaki teknolojik gelişmeler işçileri üretim ve karar alma sürecine katma yönünde kullanılmıyor. Hatta o kadar ki, sayısal kontrol araçları satan işletmeler, bu araçlar sayesinde işçilerin müdahalelerine daha az maruz kalacağını vurguluyorlar: Artık tasarım işlevini atölyedeki işçilerle, ustalarla, ustabaşları ile, gözcülerle paylaşmanıza gerek yok. Bu bilgiler artık bu insanlara sözel ya da yazılı komutlar şeklinde değil, doğrudan doğruya makinelere sayısal bilgiler şeklinde iletilecek... Yanlış yorumların, bireysel yorumların günleri geçti artık.
Vasıflı işçilerin günü geçti artık. Yarı-vasıflı işçilerin rolleri artık neredeyse hiçbir şeye indirgendi. Geleneksel maden işçiliği ve araç gerecin nerede ve nasıl kullanılacağına ilişkin bütün geleneksel kavramlar artık kapı dışarı... Alet ve parçaların insan eliyle işlenmesinden tamamen kurtulundu.
İnsansız Fabrikaya
Doğru
Bu tür cümlelerin ardında yatan, insanlardan ve el emeğinden arındırılmış, tamamen merkezi olarak kontrol edilebilen bir fabrika. Böyle bir fabrikanın merkezi sinir sistemini bilgisayarlar ve genel olarak mikroelektronik oluşturacak. Saatlere, makinelere, gözetim istasyonlarına, tasarım terminallerine ve depolara yerleştirilmiş bilgisayarlardan bilgi akacak ve doğrudan doğruya işletmenin, hatta tercihen sermayenin elinde toplanacak. Mühendislik ofisindeki tasarım işlevi ile atölyedeki üretim işlevi arasında dikey bir bütünleşme gerçekleşecek. Tasarımcının bir ekran üzerine yaptığı çizim, bir dizi komut halinde doğrudan doğruya imalatı, üretimi gerçekleştiren makineleri yönetecek. Başka bir deyişle, tasarımcı doğrudan doğruya makineyle “konuşacak”. Dahası, bu teknoloji atölyede yatay bir bütünleşmenin gerçekleşmesini de mümkün kılıyor. Bilgisayar sistemi yalnızca üretken makineleri yönetmekle kalmıyor, hammadde girişini kaydediyor, bitmiş parçaların dökümünü yapıyor, bantta çalışan robotları denetliyor ve üretim tarifesini hazırlıyor. Ve dev sistemin parçaları sürekli etkileşim halinde. Makineler birbirleriyle “konuşuyor”. Son sistemlerde, veri aktarımı gerçek zamanda, neredeyse ışık hızında gerçekleşiyor. Çıkan her sorun anında, üretim hiyerarşisindeki gerekli noktaya iletiliyor. Başka bir deyişle, üretimi tasarlayan zihin üretim sürecinin her anı hakkında sürekli olarak bilgilenme olanağına sahip. Bu, işin bilgisayarların çözdüğü teknik yönü... Bilgisayarların çözemeyeceği sorun, hangi bilgilerin toplanmasında kimin karar vereceği ve bu bilgilerin kimler tarafından hangi amaçlarda kullanılacağı.
Klavyeyle gezinmek için ← ve → tuşları.
Sayfa 59
Bir önceki bölümümüzün sonunda, çok basit bir program yazmış ve bunu elimizdeki olanaklara bağlı olarak diskete ya da kasete kaydetmiştik. Şimdi devam edebilmek için, önce bu programı yeniden bilgisayara yükleyelim. Bunun için kaset kullanan arkadaşların yalnızca LOAD"PITAGOR" yazmaları ve RETURN tuşuna basmaları yetecektir. (Hatırlanacağı gibi, PITAGOR programımıza verdiğimiz isimdir.) Bunu yaptıklarında aynen SAVE olduğu gibi, ekranda Press Play on Tape ibaresi görünür. Bu ibareyi görünce de teypteki Play tuşuna basmaları gerekiyor. Makine yükleme işlemini bitirince ekranda, bu sefer OK mesajı görünecektir. Artık istediğiniz takdirde, LIST komutunu verip RETURN tuşuna basarak programı gözden geçirebilir ya da RUN komutu verip programı çalıştırabilirsiniz.
İskender SAVAŞIR
Disket kullanan arkadaşların ise sadece şu komutu vermeleri yetecektir:
LOAD”PTAGOR”,8
Etkileşimli Tarz:
Ancak burada aklımıza bir sorunun gelmesi gerekiyor. Daha önce bilgisayara belli birtakım işleri yaptırabilmek için verdiğimiz komutlar dizilerine “program” dediğimizi, her programın da bir satır numarası ile bir ifadeden oluştuğunu söylemiştik. Peki, geçen sayıdaki BASIC kursumuzun sonunda kullandığımız SAVE komutu, ya da şimdi programı yüklemek için kullandığımız LOAD komutu (ya da programı gözden geçirmek ve çalıştırmak için kullandığımız LIST ve RUN komutları) nedir? Bunları yazdığımızda, bilgisayar bizim yapmasını istediğimiz işi yapıyor; bu bakımdan bu komutlar programlara benziyor. Ama bunları yalnızca kendi başlarına ya da kendilerini izleyen bir parametre (örneğin programın adı) ile birlikte giriyoruz. Bir satır numarası kullanmıyoruz. Bilgisayarların bu şekilde kullanılmasına etkileşimli tarz'da kullanımı denir. Bilgisayar numarasız olarak girilen her satırı etkileşimli tarzda kabul eder ve eğer girilen komut kurallara uygun olarak yazılmışsa, gereklerini hemen yerine getirir. LOAD, SAVE, LIST ve RUN gibi komutlar ise sistem komutları olarak bilinir. Sistem komutları doğrudan doğruya işletim sistemi tarafından tanınır. (İşletim sisteminin ne demek olduğu için bkz. Commodore 64.) Sistem komutlarını “ikinci dereceden komutlar” olarak düşünebilirsiniz. Yani bunlar elde etmek istediğiniz herhangi bir sonucu elde etmeye yaramaz; bu sonucu elde edecek program üzerinde bazı işlemler yapılmasını (örneğin, bu programın düzeltilmesini, saklanmasını, yeniden yüklenmesini) mümkün kılar. Yalnızca sistem komutları değil, BASIC komutları da etkileşimli olarak kullanılabilir. Örneğin,
PRİNT “MERHABA”
yazdığınız takdirde, ekranda
MERHABA READY kelimeleri görünür. MERHABA kelimesi, komutun gereği yazılmıştır; READY ise sistemin yeni bir işlem yapmaya ya da komut kabul etmeye hazır olduğunu bildirmek için verdiği bir mesajdır.