Commodore sayı 9, sayfa 56
Sayfanın metni

Sayfa 56

Der.: İskender Savaşır

Bir fabrikaya girdiğinizi düşünün. İşlerin giderek daha büyük bir bölümünün bürolarda ve hizmet sektöründe yoğunlaştığı bugünlerde, fabrika çok sayıda insan için acayip, tanınmayan bir yer. Girince ilk önce devasa, gri makinelerin farkına varacaksınız: Tornalar, cendereler, matkaplar, manivelalar, miller ve adını bilmediğiniz daha bir sürü alet. Dökme demirden masalar cilalı. Ortalığın gürültülü olduğunu fark ediyorsunuz. Madeni levhalar öğütülüyor, tıraşlanıyor, dövülüyor, eğiliyor, kesiliyor; tazyikli bir hava akımı, kesim sırasında ortalığa saçılan yongaları kesicilerden uzağa üfürüyor. Değişik yağ ve eriyikler ortalığa ekşi, çürüğü andırır ama makinelerin başında çalışanlara tanıdık ve neredeyse hoş gelen bir koku salıyor.

“Ürünün karmaşıklığından ya da üretilmesi gereken parça sayısının azlığından ötürü, henüz otomatize edilmemiş bir fabrikada olduğumuzu varsayıyoruz. İşte bu mütevazı ortam, bütün imalat sanayiinin çekirdeğini oluşturan mekan. Örneğin bir uçağın hassas birkaç yüz parçasının ya da emsalsiz bir kalıbın üretilmekte olduğu bir fabrika. Böylesi bir fabrikada işçiler henüz hünerlerini yitirmek, vasıfsızlaşmak zorunda kalmamış. Mühendisin tasarımını, tamamlanmış bir parçaya dönüştürecek olanlar onlar. Bu ise, iyi bir koordinasyondan ya da hangi manivelanın ne zaman çekileceğini bilmekten çok daha farklı türden hünerler gerektiriyor. Çünkü iş kolu ilgilendirdiği kadar, kafayı da ilgilendiriyor. Bir cenderenin işletilmesi, böyle bir yerde çalışan bir işçinin işinin karmaşıklığı hakkında bir fikir verebilir. Herhangi bir maden parçası kesilmeden önce, çok titiz bazı hesap ve planların yapılması gerekir. İşçi cendereyi hazırlar, yapılması gereken işlemlerin sırasını, elektrikli testerenin dönme hızını vs. belirler. Sonra, sözgelimi çelikten bir kütle cendereye sıkıştırılır. Elektrikli testere yüklenir, konumu ayarlanır ve makine çalıştırılır.

Çelik kütle hızla dönmekte olan testereye temas ettiği anda, doğması muhtemel sorunları ancak yılların tecrübesine sahip bir usta görebilir. Testereden fırlamakta olan yongaların renklerinde görülen en ufak bir değişiklik, bütün parçanın kusurlu olacağına işaret edebilir, motorun sesindeki ufak bir fark, kesimin yeterince hassas olmayacağının belirtisi olabilir, testerenin dişlilerinin gürültüsüne karışan bir “parazit” bütün parçanın atılması gerektiği anlamına gelebilir. İşçilerin bütün bunları görmesini ve buna bağlı olarak ne yapılacağını bilmesini sağlayan tecrübe ya da “sezgi”, tanımlanması çok güç bir yetenek. Biraz da bu yüzden, sanayinin bu alanları yakın zamana kadar, örneğin montaj sanayinin bant üretimi aracılığıyla otomatize edildiği gibi otomatize edilemedi. Ama bugün Sayısal Kontrol (SK-Numerical Control), ne kadar karmaşık olursa olsun her işin, işçilerin karar ve yeteneklerinden bağımsız olarak yapılabileceğini vaadediyor.

Sayısal Kontrol Nedir?

Bir anlamda Sayısal Kontrol'ün tarihi bilgisayarların tarihi kadar eskidir. Genellikle bütün kaynak kitaplarda bilgisayarın babası olarak anılan Charles Babbage'ın esinlendiği “dokuma makinesi” aslında ilk Sayısal Kontrollü makine örneğiydi. Jacquard adlı bir Fransızın buluşu olan do-

Klavyeyle gezinmek için ← ve → tuşları.