ZEBANİ ZONE

#4 mevsiminin ilk günleri. Bir akşam vakti. Sert ve kararlı esen rüzgar, yanmakla yanmamak arasında direten sokak lambasının eskimiş gövdesini gıcırdatarak ve hışımla sallayarak, gelecek bir fırtınanın habercisi. Bulutlar karanlığa gömülü ve gösteriş içinde gökyüzünde süzülüyor; ametin küçük bir versiyonunu sergileyecekler biraz sonra. Doğa rolünü iyi oynuyor ve muhafaza ediyor. Bu gerilim yüklü atmosfer, sokaktan gelen birkaç tok adım ve aç kedilerin sesleri ile birden bozuluyor. Bozulan bu ahenge gökyüzünden tane tane düşen su damlaları da karışıyor ve o sırada tek görevi dışarıya ışık süzmek olan pencere de, bu duruma rüzgarın ve su damlalarının etkisi sonucu sağa-sola asenkron hareketler yaparak katılıyor. Şimdi ışığın süzüldüğü pencereye bakıyoruz. Bir homo-sapiens. Yüz ifadesine bakılırsa şaşkın ve perişan halde ama şikayeti yok gibi; sanki huzurlu. Bu huzurlu büyüsüne kapılarak felsefik bir kurgu eşliğinde olup biteni anlamaya çalışıyor. Gözlerinin altında bulunan perişanlık ifadesi vücudunun tüm yerlerine hakim olmak üzere. İki-üç dakikalık zorunlu bir algılama seansından sonra dışarıya çıkarıyor. Bu sırada doğa da boş durmuyor; gelen keskin yaprak hışırtıları hemen yerini yoğun su şıkırtılarına bırakıyor. Ses giderek şiddetleniyor ve bardaktan boşalırcasına yağan yağmur o anda doğanın tek hakimi oluyor. Şimdi tekrar homo-sapiens'e zoom'luyoruz. Yağan yağmur sonucu bir anda ıslanan kafasını içeriye çeken homo-sapiens, kendini yeniden yarım kalmış işine hazırlıyor. Fakat kafasının içinde dolaşan bin türlü düşünce/duygu birikimi yapması gerekeni bloke ediyor. Homo-sapiens yerinden kalkıyor, geziyor, oturuyor... Tek düşündüğü şey bu işin bitmesi. Yapmak veya yapmamak. Bunu sorgulamaktan yorgun düşüyor ve yoğun su damlalarının dövdüğü penceresinin önüne oturuyor. Dışarıdan gelen yağmur sesini şimdi daha iyi algılıyor. Son bir gayretle bulunduğu yerin ışığını kapatıyor. Artık kendini doğaya teslim etmek üzere; tıpkı diğerlerinin fırtına öncesi sessizliğini yaptığı gibi. Hiçbir şey düşünmek istemiyor. Düşünemiyor. Sadece yağan yağmurun avutucu sesini algılıyor ve günlerdir üzerinde bulunan perişanlık ifadesi yerini uykunun dayanılmaz cazibesine bırakıyor. Artık hiçbir şey görmüyor, duymuyor. Dış bağlantı, göz kapaklarının son ve muhteşem bir hareketiyle bir süre sona ermek üzere;

fakat o ne?... homo-sapiens birden irkiliyor ve "Hayır yazmalıyım, bunca mektup var onları yazmalıyım,"

Evet sevgili okuyucular herkese selam, merhaba, hoş geldiniz gibi giriş fışkırtmadan önce, gelen bir dolu mektubun beni yukarıdaki gibi bir duruma soktuğunu hemen belirteyim. Ancak sanmayın ki bundan sıkılıyorum. Haşa böyle bir fikre asla kapılmadım. Ben hayatın zorluklarından da zevk alan birisi olduğum için bu tür şeyler bana daha önce yaşamadığım bir yığın duyguyu yaşatıyor, hayatımın monoton bir formdan çıkmasını sağlıyor. Benim için dünya her gün yeniden kuruluyor, iyisiyle, kötüsüyle, heyecanıyla, macerasıyla... Kısa geçmişi olan hayatımın en yoğun ve en zevkli günlerini yaşıyorum şu sıralar. Sonucunda çıkanlar ise gerçekten bana olağanüstü bir huzur ve mutluluk veriyor. Mutsuz olmadan mutlu olmanın anlamını bilemezsiniz. İşte bu sözü doğrularcasına geçiyor şu anki hayatım...

Evet biraz da sizden bahsedelim. Söyleyin bakalım durumlar nasıl bir aydır? Yukarıdaki zavallı-perişan homo-sapiens gibi mi yoksa hayatın anlamını arayan, mutsuz olmak için sebepler bulan herhangi biri gibi mi? Benim gelen mektuplardan anladığım kadarıyla sorunlar ve sorular bir palamar halat gibi her yanınızı sarmış durumda. Bir çıkış yolu, bir boşalma, bir rahatlama, hakaret, itiraf, övgü ve hiciv istiyor tuz-şeker karışımı bir sıvının içinde bulunan beyinleriniz. İşte ben bu önemli misyonu yerine getirmek için bu ay da huzurlarınızdayım. Yine bir mektup sağanağına kapılacak, yağmur selleri gibi oradan oraya durmadan akacak ve en sonunda bulunduğunuz nehre dökülüp bir ay sonra tekrar karşıma çıkacaksınız (-mı acaba?). Evet bu ay da -sağ olun var olun- bir dolu mektup geçti elime. Meğerse ne çok Amigacı varmış kovuklarında hazır kıta bekleyen. Hepsi yavaş yavaş çıkıyor meydana. Daha çıkacak da. Misyonumuzun bir parçası tamamlanmak üzere. ise...

Bu ayki ilk mektubumuz Şişli'den İLADA isimli arkadaşa ait. Sevgili İ. ADA, senin ismin hakkında çok ilginç senaryolar kurdum mektubunu okurken. Yahu bana en lazım olan şey ismin iken sen bunu kısaltmışsın. Şimdi ben sana nasıl hitap edeceğim? Sevgili İ veya Sevgili ADA diye mi? Neyse ben sana ADA diyeceğim umarım sorun olmaz. Şimdi mektubunda dergimiz için bir araba dolusu övgü mevcut. Bunlar için her zamanki gibi teşekkür ediyorum. Fakat okuduğum satırlar bende "bu dergi şöyle olsun yoksa almam" gibi bir his bıraktı. Sanki memnun değilsin ve zorlama olarak övgü yapıyormuşsun gibi geldi bana. Umarım çok fena yanılıyorumdur. Küfür konusunda söyleyeceğim pek fazla bir şey hatta hiçbir şey yok. Hep aynı şeyleri tekrar etmekten satırlar anlamsızca uzuyor. Tek söyleyeceğim şey dergiyi daha rahat okumak istiyorsan o tür bir laf gördüğünde atlaman veya DERGİ ÜSLUBU'nu böyle kabul etmen (ayrıca lütfen abartmayalım çünkü küfür başka şeydir argo başka şey. Küfür ilk sayıda vardı). Daha detaylı bir açıklama istiyorsan 2. sayının editör köşesini okumanı tavsiye ediyorum (bu ikinci sayı 1. sayı oluyor karıştırma sakın). Şimdi gelelim asıl isteğine: Postscript fontlar sağdan soldan toplandığı için pek fazla değil; en azından bende tek disket. Eğer bendeki fontları istiyorsan adını (tam adını), adresini, posta parasını ve tek disketi (veya çok disket!!) bir zarfa koy ve gerisine karışma. Yalnız bende bulunan fontlar çok çok 10-15 tane bir şey. Daha fazlasını istiyorsan biraz dedektiflik yapman gerekecek; çünkü öyle kolay kolay bulunan cinsten değil bu fontlar (ben çok uğraştım ve ölü sayısı çok fazla!!). Eğer daha fazlasını bulursan bana da yollamayı unutma (canını seviyorsan!). Gördüğün gibi en acımasız eleştiri bile olsa biz her zaman yardımseverlik seviyemizi korumaya çalışıyoruz. Sayın ADA, başkalarının da senin gibi düşündüğünü zannetme (hem de hiçbir zaman). Amiga modellerini, yan ürünlerini, fiyatlarını ve nerede kaça satıldıklarını bu dergide ben normal olarak veremem, vermem. Bunun cevabını geçtiğimiz sayıdaki Zebani Zone'da da açıklamıştım. Bu konudaki tutumum değişmedi ve böyle giderse değişmeyecek de. Burada ben haklıyım, sen haklısın, onlar haksız, onlar çok haksız, onlar.. ah onlar (burada mecaz var, lütfen çalış. Ben fazla bir şey söyleyemeyeceğim). "Her şeye rağmen bir AMIGA dergisi çıkarmanıza sevindim" cümlesindeki "sevindim" AMIGA düşündüğüm şeyleri anlatmıyordur. Çünkü bu kelime bana daha çok olumsuz şeyler ifade ettiği için; senin de, gizli kapaklı olumsuz fikirlerini bu kelimeyi kullanarak örttüğünü zannediyorum. Beni yanıltman için senden devamlı mektup bekliyorum hoşça kal (yanılt beni ne olur!).

Evet sıradaki konuğumuz yaşını başını almış, sefil durumuna bakmadan ortalığa tehdit savuran ve büyük bir ihtimalle ölümün anlamını başkalarına sataşarak arayan FEVZİ ALTUNCU'ya ait.

Fevzi koçum bak şimdi bir konuda anlaşalım: beni öyle ucuz judocuyum karateciyim numaralarıyla korkutamazsın. 94-95 yıldızlar judo 3.cüsü bir şahıs için oldukça mangal bir yüreğin var ama her kuşun eti yenmez. Ben karate/judo gibi şeyler bilmesem bile Steven Seagal ve Van Damme'ın bütün filmlerini seyretmişimdir! (bu arada bu adamların bütün filmleri aynı ve dayak yemiyorlar anasını satayım. çok saçma) Oradan kaptığım tekniklerle seni bir güzel pataklarım ona göre. Sonra o garip büyülerini kendi üzerinde iyileşmek için denersin. Daha gücümün sınırlarının farkında değilsin sen. Bak yine beni kızdırdın. Hepinizi döveceğim. şimdi! kim ulan bu teresler bana karşı çıkıyor, bırakın ulan kıracağım kemiklerini veletlerin. Taş yok mu taş. Ulaaaaannnn!... Bütün bunlar bir yana, dergiyi beğendiğin için teşekkür ediyorum Fevzi. Sanırım seni daha önce buraya konuk etmiştim ama pek de iyi davranmamışım sana. Neyse ki kudretim karşısındaki acizliğin, merhamet duygularımı açığa çıkardı. Bu durumda sana acımam gerektiğini düşünüyorum ve bir seferlik iyi davranıyorum. Şimdi kırmızı kapak olayı sizin bildiğiniz gibi değil. Aslında o kapak o ayki dergiyi geç basan matbaacıyı öldürürken oluşan bir durum. İster istemez adamın kanı dergilere bulaştı ve biz de kompozisyon bozulmasın diye öyle piyasaya sürdük. Şaka bir yana bu kapağı bazı yavşak/alçak karışımı bir kaç yaratığın (insan değil) fotokopi çekerek haksız kazanç sağlamasını — önlemek için — düşündük. Gördüğün gibi artık kapağımız renkli ve bu yaratıkların! şimdi nasıl davranacağını da merak ediyorum. Ama artık böyle bir şey olacağını da düşünmüyorum; çünkü o zamanlar kapak siyah-beyaz olduğu için ve alan insanlar da bu derginin fotokopi olarak çıktığını düşündükleri için bu tip yaratıkların ağına düşmeleri kolay oluyordu (ısrar ediyorum ve tekrarlıyorum: bu dergi hiçbir zaman fotokopi çıkmamıştır, çıkmayacaktır da. — Aksini — düşünenlerin kafaları kopartılacak ve aç timsahlara verilecektir). Ancak şimdi bu dergiyi alan herkes kapağın renkli olduğunu biliyor. Renkli bir kapağın fotokopisini çekip satmaya çalışan bir aptal görür veya duyarsanız bana da haber verin de güleyim biraz (inat için renkli fotokopi yapan olsa bile bu aptallığının tam kanıtıdır). Böyle aptallara gülmek her zaman keyif vermiştir bana. Merih Gür'ün fikri C-64'ü olanlar için olumlu fakat biz daha Amiga sahiplerinin ihtiyaçlarını doğru düzgün karşılayamıyoruz ki. 50-100 tane (belki daha fazla tam rakam bilmiyorum) — C-64 sahibini — oldukça sevindirecek olan bu hareket diğer Amiga sahipleri tarafından nasıl karşılanır bir düşünün. İlk önce, her mektupta 'dergide şu olursa çok iyi olur, bu olursa çok iyi olur' istekleri olan bir sürü Amigacıyı memnun etmek zorundayız, Lütfen bu konuda bize de hak verin. Zaten bu fikre karşı olmadığımı daha önce de belirtmiştim; yani biraz sabır, biraz anlayış ve biraz da bekleyiş. Yazarlık konusunda kontenjanı bir kontrol etmem gerekiyor Fevzi. Bizim mahzende hiç karate ve judo bilen bir yazarımız yok. Köle gelip kandırabilir ve onlara karate öğreterek isyan etmelerini sağlayabilirsin (hayır sonra hepinizi çok fena pataklamak zorunda kalırım!). Yani şu anda senin de biraz beklemen gerekiyor. Evet Fevzi ben şimdilik muhabbeti burada kesiyorum ve sana bol kemik kırmalı günler diliyorum (kemik kırmak istiyorsan sokakta dolaşan bir sürü ıvır zıvır tip var). Bu arada yaşlı bir büyücüysen herkese öyle büyü fırlatma, hani artık yaşlısın ve bu yüzden atışların(!) sayılıdır; bilmem anlatabildim mi? Evet son olarak mektup yaz ve içine büyü koymayı da unutma...Hoşça kal...

Şimdi sırada Gölcük-Kocaeli'nde İnci (niye aramıyorsun kız !) T.V'de çalışan ve anladığım kadarıyla Amiga'yı orada başarıyla kullanan MEHMET SAİT ERGÖREN adlı şahıs var. Mehmet merhaba. Oralarda havalar nasıl? T.V işleri nasıl gidiyor? Senin görevin ne? Falan mı Filan mı? Canım şaşırma hemen. Burada benim de soru sorma hakkım var. Ne yani hep soru mu cevaplayacağız? Ya bunların cevabını verirsin ya da ben bu mektubu cevaplamam. Tamam kötü bir şaka işte. Evet Mehmet şu anda dergiye en orijinal mektup gönderme stilinde 1 tane sahte altın madalya kazanmış bulunuyorsun! Anladığım kadarıyla disket harcama konusunda kötü bir ünün var senin (hayır fazlaysa buraya yolla, bizim korkunç ihtiyacımız var). Aslında mektup göndermek çok iyi fikir ama biraz riskli be abi!.. Neden mi? şimdi birinci sebep bu meretlere pek güven olmaz. O kadar yolculukta maruz kaldığı bir sürü olumsuz durumu burada Read/write error vererek çıkarabilir (birisinin cebinde gelse bile durum aynı). Zaten çok çabuk bozulmak için yapılan bu meretler böyle sebepler arıyorlar. Ondan sonra uğraş didin tamir etmek için (valla hiç uğraşmayıp çöpün dibini boyluyorlar çünkü hoşgörü ve sabır sınırlarını fazlasıyla zorluyorlar. Bu arada kafiyeye dikkat!). Yani 1. ana fikir neymiş: "Durum tehlikeli." İkincisi, kapıyı 2 defa vuramayan postacı amcalar! "ulan ne var bunun içinde böyle, yoksa bomba mı? neme lazım ben şunu başıma bela olmadan bir çöpe falan atayım" diye düşünebilir ve sonra da sen kağıda mektup yazıp "ulan zebani sana diskette bir mektup yolladım niye cevaplamadın lan" diye çıkışabilirsin. Bu durumda olan bitenden haberi olmayan masum zebani de, bu iki şahsı bir şekilde bulur ve ondan sonra da ruhlarını ebediyen teslim alır!!. Yani çıkarılacak 2. ana fikir: "Disketle mektup yollamayın anacığım, çok tehlikeli hem de Türk ekonomisine yazık. Bak Afrika'da çocuklar açlıktan kırılıyor. Cik, cik, cik çok ayıp; seni — Sorduğun sorulara — gelince: abonelik sistemini şimdilik bazı ufak/orta/büyük meseleler yüzünden düşünmüyoruz, Dağıtım şebekemizin şebeklikten çıktığını hissettiğimiz gün bu çok — önemli — yaraya tuz — basmayı düşünüyoruz. Olmayacak diye bir şey sakın aklınıza gelmesin. Sadece diğer sistemleri inceliyoruz. Bakalım, sistem operatörümüz (O da ne be?) ALİ ÇALIK bu duruma el atarsa bir şeyler yapacağız. Bence siz bu herifin kafasını ağrıtın da kafası çalışsın biraz. Küfür konusu çok canımı sıkmaya başladı. Bu durumda ben şimdi senin im tamam mı? (sakın alınma, sadece orta sertlikte bir şakaydı bu!). Bu arada yerel televizyonda Amiga nasıl kullanılıyor, bir fikrim olsun isterdim (aslında biliyorum ama yetkili birisinden duymak isterim). Ayrıca o

T.V'nin durumu nasıl? bizim gibi mi? Reklam alabiliyor mu? Yayınlar nasıl? Betacam mı? VHS mi? Kaç saat yayın yapıyor? yani söyle işte bir şeyler. Daha çok Amiga'yla yapılanları anlat (şimdi değil). Neyse ben yine çok sevgili Mehmet, mektubun için teşekkür ediyorum ve devamını bekliyorum. Ayrıca yolladığın animasyonlar çok güzel olmuş ellerine sağlık. Bu animasyonları bizim hıyar turbo çok beğendi. Büyük bir ihtimalle seninle irtibata geçecek ve seni İstanbul'a transfer edecek (yalan söylüyor olabilirim). Onun için hazırlıklı ol ve bu animasyonların devamını da yollamayı unutma. Biz bu çalışmalarını çok takdire şayan bulduk ve tüm Modem board'larına attık. Evet Mehmet son olarak hoşça kal ve mektup yaz (T.V'yi başına yıkarım yoksa).

Şimdi sırada sorunlar yumağı içinde kıvranan ve denize düşüp yılana sarılan (burada teşbih var) BERK İYBAR adlı vatandaş var. Sevgili Berk, inan ki bu kadar kötü yazısı olan birisine daha rastlamamıştım. Hadi diyelim yazın kötü, peki bu yazıları nasıl oluyor da soldan sağa düz bir şekilde yazacağına soldan aşağıya 45 derecelik eğik bir açıyla yazıyorsun? Hayır mektubunu — okurken kırılma tehlikesi atlattı (hayatım boyunca abartmadım burada da hiç ama hiç abartmıyorum!!). Yani çok öldürücü bir mektup yazmışsın aferin. Şimdi ben senin cevaplarını yanlış cevaplayayım da gör bakalım acı çekmek neymiş: 1- A1200'de Deluxe Paint'i çalıştırman için tabii ki

HD'ye ihtiyacın yok. Aynı şey diğer utility'ler — (mektupla — aynen böyle yazmışsın) için de geçerli. HD olursa daha iyi olur ama o olmadan sadece biraz fazla uğraşırsın ve biraz da ağır kalır o kadar. Sen bilgisayar mensuplarını pek fazla ipleme... 2- Kullanılmış bir HD ile yeni bir HD fiyatı arasında pek fazla fiyat farkı yok. Fakat sakın ola ki 2.5 inçlik bir HD alma. Çünkü onlar gerçekten pahalı. Bunun yerine 3.5 inçlik IDE bir HD al ve makinanın içine taktır. (çok basit). Ayrıca hiçbir sorun — çıkmaz merak etme. Deneylerle sabittir. Sen bu çok bilen bilgisayarcıları ipleme — (etti iki). Onlar daha Zİ pahalı olanı satacaklar tabii ki; Böylelikle son soruyu da burada cevaplamış olduk. 3- CD-ROM çok iyi bir merettir —/ ve aklına — / gelebilecek her şeye yarar, Bir diskete

880KB'lık bir bilgi koyabiliyorken, bir CD'ye yaklaşık 650 MB bilgi koyulabiliyor. Üstelik daha hızlı ve bozulma riski çok az (üstünde güç denemesi yapılmazsa). 4- Basit kullanımlı programlarla uğraşacağına, makinanın konfigürasyonunu — yükseltip — gerçekten yapmak istediğin şeyleri yapmaya yarayan programlarla uğraşsan bence daha iyi. Sen ne dersin? (sorumun cevabı bu değildi diyorsan Dpaint 3.14 ve Protracker 3.15 işini görür). 5- Alaaddin hakkında maalesef hiçbir şey bilmiyorum. Bu oyunu Turbo veya Mr.oz'a gönül rahatlığıyla sorabilirsin. Zaten kıl oluyorum bu orta doğu kökenli saçma sapan absürt masallara (sinbad alaaddin vs gibi). 6- Amiga'da gelişmiş bir basic hakkında köşe açmayacağız çünkü şu anda AMOS o işi rahatlıkla görebilecek düzeyde. Ayrıca bu hakaretini bizim Omaya ilettim ve "o okurun üstüne düşerim bigün!" dedi. Yani böyle sorular için dikkatli düşün sonra ben karışmam. Evet Berk umarım sana yardımcı olmuşumdur. Senin yine sorunun olursa yazacağın yeri biliyorsun; ama ne olur yazmaya karar verirsen başkasına yaptır bu işi. Her ay bu şekilde yazılmış mektup gönderirsen romatizma olup geberir giderim lütfen bana acı. Evet sana hoşça kal diyorum ve düzgün yazılmış mektuplarını merakla bekliyorum.

: 078-185šŚŘš

Vay sırada kimler var: HALUK ve ERAY. Selam biraderler, sizi yine görmek çok hoş. Nasılsınız bakalım? O mektubu cevapladıktan sonra pek bir şeyler yazacağınızı tahmin etmiyordum — ama yanılmışım. Neyse, şimdi yine vebalı ve aynı zamanda depresif şizoid paranoyaktan muzdarip bir hastadan (nasıl oluyorsa!) daha sorunlu olan mektubunuza geçiyorum: önce Eray'ı kısaca halledelim, ne de olsa uzun uzun mektup yazmayı seven bir tip değil kendisi. Şimdi Eray, İnsanlar yaşadığı hayat boyunca bazı olguları değerlendirirken hem subjektif hem de objektif olmak zorunda kalırlar. Bu hayatın her alanında böyledir. Bir süre sonra yaşadığın hayat tecrübesi bu iki değeri artık dengeler duruma gelir, Yani olayları artık 2 tarafın da bakış açısından değerlendirmek zorunda kalırsın. Böylece olgunlaşmış düşünce meydana çıkar. Şimdi sen diyorsun ki "senin dinlediğin gruplara karışmayı düşünmüyorum çünkü zevkler ve renkler tartışılmaz" zaman benim dinlediğim — gruplara karışmıyorsan laf ettiğim gruplara da karışmaman gerekiyor. Çünkü benim zevkim gruplara laf etmekten ibaret olabilir. Bu durumda sen benim bu zevkime de karışamayacaksın demektir. Şimdi ortadaki çelişkiyi çözebiliyor musun Eray? Yani ben şimdi Metallica'ya hıyar demişsem ve bunu zevkim olduğu için söylemişsem ne olacak? Sen istiyorsun diye sözümü geri alacak mıyım? İşte sorduğun soru biçimiyle, kurduğun cümle ve karşılığında beklediğin istek arasında çok fark var Eray. Benim bu gruba karşı olmamın tek sebebi müzikal açıdan. Eğer yeterli müzikal olgunluğa eriştiysen böyle bir istekte bulunman çok saçma Eraycığım. Umarım anlaşıyoruzdur. Sonuçta Metallica ile ilgili düşüncelerim sen veya O, Bu, Şu seviyor diye değişmeyecek ve değişemez. Ayrıca gerçekten sözümü geri alsam sevinecek misin? Ben sözümü geri alsam bile bunun sadece senin gönlünü hoş tutacağını ancak benim yine böyle düşüneceğimi hiç tahmin etmez misin? Sözün Özü eğer Metallica "..and justice for all" gibi özüne yakışacak bir albüm yapmazsa ve yine son albümü gibi zengin piçlerinin dans edeceği şarkılar yapmaya devam ederse, benim için her zaman hıyardır. ve hatta hıyarların en büyüğüdür. Yeni iki-üç tane piç için piyasa şarkı — yapıp müzikal kişiliğini kaybeden bir grup hakkında söyleyebilecek son şeylerim bunlar oluyor. Bu yüzden benden bu grup hakkında olumlu bir tavır beklemeyin. Evet Eray üzüldüğünü biliyorum ama ben böyleyim kusura bakma. Bu arada dergiye sıraladığın övgüler için de çok çok teşekkürler. Sakın bir grup yüzünden aramız açılmasın. Açılsa bile sen & Haluk yine dergiyi al ama beni okuma. Tabii sen de söylemek istediklerini açık açık söyle, Tamam? Şimdi gelelim HALUK'a. Haluk anladığım kadarıyla mac konusu sende artık "sonu gelmez bir saplantı" haline dönüşmüş, Geçen sayıda mac için söylediğim şeyler seni tatmin etmemiş olacak ki bu mektubunda da aynı konuyu saçma sapan senaryolar kurarak geliştirmişsin. Ayrıca çok sevdiğin editörünün yerine bir başkasının gelmesi seni neden kıl ediyor anlamıyorum. mac'i okuman için onun illa ki editör mü olması gerekiyor? Bence senin bu tip saplantılarından kurtulman için 64'lerin eski sayılarını okuman gerekiyor ya da bu dergiyi hiç okumaman; çünkü bu derginin editörü Zebanidir ve bu görev bu dergi kapanana kadar bil-fiil devam edecektir (megaloman olduğum fikrine kapılma sakın). Ayrıca çok sevdiğin ve taptığın mac, sizleri düşünseydi şu anda sizin sorularınızı yanıtlıyor olurdu; böyle ansızın sebep göstermeden çekip gitmezdi. Yanılıyor muyum yoksa? Eğer tekrar mac okuyup orgazma ulaşmak istiyorsan bu tür mektuplarını ve bilumum 3. sınıf senaryolarını onun adresine postala ve sana cevap gelmesini bekle. — Müzik konusunda yine yanılgıya — düşüyorsun Haluk. Çok basit bir konuyu bu kadar dejenere edeceğini hiç zannetmiyordum ama neyse.. Şimdi o sayfanın altında tabii ki benim ismim olacak çünkü o sayfayı ben açıklamışım. Yukarıda Eray'a söylediğim Metallica ile ilgili şeyler aynen Megadeth için de geçerli. Siz her sevdiğiniz gruba iyi eleştiri yapılmasına alışmışsınız galiba. O sayfaları okuyan zaten Megadeth'i tanıyan bilen insanlar. Bizim kimseyi hakkımız yok. "Bu çok güzel bir albüm. Süper hemen alın" deseydim sen de sevindirik olacaktın değil mi? İşte yine senin gibi düşünmediğim için suçlu sandalyesine çıkardın beni. Artık müziksel gelişiminizi tamamlayın. Büyüyün biraz. Birisi çıkıp dinlediğin grubu beğenmediği ve bunu yazıya döktüğü için onun suçlanmayacağını hatta suçlanamayacağını anlayın artık. Bu her iki tarafı da memnun edecektir buna inan, Megadeth'i ben de senin kadar seviyorum. Ama son albümünü dikkatli dinledin mi? Gerçekten dürüst ol "Rust in Peace' ile boy ölçüşebilir mi? işte ben bu müzikal farklılığı eleştiriyorum: Megadeth'in iyi veya kötü grup olmasını değil. Sanırım anlaştık Haluk. "Mac'den sonra favori editörüm olabilirsin" lafı ise şart bildiriyor Haluk. Senin sevgini kazanmak için, sana yazılarımı okutmak için senin istediğin gibi davranacaksam, bırak favori editörlüğü adımı bile duymak istemeyeceğin birisi olabilirim. Senin de dediğin gibi artık 64'ler yok. Bu yüzden garip Distopia'larını bana kusarak boşalmaya çalışma, Ya bizi böyle kabul et, ya geçmişteki anılarının kölesi ol, ya da gerçekten gerçekçi ol Realism for all"). MegAMIGA'ya sahip çıkmak istiyorsan da eski dergi isimlerini gündeme getirip onlar gibi olmamızı isteme. Bu arada bol bol mektup yaz; sana ısınmaya başladım (bu yazıdan sonra senin için aynı şeyler söz konusu olamaz ama kalp kırmak gibi bir niyetim olmadığını bir önceki mektuptan biliyorsun zaten) Evet beyler sizlere hoşça kalın diyorum ve mektuplarınızı bekliyorum...Bye 4 now... Şimdi ki mektup Maltepe'den ERGÜN ÇELEBİOĞLU'na ait. Sevgili Ergün anladığım kadarıyla seni ipten döndürmüşüz Hani azcık geç kalsak (P)rogrammable (C)omputer (yani PC) sahibi olacakmışsın. Neyse ki tam zamanında — yetişmişiz. Sen de diğer milyonlarca okurumuz gibi (şüphesi olan mı var?) Amiga'yı gerçekten seven bir tip olmalısın. Mektubundaki genel hava bunu gösteriyor. Renk ve Kalınlık konusunda senin dediğin gibi davranmakta şimdilik yarar var: "Önümüze getirilen yemek bol olduktan sonra kabın o kadar da önemi yok"..ne kadar güzel söylemişsin. Umarım bu sözü diğer “yediği kaba sıçanlar" da anlarlar. Derginin esprili bir havada olması zaten vazgeçemeyeceğimiz bir Siyah fontların göz bozan karmaşasında ciddi ciddi somurtarak yazı okumak bana zaten hiç ilginç gelmez (herhalde size de gelmez). Hem onu okuduktan sonra bir kenara atar unutursunuz. Ama içinde hiciv/taşlama/mizah olan bir yazı hem konuyu daha iyi öğrenmenize hem de gülmenize yol açar. Haksızsam haksız deyin arkadaş. Bu yüzden Ergün, dergiyi her aldığında az da olsa espri göreceksin. Fakat senin abarttığın gibi "banyoda yüzerek okumak zorunda kalacağın” sulu espriler olmayacak. Bir de anladığım kadarıyla sen de şarkı sözü yazarlığı var. Bence hemen bu “gizli kalmış yeteneğini” bir şekilde orada, burada hatta şurada gün ışığına çıkararak değerlendir!!. Belki bol paralar kazanırsın.

Cartel'in bir parçasının sözlerini çok güzel değiştirmişsin. Bizim hıyar turbo bunu çok beğendi, seni kendi grubuna transfer edip şarkı sözü yazdırabilir haberin olsun (yalan söylüyor olabilirim-2!!). Bu değiştirdiğin ve yazdığın Cartel'in şarkı yayınlamamız imkansızdan da öte bir şey.

Sanırım anlıyorsun durumu. Şimdi gelelim.

ciddi sorununa: Dergide kullanılan Tanrı laflarına bozulmuşsun. Fakat bu konuda hiçbir şekilde ciddi olmadığımızı, ayrıca o lafların sembolizm akımı örnek alınarak yazıldığını anlamaman beni çok üzdü. Bu konuda bu kadar ciddi bir tek sen çıktın buna inan. Biz burada kimsenin dinine bir saygısızlık yapmıyoruz. Ayrıca kimin neye inandığı da hiç birimizin umurunda değil (her koyun kendi bacağından asılır di mi?) Anladığım kadarıyla dini bütün bir insansın ama espri konusu olabilecek bir şeyi bu kadar ciddi bir havaya sokup gerginlik yaratma lütfen. Şakayı kaka yapmayalım. Sonuçta tanrı lafı %99'u müslüman olan bir toplum için zaten bir şey ifade etmemeli. Kendi kendinize bir şeylere sinirlenip, bir şeylere alınıp Cihad ilan etmeyin. Herkes kendine sahip çıksın yeter, Bir de mektubunda, "istediklerim yapılmazsa..." gibi bir şeyler anlatan tehdit rüzgarları esti yüzüme (böyle durumlarda yanılmam imkansız). Yani lütfen böyle gizli-kapaklı — tehditler — savurup — terör estirmeyin. Üzmeyin beni abi. Hepinizin kişisel isteklerinizi gerçekleştirecek olsaydım burada mektup cevaplıyor değil, politika da başa güreşen bir tip olurdum ve o zaman herkesin hayalini kurduğu bir politikacı görürdünüz. (olmaz olsun öyle hayal, ben politikacı olamam). Sonuçta bu mektubun için sana teşekkür ediyorum Ergün. Eğer vaktin olursa yine mektup yaz. Bol bol şarkı sözü olsun ve Tanrı seninle olsun!...

Şimdi — sırada bilinmeyen — bir gezegenden seslenen yaratık/insan karışımı bir şahıs geliyor karşınıza: SERKAN

İLDIROĞLU. Sevgili uzaylı yaratık Serkan, havalar nasıl uzayda? Mutlu musun tek başına yoksa tanıdıklar var mı? (bi tane salak bir türkücünün oralarda bi yerlerde olması gerekiyor — Şimdi dergi için sıraladığın — müthiş — övgülere — teşekkür ediyorum. Elime 2 tane mektubun geçti. Yalnız bu mektupların 2 gün arayla yazılmış olması oldukça dikkatimi çekti. Bu durumda "arayı fazla açmadan ve kendini fazla özlettirmeden mektup yazan okuyucu sürüsü bölüm başkanı faaliyet bölge temsilciliği vakfı genel kurul muhasır üyesi büyük ödülü'nü kazanmış oldun (böyle ödül herkese verilmez kıymetini — bil). — İkinci — mektubundaki fantastik/bilim kurgu hikayesine benzeyen yazılarını beğendim (fakat kurgu da eksiklik var: onu da hallettin mi yeni nesil para kaldıran bir yazar olabilirsin). Şimdi benim gerçek adımı merak etme çünkü öyle merak edilecek bir ismim yok. Biraz daha beklerseniz gerçek ismimi söyleyeceğim. Bu sözünü — burada.

arada o yazdıklarını aman kommodor abi duymasın — kafanı — vücudundan ayırıverir; veya çok sevdiğin kafa'nın biraz daha kilolu olanını yüzünün ortasında görürsün (hiç tavsiye etmiyorum). Ama sen merak etme, sevgili editörün seni düşünerek pek bir şey çaktırmadı ve hayatını Bana 2 hayat borçlusun (2. cisini bilinmeyen tarafta ödersin!!). Dergide beni sevmeyenlerin oluşturduğu grup hakkında -kurduğun tez tamamen doğru. İyiler asla düşmansız olamazlarmış; bende bu hıyarlara biraz fazla iyilik yaptım herhalde. Anlaşılan kırbacımı uzatmanın ve yağlamanın zamanı geldi de

geçiyor bile (bağırışlar ve yakarışlar başladı “sen duymuyorsun şu anda). Derginin renkli,

50 sayfa ve 200.000 tirajlı olmasına çok az kaldı. Şimdiden 44 sayfa, kapağı renkli bir dergi yaptık bile; geriye kalıyor bütün sayfalar renkli ve 198.500 tiraj. Onu da önümüzdeki yüzyıl içinde halledeceğiz sen hiç merak etme 1. .Evet Serkan kendine iyi bak diyorum ve bol bol mektup yazmanı temenni ediyorum (yine kafiye var yav!)... Şimdi — sırada Amiga'nın CN2 portundan (orada öyle yazıyo vallahi) kopup gelmiş Joystick isimli bir şahıs var. Yavrucum senin nüfus cüzdanında joystick mi yazıyor? Niye gerçek ismini yazmıyorsun lan (söyleyene hak!). Hadi bizim sebeplerimiz var, ya senin? Bir daha ki sefere tam ismini bekliyorum yoksa fire tuşunu kırarım ona göre; hadi şimdi yaylan!! (kötü espri olabilir yüzünüzü buruşturmayın hemen. Hem belki yaylıdır!! -tamam farkındayım bu daha kötü. Kusura — bakmayın). Şimdi — Joystick, dergimizde yazar olmak istiyorsan ilk önce Nüfus memurluğundan onaylı ikamet belgesi, 1500 tane fotoğraf (0 ay dergiyle beraber herkese joystick posteri bedava vereceğiz de!), askerlikten — onaylı temiz ve yanında "MegAMIGA dergisinde yazması askerlikçe engel teşkil etmemektedir" yazılı EK-10 belgesi (ah ulan bu belge için az mı halicin boklu sularını kokladık), Savcılıktan “bu şahıs temiz aile çocuğudur ve katil olmaya elverişli değildir. Ayrıca yaşı küçük olduğundan suçu üstlenmesinde hiç kimse için sakınca yoktur şimdilik!" onaylı belgenin fotokopisi ve en son da Amerikan elçiliğinden "Ne yapacaksın ülkemde? bu Türk, ülkemize giremez, girmemeli" yazılı ve amerikan onaylı bir belgeler topluluğu getirmen gerekiyor (ve böylece yıllardır yapılan bu kötü espriyi ben biraz daha geliştirmiş oldum ama eşşeğe altın semer tak eşşek yine eşşek!!). Gördüğün gibi joystick, şimdilik yazar olmak için bir süre beklemen gerekiyor veya bu bürokrasiyi | gün içinde Amiga oyunlarının bilboard listelerini yayınlayacağız çalışmalar son hızıyla sürüyor. Evet joystick biz de sana iyi günler diliyoruz. ve — mektuplarını bekliyoruz (diğer köşelere de mektup yolla)...

Şimdiki mektubumuz Tansel ve Taner adlı 2 şahıstan geliyor. Arkadaşlar 1. sayıda yayınladığımız FRP turnuvası haberi

(bakınız sayı | - önce özetler) beni oldukça şaşırtmıştı. Gördüğüm (veya anladığım veya okuduğum) kadarıyla bu işin altından kalkabilmişsiniz. Sizleri tebrik ediyorum. Şimdi gelelim asıl meseleye: 22-8-95 ve 28-8-95 tarihleri arasında biz yeni derginin hazırlıklarına başlarken aynı zamanda (şimdi dergide gördüğünüz ve istediğiniz) FRP köşesinin tohumlarını atıyorduk, O sırada sizlerin tatilde olması bizi de etkiledi bunu bilesiniz; çünkü böyle bir köşeyi hazırlayacak usta bir Dungeon Master'a (veya -lara) ihtiyacımız vardı. Sonuçta siz tatilde güneşin, kızgın kumun, coşkun dalgaların, Kolanın!, eğlencenin ve belki de kızların tadını çıkarıyorken, biz burada çenesi ve büyüleri iyi çalışan Suicyco Emilio'yu bulduk. Yani köşe elden gitti de gitti. Ama bu sizin gibi usta Master'ları değerlendirememek ve okuyucularımızı engin büyülü bilgilerinizden mahrum bırakmak anlamına geleceği için, bizim emilio ile bu sayfayı beraber hazırlayabilirsiniz. (lanet bir tip olup morali bozulduğu anda büyü fırlatıyor dikkat). Bu konuda ki çalışmalarım sürecek. Sizde — biraz bekleyip tatil yorgunluğunuzu atın üzerinizden !.. Evet arkadaşlar, bu tip turnuvalar düzenlemeyi düşünüyorsanız — bana — haber — vermeyi unutmayın. Ayrıca bana gelen büyük bir çoğunluğu FRP oynamayı seven tiplerden oluşuyor. Onlarla irtibata geçmek istiyorsanız devamlı kontak halinde olalım. Evet ben sizleri "mektuba son verme" büyüsü kullanarak yok ediyorum. Sizler tekrar canlanmak istiyorsanız "Mektup yazıma" büyüsünü kullanmak zorundasınız. Bilmem anlatabiliyor muyum? — Şimdilik — hoşça kalın bakalım...

"Ve homo-sapien uyku damlayan gözlerini şöyle bir ovuşturarak saatine bakar ve perişan suratında oluşan şaşkınlık ifadesi, kısa bir süre gözlerinin faltaşı gibi açılmasına sebep olur. Yaptığı iş saatlerin, dakikaların, saniyelerin bitip tükenmesini çağrıştırmıştır ona, Ne yapacağını bilmeyen ürkek bir kedi gibi davranmaya başlar. Artık içgüdülerine olmuştur. Bir ara günlerdir temizlenmeyen ancak yağan yağmurdan pırıl pırıl olmuş penceresinin önüne gider, Pencereyi sonuna kadar açar ve gözüne ilişen güneş ışığını içine çeker, Buna rağmen vücudunun pili tükenmek üzeredir. Son bir gayretle odasında bulunan hayatı sona erdirmek için bütün her şeyi kapar. Yatağına uzanır. Göz kapaklarını kapamayı da ihmal etmez. Artık uyanık kalmak ile uyumak arasındaki mesafe iyice daralmıştır; fakat o da ne?., Maalesef homo-sapien kepenkleri çoktan kapamıştır. Dışarıdan gelen bu büyük gürültüyü belki de rüyasında yorumlamaktadır. Uyandığında ise bu durumu bilmeyecek, hatırlamayacaktır. Bu müthiş an ancak mektup geldiğinde hatırlanacak ve belki de yinelenecektir. Bu da homo-sapien'in bir başka hikayesidir..... "

ADRES: Zebani Zone P.K 177 BAKIRKÖY - İSTANBUL