Bu sayfadaki yazılar
Sayfanın metni
Sayfa 21
Cartel'in bir parçasının sözlerini çok güzel değiştirmişsin. Bizim hıyar turbo bunu çok beğendi, seni kendi grubuna transfer edip şarkı sözü yazdırabilir haberin olsun (yalan söylüyor olabilirim-2!!). Bu değiştirdiğin ve yazdığın Cartel'in şarkı yayınlamamız imkansızdan da öte bir şey.
Sanırım anlıyorsun durumu. Şimdi gelelim.
ciddi sorununa: Dergide kullanılan Tanrı laflarına bozulmuşsun. Fakat bu konuda hiçbir şekilde ciddi olmadığımızı, ayrıca o lafların sembolizm akımı örnek alınarak yazıldığını anlamaman beni çok üzdü. Bu konuda bu kadar ciddi bir tek sen çıktın buna inan. Biz burada kimsenin dinine bir saygısızlık yapmıyoruz. Ayrıca kimin neye inandığı da hiç birimizin umurunda değil (her koyun kendi bacağından asılır di mi?) Anladığım kadarıyla dini bütün bir insansın ama espri konusu olabilecek bir şeyi bu kadar ciddi bir havaya sokup gerginlik yaratma lütfen. Şakayı kaka yapmayalım. Sonuçta tanrı lafı %99'u müslüman olan bir toplum için zaten bir şey ifade etmemeli. Kendi kendinize bir şeylere sinirlenip, bir şeylere alınıp Cihad ilan etmeyin. Herkes kendine sahip çıksın yeter, Bir de mektubunda, "istediklerim yapılmazsa..." gibi bir şeyler anlatan tehdit rüzgarları esti yüzüme (böyle durumlarda yanılmam imkansız). Yani lütfen böyle gizli-kapaklı — tehditler — savurup — terör estirmeyin. Üzmeyin beni abi. Hepinizin kişisel isteklerinizi gerçekleştirecek olsaydım burada mektup cevaplıyor değil, politika da başa güreşen bir tip olurdum ve o zaman herkesin hayalini kurduğu bir politikacı görürdünüz. (olmaz olsun öyle hayal, ben politikacı olamam). Sonuçta bu mektubun için sana teşekkür ediyorum Ergün. Eğer vaktin olursa yine mektup yaz. Bol bol şarkı sözü olsun ve Tanrı seninle olsun!...
Şimdi — sırada bilinmeyen — bir gezegenden seslenen yaratık/insan karışımı bir şahıs geliyor karşınıza: SERKAN
İLDIROĞLU. Sevgili uzaylı yaratık Serkan, havalar nasıl uzayda? Mutlu musun tek başına yoksa tanıdıklar var mı? (bi tane salak bir türkücünün oralarda bi yerlerde olması gerekiyor — Şimdi dergi için sıraladığın — müthiş — övgülere — teşekkür ediyorum. Elime 2 tane mektubun geçti. Yalnız bu mektupların 2 gün arayla yazılmış olması oldukça dikkatimi çekti. Bu durumda "arayı fazla açmadan ve kendini fazla özlettirmeden mektup yazan okuyucu sürüsü bölüm başkanı faaliyet bölge temsilciliği vakfı genel kurul muhasır üyesi büyük ödülü'nü kazanmış oldun (böyle ödül herkese verilmez kıymetini — bil). — İkinci — mektubundaki fantastik/bilim kurgu hikayesine benzeyen yazılarını beğendim (fakat kurgu da eksiklik var: onu da hallettin mi yeni nesil para kaldıran bir yazar olabilirsin). Şimdi benim gerçek adımı merak etme çünkü öyle merak edilecek bir ismim yok. Biraz daha beklerseniz gerçek ismimi söyleyeceğim. Bu sözünü — burada.
arada o yazdıklarını aman kommodor abi duymasın — kafanı — vücudundan ayırıverir; veya çok sevdiğin kafa'nın biraz daha kilolu olanını yüzünün ortasında görürsün (hiç tavsiye etmiyorum). Ama sen merak etme, sevgili editörün seni düşünerek pek bir şey çaktırmadı ve hayatını Bana 2 hayat borçlusun (2. cisini bilinmeyen tarafta ödersin!!). Dergide beni sevmeyenlerin oluşturduğu grup hakkında -kurduğun tez tamamen doğru. İyiler asla düşmansız olamazlarmış; bende bu hıyarlara biraz fazla iyilik yaptım herhalde. Anlaşılan kırbacımı uzatmanın ve yağlamanın zamanı geldi de
geçiyor bile (bağırışlar ve yakarışlar başladı “sen duymuyorsun şu anda). Derginin renkli,
50 sayfa ve 200.000 tirajlı olmasına çok az kaldı. Şimdiden 44 sayfa, kapağı renkli bir dergi yaptık bile; geriye kalıyor bütün sayfalar renkli ve 198.500 tiraj. Onu da önümüzdeki yüzyıl içinde halledeceğiz sen hiç merak etme 1. .Evet Serkan kendine iyi bak diyorum ve bol bol mektup yazmanı temenni ediyorum (yine kafiye var yav!)... Şimdi — sırada Amiga'nın CN2 portundan (orada öyle yazıyo vallahi) kopup gelmiş Joystick isimli bir şahıs var. Yavrucum senin nüfus cüzdanında joystick mi yazıyor? Niye gerçek ismini yazmıyorsun lan (söyleyene hak!). Hadi bizim sebeplerimiz var, ya senin? Bir daha ki sefere tam ismini bekliyorum yoksa fire tuşunu kırarım ona göre; hadi şimdi yaylan!! (kötü espri olabilir yüzünüzü buruşturmayın hemen. Hem belki yaylıdır!! -tamam farkındayım bu daha kötü. Kusura — bakmayın). Şimdi — Joystick, dergimizde yazar olmak istiyorsan ilk önce Nüfus memurluğundan onaylı ikamet belgesi, 1500 tane fotoğraf (0 ay dergiyle beraber herkese joystick posteri bedava vereceğiz de!), askerlikten — onaylı temiz ve yanında "MegAMIGA dergisinde yazması askerlikçe engel teşkil etmemektedir" yazılı EK-10 belgesi (ah ulan bu belge için az mı halicin boklu sularını kokladık), Savcılıktan “bu şahıs temiz aile çocuğudur ve katil olmaya elverişli değildir. Ayrıca yaşı küçük olduğundan suçu üstlenmesinde hiç kimse için sakınca yoktur şimdilik!" onaylı belgenin fotokopisi ve en son da Amerikan elçiliğinden "Ne yapacaksın ülkemde? bu Türk, ülkemize giremez, girmemeli" yazılı ve amerikan onaylı bir belgeler topluluğu getirmen gerekiyor (ve böylece yıllardır yapılan bu kötü espriyi ben biraz daha geliştirmiş oldum ama eşşeğe altın semer tak eşşek yine eşşek!!). Gördüğün gibi joystick, şimdilik yazar olmak için bir süre beklemen gerekiyor veya bu bürokrasiyi | gün içinde Amiga oyunlarının bilboard listelerini yayınlayacağız çalışmalar son hızıyla sürüyor. Evet joystick biz de sana iyi günler diliyoruz. ve — mektuplarını bekliyoruz (diğer köşelere de mektup yolla)...
Şimdiki mektubumuz Tansel ve Taner adlı 2 şahıstan geliyor. Arkadaşlar 1. sayıda yayınladığımız FRP turnuvası haberi
(bakınız sayı | - önce özetler) beni oldukça şaşırtmıştı. Gördüğüm (veya anladığım veya okuduğum) kadarıyla bu işin altından kalkabilmişsiniz. Sizleri tebrik ediyorum. Şimdi gelelim asıl meseleye: 22-8-95 ve 28-8-95 tarihleri arasında biz yeni derginin hazırlıklarına başlarken aynı zamanda (şimdi dergide gördüğünüz ve istediğiniz) FRP köşesinin tohumlarını atıyorduk, O sırada sizlerin tatilde olması bizi de etkiledi bunu bilesiniz; çünkü böyle bir köşeyi hazırlayacak usta bir Dungeon Master'a (veya -lara) ihtiyacımız vardı. Sonuçta siz tatilde güneşin, kızgın kumun, coşkun dalgaların, Kolanın!, eğlencenin ve belki de kızların tadını çıkarıyorken, biz burada çenesi ve büyüleri iyi çalışan Suicyco Emilio'yu bulduk. Yani köşe elden gitti de gitti. Ama bu sizin gibi usta Master'ları değerlendirememek ve okuyucularımızı engin büyülü bilgilerinizden mahrum bırakmak anlamına geleceği için, bizim emilio ile bu sayfayı beraber hazırlayabilirsiniz. (lanet bir tip olup morali bozulduğu anda büyü fırlatıyor dikkat). Bu konuda ki çalışmalarım sürecek. Sizde — biraz bekleyip tatil yorgunluğunuzu atın üzerinizden !.. Evet arkadaşlar, bu tip turnuvalar düzenlemeyi düşünüyorsanız — bana — haber — vermeyi unutmayın. Ayrıca bana gelen büyük bir çoğunluğu FRP oynamayı seven tiplerden oluşuyor. Onlarla irtibata geçmek istiyorsanız devamlı kontak halinde olalım. Evet ben sizleri "mektuba son verme" büyüsü kullanarak yok ediyorum. Sizler tekrar canlanmak istiyorsanız "Mektup yazıma" büyüsünü kullanmak zorundasınız. Bilmem anlatabiliyor muyum? — Şimdilik — hoşça kalın bakalım...
"Ve homo-sapien uyku damlayan gözlerini şöyle bir ovuşturarak saatine bakar ve perişan suratında oluşan şaşkınlık ifadesi, kısa bir süre gözlerinin faltaşı gibi açılmasına sebep olur. Yaptığı iş saatlerin, dakikaların, saniyelerin bitip tükenmesini çağrıştırmıştır ona, Ne yapacağını bilmeyen ürkek bir kedi gibi davranmaya başlar. Artık içgüdülerine olmuştur. Bir ara günlerdir temizlenmeyen ancak yağan yağmurdan pırıl pırıl olmuş penceresinin önüne gider, Pencereyi sonuna kadar açar ve gözüne ilişen güneş ışığını içine çeker, Buna rağmen vücudunun pili tükenmek üzeredir. Son bir gayretle odasında bulunan hayatı sona erdirmek için bütün her şeyi kapar. Yatağına uzanır. Göz kapaklarını kapamayı da ihmal etmez. Artık uyanık kalmak ile uyumak arasındaki mesafe iyice daralmıştır; fakat o da ne?., Maalesef homo-sapien kepenkleri çoktan kapamıştır. Dışarıdan gelen bu büyük gürültüyü belki de rüyasında yorumlamaktadır. Uyandığında ise bu durumu bilmeyecek, hatırlamayacaktır. Bu müthiş an ancak mektup geldiğinde hatırlanacak ve belki de yinelenecektir. Bu da homo-sapien'in bir başka hikayesidir..... "
ADRES: Zebani Zone P.K 177 BAKIRKÖY - İSTANBUL
Klavyeyle gezinmek için ← ve → tuşları.
Sayfa 20
: 078-185šŚŘš
Vay sırada kimler var: HALUK ve ERAY. Selam biraderler, sizi yine görmek çok hoş. Nasılsınız bakalım? O mektubu cevapladıktan sonra pek bir şeyler yazacağınızı tahmin etmiyordum — ama yanılmışım. Neyse, şimdi yine vebalı ve aynı zamanda depresif şizoid paranoyaktan muzdarip bir hastadan (nasıl oluyorsa!) daha sorunlu olan mektubunuza geçiyorum: önce Eray'ı kısaca halledelim, ne de olsa uzun uzun mektup yazmayı seven bir tip değil kendisi. Şimdi Eray, İnsanlar yaşadığı hayat boyunca bazı olguları değerlendirirken hem subjektif hem de objektif olmak zorunda kalırlar. Bu hayatın her alanında böyledir. Bir süre sonra yaşadığın hayat tecrübesi bu iki değeri artık dengeler duruma gelir, Yani olayları artık 2 tarafın da bakış açısından değerlendirmek zorunda kalırsın. Böylece olgunlaşmış düşünce meydana çıkar. Şimdi sen diyorsun ki "senin dinlediğin gruplara karışmayı düşünmüyorum çünkü zevkler ve renkler tartışılmaz" zaman benim dinlediğim — gruplara karışmıyorsan laf ettiğim gruplara da karışmaman gerekiyor. Çünkü benim zevkim gruplara laf etmekten ibaret olabilir. Bu durumda sen benim bu zevkime de karışamayacaksın demektir. Şimdi ortadaki çelişkiyi çözebiliyor musun Eray? Yani ben şimdi Metallica'ya hıyar demişsem ve bunu zevkim olduğu için söylemişsem ne olacak? Sen istiyorsun diye sözümü geri alacak mıyım? İşte sorduğun soru biçimiyle, kurduğun cümle ve karşılığında beklediğin istek arasında çok fark var Eray. Benim bu gruba karşı olmamın tek sebebi müzikal açıdan. Eğer yeterli müzikal olgunluğa eriştiysen böyle bir istekte bulunman çok saçma Eraycığım. Umarım anlaşıyoruzdur. Sonuçta Metallica ile ilgili düşüncelerim sen veya O, Bu, Şu seviyor diye değişmeyecek ve değişemez. Ayrıca gerçekten sözümü geri alsam sevinecek misin? Ben sözümü geri alsam bile bunun sadece senin gönlünü hoş tutacağını ancak benim yine böyle düşüneceğimi hiç tahmin etmez misin? Sözün Özü eğer Metallica "..and justice for all" gibi özüne yakışacak bir albüm yapmazsa ve yine son albümü gibi zengin piçlerinin dans edeceği şarkılar yapmaya devam ederse, benim için her zaman hıyardır. ve hatta hıyarların en büyüğüdür. Yeni iki-üç tane piç için piyasa şarkı — yapıp müzikal kişiliğini kaybeden bir grup hakkında söyleyebilecek son şeylerim bunlar oluyor. Bu yüzden benden bu grup hakkında olumlu bir tavır beklemeyin. Evet Eray üzüldüğünü biliyorum ama ben böyleyim kusura bakma. Bu arada dergiye sıraladığın övgüler için de çok çok teşekkürler. Sakın bir grup yüzünden aramız açılmasın. Açılsa bile sen & Haluk yine dergiyi al ama beni okuma. Tabii sen de söylemek istediklerini açık açık söyle, Tamam? Şimdi gelelim HALUK'a. Haluk anladığım kadarıyla mac konusu sende artık "sonu gelmez bir saplantı" haline dönüşmüş, Geçen sayıda mac için söylediğim şeyler seni tatmin etmemiş olacak ki bu mektubunda da aynı konuyu saçma sapan senaryolar kurarak geliştirmişsin. Ayrıca çok sevdiğin editörünün yerine bir başkasının gelmesi seni neden kıl ediyor anlamıyorum. mac'i okuman için onun illa ki editör mü olması gerekiyor? Bence senin bu tip saplantılarından kurtulman için 64'lerin eski sayılarını okuman gerekiyor ya da bu dergiyi hiç okumaman; çünkü bu derginin editörü Zebanidir ve bu görev bu dergi kapanana kadar bil-fiil devam edecektir (megaloman olduğum fikrine kapılma sakın). Ayrıca çok sevdiğin ve taptığın mac, sizleri düşünseydi şu anda sizin sorularınızı yanıtlıyor olurdu; böyle ansızın sebep göstermeden çekip gitmezdi. Yanılıyor muyum yoksa? Eğer tekrar mac okuyup orgazma ulaşmak istiyorsan bu tür mektuplarını ve bilumum 3. sınıf senaryolarını onun adresine postala ve sana cevap gelmesini bekle. — Müzik konusunda yine yanılgıya — düşüyorsun Haluk. Çok basit bir konuyu bu kadar dejenere edeceğini hiç zannetmiyordum ama neyse.. Şimdi o sayfanın altında tabii ki benim ismim olacak çünkü o sayfayı ben açıklamışım. Yukarıda Eray'a söylediğim Metallica ile ilgili şeyler aynen Megadeth için de geçerli. Siz her sevdiğiniz gruba iyi eleştiri yapılmasına alışmışsınız galiba. O sayfaları okuyan zaten Megadeth'i tanıyan bilen insanlar. Bizim kimseyi hakkımız yok. "Bu çok güzel bir albüm. Süper hemen alın" deseydim sen de sevindirik olacaktın değil mi? İşte yine senin gibi düşünmediğim için suçlu sandalyesine çıkardın beni. Artık müziksel gelişiminizi tamamlayın. Büyüyün biraz. Birisi çıkıp dinlediğin grubu beğenmediği ve bunu yazıya döktüğü için onun suçlanmayacağını hatta suçlanamayacağını anlayın artık. Bu her iki tarafı da memnun edecektir buna inan, Megadeth'i ben de senin kadar seviyorum. Ama son albümünü dikkatli dinledin mi? Gerçekten dürüst ol "Rust in Peace' ile boy ölçüşebilir mi? işte ben bu müzikal farklılığı eleştiriyorum: Megadeth'in iyi veya kötü grup olmasını değil. Sanırım anlaştık Haluk. "Mac'den sonra favori editörüm olabilirsin" lafı ise şart bildiriyor Haluk. Senin sevgini kazanmak için, sana yazılarımı okutmak için senin istediğin gibi davranacaksam, bırak favori editörlüğü adımı bile duymak istemeyeceğin birisi olabilirim. Senin de dediğin gibi artık 64'ler yok. Bu yüzden garip Distopia'larını bana kusarak boşalmaya çalışma, Ya bizi böyle kabul et, ya geçmişteki anılarının kölesi ol, ya da gerçekten gerçekçi ol Realism for all"). MegAMIGA'ya sahip çıkmak istiyorsan da eski dergi isimlerini gündeme getirip onlar gibi olmamızı isteme. Bu arada bol bol mektup yaz; sana ısınmaya başladım (bu yazıdan sonra senin için aynı şeyler söz konusu olamaz ama kalp kırmak gibi bir niyetim olmadığını bir önceki mektuptan biliyorsun zaten) Evet beyler sizlere hoşça kalın diyorum ve mektuplarınızı bekliyorum...Bye 4 now... Şimdi ki mektup Maltepe'den ERGÜN ÇELEBİOĞLU'na ait. Sevgili Ergün anladığım kadarıyla seni ipten döndürmüşüz Hani azcık geç kalsak (P)rogrammable (C)omputer (yani PC) sahibi olacakmışsın. Neyse ki tam zamanında — yetişmişiz. Sen de diğer milyonlarca okurumuz gibi (şüphesi olan mı var?) Amiga'yı gerçekten seven bir tip olmalısın. Mektubundaki genel hava bunu gösteriyor. Renk ve Kalınlık konusunda senin dediğin gibi davranmakta şimdilik yarar var: "Önümüze getirilen yemek bol olduktan sonra kabın o kadar da önemi yok"..ne kadar güzel söylemişsin. Umarım bu sözü diğer “yediği kaba sıçanlar" da anlarlar. Derginin esprili bir havada olması zaten vazgeçemeyeceğimiz bir Siyah fontların göz bozan karmaşasında ciddi ciddi somurtarak yazı okumak bana zaten hiç ilginç gelmez (herhalde size de gelmez). Hem onu okuduktan sonra bir kenara atar unutursunuz. Ama içinde hiciv/taşlama/mizah olan bir yazı hem konuyu daha iyi öğrenmenize hem de gülmenize yol açar. Haksızsam haksız deyin arkadaş. Bu yüzden Ergün, dergiyi her aldığında az da olsa espri göreceksin. Fakat senin abarttığın gibi "banyoda yüzerek okumak zorunda kalacağın” sulu espriler olmayacak. Bir de anladığım kadarıyla sen de şarkı sözü yazarlığı var. Bence hemen bu “gizli kalmış yeteneğini” bir şekilde orada, burada hatta şurada gün ışığına çıkararak değerlendir!!. Belki bol paralar kazanırsın.