Bu sayfadaki yazılar
Sayfanın metni
Sayfa 32
HOBONI: cArNo geçmiş oraya salak salak ateş ediyor ya, off ya anlamıyorum ben bu insanları ya! | Hemen oyunun ana asker seçme ekranındaki birkaç yenilik:
önemli eklentimiz, arkadaşlarınızla sağlayacak Voice Over-Net özelliği
Askerlerin yüzleri aynı fakat hepsi kılıktan kılığa girmiş. Biri kasklı, seçme seçeneği getirilmiş. Buradaki ülkeleri de neye göre seçmişler merak ettim açıkçası, Buraya koyulmuş ülkeler mükemmel komandolara mı sahip? Niye Türkiye yok hem?! Çok gereksiz, ve üstteki değişiklikten daha salakça. Delta Force 2 genel olarak çöllerde mi geçiyor nedir bilmem ama programcılar menülerin rengini o güzelim yeşilden (ne yeşiliydi bu ya ;) ) salak sarı tonlarına bulamışlar. Bir de Host Options'ı Start Hosting düğmesinin yerine koymuşlar. İğrenç derecede kullanışsız olmuş. Çok kötü ve üstteki iki değişikliğin toplam salaklığından daha da salakça. Askerlerin artık Double Ammo alınca Anti-Tank'i (veya bu tür ek başka bir eşya bölümümüz daha var. Buradaki eşyalar ise kamuflaj giysisi (çok iyi düşünülmüş), çelik yelek (iyi düşünülmüş), kamera (eh, öyle düşünülmüş!).
çizgiler (tamlamaya bakar mısınız) birleştirilmiş, bir de adamlar bu sisteme göre ölse iyi olurmuş. Demek istediğim, bazen öyle durumlar olabiliyor ki, tam adamı göz bebeğinin alnından vursanız (en azından vurduğunuzu sansanız) bile düşman ölmeyebiliyor. Ben bunu denerken rüzgar açık değildi ve fazla uzakta da değildim (merminin eğimini hesaba mı, diye sorular akla gelirse diye söyledim). Bu tür hataların hepsinin düzeleceğini umuyorum tam sürümünde. Yalnız Delta Force 1 de GAMESHOW'da açıklanmadığından (e yani!) ben kısa bir fikriniz olsun istiyorum ne, nedir, diye: Barrett 0.50 Cal, Sniper: Delta Force'un en popüler iki silahından özelliğine sahip. Benim silahım. Kullanımı kesinlikle en zevkli olan. bir de fazla alışkın değilseniz hep kaybedersiniz. Karşınızda M4 olduğunu farzederek konuşuyorum tabii. SAW varsa zaten kaçın oradan. Diğer eksisi ise az mermiye sahip olması.
artıya dönüştürün (bir yanlışlık var ama). Karşınızda SAW'ı göreceksiniz. Tam otomatik bir cehennem silahı adeta. Mermi atmaz, tabiri caizse kusar. Ali'nin tabiriyle zobart. Ahmet'in tabiriyle bala (ehehe). Yakın dövüşte bu silaha karşı şansınız yok denecek kadar az değil, yok zaten yani. 300 küsür de mermisi var. Yalnız uzak hedefleri vurmaya çalıştığınızda elinize geçecek tek şey boş mermi kovanlarıdır. Barrett kadar da uzun değil. Taramalı ateş eden bir silah. Delta Force 1'de el bombalı bir model varken, burada da pompalı tüfekli bir Model eklenmiş. Dürbünü 5X, menzili 800 metreydi sanırım. Tarzım değil, işim olmaz, sevmem. Yakın dövüşte çok Heckler&Koch P11 Underwater gun: Bir herhalde. Sonuçta koskoca suda ne kadar uzaktan hedef vurabilirsiniz ki? BURCHAQ: Benim yarı hızımdaki insanların beni vurmasını anlayamıyorum! Başka silahlar da yok değil tabii ki ama, sizi temin ediyorum Delta eri boğazını kesebileceğiniz bıçağınızı unutmayın ama. 3 puan az Eskiliklerden devam edersek eğer, oyun içindeki kısayollar ve genel bölümünde yazmam gerekiyordu benim ya, neyse) Pusula, hangi silahı seçtiğiniz vb'nin bulunduğu kısım alta, diğer mesajlar vb. ise üste gelmiş. Yer değiştirmişler Farkındaysanız deminden beri iğrenç bir şekilde Single Player'cıları görmezden gelerek Multiplayer üzerine konuşuyorum. Ama Delta Force da Single oynanmaz ki bea kardeşim. Adamlar o kadar salak, o kadar salak ki, anlatamam size. Mesela düşman askeri sizin diğer beraber geldiğiniz iyi askerlere nişan alıyor, siz o sırada onun menzilinden çıkıp yanına gelirseniz adam ne var ne yok etrafımda, diye bir kere de başını kaldırıp bakmıyor. Salak işte (Ertunç Burak gibi, nefretle söylenecek). Delta Force 2'de de bu durumun pek değiştiğini göremedim. Tamam campaign'ler daha detaylı hale getirilmiş, sub-mission'larla ilgi çekici hale getirilmiş ama yok yok, olmamış. Oynayın, ne demek istediğimi anlayacaksınız (aslında burada deminden beri bütün yazdıklarımı anlayabilirdiniz değil mi? En iyisi yazmayayım ben artık ehehe. Aa Zebani BABA! Tamam tamam devam ediyorum). EMRE: abi VURMAYIN! Bir kere, Delta Force'u adam gibi oynayabilmek için her türlü pahalı bilgisayar parçasından önce, şöyle temiz, pak ve avcunuza sığacak bir mouse'a ihtiyacınız var. Şimdi diğer ihtiyaçlarımıza geçebiliriz: Delta Force 1 ilk geldiğinde 3D kart istememesiyle çoğu kişiyi hayrete düşürmüştü fakat sonradan neden istemediği anlaşıldı: Voxel teknolojisiyle yapılan oyunda bütün haritalar tam olarak bilgisayara geçirildiği için bu imkansızdı. O yüzden iyi bir MMX işlemciye ihtiyaç duyuyorduk. Delta Force 2 ise iyi bir PII işlemciyle beraber, hayvani sayıda RAM de istiyor. 3D olarak ise sadece TNT destekleyeceği almadan Delta Force 2 Oyunun en büyük derecede bir sorun bu. Her ne kadar acelece Oynayarak açıklamış — (” olsam da bu oyunu, zannediyorum. Güzel bir oyun, kaliteli bir programcılar biraz
OYUNLAR 2 9
Klavyeyle gezinmek için ← ve → tuşları.
Sayfa 33
çıkarsaydı bu altıncısı olacaktı. Ben de, spor oyunu açıklamalarımın ilkini “MUDER 1” diye yazsaydım (MUDER 1... ne kadar yaratıcı, ailecek tapıyoruz size Muder Bey), bu 2000'incisi olacaktı. Bu oyunu şu an yazdığım için, “Live” da olacaktı ve MUDER Live 2000 olacaktı. Sanırım... Ama korkarım ki, saçmaladım. Peki bunu geçelim. Diyelim benle bir defa karşılaştınız ama benden bir çok tane var. Klonlama almış başını yürümüş (Star Wars: Episode 2'daki gibi bir ortam var yani — biz daha izlemedik ayrıca nereden biliyorsun diyenler, diyelim ben Muder'lerden birini saldım, Lucas'ın evinde böcük olarak dolaştı, döndü anlattı her şeyi). Ben benle sokakta, markette, televizyonda, tiyatroda ya da net cafe'de oyun oynarken kısaca her yerde karşılaşıyorum. Öyle ki, odanın kapısını açıyorum bir Muder, banyoya gidiyorum bir diğeri, sokakta yürürken bile önüme çıkıyorlar ve ben “çekil şurdan be” demek durumunda kalıyorum. Sabah oluyor, güneş doğdu sanıp perdemi açıyorum, Muder giriyor pencereden, öylesi 'arıza' bir
EA Sports ilk NBA oyununu “NBA 1” diye ortam var. Ne kötü olurdu değil mi? İyi ki benden bir tane var. Mutlu oldum şimdi. Rahatladım... Sizleri de bir tek Muder olduğu gerçeğiyle rahatlattığıma göre, izninizle bu güzel oyunun açıklamasına geçmek istiyorum. Rica ederim ne demek. Bunlar hayatın gerçekleri. Okulda öğretmedikleri cinsten (“Bizim okulda Muder var.” - Yalan!). Oyun, alışık olduğumuz EA Sports ve tabii “NBA” demolarından biriyle açılıyor. Bu kez arka sokaklardan birindeyiz ve NBA ortamına inanılmaz bir geçiş... Sizi bilmem ama, “bu sene de bu oyunların sadece demolarını koyduk kutulara, alırsınız almazsınız bizi ilgilendirmez” dese EA Sports, ben gider yine de sadece bu demo'lar için o oyunları alırım. Mükemmel ötesi... Hele bunda, finaldeki espri müthiş... Demoyu defalarca izleyip 'gaza geldikten' sonra, ana menüyle oyuna girelim. Klasik EA Sports tadı kendini hemen oyunun 'ana menü'sünde gösterir, bilirsiniz. Sade ve işlevsel düzenlenen ana menüden istediğiniz hemen her ayara ulaşırsınız. NBA Live 2000'de de bu kural bozulmamış. Ama ondan önce oyuna genel bakışımızı yapalım isterim, arada detaylarla da destekledik mi, süper bir ortam olur kanımca (süper bir ortam benzetmesi de süper Muder abi, ailecek ece, şey, neyse). Öncelikle diğer basketbol oyunlarıyla NBA Live 2000'in en büyük farkı, grafikleri, oynanabilirliği, gerçekçiliği bir kenara, “Michael Jordan” faktörü! 'Michael Jordan'la, sonunda bir basketbol oyununda beraberiz. Hatırlarsınız 98'de, 89 numaralı “Player” ismiyle oyunda olan Jordan bu kez “resmen” bizimle. Sırf bunun için bile, basketboldan da az çok hoşlanıyorsanız, kesinlikle alınır bu oyun. İkinci olarak, 50'lerden, 60'lardan, 70, 80 ve 90'lardan seçilmiş “all-star” klasik takımlar var! Bunlara ek olarak, “bire-bir”, “dışarıda”, arka sokaklardan birindeki basket sahasında maç yapma özelliği (gece veya gündüz seçebiliyorsunuz) inanılmaz derecede zevkli. Hem bu sene NBA'de oynayacak oyuncular hem de “klasik” oyunculardan istediğinizi seçip kafa kafaya karşılaşabilirsiniz (Mirsad Türkcan da tabii ki unutulmamış, bu da gurur veriyor insana). “Replay value” diye bir şey vardır. Gavur öyle
Spor
oyunlarının devi Electronic Arts bombaları ard arda patlatmaya başladı karşısında Jordan ve yeni NBA demiş yani. Bu replay value'yu şöyle açıklamaya çalışayım; Oyunu alıp oynuyorsunuz ve bir köşeye atıyorsunuz diyelim. Bu demek oluyor ki, o oyunun replay value'su yani kendini tekrar etme, “oynatma değeri” çok düşük. İşte NBA Live 2000'e, bu tip atraksiyonlarla, “replay value”
MICHAEL
JORDAN kazandırılmış, ki, zaten oyun da öyle bir bakıp kenara atılacak türden değil... (Replay Value demişsiniz Muder Bey, siz bir ilah mısınız kimsin... - sus lütfen.)