Bu sayfadaki yazılar
Sayfanın metni
Sayfa 20
İnsan
hayatının her gününde sağa sola ateş eden güzel bir manyağı oynayamıyor falan biliyorum. Herhalde herkesin hayalinde “atletik güzel kız” diye bir hayal var. Ama size söyleyeyim Lara'nın da diğer kadınlardan hiçbir farkı olmasa gerek. Normal şartlar altında sıfır derecede eminim o da kapris üzerine kapris yapıyordur. Tomb Raider hakkında da biraz tarihi araştırma yaptım. Zamanında... neyse bu kötü espri buradan ekmek yok. İlk oyun geldiği zaman gerçekten çığır açmıştı. “Güzel kadın kahraman” olması, zamanına göre güzel grafikleri olması, daha önemlisi güzel dizayn edilmiş olması, belki bazılarına Time Commando'yu anımsatmış olması, güzel hikayesi ile bir numaraya yerleşti ve belki de kendi türünün de dönüm noktası oldu. Fakat biz bu filmi daha önce de görmüştük lafını söylemeyi bolca seven birileri olayın içindeydi herhalde ki birçok serinin başına gelen (Back to the Future mesela, süper seri ayrı ama ilk film gibisi yok) Lara'nın peşini bırakmadı. İkinci oyun ilkine herhangi bir yenilik getirmemişti. Hatta kimilerine göre ilk oyuna göre çok daha kötüydü. Tabi yine kendi türü için başarılı bir oyundu belki de; ama beklenen bu değildi. Belki oyunu beğenmiş olanlar da olabilir; fakat bu genel anlamdaki başarısızlığı gölgelemedi. Sonra bir üçüncü oyun geldi ki evlere şenlik. Harbi TR fanatikleri bile bu oyunu beğenemediler. Gerçi Lara'nın ünü ve ona benzeyen bir sürü bayanın boy boy resimlerini duvara asanlar artıyordu; fakat TR “oyun” yönünü kaybetmişti. Bu üç oyun ile ilgili PlayStation ile beraber programlandıklarını da belirtmeliyim. İşte bu gibi hayal kırıklıklarının ardından, “artık biter” demişken tam, şimdi TR4: Last Revelation'ı bekler durumdayız. Bence bunun sebebi o kızı gerçekten bu oyuna koyup, yani oyuncu olarak, oynatabilecek hale gelene kadar sıcak tutup sonra servis yapmak ve piyasayı kırıp geçirmek. Ki bu olabilir. Zaten olacak, benden söylemesi. Bu arada da ne kadar iyi oyun yaparlarsa o kadar iyi olacağı için son hız devam ediyorlar. TR4 ile ilgili iddialar oldukça ilginç. Öncelikle ne demek istediklerini anlamadığım bir yeni “inventory” sisteminden bahsediyorlar. Bilmeyenler için söyleyeyim inventory oyunda aldığınız eşyaları görmenizi ve kullanmanızı sağlayan arabirim. Eski oyunlardaki arabirimi beğenmemişler mi yoksa akıllarına harika bir fikir gelmiş, bilemiyorum. Hazır akıl demişken benim de bir aklım var ve şimdi ona geldi, TR4 ilk olarak PlayStation'dan bağımsız olarak programlanıyor. Bence bu daha iyi performans demek. Çünkü diğer oyunlarda bu yüzden bazı şeylerle sınırlı kalmak zorunda kalmışlardı. Tabi PC'de programlamacılık adına güzel buluşlar yaptıkları da kesin; ama... Ayrıca ortalıkta kaybolan insanlara yardımcı olmak için (mesela bana), bu oyunda her yer daha küçük olacakmış. Yani gezebileceğiniz daha az yer demek. Fakat bu oyun küçük anlamına gelmiyor. Sadece objektifler çok daha açık olacağından bunu Tomb Raider'ı gerçekleştirebileceğiniz küçük bir alan olacak. Böylece anlamsız labirentçilik oynamaya son vermiş olacaklar. Işık ve grafik teknolojisinde daha ileri bir noktaya gelmişler. Zaten oyunun screenshot'larını görünce ne yapacağımı şaşırdım. Polat beni yerden kaldırdı. Artık bilmeyen kalmadı mı, bilmiyorum; ama bu sefer oyun Mısır'da geçiyor. Bol bol yağmalanacak mezar olduğundan olacak. Zaten oyunda bolca puzzle olacak ve bütün bilmeceler Mısır mitolojisine dayanacaklar. Yani ne demek istiyorum? Bu puzzle'lar zeka oyunlarından meydana gelecekler. Bu zeka oyunları da antik Mısır'da oynanan ya da oradaki efsanelere ait oyunlar olacaklar. Gerçi yabancı basın bu fikri çok beğenmiş; ama yine böyle oyunlarda saçma bölümlere karşı olduğum için ben hiç beğenmedim. Mısır mitolojisi hakkında kitap bassalarmış. Lara yeniden dizayn edilmiş. Yani estetik yaptırmış. Şimdi daha güzel mi çirkin mi, bilemiyorum. Fakat yepyeni akrobatik hareketler kazanmış. Zaten bu oyunda daha kompleks ve güzel hareketler yapılacağını bas bas bağırıyorlar. Bu sefer PlayStation'dan bağımsız olmasından bu sonucu çıkartabiliriz belki de zaten. Oyunun senaryosu için de çok uğraşmışlar. Senaryoyu okudum; ama şimdi size anlatmayayım. Bu sefer dağınık bir “haydi go go go” senaryosu yerine daha derli toplu bir konu yaratmışlar, olmuş. Aferin onlara. E, tabi bunları iddia ediyorlar; ama kaç tanesini gerçekleştirebilecekler. Bence çoğunu. Bu sefer ipleri ellerine almışa benziyorlar. Oyunun basın CD'sinde gördüğüm resimler gerçekten çok güzel, Lara'nın motosiklete bindiği sahneler dışında benim ilgimi çektiler; ama o motosiklet bölümleri nasıl olacak bilemiyorum. Ayrıca hikaye ve oyunun teknik özellikleri anlatıldığında daha da bir umutlanıyor insan. Gerçi ben bu türün insanı değilim; ama geldiği zaman kesin bir göz atacağım. İnsan hayatının her gününde sağa sola ateş eden güzel bir manyağı oynayamıyor. Hem her açıdan daha doyurucu (derinlik, entelektüel doyuruculuk...) olacağına eminim. Bir de eğer o bilmece-bulmaca bölümleri bilmece-bulamamaca bölümlerine dönmezse de gerçekten zeka gerektirirse ve beni gerçekten baymazsa oynayabilirim sanırım. Lara fanları ise şimdiden hazırlanmalılar (neye?). O yüzden, beyler, ve varsa öyle birileri bayanlar, Tomb Raider 4: The Last Revelation Kasım ayı içinde elinizde olacak. Bekleyelim, güzelleşelim. Ben herkesi yenerim multiplayer'ı olsa. “Diyelim ki Burçak, Lara şimdi içeriye girdi...” “Kaçarım.” “İşte bundan kaybediyorsun Burçak.” “Hayır hala seninle konuştuğum için kaybediyorum.” “Aferin, o zaman.”
Klavyeyle gezinmek için ← ve → tuşları.
Sayfa 21
Food
verin bana... Allah kahretsin bu Babipleri as ero s ase of
Burçak CANER monitörlerimize daha da farklı bir ışık getiriyor. Sanki normal bir oyunu açıklıyormuşçasına başlayayım bakalım. Olur — evrenin en güzel oyunlarını yapan programcı tartışma istemiyorum.
olur belki biter beş sayfa iş geyiğe sararsa.
Güzel, ama öyle böyle değil; gerçekten güzel bir demo ile başlıyor bir efsanenin daha doğuşuna şahit olduk. Ben böyle iddialı lafları pek sık söylemem, kendimle ilgili konular dışında iddiasızımdır genelde. Fakat bu sefer bu sözleri sarf ederken kendimi hiç de rahatsız hissetmiyorum. Gelin biraz geriye gidelim. Yaklaşık bir iki senedir AoE2'nin çıkacağı haberleriyle bir o yana bir bu yana sallanıp duruyoruz. İşin aslı RoR, yani Rise of Rome çıktığından beri sürekli bir AoK bekleyişi var. Rise of Rome forumlarında sürekli AoK'nın nasıl olması gerektiğiyle ilgili tartışmalar ve sitelerde oyunla ilgili haberler var. Bundan yaklaşık altı ay önce ırkların özellikleri açıklandı. Ve oyun daha gelmeden ilk stratejiler oluştu. Yani biz daha oyunun gelmesine aylar varken hangi ırkla rush yapılır, DeathMatch'de hangi ırk seçilir biliyorduk. Hatta bu konuda tartışmalar almış yürümüştü. Aslında çıkmasını beklediğimiz günden aylar sonunda AoK geldi işte. Tek kelimeyle muhteşem diyebilirim. İçeriye geçelim.
Matrix nedir? Bunu da geçelim. AoK bir real-time strateji oyunu. Bunu da bilmeyen yoktur herhalde. AoK, sevilen oyun, tapılan oyun devamı niteliğinde, hatta adıyla sanıyla AoE2. AoE real-time stratejileri action oyunu olmaktan kurtarmış ve bu oyun türünün strateji adını almasını hak etmesini sağlayan oyunlardan biri olmuştur. Oyuna risk faktörü eklenmiş, yani herhangi bir anda oyunu kaybetmeyi göze alan oyuncunun başarılı olması halinde oyunda üstünlük sağlaması durumunu sağlayabilmiştir. Ayrıca bunu başaran diğer oyunlardan (Dark Reign, tabii ki Starcraft) şöyle bir farkı vardı ki benim AoE için gördüğüm ilk Strategy Guide'ın ilk sayfasında, Celestial Dawn da bunu belirtmişti. “Age of Empires is a game about economy. Warfare is not as important.” Yani diyor ki, Age of Empires'ta oyunu ekonomi kazanır öyle iyi combat'la falan hiçbir yere gelemezsiniz. İşte bu özellikler Age of Empires'a bir “farklılık” getirmişti ve o büyü bir çoğumuzu içine aldı. Şimdi çok daha büyük bir proje ile AoK
“Allah kimdi? Evet, Bruce Shelley. Bu adam Sid Meier'in yamağı, Sid'de
Yani, anlayacağınız, bu tür heyecanlarla geçtik oyunun karşısına, ben ve binlerce RoR fanatiği, beklentilerimizi karşılayabilecek mi acaba, oyunumuz. Hemen söyleyeyim, öyle mütevazi bir bilgisayarla falan diye.
yetinmiyor. Hatta özellikle RAM konusunda çok acımasız. O yüzden eğer benim gibi müzeden falan oynuyorsanız aklınızın ucundan bile geçirmeyin. Gerçi ben de yepyeni bir upgrade yaptım; ama daha alışamadım lükse, ondandır... aldırmayın.
Her neyse, Oyuna daha başlamadan belki bilmeyenleriniz olur, diye
Ağzımız açık kaldı. Ya da en azından benim için öyle oldu. Age of Kings daha çıkmadan bir biraz da ön bilgi vereyim. Çalışan grafik ekibi dünyanın en iyilerinden — yıl kadar önce bazı falan deniyordu; fakat ben pek inanmıyordum. Ancak oyunun grafikleri önemli dergiler gerçekten çok güzel. Ve bu güzelliğe oranla hızlılar da; İkincisi oyunun — tarafından 99'un en dizayn ekibinde kim var biliyor musunuz? Bruce Shelley, Biraz geriye — iyi oyunu falan gidelim, yıllar önce puslu bir kasım ayı sabahı çıkan ve hayatımızın geri seçildi. Bu kalanını kontrolü altına alacak Civilization'u hatırlayalım. Co-designer tanımlara tamamı kimin olduğunu anlamanız için biraz sayı vereyim. Bir işçi 50 food'a üretiliyor. O işçi bir farm'dan saniyede 0.4 food topluyor. Bu demek ki 25 saniyede 10 food getirecek, Anladınız mı? Yani şöyle söyleyeyim oyunun ilk başları için 500 food inanılmaz bir kaynak, oyuna 0 food ve 3 işçiyle başladığımızı düşünürsek Her neyse. Bu zor bir şey yani, çağ atlamak. Bu durumda yüksek bir bedeli olduğuna göre iyi bir de işlevi olsa gerek. O işlev nedir peki? Yani değer mi? Yeni çağa atlandığı zaman yeni upgrade'ler ve üniteler çıkıyor. Mesela ilk çağda aynı fiyata yaptığınız birlikleri ikinci çağda upgrade ederek 1v2 falan savaşmalarını sağlayabiliyorsunuz. Bunu göz önüne alarak diyebiliriz ki bir yerde bir savaş oluyorsa teknolojik olarak üstün olan kazanır. Eh, peki o zaman hepimiz teknolojide ilerleyelim. O da olmuyor işte. Neden olmadığını söyleyeyim. Çünkü oyunda üç tane boyuttan söz edebiliriz. Bu arada bu açıklamayı yapmamda Kings nasıl bir oyun, olan Sarj Kamer Top 7,5 Vali isterseniz biraz bundan