Driver
Retro bilgisayardiye tabir ettiğimiz Porsche, Ferrari gibi otomobilleri kullandığımız arcade tipi, Formula 1 heyecanını tattığımız simülasyon tipi ve de son olarak sağa sola savrulan otomobilleri olan, çoğunlukla strafe yaparak (Quake gibi) yol aldığımız rally tipi... Tabi, Re-Volt gibi abidik gubidik tipi oyunlar da yok değil!
genellikle, üç tip yarış oyunu vardır: Supercar,
Şu anda review'unu okumakta olduğunuz Driver adlı oyunun bu üç (dört?) tiple de alakası yok. Şöyle ki bir yarış oyunu olup da bu kadar özgün bir senaryo ve oyun stiline sahip bir oyun oynamadım ben şimdiye değin. Need for Speed serileriyle çoğunlukla başı çeken Electronic Arts'ın bu sefer başı ağrıyacak gibi.
Driver, genel bir bakışta bir hırsız-polis oyunu olarak göze çarpıyor. Ama ne çarpma! Oyun PlayStation'da zaten yeteri kadar üne sahipti, bir de PC platformunda çıkınca iyice popüler oldu. Ben de sevgili Zebani'mden alınca oyunu, doğru eve yollanıp taktım CD'mi bilgisayarımın uygun yerine, “Neymiş bakalım bu oyun bu kadar?” diye... Şairane yaklaşımlarımı bir kenara bırakırsak, hemen belirteyim: KESİN ALIN!
Oyunu yapan firma Reflections. Sayfaların bir taraflarında onunla ilgili bir kutucuk göreceksiniz ve “Vay be! Demek o oyunu yapanlar da bu adamlarmış!” diye hayretinizi dile getireceksiniz. Pazarlayan ve dolayısıyla yayımlayan firma da GT Interactive...
EA'in Need for Speed IV'de Carrier seçeneğiyle fazla başarılı olamasa da gerçekleştirmeye çalıştığı oyuna bir “storyline” koyma çabası,
MEG güne başlıyor!
Driver'da tam olarak kendini bulmuş halde. Yani bu oyun sadece al eline direksiyonu, şunu geç, bunu solla şunu sağla oyunu değil. Tamamen kendine has (her ne kadar çok klişe olsa da) bir senaryosu var. Kahramanımızın adı Tanner. Çok klasik bir isim. Mesleği polis. Çok klasik bir iş. Tipi idare eder. Çok klasik bir idare....Ha, ne? Tamam, konuya giriyorum. Görevinde bir çok başarılar kazanmış karizmatik, yakışıklı ve zeki polis memurumuz Tanner gizli bir şebekeyi ortaya çıkarması için görevlendirilir. Bu yeni görev çok değişiktir; zira suçluların arasına karışıp onlardan biri gibi davranması gerekecektir. İşte olaylar bu şekilde gelişir, dallanır, budaklanır ve akabinde meyve verir. Gerçi oyunun sonunda çok ilginç olaylar ve buna bağlantılı olarak meyvelerden değişik tatlar da çıkıyor; ama bunların neler ve nasıl olduğunu
2 OYUNLAR
Can Kantarcı C.kantarci@kamernet.com ayın, yakala kadınlar gibi titreye titreye çift elle değil, tek elle tutulmalı. Hatta hiç tutmadan arabayı sürebilmelisiniz. Yukardaki grafikte direksiyon tutmadan giden bir acemiyi görmektesiniz (ben değilim 0!)
Kural 2: Yukardaki grafikte de görüldüğü gibi yeşil araba ve polis en doğal hakkım olan “geçiş hakkımı” ihlal etmiş durumdalar. Bu gibi durumlarda söz konusu arabalara bodoslama girilmeli! Anında kaçmanız gerektiğini söylememe gerek yok!
şerit bölme
Kural 3: Gördüğünüz gibi şerit benim! hatta yol benim. İkili bir şeridi üçe bölmek bir sanat hatta sanattan da öte bir şeydir. Tampon tampona gidip aradan yağ gibi sıyrılmanız gerekir. Direniyorlarsa tekerleklerinizdeki bıçakları kullanın
deniz havası
Kural 4: Ee, burda aslında bişe, yok. Araba denize uçuyor. Yani giden yeşil arabaya yol vermek istedim ama deniz çekti beni galiba! Zaten 2 yıldır tatile de gidemiyordum. Ne var ne sırıtıyorsunuz! Lastik pat işte. Deniz de ne kadar güzel! Masmavi! Ehue!
öldürseniz söylemem!
Hikayemiz de bu şekilde... Oyunun kendisine gelince:
OYUN:
Undercover kısmının, yani Driver'ın ana bölümünü oluşturan yerin, ana mantığı şu: Size her seferinde otomobilinizle yapacağınız belirli bir görev verilmekte. Bu görevler bir tetikçiyi izbe bir sokaktan alıp onu adam öldürmeye götürmekten, bir karavanı amansız bir şekilde takip etmeye kadar değişebiliyor. Sanırım bir izlenim oluştu kafanızda. Yalnız bu görevleri yaparken Amerikan argosunda “aynasız” olarak tabir edilen polis amcalar her an peşimizde. Daha doğrusu bizi fark edene kadar... Mesela bir elemanla Miami şehrinin belirli bir noktasında buluşacaksınız. Eğer oraya giderken polisler tarafından fark edilirseniz, buluşma noktasına geldiğinizde bir ok yerine “!” göreceksiniz. Bu “Lose the Tail” demek oluyor. Yani bin bir türlü manevra olayına girerek şehrin sokaklarında bir o yana, bir bu yana saparak izinizi kaybettireceksiniz. Ancak ondan sonra rahat bir şekilde adamınızı alabilirsiniz.
Deminden beri konuşuyorum iz kaybettireceksiniz, sağa sapacaksınız, sola sapacaksınız, diye; ama bütün bunları oyunu ilk oynamaya başladığımda yapmaya çalıştığımda elime geçen tek şey hayalimin ellerimi kesen kırıklarıydı sadece... Bu ne demek oluyor efendim? Pratik! Köpek gibi çalışacaksınız abi. Bir kere, Driver'da
Trafik canavarı MEC'in kullandığınız otomobil, öyle diğer oyunlardaki gibi post-modern, ultra-lüks, süper kontrol edilebilirliği olan otomobillere benzememekte. Daha çok Interstate 76 tarzında (Interstate 82 geliyor bu arada, aklınızda bulunsun.), dizayndan çok motor gücü ve dayanıklılığın ön planda olduğu bir alet kullanmaktayız. Need for Speed hayranları burada biraz duraksamıştır sanırım. Ben de ilk duyduğumda “Ne iş?” demiştim; ama geldim, gördüm ve oynadıktan sonra bir kere daha anladım ki kaç zamandan beri iyi bir yarış oyunundan alamadığım zevki fazlasıyla verdi Driver bana (“Re-Volt için de böyle demiştin, ne şahsiyetsiz bir yazarsın oğlum sen!” diyebilirsiniz belki; ama onun olayı farklıydı bea...). Şimdi kullandığımız otomobil konusundaki her türlü kırığın üzerinden terliğimizle geçtikten sonra gelelim biraz önce söz ettiğim pratik olayına: Her ne kadar kendimize göre iyi bir şoför olsak da bizi işe alan amcama da bir şekilde kendimizi kanıtlamak zorundayız. Bu yüzden Undercover kısmından New Game dediğimizde kendimizi bir kapalı otoparkta buluyoruz. Burada bizden istenen sağ üst köşeye iliştirilmiş listedeki manevraları bir dakika içerisinde gerçekleştirmek. “Ne olacak, hiç mi practice görmedik!” diyebilirsiniz; fakat bu kısmı gördüğünüzde işin o kadar da kolay olmadığını beyninizin bütün kıvrımlarında hissedeceksiniz. İlk önce Y.Z. (Matrix'ten alıntı, artificial intelligence, çevirmen arkadaş böyle buyurmuş.) size en mükemmel şekilde gösterecek hangi hareketin nasıl yapılması yarıda kesip hemen geçeyim düşüncesiyle kendiniz yapmaya çalışacaksınız. Fakat ne oldu? Suratınız asıldı biraz. Dediğim gibi, o kadar kolay değil. Yine de üç beş denemeden sonra halledebileceğiniz bir şey... Daha fazla yardım için yazının daha sonraki kısmındaki Controlling'e bakın.
Polis MEC'e çarpıyor
Undercover'dan devam ediyoruz. Oyunun senaryo kısmını oluşturan bu bölümde, dört şehir var: Miami, San Francisco, Los Angeles ve New York. Şahsi fikrim, buradaki bölümlerde neyi, ne şekilde yapacağınızı açıklamak ve sırf yer doldurmak için yazmak hem gereksiz, hem de sizin oyundan alacağınız zevki azaltacağı için bir o kadar da anlamsız. Mission'ların nasıl olduğu hakkında genel bir fikriniz oldu zaten. Yalnız bu dört şehirdeki bölümleri bitirdikten sonra, bir tane gizli şehir çıkıyor ki bu sadece PC versiyonu için konulmuş bir özellik (PlayStation'cılar delirsin inşallah!). Bir dipnot olsun kafanızın bir köşesinde.
Deminden
beri anlattığım Undercover, Driver'ın sadece bir parçası. Diğer bölümler için bir tanıtım yapsam fena olmaz sanırım:
Take a Ride: Eğer derseniz ki “Benim işim olmaz öyle mişın falan, takılacağım kafama göre.", bu olay siz çılgın çocuklar için yapılmıştır, desem ne fayda. Bence şehri tanımaya çalışmaktan başka işe yarayan bir seçenek değil. Zira şehri bu şekilde ezberleyip, her virajın, her sokağın yerini bilmek gerekiyor. Tabi siz ilk izleme anınızda, olayı bildikten sonra nerede kalır o heyecan? O yüzden ben derim ki boş geçin.
MEC polisten kaçıyor
Cheats: Sanki dergi tanıtım köşesi gibi oldu; ama, valla, böyle bir seçenek yok değil oyunda. Klasik konsol oyunu tribi. Fena değil aslında...
Options: Klasik 3D kart ayarları, tuş takımı ve zorluk seçimi türü şeyler. Tek dikkat edilmesi gereken yer, tuş takımı kısmı ki otomobiliniz üzerinde iyi bir kontrol sağlamak açısından inanılmaz derecede önemli. Çok ciddiyim.
Film Director: Benim pek ilgimi çekmese de oyunun çoğu insan tarafından çok atraktif bulunan parçalarından biri daha... Baktınız bir gün süper kullanmışsınız altınızdaki hayvani, polisleri ezip geçmişsiniz kendinizde en ufak bir çizik bile almadan ve bu üstün performansınız tarihe altın harflerle kazınsın ve göreceğiniz ilgi sizi delirtsin istiyorsunuz. İşte “BUYUM BENİ!” demek için geleceğiniz yerde durmaktasınız şu veya eğer tek başınıza salak salak gezdiyseniz (ki GAMESHOW okuyucusu öyle bir şey yapmaz) Take a Ride hızlı dışına çıkmamalıyım.
Geçmişin bir yansıması: Destruction Derby
Efendim kimdir nedir bu Reflections firması derseniz eğer, vereceğim cevap hazırdır: Destruction Derby! Otomobil yarış oyunlarıyla alakanız ne derecedir bilmiyorum fakat bu ilgi bir nebze kadar olsa bile bu oyunu duymamış olmanız imkansız ötesi. O ana dek yapılmış geleneksel yarış oyunlarının ötesinde bir oyun olmasıyla bilinen Destruction Derby, bizi gözbebeğimizin kafasından vurmuştu. Adından da anlaşılabileceği üzere, bu oyunda yarışmak yerine birbirimize girmeye çalışıyorduk. Arabalara hasar verme gibi müthiş özellikler bulunmaktaydı DD'de. (Sık tutulan oyun gibi (gerçi Türkiye'de pek tutulduğunu sanmıyorum) DD'nin de bir ikinci versiyonu yapıldı. O da fena değildi. Son olarak, Net'teki Abandonware sitelerinden DD1'i bir çekin görün derim.
anda efendim. Kaydedin kovalamacanızı olayınızı, sonra her türlü ucubik, abidik ve gubidik kamera açısından defalarca ve defalarca izleyin en ufak manevranızdan tutun da polislerin sizi yakalamaya çalışıp da hemen az önce yanından geçtiğiniz direğe bindirmelerini. Ara sıra güzel olsa da, her seferinde bakılabilirliği olan bir özellik değil kanımca. Size kalmış.
Practice: Yani! Önceden konuştum burası için. Best Records: Eh, isminden de anlaşılacağı gibi en iyi skorlarınıza bakabileceğiniz bir yer. Yalnız burada saçma bir şey var: Oyun kendiliğinden kaydetmiyor skorunuzu. Sizin illa kasıp, ısrar edip kendinizin uğraşması lazım. Bence saçma olmuş. İnsanın içinde hiçbir zaman "Aha, dur! Şu skorumu kaydedeyim.” şeklinde bir istek olmaz ki. Bilgisayardan bekler kişi; çünkü ezmiştir onu ve bilgisayarın eli mahkumdur köpek gibi yazmaya o
skoru! Tamam geçiyorum.
Driving Games: Deminden beri açıklamayıp sona bıraktığım bölümün burası olmasının nedeni kendi içinde ekstradan bir menüsü olması. Aslında bu kısım, Undercover bölümünün mission'larının parçalanmış hali şeklinde. Demek istediğim, Undercover'a başlamadan önce burada birkaç deneme yaparsanız eğer, çok büyük iyilik olur oyun zevkiniz için. O yüzden, burayı kısa da olsa açıklamazsam kesinlikle olmaz, diye bir düşünce belirdi kafamda:
Pursuit: Bir otomobili, belirli bir süre içerisinde gözden kaçırmadan izlemeniz gerekiyor. Yine kolay görünen; fakat oyuncuyu ters köşeye yatıran bir bölüm!
Getaway: Başta anlattığım “Lose the Tail” olayı. Seçtiğiniz herhangi bir şehirde takılıyor polis peşinize ve siz de izinizi kaybettirmeye çalışıyorsunuz.
Trail Blazer: Gereksiz bir şey bu da. Labutlar var, onlardan olabildiğince toplamaya çalışıyorsunuz belirli bir süre içinde...
Survival: İşte en adrenalin yükselten bölümlerden biri. Yine Undercover'da bir çok kere karşılaşacaksınız fakat burada sanki daha manyak polisler. Bu sefer bir yerine üç (rakamla 3) aynasızla (holy shit!) karşı karşıyayız ve adamlar harbi manyak. Resmen suçlu yakalayacağız, diye kafayı sıyırmışlar ya... Sanırım burada başarma diye bir olay yok, amaç en uzun süre parçalanmadan dayanmak. Başka bir amaç bulan varsa haber versin.
Carnage: Survival'dan sonra en baba bölüm! Amaç yine belirli bir zaman dilimi içerisinde karşıdan, sağdan ve de soldan (niye her yönden demiyorsam) gelen her türlü otomobile maksimum hasar vermek. Çok zevkli. Mutlaka deneyin.
KONTROL:
Driver'ın kontrolü deneyimli bir sürücü (K.O.) için çok zor olmasa da en azından bir alışkanlık gerektirmekte. Bir kere, tuşları klavyenizin kesinlikle iyi hakimiyetiniz olan bir kısmına ayarlayın ki sonradan zorluk çekmeyesiniz. Yön tuşlarından başka iki önemli tuş daha var: Handbrake (El freni) ve Burnout (bilmiyorum, yandı gitti falan denilebilir belki. Tövbe). El freni her yerde kullanılmakta. Her türlü keskin virajda ve ani yön değiştirmelerde bire bir. Yandı git- ay yani Burnout ise hızlı kalkışlar ve yine hız kaybetmeden ani dönüşler için çok yararlı. Bu iki tuşu ne yapıp edip çok iyi kullanmayı öğrenmek gerekiyor. Yoksa Driver'da ilerlemek hayal. Force feedback'iniz veya o tür steering wheel türü bir şeyiniz varsa kontrol mükemmel oluyor. Ben denedim de! Söylemeden geçemedim. Oh!
SON SÖZ:
Driver çok kaliteli ve ününü, popülerliğini hak etmiş bir oyun. Her sabah bilgisayarı açıp bir kere polislerden paçayı kurtarmadan duramıyorum, öyle söyleyeyim size. Kesinlikle en azından bir kere denenmesi gereken bir parça. Şimdiden klasikler arasında yerini aldığı kanısındayım. Tek sorunu, az biraz iyi bir konfigürasyon istemesi. Yani 3D kartınızın yanında RAM açısından da cömert ama Driver'da babamı bile tanımam! Çarparım ona!
-Terbiyesiz sürücü Mert!
olmanız gerekiyor. Yoksa oyun sık sık yükleme yapıyor, benden uyarması... Uzun lafın kısası, Driver'ı alın, akabinde aldırın. Son olarak sizi, yine bir bilim kurgu romanından bir parçayla bırakıyorum... Saygılar. *.4 Çok eskiden Marslılar da senin ve benim gibi birer insandı. Fizik yapı bakımından demek istiyorum. Sonra yavaş yavaş solunabilir havanın azalması ve daha binlerce nedenle biçim değiştirip ufala ufala, mikroskopik bir hayat unsuru haline geldiler ve en uzun süre yaşayabilen bir bitkinin; bir kaktüsün içine sığındılar. sen aynı anda iki Marslıyı birden (içine) aldın. Bir erkek unsurla bir dişi unsuru...
Peter Randa, Mars'tan Gelen Ölüm, Başkan Yayınları (1983)
Ders 2: Trafik
sözlüğü (yayalar okumasın)
: Metal ve motorlu truva atı. O bir ne bir erkeklik simgesi, hıhahaa! : Devamlı yükseğe takıp hızı artırmak için yapılmış estetik alet! Çok güzeller! Ayağınızı sonuna kadar basmanızdan başkaca bir işlevi yok! Son derece gereksiz bir aksam! k Boş yere enerji kaybı. Bilmiyorum! Benim arabam otomatik vitesli (bi çelişki var!) sivrisineklerin daha büyüğü ve daha kanlısı! Trafik Polisi: İyi günler memur bey! Yoo et: Bu da gereksiz. Kaç ağaç kesiliyordur bu kağıt parçaları için. Yazık Demir Bi Bir gün program başlangıcında bi araba çarpacak ona!. Evet evet! çarpacak, ben çarpacağım!
Zevkle oynayacağınız güzel mi güzel bir oyun. — | p 266 32 ma Rami 188 Mb HD/ orijinal bir senaryoya