Geleceğe Uzanan Yol BİLGİSAYAR İLETİŞİMİ
Bir telefon hattı üzerinden bilgi göndermek için gerekli teknikler 160 yıl öncesine kadar uzanan bir geçmişe sahip ve diğer yaygın bilgisayar terimleriyle birlikte ortaya çıkan iletişimle ilgili bazı özel jargon kelimelerinin izleri Victoria Devri'nin telgraflı transmisyon sistemlerinde bulunabilir. Tamamen elektriksel ve kablosuz iletişim sistemlerinin ve elektriksel mesaj gönderiminin bilinen ilk şekli olan telgraf, en başta, elektrik akımının uzaktan harekete geçirilerek bir kâğıt parçası üzerine delikler açması şeklinde çalışıyordu. Alfabe'de bulunan harfler ise her biri 1 ve 0'ı temsil eden bir nokta grubu yani bir işaret ve bir boşluk sinyali ile tanımlanıyordu. Bu gelişmeler 19. yüzyıl'ın ikinci yarısına kadar gerilere gidiyor. İşaret ve boşluk, daha geniş bir kâğıt şeridine işaret için daha büyük ve boşluk için daha küçük olarak açılan deliklerle değişime uğradı. Bu kodlamaya Baudot dendi ve dünyamızın geri kalmış köşelerinde bugün de kullanılmaktadır. Bu gelişmeden sonra uzun mesafe iletişimi, gönderici ve alıcı istasyonların, her harfe bir başlangıç bit'i ile başlanarak ve sonuna bir duruş bit'i eklenerek eşlenmesiyle mümkün kılındı ve bunu izleyen yıllarda standart, 7 bit'lik bilgi; başlangıç bit'i, duruş bit'i, harf ve işaret için kod şeklinde oldu. Aradan 100 yıl veya daha fazla zaman geçip teknoloji çarpıcı bir şekilde ilerleyince bilgisayara uzaktan erişme ihtiyacı ortaya çıktı. Bunu yapmanın en açık yolu yine telgraf mantığında yatıyordu çünkü bu teknoloji kolaylıkla yeni bilgisayar sistemlerine uydurulabiliyor ve enformasyon hazır olarak çevrilebiliyordu. Ancak 1950'lerin makineleri bugün bildiğimiz makineler gibi değildi ve işlemin kısa zamanda sonuçlar vermesi asla beklenemezdi. Yapılacak işlerin gruplanıp bilgisayara bir kâğıt şeritle girilmesi gerekiyordu. Ancak o zamanlar için bilginin böyle çabucak toplanması ve işlenmesi hayranlık uyandıran bir gelişmeydi. Böylece bilgisayar iletişiminin ilk önemli uygulaması bilgisayara doğru ve güncel bilgi girişini sağlamak oldu. Kâğıt şerit o zaman için büyük miktarlarda bilgi girmenin hızlı bir yolu idi ve bu gerçekten bilgisayara mümkün olduğu kadar çabuk ve tam veri girmek için özel olarak görevlendirilmiş bilgi girme elemanlarına göre oldukça zaman kazandırıyordu. Önceleri, tipik iletişim hızları saniyede 50 veya 75 bit arasında değişmekteydi ancak bu iletişim sisteminin baud değeri değildir. Saniye başına baud değeri ve bit'ler düşük iletişim hızlarında aşağı yukarı aynıdır ancak daha yüksek baud değerlerinde bit'ler, sinyalin durumunun yüksekten alçağa (veya tersi) doğru dönüştürülmesinden daha başka bir şekilde gönderilmektedirler. İlave bilgi sinyalin faz durumu bulunarak iletilmektedir. Böylelikle saniyede 1200 bit'in duplex (çift) olarak gönderilmesi aslında dört faz açısı (iletişim akımının her bir ucu için iki adet) kullanarak 600 baud'luk bir sinyal ile gerçekleştirilmektedir. Bu eski günlerde ne bir on-line sistemi, gerçek anlamda uzaktan erişim imkanı, ne de büyük bilgiler saklayan terminaller vardı. Bunun yanında abartmasız olarak, binlerce iletişim protokolü, uyumsuzluklar ve bir dükkanı dolduracak kadar çeşitli iletişim sistemi mevcuttu.
TELEFON AĞI
Bundan sonra pek çok değişiklik birbirini takip etti. Başlangıçta bilgi aktarmak için kurulan telex ve telgraf ağının yerini sesli devreler aldı (ilk örnek Bell'in 1876'daki telefon dizaynı oldu). Keza, iletişim sistemleri de bir duplex kablo ile yüksek ve alçak sinyali temsil etmek için ses tonlarını kullanan telefon sistemlerine adapte ediliyordu. Önceleri bu yalnızca tek yönlü bir gönderim ve alımdan ibaretti (yarım duplex) ancak daha sonraları zekice iki ayrı sinyal kullanarak tam duplex (veya iki hatlı) iletişim mümkün hale geldi.
II. Dünya Savaşı'nın ardından gelişme gösteren dijitize ve örnekleyici sistemler (önceleri, savaş esnasında İngiltere ve Amerika arasındaki iletişim için geliştirilen şifre çözücü sistemler olarak kullanılıyorlardı) daha hızlı baud değerlerine ulaştılar ancak burada da en fazla 50/75 bit/s mümkün olabiliyordu. Bundan sonraki adım 110 bit/s'ye geçmek oldu, bu kısa zamanda 300 bit/s'ye çıktı ve sesle normal telefon hattı üzerinde hatasız bilgi gönderme limiti bugün 2400 bit/s'ye ulaştı. Geçen yıllar süresince bilginin bir hat üzerinde gönderilmesinin yolları gerçekte pek az değişti; Baudot kodunun başlangıç ve duruş bitleri aynı şekilde kaldı ancak alfabenin harfleri için kullanılan basit 5 bit'lik sinyalin yerini 7 bit'lik genişletilmiş kodun kullanıldığı yeni bir sistem aldı. Bu aslında harf dışında bilgi göndermenin direk ihtiyacı olarak 128 veya daha büyük bir rakamdı. Hatlardaki gürültü nedeniyle transmisyondaki hata sayısını düşürmek için (şüphesiz telefon hatları zaman zaman oldukça gürültülü olabiliyor) bilgi akımına fazladan bir bit eklendi. Parite biti olarak bilinen bu bit, ana karakterlerin bitlerinin toplamlarının tek veya çift oluşuna göre 0 veya 1 değerini üretiyor. Bu sistem, dünyanın en çok standart olarak benimsediği bilgisayar alfabesi olan ASCII'yi meydana getirdi. Bu arada IBM kendisi EBCDIC'i hazırladı (mainframe'lerde kullanılmakta) ancak bütün PC'lerin bugün ASCII'yi kullandığına bakacak olursanız IBM'in başarısızlığa uğradığını ve bu konuda sessiz kalmayı tercih ettiğini görebilirsiniz.
YÜKSEK HIZLAR
Sıradan bir telefon hattından mümkün olan en yüksek hız genelde 1200 bit/s olarak kabul edilmektedir. Bunun ötesinde, eski ve kalitesiz santraller ve kablonun zayıflığından doğan gürültü, daha hızlı bir iletişimi çok zor hale getirmektedir. Telex'in yüksek hızlı versiyonu olan TELE-TEX hizmetlerinin standart transmisyon hızı olan 2400 bit/s gittikçe yaygınlaşmaktadır.
Günümüzde iletişim, bir mikrobilgisayar kullanıcısı için kolay bir olanaktır. Bilgisayarların çoğunda donanıma dahil bir ortak özellik olarak standart RS232 ara birimleri veya seri bağlantılar mevcuttur.
Yazılım bakımından da pek çok bilgisayar için bol program desteği söz konusudur. Bu durum, bilgisayar iletişiminin ilk zamanlarında başka bir bilgisayar ile iletişim için gerekli olan yazılımın, bir mikroişlemciyle direk bağlantı kurulmasından sonra onu çok hızlı bir klavyeyi okuyormuşcasına kandırmaya uğraşmasından bu yana, çok büyük gelişmeler göstermiştir. Şimdiki iletişim program paketleri çok karmaşık olup pek çok farklı baud değerlerinde çalışabilmektedirler. Tam ve yarım duplex modlarıyla uyumlu olarak DEC'in VT52 ve VT100'ünden daha modern grafik terminallerine ve grafik desteği sunan bilgi istasyonlarına kadar değişik terminallere giriş, etkili biçimde yapılabilmektedir. Bu alandaki yazılımlar, bildiğimiz telefon hatları ile iletişim kurmak için kullanılan modem cihazlarından daha hızlı bir gelişme içindeler ve bu modemler ne kadar hızlı olurlarsa o derece karmaşık yazılımlara ihtiyaç duyuyorlar. Örneğin yeni nesil 2400 bit/s'lik modemler şimdi özel donanım şifreleyici cihazlar kullanarak bilgiyi, telefon hattı üzerinden giderken okunamaz hale getiriyorlar. Bu bilgiyi eski durumuna getirmenin tek yolu öbür uçta aynı deşifre cihazıyla birlikte benzer bir modem kullanmak oluyor. Tabii bu işlemin iyi bir yazılım olmadan başarılamayacağı açıktır. Bugün, başka bir mikrobilgisayar ile iletişim kurma olayı, örneğin bir bilgi terminali ile yapılandan daha popüler hale geldi. Nedeni de şudur;
bir bilgisayarı yazılım olarak programlayabilirsiniz ancak aynı şeyi donanım şeklinde bir bilgi terminali ile yapmaya kalkışmak yüzlerce poundu gözden çıkarmak demektir. Amstrad PC'nin ilk satışları iş sektörüne değil ucuz ve güvenilir bir terminale ihtiyaç duyanlara yönelik olmuştur -donanım olarak bir VT100 terminalinin fiyatı $1000 civarındadır- fakat 400£'luk bir makinede çalışan 25£'luk bir programla bir terminale aynı zamanda on-line hizmeti sunan ve diğer extralarla birlikte pek çok özelliğe sahip bir bilgisayara sahip olursunuz. İletişim, mikrobilgisayarlar sayesinde evinize kadar gelmiş durumdadır.
BÜLTEN PANOLARI
Mikrobilgisayar kullanıcıları için 1970'lerin ortalarından beri mevcut bir hizmet olan elektronik bülten panoları (bulletin boards) işte veya bir sosyal kulüpte bulabileceğiniz bülten panolarının ideal şeklidir. Veri hırsızları (Hackers) sadece mümkün olan yerlerde kendi cinsleri ile bir araya gelen oldukça yalnız kimselerdir ve bu amaçla bülten panoları fikir ve programlama ipuçları değiş tokuşu için ideal bir yer oluşturuyor. Bir bülten panosuna bağlandığınızda büyük olasılıkla pek çok mesajla karşılaşırsınız -şöyle birkaçına göz attığınızda çoğunun bilgisayarları ile ilgili sorularına cevap aradıklarını görebilirsiniz. Sık sık karşılaşabileceğiniz başka bir mesaj da kendilerinin yeni bir BBS (bulletin board service - bülten panosu hizmeti) başlatmak üzere oldukları ve herhangi bir modem numarasını arayıp karşılıklı bir sohbet yapabileceğinizdir.
Ben, çok kullanılan bilgisayarlardan bazılarına sahibim ve zaman zaman bunların hepsini modeme bağlıyorum. BBS'leri her gün çeviriyorum ve bu yüzden de üç ayda bir 150£'luk faturalar ödemek durumunda kalıyorum! Ancak kazancım 150£'dan çok daha değerlidir. Örneğin artık stoklardan bilgisayarım için bir Winchester sürücünün nasıl yapacağımı gösteren son derece değerli “public” yazılım talimatlarını kaydettim (bu bana 400£ kazandırdı!) ve burada bilgi değişimi çok arkadaşça olabiliyor. Arada sırada bazı veri hırsızlarının birkaç numara aramamız için çağrı yaptıklarına tanık oluyoruz ve bu numaraları çevirdiğimde sık sık karşıma çok iyi servisler çıkıyor. Bu insanlar genellikle yalnızca çok kısa bir süre için bağlanan ve hemen bir daha gözükmemek üzere kaybolan tipler -bu aslında veri hırsızlığı değil- ve hü-
Bilgi aktarımı için kullanılan; telefon, telgraf, telex tarihe mi karışıyor? Daha hızlı bilgisayarlara, daha hızlı iletişim yollarına ve daha hızlı modemlere merhaba. Hükümetin bilgisayar sistemlerine girmenin de veri hırsızlığı olduğuna da inanmıyorum -bu bence vandalizmden (barbarlık) başka bir şey değildir. Gerçek veri hırsızlığı bu tür bilgiyi bilgisayar hastalarından oluşan yakın bir gruba taşımaktır. Zeki olmanız şart değildir ancak bir şey biliyorsanız veya söyleyecek ya da teklif edecek bir şeyiniz varsa hemen gruba alınırsınız. BBS'lerin özel kullanıcı grupları veya hard-disk'in belli kısımlarına herkesin elde edemeyeceği özel girişimler olduğu doğrudur ve buraya sadece Sysop'ın (BBS'nin müdürü) izniyle girebilir. Ben bu gruplardan birine üyeyim ve böyle bir hakkım olmasından dolayı gurur duyuyorum çünkü SUG'ın (Special User Group - özel kullanıcı grubu) diğer üyeleri arasında teknik yardım, bilgisayar dilleri, BBS yazılımı (büyük kısmı kendimiz ve arkadaşlarımız tarafından sağlanıyor) ile ilgili olarak belli bir bilgiye girme şekli vb. konularında herbirimiz özel bilgileri paylaşıyoruz. Kısaca, bir BBS'ye bağlanmak, bütün dünya ile iletişim halinde olan bir arkadaş grubuna katılmak gibi bir şey aynı mektup arkadaşlarının kalem kâğıtla yaptığı gibi.
PROFESYONEL HİZMETLER
İşadamları için sayısız hizmet sunulmakta. Mevcut, ekonomik bilgi servisleri Prestel ve CEEFAX tarafından verilen mükemmel hizmetlerle yarışmak zorunda kalıyorlar ancak bu uzman servislerde bilgiler çok spesifik oluyor. Bilimsel database'lerin çeşitli dosyalarına ve dünyanın değişik yerlerindeki (en azından İngiltere'deki) programlara JANET (the Joint Academic NETwork - birleşik akademik ağı) ile giriş imkanı sağlanıyor. Bunun yanında Berkeley'deki Amerikan bilgisayar sistemlerine de JANET ve British Telecom'un paket değişim sistemi olan PSS veya milletlerarası versiyonu olan IPSS yoluyla bağlanabilirsiniz. Üniversite Bilgisayarı genel olarak güçlü işlem kapasitesine sahip olan makinalar ve eğer bu makinalarda çalıştırabileceğiniz uygulamalarınız varsa bu sistemleri denemeniz yararlı olabilir. Veya belli bir bilgisayar dilleriyle uğraşmak için dünyanın dört bir yanındaki fen ve mühendislik fakültelerine bağlı bilgi servislerine giriş yapabilirsiniz. Politeknik bilgisayarlar seyahat eden kimseler için düşünülmüş portatif fakat muhtemelen daha az ilginç olan bilgisayar sistemleridir. Basit uygulamalar sunmakla birlikte çoğu kez PAD denen bir sistemle uzak bir bilgisayara giriş sağlayarak üniversite bilgisayarlarına kadar çeşitli iletişim olanakları sunuyorlar. Bu PAD'ler aynı zamanda bir bilgisayar sisteminin içine sızmaya çalışan veri hırsızları için geride iz bırakmama açısından iyi bir yol. Bu iş sadece bağlantıyı kurup birkaç komut yazmakla kalmıyor ayrıca işletim sistemlerinin kitaplarını okumak, kütüphanelerde araştırma yapmak ve BBS'deki arkadaşlara benzer bir deneyimleri olup olmadığını sormak vb. araştırmalar gerektiriyor.
GELECEK
Geleceğin yorumunu yapmak çok zor bir şey olduğundan ben burada sadece neyin mümkün olabileceğini ve olamayacağını belirteceğim. En başta, bilgisayarlar çok daha hızlı çalışmak zorunda kalacaklar. Bugüne IBM'lerin empoze edici sürgününden uzak kalan mikrobilgisayarlar bile daha güçlü mikroişlemciler ve daha çabuk doldurulması gereken geniş hafızaya sahipler. Bu durumda 300 baud'luk bir modemle büyük bir database'e girmeye çalışmanın komikliği açıktır. Telefon hattıyla büyük miktarda bilgi göndermek için gereken diğer bir özellik dijital hatlardır. Özel bir dijital bilgi hattı ile kuramsal olarak
360.000 bit/s hız mümkündür (bu 160 yıl önceki 50 bit/s'den oldukça uzakta bir rakam!) ve bu hız, hatları Rx (alış) ve Tx (gönderiş) olarak ayırarak her hat için geçerli olabilir. Büyük mainframe sistemleri günümüzde 8 hatlı paralel iletişim sistemleriyle birbirlerine bağlılar ve buradaki trafik gigabyte'lar ile ölçülüyor. Önümüzdeki birkaç yıl içinde paralel iletişimin geleceği mikro seviyesine inmek olacaktır. Dijital trafik şu anda özel olarak kiralanan hatlar gerektiriyor ancak X25'in eklenmesiyle (şu anda çalışmakta!) paralel gönderim değişik frekanslara uyacak ve böylece aynı anda 600 ve 1200 Hz'lik bir taşıyıcıdan geçen sinyali aynı şekilde Rx ve Tx hatlarından aynı hızda bilgi kaybı olmadan gönderebileceksiniz. Işık transferi bir başka seçenek. Optik elyaf kablolar sayesinde modemler yakında telefon ağına direkt olarak ışık kesikleri gönderiyor olacaklar. Bu tip teknoloji ile sınırlayıcı faktör olarak sadece bilgisayarın kendi hızı kalmaktadır bu nedenle
36.000 baud'ta bir gönderim bile sadece yavaş bir seçenek olacaktır. 1990'larla birlikte disket sürücülerden daha hızlı bilgi transfer hızları hedefleniyor. Tabii bütün bunlar zamanla olacak işlerdir. Optik elyaf kablolar şimdiden dünya çapında geniş biçimde kullanılıyor fakat uzun mesafelerde kullanılmaları için bu alanda bir devrim olması gerekiyor, bu da şimdilik çok pahalı. Ancak kablo üreticisi şirketler optik elyafları geliştirme çalışmalarını sürdürüyorlar ve bu da yeni teknolojinin fiyatlarını yapay olarak yüksek tutacak çıkar çekişmelerini doğuracaktır. Daha hızlı bilgisayarlar, daha hızlı iletişim yolları, daha hızlı modemler, bunların sonu ne zaman gelecek? Sanırım, asla.
İnsanların bilgisayar kullanırken kendilerini onun çalışma tarzına uydurma zorunluluğunun olduğu günler artık çoktan geri kaldı. AMIGA'nın Workbench'i (tezgah) gündelik hayattan analojiler kullanıyor. Ne var bunun arkasında ve bu teknoloji AMIGA'nın yazılımlarının gelişmesi açısından hangi olanakları sunuyor?
Ekranda bir el görünüyor. Workbench disketinizi disket sürücüye yerleştiriyorsunuz. Kırmızı kontrol ışığı yanıyor. Sürücünün motoru çalışıyor ve kısa süren vırıltıların ardından ekranda mavi bir resim görünüyor. İşte karşınızda. Bilgisayarda yararlanılabilen en iyi kullanıcı yüzeylerinden biri: Workbench (tezgah). Kullanıcı için bir yüzey? Peki, bu ne aslında? Bu dizinin ilk iki bölümünde, bilgisayarın bir görevi yerine getirebilmek için bir programı gereksindiğini anlatmıştık. Programlar disketler üzerinde bulunur. Bunların yüklenmesi ve işletilmesi gerekir. Bu görevi yerine getiren ise bilgisayarın işletim sistemidir. Kullanıcı, işletim sistemine bu yönde bir komut verir. Komutun verilmesi ise kullanıcı yüzeyi aracılığıyla gerçekleşir. Bu kavramı daha ileride yakından inceleyeceğiz. AMIGA, farklı iki kullanıcı yüzeyine sahip. Bunların ilki, Workbench. Teleteknik A.Ş. tarafından Türkçe olarak bastırılan AMIGA Kullanma Kılavuzu'nda bu kavramın Türkçe karşılığı olarak verilmiş olduğundan, yazımızın bundan sonraki kısmında biz de “tezgah” kavramını kullanacağız. Zaten İngilizce sözlüklerde de Workbench'in karşılığı tezgah olarak veriliyor. Sözcüğün diğer bir karşılığı da “çalışma masası” olabilirdi. AMIGA'nın çalışma masasını biraz daha yakından inceleyelim. Bu bölümde anlatacaklarımızı daha ko-
BİLGİSAYARI TANIYIN
Aşağı açılır menü (pull down)
Fare göstergesi kolay kavrayabilmeniz için, açıklanan her adımı bir yandan hemen pratikte uygulamanız çok yararlı olacaktır. Bu amaç için, ortak bir çıkış zeminine gerek var. En iyisi orijinal tezgah disketinizin bir kopyasını kullanmanız. Bu kopyalama işlemini nasıl yapacağınız, Resim 2'de anlatılıyor. Kopyaladığınız tezgah disketini bilgisayarınızın disket sürücüsüne yerleştirin. Bir reset işlemi yapın (Resim 2, 2. Adım). Birkaç saniye sonra tezgahın mavi fonu karşınıza gelecektir. Şimdi çalışma masasının üzerinde bir disket var. Disketin adı “copy of Workbench 1.2”. Disket, veriler ve programlar içeriyor. Diskette neler olduğunu görmek ya da bir programı çalıştırmak isterseniz, önce disketi açmak zorundasınız. Tezgahtaki objeleri etkilemek için en yaygın kullanılan yardımcı, farenin ekrandaki göstergesi olan kursordur. Kursoru fare yardımıyla hareket ettirip, disket sembolünün üzerine getirin ve sol fare tuşuna ardarda iki kez basın. Tezgahta bir çerçeve oluşacaktır. Çerçevenin içinde, yine semboller halinde, disketin içeriğini görebilirsiniz. Tek bir disketin içinde 100 programdan fazlasının bulunuyor olması pek seyrek karşılaşılan bir durum de-
Program piktogramı (tool icon)
Taşıma çubuğu (drag bar) Obje piktogramı (objekt icon)
Kaydırma oku (scroll arrow)
Resim 1.
Arka zemin sembolü (back gadget) (drawer)
Pencere (Window)
Ön zemin sembolü (front gadget)
Kaydırma oku
Tarama çubuğu (scroll bar)
Disket
piktogramları (icons)
Saat programının çıkış penceresi
Ekran (screen): Arka zemin sembolü (back gadget)
OR MUSUNUZ? (3)
Menü satırı (menu bar) Taşıma çubuğu (drag bar)
Ön zemin sembolü (front gadget)
Pencere başlığı (window title)
Tezgah programının çıkış penceresi
Hesap makinesi programının çıkış penceresi
Kapama sembolü (close gadget)
Boyut değiştirme sembolü (sizing gadget)
değildir. Bu programların herbiri çerçevenin içinde ayrı bir sembolle temsil edilseydi, disketin içeriğine toplu bir bakış olanağı kaybolabilirdi. Bu nedenle disket ve buna bağlı olarak açılan çerçevenin içinde çekmeceler bulunmaktadır. Aynen bir elbise dolabında aynı tür elbiselerin konduğu çekmeceler gibi, bir disket çekmecesine de benzer görevleri yapan programların birkaçı birden konur. Tezgahın kendine özgü çekmeceleri vardır. Bunlardan biri System'dir. İlk açılması gereken çekmece de budur. Açılışı aynen disketlerde olduğu gibidir: Kursoru çekmece sembolünün üzerine getirip, sol tuşa ardarda iki kez basın. System çekmecesinin içeriğini gösteren yeni bir çerçeve açılacaktır. Bu çekmecenin içinde yer alan programlardan biri Clock'tur (saat). Onu açmaya çalışın. ; Programlar, disketler ya da çekmeceler gibi açılmaz. Kursor bir program sembolünün üzerindeyse, farenin sol tuşuna iki kez basıldığında program çalışmaya başlar. Bu işleme, tuşun çıkardığı sesten hareketle “klikleme” dedik. Bir fare klik'i, sol tuşa bir kez basılmasıdır. Birbirini takip eden iki basış ise çift klik olarak adlandırılır. Tezgahın grafik sembolleri, ikon ya da piktogram adı verilir. Bir disket ya da çekmecesinin açılmasıyla ekrana gelen çerçeveye ise pencere diyoruz. Programlar da kendi çıkışları için böyle pencereler kullanırlar. Ekranda görünen saat, Clock programının çıkışıdır. Pencerenin üst kenarında bulunan kalın şerit bir isim içerir. Bu, programlarda programın, diğer durumlarda ise disketin ya da çekmecenin ismidir. AMIGA Multitasking özelliğine sahip bir bilgisayardır. Bu sayede birden fazla programın aynı anda çalışması olanağı vardır. Eğer Utilities (kolaylıklar) çekmecesini açar ve Calculator (hesap makinesi) programını
1. Adım:
AMIGA'yla birlikte almış olduğunuz Tezgah disketini AMIGA'nın iç disket sürücüsüne koyun.
2. Adım:
Ardından (Ctrl) tuşuna ve boşluk çubuğunun her iki yanındaki AMIGA tuşlarına birlikte basın ((Ctrl AMIGA AMIGA)) AMIGA reset edecek ve Tezgah'ı yükleyecektir.
3. Adım:
İç ya da varsa dıştan bağlı disket sürücüsüne bir boş disket koyun. Kursorla, altında Tezgah yazan disket sembolünün üzerine gidin ve farenin sol tuşuna basarak bırakmayın. Disket sembolü kursora yapışacaktır. E
4. Adım:
Tezgah disketinin sembolünü farenin yardımıyla yeni disketi koyduğunuzda oluşan sembolün üzerine kaydırın. Farenin sol tuşunu serbest bırakın. İşletim sistemi, Tezgah'ın içeriğini yeni boş diskete kopyalamaya başlayacaktır. Eğer yalnızca tek sürücüyle çalışıyorsanız, birkaç kez disketleri çıkarıp takmak zorunda kalacaksınız demektir.
Resim 2. Bu yolla Tezgah disketinizin bir kopyasını oluşturabilirsiniz.
çalıştırırsanız, tezgahınız hemen hemen Resim 1'deki gibi görünecektir. Ekranda ne kadar çok pencere açılmışsa, “çalışma masamız” o kadar dağınık bir görünüm alacaktır.
MİNİ EKRANLAR
Ekrandaki öğelerin daha iyi yerleştirilmesi, düzeni sağlayabilir. Pencerelerden birini seçin ve kursoru üst kenar çizgisinin yaklaşık ortasına getirin. Sol tuşa bastığınızda (bırakmadan) pencere büyüklüğünde kırmızı bir dörtgen oluşacaktır. Bu durumda fareyi hareket ettirdiğiniz zaman, pencere de aynı şekilde hareketlenecektir. Tuşu bıraktığınızda kırmızı dörtgen yok olacak ve onun yerinde pencere yeniden görünecektir. Bu görevdeki katkısı nedeniyle pencerenin üst kenarına “kaydırma şeridi” de denebilir. Pencerelerin boyutlarını küçültmek de aynı şekilde çalışma masamızda bir düzen sağlayabilir. Pencerelerin çoğu, sağ alt köşelerinde sola eğilmiş sekiz rakamına benzeyen bir sembol içerirler. Bu sekizin bulunduğu küçük dörtgen, bir anahtardır. Tezgahın anahtarları kliklemeyle çalıştırılır. Kaydırma şeridi de bir anahtardır. Burada yapılacak bir klikleme işlemi, AMIGA'yı kaydırma moduna geçirir. Bu mod, tuşun serbest bırakılmasıyla sona erer. Eğik sekiz sembolü ise boyut değiştirme modunu çalıştırır. Kliklemeden sonra fareyi kaydırırsanız, sağ alta doğru bir hareket pencereyi büyütmeyi sağlar. Ters yönde kaydırma ise pencereyi küçültür. Kaydırma modu gibi boyut değiştirme modu da tuşun bırakılmasıyla sona erer. Clock penceresinde bu işi yapmayı bir kez deneyin. Clock programı, penceresinin boyutlarının değiştiğini fark edecektir.
Buna tepki olarak resmi silecek ve saati yeni boyutlara uygun olarak yeniden şekillendirecektir. Programların tümü bu şekilde çalışmaz. Bazılarında küçültme sırasında kaybolan kısımlar, yeni bir büyütme sırasında yeniden görüntüye gelmez. Yazılımla ona ait pencere arasındaki etkileşimden, bu çerçevenin bir programın mini ekranı olduğunu belirleyebilirsiniz. AMIGA'da birden fazla program aynı anda çalışabilir. Bunların tümü kendisi için bir çıkış ekranına gerek duyar. Çıkış ekranlarının boyutlarının gerekli miktarda küçültülmesi, buna olanak verir. Clock, çıkışını pencerenin boyutlarına uydurur. Çekmece pencerelerinde ise bu olay gerçekleşmez. Semboller aynı boyda kalır. Böylece artık hepsi birden pencereye sığmayabilirler. Bu durumda çerçevenin sağ ve alt kenarlarında bir değişiklik meydana gelir. Artık bu kenarlar tümüyle beyaz değildir, yeni görüntüde kenarların içinde parlak çubuklar görünmektedir. Bunların da aslında önemli bir işlevi vardır. Kursoru bunlardan birinin üzerine getirin. Sol tuşa basın ve fareyi hareket ettirin. Bu çubuk da hareket edecektir. Tuştan parmağınızı çektiğinizde, çubuk son konumunda sabit kalır. Pencerenin içeriği de kaydırma sırasında ters yönde hareket eder. Aynı işlemi diğer kenarda da uygulayabilirsiniz. Bu çubuklara kaydırma çubuğu ya da kaydırma kenarı adı verilebilir. Eğer pencere, iç kılavuzundaki gibi “öne gönderme marifeti” denebilir. Biraz önce, programların kendi pencerelerinin sembollerine tepki göstermek zorunda olmadıklarını söylemiştik. Clock ise bunu yapar. Bundan sonraki denemelerinizde sağda solda bulunan pencerelerin aklınızı karıştırmamaları için, ekranda yalnızca tezgah penceresi kalana kadar hepsini kapatın. Farenin sol tuşu yardımıyla AMIGA'ya komut verebilirsiniz. Şimdiye kadar öğrendiğimiz iki komut biçimi, klik ve çift klik idi. Tezgahın işlevleri ise bu kadar kısıtlı değildir. Fakat bunları sağlamak için üçlü, dörtlü ya da beşli klikler ayarlamak pek pratik olmazdı. Şimdi farenin sağ tuşuna basın ve basılı tutun. Başlık şeridindeki metnin yerine üç kavram gelecektir. Kursoru bunlardan birinin riğinden daha küçük boyutlardaysa, bu çubukları kullanmak gerekir. Bazen pencere çerçevesinde kaydırma okları da yer alır. Bu durum özellikle çekmece pencerelerinde geçerlidir. Bunların işlevi de aynıdır. Bir kez klikleme, pencere içeriğini çoğu zaman belirli bir yönde bir adım kaydırır. Tuş daha uzun süre basılı tutulursa, işlev süreklilik kazanır. Pencerenin içeriği adım adım belirli bir yönde kayar. Artık tezgahımızla başka şeyler de yapmak istiyoruz. Bu nedenle Clock programının çalışmasını sona erdirin. Bunu yapmak için sol üst köşedeki anahtarın kliklenmesi yeterli. Bu anahtara “kapama sembolü” (İngilizcesi: close gadget) ya da kullanma üzerine getirdiğinizde, içinde daha başka kavramlar bulunan bir beyaz dörtgen Bu kavramlar aslında komutlardır. Komutlar, belirli bir şeyle belirli bir şey yaparlar. Tezgah kavramının altındaki komut listesi, iki menü olarak da adlandırılır, Open (aç) komutunu içerir. Bu komutu kullanmak istiyorsak, daha önce neyin açılması gerektiğini belirlemiş olmamız gerekir. Kursor ile kolaylıklar çekmecesinin üzerine gidin ve bir kez klikleyin. Çekmece siyah renk alır ve seçilmiş olur. Bu defa sağ tuşa basarak tezgah kavramının üzerine gidin. Menü açıldığından open komutunun üzerine inin. Farenin sağ tuşunu bıraktığınızda, kolaylıklar çekmecesinin içeriğini gösteren bir pencere oluşacaktır. Daha önce çift klik ile yapmış olduğunuz işlem, böylece “aç” komutu ile de gerçekleşebilmektedir.
Resim 3. AMIGA'daki programlar, pencereleri için farklı renklerde ekranlar kullanırlar.
Resim 4. Superbase'in sembol satırı veri cümlelerinin ileri geri alınmasını sağlar.
MENÜ KOMUTLARI
Farenin sağ tuşuna basıldığında tezgahın başlık satırı yerini menü satırına bırakır. Bu satırın menü olarak adlandırılmasının nedeni, bunun içinden, bir lokantada yemek listesinden yemek seçer gibi, komut seçilebilmesidir. Bu nedenle farenin sağ tuşu, menü tuşu olarak da adlandırılabilir. Menü satırı kavramı, içinde çoğu zaman birden fazla komut bulunan bir menüyü kapsar. Menü işlevlerinin tümü her an kullanılamaz. Eğer bir sembol seçilmemişse, doğal olarak hiçbir şey açılamaz. İşletim sistemi, komutları titrek yazılarla görüntüleyerek sizi bu konuda uyarır. Bu titrek yazılar, hayalet yazı olarak adlandırılır. Bir menü noktasının seçilmesi için neler yapılması gerektiğini bir kez daha sıralayalım: 1) Farenin menü tuşuna (sağ) basın. 2) Tuşu basılı tutarak başlık satırındaki kavramlardan birine gidin. Menü aşağı doğru açılır. 3) Kursoru istenen komutun üzerine konumlandırın. Seçilen komutun fonu koyu renk olacaktır. 4) Menü tuşunu bırakın. Komut yerine getirilir. Eğer yanlışlıkla menüye girmiş durumdaysanız ve herhangi bir komutu seçmek istemiyorsanız, kursoru menünün dışına götürün ve tuşu orada bırakın. Bir başka deneme için Kolaylıklar ve Empty (boş) çekmecelerini açın. AMIGA'nızla çalışmaktayken, bir programın görevi nedeniyle belirli bir çekmeceye ait olmaması gerektiğini düşünebilir ve bu programı başka bir çekmeceye almak isteyebilirsiniz. Bu işlem de çok kolay. Kursoru hesap makinesi programının üzerine getirin, bir klikten sonra farenin sol tuşunu basılı tutun. Sembol, kursora yapışık kalacaktır. Hesap makinesi programının üzerine getirin, bir klikten sonra farenin sol tuşunu basılı tutun. Sembol, kursora yapışık kalacaktır.
Hesap makinesi programını yakalamış durumdasınız. Şimdi onu boş çekmecesine kaydırabilirsiniz. Tuşu bıraktığınızda AMIGA hesap makinesini o çekmeceye yerleştirecektir. Farenin sol tuşunun bir adı da seçme tuşudur. Bu tuş yardımıyla çalışma masanızın üzerindeki nesneleri seçebilirsiniz. Bazen bir disketteki programları kullanmaya gerek kalmayabilir. Bunları pratikte yok edebilmelisiniz. Bu da mümkün. Hesap makinesi programını tutun ve çöp tenekesi sembolünün üzerine getirin. Hesap makinesini bıraktığınızda, çöp tenekesinin içinde kaybolacaktır. Ama gerçek çöp tenekelerinde de olduğu gibi, içindekileri boşaltmadığınız sürece atılmış olanları tenekeden geri alabilirsiniz. Çöp tenekesi sembolünü çift klik yaptığınızda, çekmeceler gibi onun da içeriğini gösteren bir pencere açılacaktır. Tenekenin içinden istediğiniz programı biraz evvel anlatılan yöntemle geri almanız mümkün. Disk menüsündeki Discard (sil) komutunu kullandığınız takdirde ise, bu olanaktan yararlanamazsınız. Çöp tenekesi boşalır ve programınız gerçekten çöplüğe gitmiş olur. Aslında menüler ekranın üst kenarında değil de, pencerelerin üst kenarlarında (başlık satırlarında) olmalıydı. Her pencerenin kendine özgü bir menü satırı vardır. Ama bu pencereler tüm menü işlevlerini başlık satırına sığdırabilme açısından genellikle çok küçük olduklarından, AMIGA sistemini yaratan uzmanlar, menü satırını ana ekranın üst kenarına yerleştirmiş bulunuyorlar. Menü tuşuna basıldığında burada görülen menü, seçilmiş ya da aktif pencerenin menüsüdür. Peki, bir pencere nasıl aktif hale getirilir? Diğer sembollerde de olduğu gibi: Klikleyerek. Bir pencerenin aktif olup olmadığı, başlık satırındaki yazılardan anlaşılır. Aktif penceredeki yazı hayalet yazı halinde değildir. Bu durumu saat programında deneyin. Aktif hale getirdikten sonra menülere baktığınızda, bir sürü yeni komutla karşılaşırsınız. Bunlar saat programının etkilenmesinde yararlanabileceğiniz komutlardır. Hatta bunların yardımıyla saati analog görüntüden dijital görüntüye dönüştürmek bile mümkündür. İsterseniz bunu yapmayı bir deneyin. Daha önce de bahsettiğimiz gibi, AMIGA bir Multitasking bilgisayardır. Bunun nasıl işlediğini de daha önce gördük. Aynı anda birden fazla program çalışabiliyor. Fakat bu durumda ortaya bir sorun çıkıyor. Tezgah, kural olarak yalnızca dört renge sahip. Çalışma masasındaki zeminin üzerindeki objeler yalnızca zeminin sahip olduğu renklerle görüntülenebiliyorlar. Deluxe Paint gibi çizim programları ise çoğunlukla dörtten fazla renk kullanıyorlar. Bu nedenle bu programın penceresi, tezgahta yer alamıyor. Sistem üreticileri, her programın kendine özgü bir zemin kullanmasını öngörmüşler. Kursoru bu defa tezgahın başlık satırına getirin ve onu bir pencere gibi aşağı kaydırmaya çalışın. Bu, gerçekleşecektir. Fakat tezgahın arkasında hiçbir şey yoktur. Resim 3, orada bir çizim programı bulunması halinde görüntünün nasıl olacağını gösteriyor. Bu zeminler çoğu zaman tüm ekranı kapladığından, Amerikalılar bunlara Screen adını veriyorlar. Bu kavramı Türkçe'de ekran olarak karşılayabiliriz. Her programda bunlardan bir ya da daha fazla sayıda bulunabilir. Bu ekranlar yatay olarak kaydırılabilir ya da başlık satırının sağ üst köşesindeki ön-/arka zemin anahtarıyla öne ya da arkaya alınabilir. Ayrıca bu ekranlar farklı renklere ya da çözünürlüklere sahip olabilirler. Tam olarak ifade edildiğinde, bu ekranlar, Multitasking olarak çalışan programların pencereleri değil asıl ekran yüzeyleridir. Bir program bir pencere yardımıyla ekran alanının bir bölümünü kendi çıkışı için ayırır. Resim 3'ten alınacak küçük bir detay, daha dikkat çekici olabilir. Tezgah ekranında bir çizim programı olan Pixmate'in sembolü görünmektedir. Hemen onun yanında bir dağ manzarası görünümünde bir başka ikon bulunmaktadır. Bu, aslan resminin sembolüdür. Bu tür resim sembollerinin kliklenmesi normal olarak hiç bir anlam ifade etmez. Çünkü bunlar ne program ne de çekmecedir. Buna rağmen bu ikonu kliklediğinizde bir şeyler olur. Tezgah, resmin hangi programla üretilmiş olduğunu tanır, bu programı çalıştırır ve kliklenmiş resmi yüklemesini sağlar. Resim, ses ve metin dosyalarının sembolleri obje piktogramları olarak adlandırılır. Programların sembolleri ise Tool (İng.: Alet) piktogramları adını alır. Buraya kadar anlattıklarımızı bir kez daha toparlayalım: Pencereler, programların çıkış alanlarıdır. Zemin olarak bir ekrana gereksinimleri vardır. Penceredeki anahtar ve menü yardımıyla programı yönetebiliriz. Peki, çekmece pencerelerinin ardında hangi program vardır?
Resim 5. Bu iletişim penceresiyle klikleme yoluyla seçim kriterleri oluşturulabilir. 63
Resim 6. Deluxe Paint, çalışma modlarının ayarlanması için dik bir sembol satırı kullanır.
Tezgah. Bu, ilk anda pek kolay anlaşılabilir gibi görünmüyor belki. Tezgah adını taşıyan sistem disketinde, Tezgah adında bir program da vardır. AMIGA açıldığında bu program otomatik olarak işlemeye başlar. Ekranda Tezgah adını taşıyan bir çalışma yüzeyi görünür. Tezgah programı, kullanıcı ile işletim sistemi arasında bir bağlantı, ya da daha iyi bir deyişle bir çevirmendir. AMIGA'nın sistemi farelere, menülere ve çöp tenekelerine aslında yabancıdır. Belki dosyaları bir çekmeceden diğerine aktarabilir ya da programları işletebilir, ama bunları yapmak için gerekli komutları bizim pek kolay beceremeyeceğimiz bir biçimde ister. Bir sembolün üzerine yapılan bir klikleme işlemi, çok daha kolay bir yoldur. Tezgah programı bu klik'i alır ve karşılık gelen komutu işletim sistemine, onun istediği biçim içinde iletir. Dolayısıyla işletim sisteminin derinliklerine dalmanız gerekmez, tezgahın kullanıcı yüzeyinde kalmanız yeterlidir. Tezgah örneğinde, bir programın birden fazla çıkış penceresine sahip olabileceğini gördünüz. Bu durumda tezgah, her disketin ya da çekmecenin içeriği için bir pencereyi çıkış alanı olarak kullanır. Aynı şekilde açıkça görülebilen bir husus, birden fazla programın ekranı kendi çıkışları için paylaşabildikleridir. Bu nedenle pencere ve ekran kavramlarının tek anlamlı bir biçimde tanımlanabilmeleri oldukça zordur. Teknolojik olarak böyle bir tanımlama aslında mümkün, fakat bunun nasıl olacağının anlatılması bu yazının boyutlarını aşabilir. Tezgah programı komutları işletim sisteminin bir kısmına aktarır. Kullanıcı yüzeyini içindeki pencereler ve sembollerle oluşturabilmek için ise sistemin diğer kısmından yararlanır. İşte bu intuition'dır. Tezgahın yukarıda anlatılan, pencere oluşturmak, kaydırmak, anahtara tepki göstermek ya da farenin hareketini izleyebilmek gibi yetenekleri, gerçekte intuition'ın işlevleridir. Tezgah programı yalnızca süreçleri koordine eder. İntuition'ın bu yeteneklerine yalnızca tezgah değil, diğer bir çok program gerek duyduğundan, bu sistem kütüphanesinin önemli öğelerini kullanım programlarında göstermek istiyoruz. Ekranları ve pencereleri kapsamlı bir biçimde anlatmaya çalıştık. Pencerelerdeki semboller Amerikalılar tarafından Gadget olarak adlandırılıyor. Bu kavramı Türkçeye çevirmek oldukça zor. Belki “şey” ya da
Resim 7. Photon Paint'te renklerin belirlenmesine yarayan semboller.
Resim 8. Dosya pencereleri dosyalarının seçilmesini çok kolaylaştırır.
“Zımbırtı” olarak karşılanabilir. Yani her şeyi anlatabilen bir sözcük. Biz iyisi mi sembol sözcüğünü kullanalım. Veri tabanı programı Superbase, diğerlerinin yanı sıra tek tek veri cümlelerini taramayı sağlayan bir semboller satırı kullanıyor (Resim 4). Bir başka iletişim penceresi yardımıyla bir dosya içinde yapılacak arama için seçim kriterleri kliklenebiliyor (Resim 5). Intuition, farklı sembol tiplerini tanır. Örneğin biraz önce anlattıklarımız, Boole Gadgetleri'dir. Bunlar, açma-kapama düğmeleri gibi açılıp kapanırlar (Resim 4'teki eşittir işareti) ya da dokunma düğmesi gibi kliklenirler ve işlevi yerine getirirler. Semboller, bir pencere çerçevesinin içinde, bir pencerenin çıkış alanının ortasında ya da bir iletişim penceresinin (Requester) içinde olabilirler. Requester kavramı, bazen iletişim penceresi, bazen de dağıtım tablosu olarak karşılanabilir. İletişim penceresi olarak bir Requester, örneğin sistem bir diskete gerek duyduğunda Tezgah'ın sol üst köşesinde açılır. Bu Requester'le mutlaka karşılaşmışsınızdır: Please insert Volume XYZ in any drive. Cancel (vazgeç) sembolünün kliklenmesiyle başlatılmış olan işlev kesilir. Retry (tekrar) sembolüyle ise AMIGA yeniden istenen diskete erişmeyi dener. Ekranda bir iletişim penceresi bulunduğu müddetçe, kural olarak bilgisayarın diğer işlevleri engellenir. Öncelikle kullanıcının seçenekler arasında karar vermesi gerekir. Dağıtım tablosu olarak kullanıma örnek olarak çizim programlarının seçenek sütunları verilebilir. Resim 6'da Deluxe Paint'in seçenekler sütunu görülüyor. Sanatçı bu sütundaki renklerden birini klikleme yoluyla seçebilir. Renklerin üzerinde ise çizgiler, dörtgenler, daireler gibi farklı çalışma modlarını gösteren ve ekranın silinmesi gibi işlevleri yerine getiren semboller yer alır. Renk değerlerini değiştirmek için kullanılan tablolarda özel türde sembollerle karşılaşırız. Bunlar orantılı sembollerdir. Bunların bir türünü kaydırma çubuğu olarak daha önce de tanımıştık. Renk iletişim pencerelerinde bu biçimi çoğunlukla parlaklık ayarlayıcısı olarak görürüz. Orantılı semboller üç boyutlu olarak da ayarlanabilir (Resim 7).
İLETİŞİM PENCERESİ
Dosya iletişim pencereleri ise tek anlamlı olarak tanımlanmaya uygun değildir (Resim 8). Bunların görevi yükleme ya da saklama işlemi için bir dosyanın seçilmesidir. Bağlı olan bellek birimlerinin seçilmesi için gerekli gereç sembollerini içerirler. DF0: adı, dahili sürücüyü tanımlar. Bu sembol kliklendiğinde, bu sürücüde bulunan disketin tezgah tarafından açılmasıyla aynı süreç gerçekleşir. Liste penceresi, disketin içeriğini verir. Bir çekmecenin adını içeren satırlar, “dir” ile başlar. Eğer liste penceresinde böyle bir satırı kliklerseniz, bu çekmecenin içeriği gösterilir. Bunun için de bir çekmece ve onun da içinde bir başka çekmece yer alabilir. Parent sembolünün kliklenmesiyle yeniden bir önceki çekmeceye geri dönebilirsiniz. Örneklerden, intuition gibi sistem rutinleri ve fare yardımıyla bir bilgisayarın ne kadar rahat kullanılabildiği açıkça görülebiliyor. Programcılar, işletim sisteminin bu kısmına henüz tam anlamıyla güvenemiyorlar. Yeni ürünlerde yazılım firmalarının bu olanaklardan giderek daha çok yararlanmaya başladıklarını görebiliyoruz. Bu olanakların sağlayabileceği gelişmeler insanı şimdiden heyecanlandırıyor.