dedektif mi?
uzmanı olan 32 yaşındaki Franz K.'nın başından da böyle bir olay geçti. Bay K. bir rastlantı sonucu sokakta yürürken, İsviçre bankalarının “mavi kart” (Carte Bleu) olarak adlandırılan bir kredi kartını buldu. Kartın asıl sahibinin gizli kodunu bilmediği sürece bu kart onun için hiçbir değer taşımıyordu. Kartın üzerindeki isme telefon ederek kendisini banka memuru olarak tanıttı. Kartı kaybeden talihsiz adama, en kısa zamanda yeni bir kart verileceğini bildirdi. Bu arada, kartın gizli kod numarasını sormayı da ihmal etmedi tabii. Böylece Franz K. gerekli gizli kodu ele geçirmiş oluyordu. Artık haftada bir kez banka otomatında 500 Frank çekebiliyordu. Ama bu yöntem ona sıkıcı gelmeye başladığından, Franz K., kartın üzerindeki manyetik şeridi manipüle etmeye başladı. Böylece artık her gün 500 Frank çekebiliyordu. Polisin onun çevirdiği dolabı sezebilmesi tamamen Franz K.'nın tembelliğinden kaynaklanıyordu. Çünkü Franz K., para çekmek için hep aynı şubeye gidiyor ve bunu her gün yapıyordu. Kart sahibinin limiti haftada 500 Frank iken, Bay K.'nın her gün gelmesi bir banka memurunun dikkatini çekti ve Bay K. yakayı ele verdi. Cinayet gibi çok ağır suçlarda, faillerin bulunabilmesi için çok sayıda personelin seferber edilmesi gerekiyor. Bavyera'da 1986 yılı içinde işlenen suçların %57,4'ünde failler belirlenebildi. Aynı yıl için Federal Almanya ortalaması ise %45 dolayında. Dolayısıyla Bavyera, suçların yarısından çoğunun faillerini belirlemiş bir eyalet olarak, Almanya ortalamasının üzerine çıkıyor. Kırsal kesimde, büyük şehirde egemen olan anonimlik pek varolmadığı için, polisin zaten az sayıdaki ağır suç failini ortaya çıkarması göreli olarak daha kolay oluyor. Çünkü köyde herkes birbirini tanıyor ve herhangi bir yabancı, tıpkı birdenbire Jaguar kullanmaya başlayan bir komşu kadar dikkat çekiyor.
işlemede önemli öğelerden biri de video sistemi
DEDEKTİF BİLGİSAYAR İZLERİ GÜVENCEYE ALIYOR
Çek dolandırıcılığı, olağanüstü bir el becerisi ve hayli cesaret gerektirdiğinden, dijital banka hırsızlığından çok daha zor. Çünkü eğer bir kimse dolandırıcılığı zamanında fark edecek olursa, yakalanmak işten bile değil. Bavyera Eyaleti Ağır Suç Dairesi çek dolandırıcılarının, evrak sahtekarlarının ve soyguncuların izlerini daha kolay sürebilmek için dijital resim çözümlemelerinden yararlanıyor. Dr. Bernd Kopainsky ağır suçlarla ilgili şubede “belgeler ve kâğıtlar” alanında çalışıyor ve delil olarak önem taşıyan resimlerin niteliklerini düzeltmek amacıyla 1984 yılından bu yana bilgisayardan yararlanıyor. Örneğin net olmayan bir resmin fotoğraf laboratuvarında netleştirilmesi oldukça zor bir işlem. Bir defasında otomatik kameradaki bir hata banka soygunu sırasında çekilen resimlerin net olmamasına yol açmıştı. Normal olarak bu fotoğraflar suçluların belirlenebilmesinde yardımcı olamıyordu. Ama ağır suç teknikeri, failleri gösteren bu bozuk fotoğrafları yüksek çözünürlük kamerası bulunan bir video sistemine yerleştirdi. Video, kameranın çözünürlüğünü işleyen (625 ya da yüksek çözünürlükte 1258 satır ve satır başına yaklaşık 885 nokta) bir bilgisayara bağlanmıştı. Uzman, enterferans ve renkli filtrelerle optik yoldan daha iyi bir resim elde etmeye çalıştı. Daha sonra bu fotoğraf sayısallaştırıldı ve bilgisayarla yeniden işlenebilir hale geldi. Örneğin, çe kontrastı artırıldı ve kenar çizgilerinin üstünden yeniden geçildi. Bilgisayarda her resim noktası 6 bit büyüklüğünde bir değer alabiliyor, bu da pixel başına grinin 64 farklı tonu anlamına geliyor.
Yalnızca filtreleri kullanarak birçok tahrifatı meydana çıkarmak mümkün. Bu resimde bir pasaportun geçerlilik
tarihinin pasaport sahibi tarafından tek bir çizgiyle 1985'ten 1988'e dönüştürülmüş olduğu açıkça görülebiliyor.
Bir Fransız'a ait bu kimlik kartındaki “kazıma”nın kanıtlanabilmesi çok zordur. Boy hanesinde “1m80” olarak yazılan kayıt, “1m60”a dönüştürülmüş.
artırılması ve kenar çizgilerinin belirlenmesi işlemlerinden sonra, tarif edilen bölge açıkça ortaya çıkıyor.
İki damga izinin üst üste bindirilmesi yoluyla yapılan karşılaştırmada gri yüzeyler, dam-
gaların aynı oldukları yerleri; siyah ve beyaz yüzler ise farklı oldukları yerleri gösteriyor.
Alt satırdaki "verschiedenen” kelimesindeki örtüşme ve var olan az bir sapmadan ötürü “Vergleich” kelimesindeki derinlik efekti
ETKİSİ BÜYÜK KENDİSİ BASİT BİR SİSTEM
Sonuç olarak diyebiliriz ki, eskiden kıyaslama mikroskoplarına ve video sistemlerine gerek duyulduğu durumlarda, bugün basit bir bilgisayar sistemi yeterli olabilmekte. Böylece kanıt oluşturan fotoğraflar fototeknik yönteme kıyasla çok daha iyi bir biçimde değerlendirilebiliyor. Son yıllarda soruşturma memurları yüzlerce dolandırıcının ve sahtekarın suçlarını sayısal resim işleme yöntemi sayesinde kanıtladılar. Bu sırada farklı yöntemler kullanıldı: 1. Banka soyguncusu bir Fransız, çalıntı bir kimlik kartıyla ülkesini terk etmek istiyordu. Ne var ki, kimlik kartında “1m.80” olarak kaydedilen boy uzunluğu kendisininkine uymuyordu. O da “8” rakamında tıraş bıçağıyla biraz silinti olarak bunu “6”ya dönüştürdü. Polis terminolojisinde “kazıma” olarak adlandırılan bu yöntemin uygulandığı kısmın (basılı kağıdın uçuk sarı zemini üzerinde hafif bir ağartı) eğitilmemiş bir göz tarafından fark edilmesi, eğik bir ışık altında bile son derece zordur. Şüphe üzerine, bu kartın görüntüsü bilgisayara verildi, az olan kontrast artırıldı, kazıma yapılan kısmın kenar çizgileri program aracılığıyla işlendi. Bu işlemler sonucunda üzerinde oynanmış olan tüm bölge apaçık ortaya çıktı. Bu aşamada acemi bir kişi bile, sahtekarın hangi noktaya el atıp değişiklik yaptığını kolayca anlayabiliyor artık.
2. Münih'li zengin bir işadamı öldüğünde, vasiyetnamesi önemli bir rol oynamıştı. Çünkü bütün umutlarına rağmen varisleri mirastan hiçbir şey alamıyorlardı. Onların yerine tüm servet sevgilisine kalıyordu. İşadamının varisleri bu işin içinde bir iş olduğundan şüphelendiler ve savcılığa başvurdular. Eyalet Ceza Dairesi'nin uzmanlarının yaptığı incelemede vasiyetnamenin sahte olduğu ortaya çıktı. Polisi bu sonuca ulaştıran sahte bir damga iziydi. İzin sahte olup olmadığının kesinlikle belirlenebilmesi için şüpheli iz ve gerçek iz sayısallaştırıldı ve bellekte üst üste bindirilmeye çalışıldı. Resimlerden biri ters, yani beyaz; diğeri ise siyahtı. Her iki resim üst üste konduğunda birbirine tam uyan yerler gri, uymayan yerler ise siyah ya da beyaz görüntü verdi. Böylece sapma noktalarını da gösteren adeta üç boyutlu bir efekt meydana geldi. 3. Nürnberg'teki bir gece kulübüne yapılan baskında polis, bir uyuşturucu madde kaçakçısını yakaladı. Evinde yapılan aramada telefonun yanında bir not defteri ele geçirildi.
Elektrostatik yöntemle işlenmiş folyoda eşitsiz ışıklandırma nedeniyle sağ tarafta “deut” kelimesinin üzerinde toner yoğunlaşması olmuş.
“EKRAN SUÇLULARI”NA KARŞI SAVAŞANLARDAN BİRİ: W.J. Paul
Bavyera eyaleti Kriminal Polisi'nden Emniyet Amiri Werner J. Paul, 41. Şube'nin yöneticisi olarak görev yapıyor. Bu şube, suçların kovuşturulmasında elektronik veri işlem desteği sağlıyor. Paul, 25 yıldır bilgisayar suçları ve bunların takibiyle ilgileniyor. Tabii bu deneyimi sayesinde, “ekran suçluları”na karşı mücadele eden uzmanların kovuşturmalar sırasında ilk başvurdukları kişi oluyor. Werner Paul, polis literatürüne “bilgisayar destekli suç” kavramını kazandıran kişi. Bu kavramla, bilgisayarın suçlular tarafından bir suç aleti olarak kullanılabildiğini vurgulamak istemiş. Çünkü “bilgisayar her cürmü daha efektif bir hale getiriyor”. Örneğin, bilgisayarın bankalar arasında uluslararası nakil trafiğini son derece basitleştirdiği şu dönemde, üç ekonomik cürümden birinde bilgisayarın katkısı var. Bu koşullar altında polisin de, buna karşılık gelecek şekilde hazırlıklı olması gerekiyor. Werner J. Paul, “anında karşı koyabilmeliyiz” diyor. 29
Üstteki sayfa yırtılmıştı, fakat kalemin izi alttaki sayfaya geçmişti. Bu “renksiz yazı izleri”ni okunabilir hale getirmek için, elektrostatik yöntem kullanılıyor. Bu yöntem oldukça pahalı ve mutlak bir başarı sağlamıyor. Yazının okunabilirliği, çoğu zaman fonun eşitsiz renklendirilmesinden (gölgeler) ve fonla yazı arasındaki kontrast azlığından çok düşük oluyor. Aynı sorunlarla eğik ışıkla veya infraruj ve ultraviyole ışınlarının farklı ölçülerde verilmesi ile yapılan incelemelerde de karşılaşılabiliyor. Görünmeyen izlerin görünür hale getirildiği bir resim, sayısallaştırılma sırasında eşitsiz bir şekilde ışıklandırılır ve sonuç pek kaliteli olmaz. Bu nedenle sayısallaştırma işleminden sonra bir dizi işlemden daha geçer. Önce zararlı gölgeler yok edilir. Bu işlemde gölgeler matematiksel olarak resimden çıkarılır. Daha sonra kontrast bir miktar artırılır ve ilkinden çok daha iyi olduğu açıkça görülebilen bir yazı-resim elde edilir. Bunun yanı sıra, eğer istenirse, kırılmalar, yırtılmalar ve lekeler gibi bozucu yapısal öğeler de daha az belirgin hale getirilebilir. Bunu yapmak için kursor ile söz konusu yerler ekran üzerinde işaretlenir ve daha sonra bunlar resim alanından çıkarılır. Bu yöntemle polis, bir uyuşturucu madde kaçakçısının not defterinden elde ettiği bilgiler sayesinde bu işin arkasındaki bazı kişilerin izini buldu. Ne var ki, özellikle bu son örnekte şöyle bir soru gündeme geliyor: Bu yalnızca bir suç olayını gün ışığına çıkarma faaliyeti mi, yoksa bir manipülasyon mudur? Çünkü adli bir so-
SAR
Şi “
En soldaki resimde görülen silik folyonun bilgisayarda işlendikten sonraki hali
eki
Çalan 4
Oluşturma sırasında bu tür kanıtların sahte bir biçimde düzenlenmesi son derece kolaydır. Böylece masum kişiler suçlu durumuna düşerken gerçek suçlular temize çıkarılabilir. Gelecekte yargıçların ve savcıların, suçlular ya da onların polise sızmış uzantıları tarafından aldatılmamaları için buna uygun bir eğitimden geçmeleri gerekiyor.
Bilgisayar teknolojisi yalnızca görsel alanda değil, akustik alanında da büyük ilerlemeler kaydetmiş durumda. Bir compact disk üzerinde depolanmış bilgiler dijital bir formata sahiptir. Bu tür bilgiler de aynen görsel bilgilerde olduğu gibi bir bilgisayarın belleğine yüklenebilmekte ve manipüle edilebilmekte. Örneğin bir insan sesinin frekansını yükselterek ya da düşürerek onu değiştirmek mümkün olabiliyor. Yalnızca bir soundsampler'dan oluşan gerekli donanıma sahip hızlı bir bilgisayar ve buna uygun bir program aracılığıyla bu değişiklik gerçekleştirilebiliyor. Bu yöntemin kullanıldığı telefonlu şantaj girişimlerini bir düşünün. Bu durumda polisin bir ses çözümlemesi yoluyla failin suçunu kanıtlaması olanak dışıdır.
Polis, suçluların izini bulabilmek için, bilgisayardan örneğin bilgi alışverişinde yararlanıyor. Polis 1972 yılında tüm Federal Almanya'yı kapsayan bir bilgi alışverişi sistemini (INPOL) kurmaya başladı. INPOL büyük bilgisayarların oluşturduğu bir sistem. Burada suçlular ve suçlara ilişkin bütün bilgiler depolanmış durumda ve bu bilgiler isteyen her polis biriminin kullanımına amade. Eyalet Ceza Daireleri'nin her birinde Federal Ceza Dairesi ile sürekli bağlantı halinde bir büyük bilgisayar var. Polisin yetki ve görevleri eyaletlerin kendilerince belirlenen bir konu olduğundan, Federal Ceza Dairesi, eyaletlerdeki bilgi alışverişi sisteminin nasıl kurulması gerektiğini onlara empoze edemiyor. Bu durumda her eyalet kendi egemen anlayışı doğrultusunda hareket ediyor.
Bavyera Eyaleti'nde polis tarafından bu amaçla kullanılan bilgi ağının kısa adı “Dispol''dur (Bavyera Eyaleti Özel Dijital Bilgi Ağı). Bu ağ yıldız biçiminde oluşturulmuş. Eyalet Ceza Dairesi'nde tek tek her polis merkezinin bilgisayarlarının ve teleyazıcılarının bağlı olduğu bir büyük bilgisayar var. Herhangi bir merkezde depolanmış olan tüm bilgilerin bağlantılı diğer merkezler tarafından çağrılabilmesi mümkün. Bununla birlikte, polisin kendisi de “verilerin korunması yasası''na uymak zorunda: Polis ancak veri koruma yetkililerince serbest bırakılmış olan verileri depolayabiliyor. Polisin bilgisayarın yeteneklerinden yararlanması, yalnızca resim çözümlemesi ya da hızlı bilgi alışverişiyle kısıtlı değil. Federal Ceza Dairesi bu konuda farklı kullanım alanlarıyla ilgili incelemelerde bulunuyor. Örneğin Amerikan Birleşik Devletleri ve Japonya'da olduğu gibi, bilgisayarda parmak izlerinin çözümlenmesine ilişkin araştırmalar yapılıyor. Burada da, karmaşıklık arzeden resim değerlendirmesine benzer bir sorun ortaya çıkıyor: Çok farklı etmenler nedeniyle (kir, yaralar ve eski yara izleri) bilgisayarın iki parmak izini birbiriyle karşılaştırması epey güçleşiyor. Tek bir parmağın bile kirli olması, izin net olmaması için yeterli olabiliyor. Federal Ceza Dairesi'nin suç izlerini korumakla görevli uzmanları Japonya'daki parmak izi bilgisayarlarını incelediler. Bu incelemenin sonucunda parmak izi bilgisayarlarının verim düzeyi bakımından poliste kullanılmaya uygun olmadığına karar verdiler. Aslında Japonya ve ABD'de son dönemde kullanıma sunulan bazı sistemler uzman olmayan bir kişinin bile iki parmak izini karşılaştırabilmesine olanak sağlıyor. Ama Alman polisi kendi memurlarına bu dedektif bilgisayarlardan daha çok güven duyuyor, çünkü onların yargılarının daha sağlıklı olduğunu düşünüyor.
Bilgisayarın polisiye alanda kullanılmasının sağlayacağı önemli bir başka yarar da makine yardımıyla robot resimlerin oluşturulması olabilirdi. Bu tür resimler günümüzde ancak elle çizilmekte ya da yüzün her bir kesitinden alınan parçalar üst üste getirilerek tek bir resim halinde birleştirilmekte. Bu konuda bilgisayar gerçekten ideal bir biçimde pek çok görülebilecekler.
Robot resimler, yakın bir gelecekte farklı varyasyonlarıyla bilgisayarda
görevi üstlenebilir. Özellikle küçük çaplı kovuşturmalarda ucuz ve hızlı bir şekilde robot resimlerinin hazırlanması ve böylelikle suçun daha çabuk kanıtlanması sağlanabilir. Daha sonra resmin INPOL aracılığıyla birkaç dakika içinde Federal Almanya'nın stratejik açıdan önem taşıyan tüm noktalarına iletilmesi mümkün olabilir. Böylece örneğin bir banka soyguncusunun resmi, soyguncu henüz yeni kaçmakta iken, tüm devriye arabalarına iletilmiş olabilir. Dolayısıyla polisin suçluyu bilgisayar yardımıyla daha hızlı bir biçimde izlemesi sağlanabilir. Dedektif bilgisayar hiçbir zaman insanın yerine geçemeyecektir; çünkü insanda varolan bir özellik bilgisayarda eksiktir: Bir olaya ilişkin doğru sezgiler. Bilgisayar şimdilik yalnızca iyi bir araç olarak işe yaramaktadır ve bu konuda daha birçok ilerleme kaydedilebilir. İnsan ile bilgisayarın birlikte mükemmel suçu ortaya çıkarmaları da pek mümkün görünmüyor. Bilgisayar bu konuda üstüne düşeni tam olarak yapabilse bile, durum pek değişmezdi: İnsan pek çok hatalar yapabilen bir varlıktır ve polis de işte bu hatalar sayesinde onu mutlaka yakalamaktadır.
KIRICILARA İLİŞKİN YASA MADDELERİ
Son zamanlarda Federal Almanya'daki bilgisayar meraklıları arasında “kırıcı maddeleri” kavramı oldukça yaygınlaştı. Ceza Yasası'nın 202a maddesi, “verilerin gizlice gözetlenmesi''ni ceza kapsamına alıyor. Ancak yasaya göre, ceza verilebilmesi için, verilerin daha önce uygun biçimde koruma altına alınmış olması gerekiyor. Kırıcılara karşı uygulanan bir diğer yasa ise, gene Ceza Yasası'nın 263a maddesi. Bu madde, “bilgisayar dolandırıcılığı”nı, yani bilgisayar yardımıyla yapılan dolandırıcılığı ceza kapsamına alıyor. “Haksız Rekabete Karşı Yasa”'nın 17. maddesi de bu konuda kullanılan maddelerin üçüncüsü. Son zamanlardaki kovuşturmalarda sıkça kullanılan bir maddeye göre, ticari sırların açığa vurulmasına ilişkin fiiller, bu sırada bilgisayar kullanılsın ya da kullanılmasın, cezalandırılıyor.