Hangi

Beyninizle Bilgi İşlem Yapıyorsunuz?

akla hemen bu sorunun saçma olduğu, her birimizde sonuç olarak tek bir beyin bulunduğu ve biz bilgisayarın karşısına da geçsek bu beyni kullanmaktan başka seçeneğimizin olmadığı gibi, düşünceler geliyor. Ama işin aslı hiç de öyle gözükmüyor. Bethesda'daki (A.B.D.) Beynin Gelişimi Tarihi ve Davranış Araştırması Ulu-

En eski yöneltim organımız olan eski beyin. Bunu, dev kertenkeleye borçluyuz.

Primatlardan miras kalan büyük beyin. Planlı davranış ancak bununla mümkün olmuştur.

hayvanlarla birlikte ortaya çıkan ara beyin. Bu beyin, öngörülmeyen durumlarda kumandayı üstlenir.

Doğa, insanın bugün sahip olduğu beyni geliştirmek için milyonlarca yıla gereksinme duymuştur. Önceki parçalar “hurdaya çıkarılmaksızın” düşünce sistemimizin daha iyi iş görür bir duruma getirilmesinde üç önemli evre yaşanmıştır. Bilgisayarla çalışırken her üç gelişim basamağı da önemli bir rol oynar.

sal Enstitüsü'nün müdürü olan ve dünyanın insan beyninden en iyi anlayan kişilerinden biri olduğu tartışma götürmeyen Profesör Paul D. McLean şöyle diyor: “Doğanın aslında üç beyin ile donatmış olduğu insanın içinde bulunduğu durum pek de hoş sayılmaz; çünkü bu beyinler yapıları ve işlevleri bakımından büyük farklılıklar göstermelerine rağmen, birlikte çalışmak zorundadırlar.(...) Daha açık bir anlatımla, bu üç beyin, her biri kendine özgü bir belleğe ve gene kendine özgü başka işlevlere sahip birer biyolojik bilgisayar olarak kabul edilebilirler.” Ama bu söylenenler dikkatimizi birden şu sorular üzerine çekiyor: Kendi içimizde “biyolojik” denilen üç adet bilgisayara sahip olsak bile, acaba bunlardan hangisi karşımıza aldığımız teknik bilgisayarla birlikte çalışıyor? Hep aynısı mı? Yoksa her defasında, örneğin verileri kayda geçirirken ya da bir dizi komuta seçeneğinden birine karar vermeye çalışırken veyahut bir program geliştirmek isterken, başka birisi mi? Öte yandan, eğer bu işlemlerden kimisi size daha çok, kimisi ise daha az “uygun” düşüyorsa, bu durum acaba söz konusu işlemin sizin üç adet “iç” bilgisayar sisteminizden hangisine doğrudan doğruya hitap ediyor olmasıyla bir bağıntı içine sokulabilir mi? Ve siz acaba bu sistemlerden birini öncelikle mi kullanmak durumundasınız? Bu ise, sizin bilgisayarla olan ilişkinize daha sonra özellikle damgasını mı vurmaktadır? Gerçekten, -birazdan okuyacağınız gibi- pek çok şey, insanların çoğunda durumun böyle olduğunu göstermektedir. Ama siz bu konudaki kendi kişisel konumunuzu da açığa çıkarmak istiyorsanız, hemen şimdi (bu yazıdaki sonraki bilgilerin muhtemel etkisi altına girmeden önce) ...bu yazının içindeki 10 sorulu testi yayınlamalısınız. Ama, test sonucundan hakkıyla yararlanabilmeniz, ancak şu sorunun yanıtını bildiğiniz takdirde mümkündür: Aynı zamanda üç beyine sahip olmamızın nedeni nedir? Basit olarak yanıtlamak gerekirse, bu neden, içimizden çoğunu bu arada mini bilgisayarlardan “sistemli” olanlara kadar uzanan bir yelpaze içinde birden fazla bilgisayar sahibi olmaya iten nedenin tıpatıp aynıdır; çünkü gittikçe yepyeni ve daha iyi işler görebilecek nitelikte modeller ortaya çıkmıştır. Aynı şekilde bizler de, uzun bir gelişim zincirinin son halkasında bulunmaktayız; bu gelişim süreci içinde doğa, canlıların davranışlarını gittikçe daha iyi yöneltmek için tekrar tekrar yeni sistemler meydana getirmiştir. Ancak, doğa yeni sistemler geliştirirken, mal ilanlarında görüldüğü gibi, öncekinin değerini “sistem değişikliğinden dolayı ucuzlatma” girişiminde asla bulunmaz; çünkü önceki sistem eski görevlerini yerine getirmesi için geçmişte olduğu gibi kullanılagelmiştir. Bundan dolayıdır ki, insan kendi kafasının içinde, tüm gelişim tarihi boyunca ortaya çıkmış olan “model tipleri”ni de yan yana taşımaktadır. Profesör McLean şöyle yazıyor: “Bu beyinlerin en eskisi aslında sürüngenlerden kaynaklanmaktadır, ikinci beyin ise insana memeli hayvanlardan miras kalmıştır ve nihayet üçüncü beyin primatların sonradan kazandıkları bir özelliktir. İşte insanı insan yapan da bu sonuncusunun en yüksek düzeyde gelişmesi olmuştur.” O halde, bilgisayarımızın karşısına her geçip oturduğumuzda, sadece bir insan değil, insanın hâlâ içinde taşıdığı bir dinozor ve bir kurt da hazır bulunmaktadır.

En Eski Beyniniz-

Bilgisayarın Karşısında Dev Kertenkele

Düşünüldüğünde, dev bir kertenkelenin bir bilgisayarla yapabileceği şeyler pek azdır. O halde biz ondan miras aldığımız bu en eski beynimizi bilgisayarla işlem yaparken nasıl oluyor da kullanabiliyoruz? Ama McLean'ın adlandırdığı biçimiyle bu “R-Karmaşası”nı küçümsemeyelim. Bu “Karmaşa” gelişim süreci içinde hayatta kalmanın milyonlarca yıllık testinden -özellikle iki yeteneği sayesinde- başarıyla gelmiştir: *“R-Karmaşası” bizim şeyleri ve durumları (çevre, gıda, türdeşler) tekrar tanımamızı ve bunlara şu şemaya göre tepki göstermemizi sağlar: “Eğer (bu meydana geliyorsa), o zaman (şunu yap)! Bu sayede hayatın üstesinden çok iyi gelinebiliyordu. “Eğer biliyorsan (gıda olmadığını), o zaman (koşmaya devam et)” ya da “Eğer biliyorsan (gıda olduğunu), o zaman (dur ve yat)” gibi iki basit hayat kuralı, örneğin bir hayvanın kendi bölgesindeki yenilebilecek tüm şeylerin tadına bakabilmesini mümkün kılar. Biz de, bugün bile, sürekli olarak “rutin becerilere” bel bağlarız; bunları, en eski beyin deposundaki belli görünümler ya da durumlar otomatik olarak harekete geçirirler: Eve gelince kapının kilidini açmaktan kravat bağlarken yaptığımız (aslında çok karmaşık) el hareketlerine kadar birçok beceri bunlar arasına girer. Hiç kuşkusuz içimizdeki “alışkanlık hayvanı”nın yaşadığı yer en eski beyindir. Ama bunun bir anlamı da şudur ki, deneyim sahibi bir bilgisayar kullanıcısının yaptığı pek çok şey “en eski beyin rutini”ne dönüşmüştür bile. Oysa bunlar ilk başlayanlar için gerçekten kafa patlatmayı gerektiren şeylerdi henüz (çok, yeni, beyin kabuğunun tipik bir işlevi). Ne kadar paradoks gibi gelse de şu söylenebilir: “Dev kertenkele” ne denli çok devreye sokulabilirse, bilgisayarla çoğunlukla o kadar iyi baş edilebilir. Fakat, eğer bilgisayarda deneyim sahibi olan kişi, programlara talimat yazmak durumunda kalırsa, o zaman da madalyonun öbür yanı ortaya çıkar: Bu kişi uzun süredir o kadar çok şeyi, üzerinde kafa yormadan yapabilmektedir ki, talimatı belirtmeyi tamamen atlar. Hattâ size bir şey betimlemeye çalıştığında bile, birine kravat bağlaması telefonda öğretilmeye kalkışıldığında baş gösterecek türden güçlükler ortaya çıkmaya başlar sıklıkla. Gerçi en eski beyin belli bir durumunda ne yapılması gerektiğini tam olarak “bilir”, ama bunu açıklayamaz; çünkü geldiği yer, ne mantıktan, ne de dilden haberdar olan sürüngenlerdir. En eski beyin-rutinleri, kimi zaman, bilgisayarlarda “deneyimli” kişiye bile oyun oynarlar: Örneğin, bu kişi yeni bir klavyeye alışmak zorunda olduğunda eğer parmakları, istencinin dışında olmak üzere, tuşları hâlâ eski yerlerinde aramaya devam ediyorsa, işin içinde bu rutinler var demektir. Ama bu durum, aynı zamanda eski beynin en büyük zaafına da işaret etmektedir: Eski beyin alıştığı şeylerin ne kadar rutin bir tarzda ve kolaylıkla üstesinden geliyorsa, yepyeni du-

rumlara çabucak uyum sağlamada da.

o kadar güçlük çeker.

Önceden Kestirilemeyen Şeyler İçin Ara Beyine Gereksinim Duyarız

İşte bunun için doğa, memeli hayvanlarda başka bir sistem yaratmıştır; ara beyin tabir edilen bu sistemi, anın gereklerine göre kendiliğinden tepki gösterme yeteneği ile donatmıştır. Eski beynin “rutinleri”nin, alışılmadık bir durumda birinin “A” dediğine öteki “B” dediği için, birbirlerini engelledikleri yerde, ara beyin olaya müdahale ederek o anda neyin öncelik taşıdığına karar verir. Eğer eski beyin asıl yapılması gerekenin ne olduğunu hiç bilmiyorsa, bu durumda ara beyin kumandayı bütünüyle üstlenir. Ama ara beyin bu gibi durumlarda her defasında neyin tam olarak doğru olduğunu nereden bilmektedir? Bu sorunun bir bakıma şaşırtıcı gelerek yanıtı şudur: Ara beyin bunu bilerek yapmaz. Sadece şunu bilir ki, hiçbir şey yapmamaktansa en azından çabucak herhangi bir şey yapmak her halükârda daha iyidir. Ama her kararda bir risk payı olduğundan, ara beyin bedeni yüksek bir teyakkuz durumuna sokan ve ek enerji rezervlerini seferber eden hormonları salgılar aynı zamanda. Bizde ise, bunların öznel karşılığı “heyecan”dır. Bugün bile, bilgisayarımız programın tam ortasında aniden durursa ve biz o belki yeniden çalışır diye kızgınlıkla tüm tuşlara rasgele vurup durmaya başladığımızda içimizde olup biten gene budur. Ama ara beyni bu yüzden kibirli ve bilgi işlem için gereğinden çok ilkel bularak bir tarafa atmadan önce şunu düşünmeliyiz ki, onun her bir şeyle herhangi bir biçimde baş etmesini bilen sağlam güveninden yoksun olsaydık eğer, belki de kendimizde bilgisayarı elimize alma cesaretini bile bulamayacaktık. Gerçekten, “Belirsiz ve sıkışık durumlarda önceki kazançlarını fırlat at ve her şeyi göze al” yollu ara beyin stratejisini, memeli atalarımız için şaşırtıcı ölçüde güvenilir çıkmıştır. Bu strateji onların önüne öyle gelişim imkânları ve yaşam mekânları açmıştır ki, bunlara sadece eski beyin tarafından belirlenen varlıklar asla ulaşamazlardı. Ama işte bununla da, onların “yöneltim sistem”lerine ilişkin beklenti ve taleplerin boyutları genişledi.

Numara 3: Gelecek

Perspektifine Sahip Olmak İçin Büyük Beyin Örneğin en yüksek düzeyde gelişmiş memeliler olan primatlarda görüldüğü gibi, ağaçların tepelerinde daldan dala atlama zorunluluğu belirdiğinde, ilk önceleri, bu amaçla geçmişte denenmiş “eski beyin programları” yoktu. Ara beyin aracılığıyla o anda birden

den gerilip kendini fırlatmak da yeterli olmuyordu. Çünkü, diğer dala ulaşıldığında, asıl önemli ve kritik an henüz “gelecekte” idi. Peki ama, aslında daha var olmamış, yeni duyularla henüz hiç algılanmamış durumlara nasıl uyum sağlanmalıydı? Bu ancak varlığın kendi kafasında dünyanın bir tür “model”ini oluşturduğunda ve bu model ona içerden bakabilmek, davranışını da ona göre ayarlamak için her zaman bir parça önceden kurulup işletilebilirse mümkün olurdu. İşte primatlarda bunun için neokorteks gelişmiş oldu (yavaş yavaş büyük beyine dönüşen yeni bir beyin kabuğu); neokorteks, artık dıştan gelen izlenimlere, şimdiye kadar olduğu gibi yalnızca tepki gösterme yetisiyle değil, bu izlenimleri dış dünyanın bir iç modelinde işleme tâbi tutma yetisiyle donanmıştı ki, davranış da buna göre biçim alıyordu. İnsanın “planlı” davranışını mümkün kılan da bu olmuştur. Önceleri, kendi türüne dış bir nedenden dolayı -örneğin acil bir tehlike- olsa olsa sinyaller verilebiliyordu, oysa şimdi henüz gerçekleşmemiş ve ancak

Boyuma Göre Ağırlığım

O A çok azdır O B normaldir O C çok fazladır

» Konuşmam

O A çok yüksek sesledir O B çok alçak sesledir O C ahenklidir

Topluluk İçinde

O A Çekingen davranırım O B Kolay ilişki kurarım O C Sıklıkla egemen olmaya

» Yemekte

O A Rafine yemekleri severim O B Her şeyi kaldıramam O C Müşkülpesent değilim

Uyumaya Giderken ve Yataktan Kalkarken

O A Akşamları yatağa zor girerim ve sabahları ancak yavaş yavaş canlanırım. O B Tipik bir erken kalkıcıyım ve genellikle çok uykuya gereksinme duymam O C Kolayca uykuya dalarım, uyumaktan hoşlanırım ve belki de gereğinden çok uyurum.

Yüreğimde Bir Sızı

) Olduğunda

O A Ruhumu konuşturmalı ve yüreğimi birisine dökmeliyim O B İşe dalmalı ya da başka herhangi bir şeye atılmalıyım O C Çekilmeli ve kendimle hesaplaşmalıyım

Genellikle (Örneğin şu anda) Şöyle Otururum

O A Daha çok dik dururum ve ayağa kalkmaktan hoşlanırım O B Daha çok gergin ve kenetlenmiş bir halde otururum

Bir işi iyi yapmadan önce üç kez hesaplar. Bilgisayar karşısında, makineyi son sınırlarına kadar zorlamak için yeni numaralar arayan sıkı bir programcıdır. Fakat diğer bölümlerine ihtiyaç gösteren bir programa rastladığında, sorunlarla karşılaşır.

O C Daha çok rahat ve gevşek bir halde otururum

) » Dans Etmekten

O A O kadar ya da hiç hoşlanmam O B Ancak uygun eşlerle iyi dans ederim O C Çok iyi dans ederim ve bundan özellikle zevk duyarım

İdeal Bir Tatil Günü Benim İçin Şu Olurdu

O A Bir yürüyüşe çıkmak ya da spor yapmak O B Tam anlamıyla keyfiyle aylaklık yapmak O C Başkaları tarafından rahatsız edilmeden kendimi bir hobiye verebilmek

Alkol Aldıktan Sonra Kendimi Şöyle Duyarım

O A Rahatlamış ve herkese karşı iyi niyetle dolu O B Enerji dolu, ama aynı zamanda inatçı C Çok iyi değil (ya da: hiç alkol almaz)

Büyük | Ara

Soru | Beyin | Beyin

Beyin

Eski | |

> (m) m co BO AD con AD con BO BO AD

> >

© 0 “9 09 0 A ÖN - o o

Artıların sayısı

Eksilerin sayısı

Kesin sonuç kafanın içinde biçimlenen bir durumu iletebilecek bir “medium” ortaya çıkmıştı: Dil ve buradan büyük bir sıçramayla ulaşılan programlama dili, ki bu da, bugün bilgisayar aracımıza ilkin kafamızda planlamış olduğumuz şeyin yerine getirilmesi konusunda talimat verebilme yetisinden başka bir şey değildir. Öyleyse, “beyin” derken çoğunlukla sadece neokorteksi ve onun özel yetilerini düşünmemize ve bu arada, onlar olmaksızın neokorteksin en güzel bir planı dahi uygulayamayacağı iki eski “mesai arkadaş”ını kolaylıkla unutmamıza pek şaşmamak gerekir.

Bilgi İşlemde Kendinizi

Değerlendirdiniz

Günlük yaşamda insanlar birçok bakımlardan farklıdırlar, ama bu fark ancak insanın bilgisayarla ilişkisinde tam olarak ortaya çıkar. Zaten tamamen günlük yaşama ilişkin ipuçlarıdır size bilgisayarla ilişkinizde en uygun düşenin ne olacağını gösterebilen. Bu ipuçlarının ne kadar şeyi açığa çıkardığını ve bilgisayarla uğraşırken sizin için neyin biçilmiş kaftan olduğunu bu test aracılığıyla öğrenebilirsiniz:

—

Her maddede, size en uygun düşen ifadenin yanına bir artı işareti koyarken, en az uygun düşen ifadenin yanına da bir eksi işareti koyunuz.

Bu testin soruları ancak ilk ipuçlarını vermektedir. Antropolog Rolf W. Schirm, bu bilgileri temel alarak, insanın kişiliğine ilişkin basit, ama kapsamlı bir kendi kendine çözümleme yolu geliştirmiştir. Artı ve eksiklerinizi (her defasında ifadenin harfi yanına olmak üzere) aşağıdaki çizelgeye aktarınız ve her kolondaki işaretleri sayınız. Toplam değeri 10 olan her kolondaki artı işaretlileri önce topladıktan sonra aynı kolondaki eksi işaretlileri de toplayıp bu sayıdan çıkarınız. Sonuçta, hangi beyin bölümünün sizde egemen olduğunu söyleyebilirsiniz: Bu da, doğal olarak, en yüksek sayı değerine sahip olan kolondaki beyin bölümüdür. Harflerin sıra düzeni her zaman aynı olmadığından, işaretlediğiniz harflerin nerede bulunduğuna çizelgede her zaman dikkat ediniz.

Değerlendirme

Şimdi bunlar sizin için kişisel olarak ne anlam taşıyor? Sorularımızdaki ağırlık, ses, yeme ve içme, uyuma ya da duruş gibi unsurların beyinlerle ya da bilgisayarlarla ne ilgisi olabileceğini düşünerek şaşırmış olmalısınız. Anılan üç beyin, bir bütün olarak insanı tüm yaşamı boyunca yönlendirdiği için, bu beyinlerden hangisinin davranışınızı belirlediği, yaşamınıza olduğu gibi yansır -bu ise, özellikle bilgisayarda ve bilgisayar ile olan ilişkilerde sonuçlarını gösterir. Şu anda, ortaya çıkan test sonuçlarına göre üç beyninizin bilgisayar ile nasıl bir ilişki geliştirmiş olduğunu aşağıda okuyabilirsiniz.

“Eski Beyin Ağırlıklı”

Kişi Bu kişi, bilgisayar karşısında daha çok ürkek bir tutum takınır. Ama “kendi” bilgisayarlarını -özel ya da resmi- iyice tanımaya başladığında, onu adamakıllı sever, hatta özel bir sevimli takma ad ile seslenir ona. “Eski Beyin Ağırlıklı” kişi, bilgi işlemi arkadaşlarıyla birlikte (kursta) öğrenmekten hoşlanır ve eğer ona söyleşi içinde ne yapması gerektiği somut olarak gösterilirse, programlardan da hoşlanır (Macintosh tarzında somut yardımlar onun için idealdir). Bunları tam olarak ve sabırla yerine getirirse de, herhangi bir şey yolunda gitmeyecek olduğunda çok derinden bir tedirginlik duyar. Bu kişi, örneğin “programlama dillerinde”, ilk olarak neyi öğrenmiş ve sonradan da neye hakim olmuşsa orada takılıp kalır (ortodoks olmayan bir şey yapma düşüncesine hemen hiç gelemeyecektir). Bundan dolayı, onun işe ne ile başladığı özellikle önem taşır (örneğin BASIC ile, çünkü bu durumda çok kişi ile bir arada olur).

Hoşça seyredilen oyunları sever (Pac-Man buna tipik bir örnek olarak verilebilir) ve el becerisi gerektiren durumlarda da fena sayılmaz. Çalıştığı yere bilgisayar sokan bir şef olarak ise, inançlı bir kişidir ve fazladan iş çıkaracak durumlara katlanır. Asıl önemli olan, rutinlerin başarıyla işlemesidir!

“Ara Beyin Ağırlıklı”

Kişi Bu kişi, bilgisayar karşısında kolayca coşkuya kapılır: Çünkü onun gözünde bilgisayar, “hızlı”nın temsilcisidir; bu tür Alaaddin'in lambasıdır ki, sayesinde, emredileni anında yerine getiren (ve böylece onu başkalarından üstün kılan) güçlü köleleri yanına çağırabilir. Ama son derece tutkulu beklentileri gerçekleşmediği takdirde, aynı hızla hayal kırıklığına uğrar; beklentilerinin gerçekleşmemesinin nedeni ise, sıklıkla, talimatları dikkatlice okuyamayacak kadar sabırsız olmasında yatar, o, bilgisayarı daha çok bir oyun makinesi olarak kullanır (işler yolunda mı, değil mi?). Bunun için o, sahip olmak için istemekten başka hiçbir şey yapmasına gerek olmaya hazır kullanım programlarını arzular. Ona yıldırım hızıyla bilgi vermekle yükümlü veri bankaları ya da ani kararlar almasını sağlayacak liste programlar bunlara tipik birer örnek olarak gösterilebilir. Ama bu durumda bile o, eğer çok fazla şey öğrenmek ya da bilgisayar verileri aktarıncaya kadar beklemek zorunda kalırsa hoşnutsuzluk duyar (fakat kimi zaman herhalde “bir şeyler olduğundan” yanıp sönen bir yıldız bile onun uzlaşmasına yol açabilir). O, hareket ettirebildiği “kumanda kolunu” da sever. Aynı şekilde, kendi kendine programlama yaptığı zaman, başarıp başaramadığını hemen görebileceği BASIC ya da LOGO gibi etkileşimli dillerden de hoşlanır. Bu kişi, ortaya dosdoğru atılmayı sever, ilkin bir şeyler yazar, sonra da bunun üstüne başka şeyler yazar, ta ki bunu herhangi bir biçimde uygun düşürebilsin (yanlışların “ayıklanması”ndan ve bulunmasından nefret etmesine rağmen). Kesin bir ön plan ve disiplin gerektiren PASCAL gibi diller ise, ona tüyler ürpertici gelir. Oyunlarda ateş etmekten ve kazanmaktan hoşlandığını söylemeye bile gerek yok. Çalıştığı yere bilgisayar sokan şef olarak sırasıyla coşku duyar, sabırsızlanır ve hayal kırıklığına uğrar, ama asla cesareti kırılmaz. Bu modeli atalım gitsin, başka birini bulalım, diye düşünmek tam ona özgüdür.

“Büyük Beyin

Ağırlıklı” Kişi Bu kişi, bilgisayarı kendi beyin kabuğunun bir “açılımı” olarak görür ve bunu gittikçe daha karmaşık “deneme modelleri” ile dünyaya ya da kendi düşüncelerine ilişkin deneyler yapmak için bir araç olarak kullanır. Tabii bunun için, en çok kendi başına program yapmayı sever ve hatta ince hilelerle, bilgisayarı üstesinden gelmek zorunda olmadığı şeyleri yapmaya zorlar. “Büyük Beyin Ağırlıklı” kişi ya en sevdiği program dilinin (daha çok FORTH ya da LISP) fanatik bir izleyicisidir ya da aynı zamanda beş değişik dile hâkimdir, makinelerin dili bile onu ürkütmez. Aynı şekilde onun programları ya o alanın dışında kalanlar için tümüyle anlaşılmazdır ya da ideal bilgi vericilerdir. Ama o, sistematik testlerde ve yanlış aramalarda her zaman büyüklüğünü gösterir. Bütün bunları yaparken, tıpkı kendi “düşünce aygıtı”nda olduğu gibi az problem ortaya çıkar ve bundan dolayıdır ki bu kişi, başkalarında durumun belki de farklı olabileceğini asla anlayamaz. Özellikle, başka bir beyin alanında güçlü olan bir kullanıcı için bir program geliştirmek zorunda kaldığında, durum iyice nazikleşir. Oyunlarda onu çeken, karmaşık serüvenlere atılma ve stratejik durum-

e Light-Pen

— ISEPIC lardır, salt beceriklilik ve hız oyunlarından daha az hoşlanır. Çalıştığı yere bilgisayar sokan bir şef olarak büyük bir plancıdır -hatta kimi zaman sokmakla yetinmeyip daha fazla şeyler de planlar: Çünkü her zaman karşılaştırır ve daha iyisinin gelip gelmeyeceği konusunda tereddüte düşer. Talihimizden her birimizde üç beyin de etkili olduğundan, ilginç karışımlar karşımıza çıkar: En çok eski beyinden pay alan büyük beyin örneğin ortaya müşkülpesent kişiler çıkartır; ara beyin payının büyük olduğu durumda ise doğaçlama yönü güçlü sanatçılar görülür. Üç temel tipten hangisine kendinizi sokarsanız sokun, önemli olan kendi kendinizden memnun olmanızdır.

Hellmut Wolfram

Çeviren: Güven Savaş

KIZILTAN