Commodore sayı 10, sayfa 17

Bu sayfadaki yazılar

Sayfanın metni

Sayfa 17

En Eski Beyniniz-

Bilgisayarın Karşısında Dev Kertenkele

Düşünüldüğünde, dev bir kertenkelenin bir bilgisayarla yapabileceği şeyler pek azdır. O halde biz ondan miras aldığımız bu en eski beynimizi bilgisayarla işlem yaparken nasıl oluyor da kullanabiliyoruz? Ama McLean'ın adlandırdığı biçimiyle bu “R-Karmaşası”nı küçümsemeyelim. Bu “Karmaşa” gelişim süreci içinde hayatta kalmanın milyonlarca yıllık testinden -özellikle iki yeteneği sayesinde- başarıyla gelmiştir: *“R-Karmaşası” bizim şeyleri ve durumları (çevre, gıda, türdeşler) tekrar tanımamızı ve bunlara şu şemaya göre tepki göstermemizi sağlar: “Eğer (bu meydana geliyorsa), o zaman (şunu yap)! Bu sayede hayatın üstesinden çok iyi gelinebiliyordu. “Eğer biliyorsan (gıda olmadığını), o zaman (koşmaya devam et)” ya da “Eğer biliyorsan (gıda olduğunu), o zaman (dur ve yat)” gibi iki basit hayat kuralı, örneğin bir hayvanın kendi bölgesindeki yenilebilecek tüm şeylerin tadına bakabilmesini mümkün kılar. Biz de, bugün bile, sürekli olarak “rutin becerilere” bel bağlarız; bunları, en eski beyin deposundaki belli görünümler ya da durumlar otomatik olarak harekete geçirirler: Eve gelince kapının kilidini açmaktan kravat bağlarken yaptığımız (aslında çok karmaşık) el hareketlerine kadar birçok beceri bunlar arasına girer. Hiç kuşkusuz içimizdeki “alışkanlık hayvanı”nın yaşadığı yer en eski beyindir. Ama bunun bir anlamı da şudur ki, deneyim sahibi bir bilgisayar kullanıcısının yaptığı pek çok şey “en eski beyin rutini”ne dönüşmüştür bile. Oysa bunlar ilk başlayanlar için gerçekten kafa patlatmayı gerektiren şeylerdi henüz (çok, yeni, beyin kabuğunun tipik bir işlevi). Ne kadar paradoks gibi gelse de şu söylenebilir: “Dev kertenkele” ne denli çok devreye sokulabilirse, bilgisayarla çoğunlukla o kadar iyi baş edilebilir. Fakat, eğer bilgisayarda deneyim sahibi olan kişi, programlara talimat yazmak durumunda kalırsa, o zaman da madalyonun öbür yanı ortaya çıkar: Bu kişi uzun süredir o kadar çok şeyi, üzerinde kafa yormadan yapabilmektedir ki, talimatı belirtmeyi tamamen atlar. Hattâ size bir şey betimlemeye çalıştığında bile, birine kravat bağlaması telefonda öğretilmeye kalkışıldığında baş gösterecek türden güçlükler ortaya çıkmaya başlar sıklıkla. Gerçi en eski beyin belli bir durumunda ne yapılması gerektiğini tam olarak “bilir”, ama bunu açıklayamaz; çünkü geldiği yer, ne mantıktan, ne de dilden haberdar olan sürüngenlerdir. En eski beyin-rutinleri, kimi zaman, bilgisayarlarda “deneyimli” kişiye bile oyun oynarlar: Örneğin, bu kişi yeni bir klavyeye alışmak zorunda olduğunda eğer parmakları, istencinin dışında olmak üzere, tuşları hâlâ eski yerlerinde aramaya devam ediyorsa, işin içinde bu rutinler var demektir. Ama bu durum, aynı zamanda eski beynin en büyük zaafına da işaret etmektedir: Eski beyin alıştığı şeylerin ne kadar rutin bir tarzda ve kolaylıkla üstesinden geliyorsa, yepyeni du-

rumlara çabucak uyum sağlamada da.

o kadar güçlük çeker.

Önceden Kestirilemeyen Şeyler İçin Ara Beyine Gereksinim Duyarız

İşte bunun için doğa, memeli hayvanlarda başka bir sistem yaratmıştır; ara beyin tabir edilen bu sistemi, anın gereklerine göre kendiliğinden tepki gösterme yeteneği ile donatmıştır. Eski beynin “rutinleri”nin, alışılmadık bir durumda birinin “A” dediğine öteki “B” dediği için, birbirlerini engelledikleri yerde, ara beyin olaya müdahale ederek o anda neyin öncelik taşıdığına karar verir. Eğer eski beyin asıl yapılması gerekenin ne olduğunu hiç bilmiyorsa, bu durumda ara beyin kumandayı bütünüyle üstlenir. Ama ara beyin bu gibi durumlarda her defasında neyin tam olarak doğru olduğunu nereden bilmektedir? Bu sorunun bir bakıma şaşırtıcı gelerek yanıtı şudur: Ara beyin bunu bilerek yapmaz. Sadece şunu bilir ki, hiçbir şey yapmamaktansa en azından çabucak herhangi bir şey yapmak her halükârda daha iyidir. Ama her kararda bir risk payı olduğundan, ara beyin bedeni yüksek bir teyakkuz durumuna sokan ve ek enerji rezervlerini seferber eden hormonları salgılar aynı zamanda. Bizde ise, bunların öznel karşılığı “heyecan”dır. Bugün bile, bilgisayarımız programın tam ortasında aniden durursa ve biz o belki yeniden çalışır diye kızgınlıkla tüm tuşlara rasgele vurup durmaya başladığımızda içimizde olup biten gene budur. Ama ara beyni bu yüzden kibirli ve bilgi işlem için gereğinden çok ilkel bularak bir tarafa atmadan önce şunu düşünmeliyiz ki, onun her bir şeyle herhangi bir biçimde baş etmesini bilen sağlam güveninden yoksun olsaydık eğer, belki de kendimizde bilgisayarı elimize alma cesaretini bile bulamayacaktık. Gerçekten, “Belirsiz ve sıkışık durumlarda önceki kazançlarını fırlat at ve her şeyi göze al” yollu ara beyin stratejisini, memeli atalarımız için şaşırtıcı ölçüde güvenilir çıkmıştır. Bu strateji onların önüne öyle gelişim imkânları ve yaşam mekânları açmıştır ki, bunlara sadece eski beyin tarafından belirlenen varlıklar asla ulaşamazlardı. Ama işte bununla da, onların “yöneltim sistem”lerine ilişkin beklenti ve taleplerin boyutları genişledi.

Numara 3: Gelecek

Perspektifine Sahip Olmak İçin Büyük Beyin Örneğin en yüksek düzeyde gelişmiş memeliler olan primatlarda görüldüğü gibi, ağaçların tepelerinde daldan dala atlama zorunluluğu belirdiğinde, ilk önceleri, bu amaçla geçmişte denenmiş “eski beyin programları” yoktu. Ara beyin aracılığıyla o anda birden

Klavyeyle gezinmek için ← ve → tuşları.