1987'DEN 2005'E SCENER OLMA ÇABALARI

Bir sene öncesi ya da sonrası olabilir belki ama yanılmıyorsam bilgisayar ile tanışmam 1985 senesindeydi. İlk kişisel bilgisayarım olan Atari 800 XL'e sahip olmuştum, daha doğrusu abimle beraber olmuştuk. Bu sahipliğin de garip bir hikayesi var aslında. Bir akşam babam bizi (abimi ve beni) arıyor, önce annem konuşuyor babamla ardından bize veriyor, "babanız sizle konuşmak istiyor" diye. Şaşırıyoruz çünkü babam telefonla çok konuşmayı seven biri değildir. Babam bize "oğlum gelirken size hediye ne alayım?" diye soruyor. Tabii ki soruyu soran baba olunca limit de olmuyor. Ben o zaman 4 yaşındayım, hangi akla hizmet bir belgeselden mi esinlendim, seyrettiğim bir çizgi filmden mi özendim bilmem, babamdan kocaman bir panda istiyorum, abimse benim anlamadığım bir şekilde "baba bize Atari al" diyor. Telefon kapanıyor, heyecanlı bir bekleyişin ardından babam akşam eve geliyor ve elinde gerçekten istediklerimiz var. O zamanlar boyum küçük olduğundan standarttan biraz büyük bir pelüş bebek bana kocaman geliyordu ve bana göre kocaman bebekle uzun bir süre ilgilenmiştim. Bu arada da abim gelen Atari'yi açıyor. Model 800XL. Yanında bir de oyun vermişler. Bırakın İngilizceyi o zamanlar daha okuma yazmamız bile yok ama hangi üstün yetenekle olduysa oyun yüklemesini çözebilmiştik. İlk oyunumuz Pac-Man türevi bir oyun, gerçek adını bilmiyorum ama uzun bir süre bizim için o oyunun adı "Şeker" ya da "Hap-Hap" olarak kaldı. Biz de uzun süre o oyunlarda kaldık. Bir sene sonra hatırlayamadığım ya da o zamanlar algılayamadığım bazı sebeplerden dolayı Atari 800XL'imiz ortadan kayboldu. Büyük bir üzüntü olmuştu bizim için, sanırım babam bu üzüntümüze dayanamamış bir arkadaşından ödünç Commodore 64 almıştı. Yaklaşık bir iki ay bizde kaldıktan sonra geri gitmişti ama 800XL'in gidişinden daha kötüydü çünkü neredeyse salya sümük ağladığımı hatırlıyorum. Sonra da uzun süre bir bekleyiş başladı. 1987'nin sonunda C64C modelini almıştık. Artık tamamen bize aitti, geri gitmeyecekti. Bir çocuk başka ne isterdi ki. Yeni serüven başlamıştı...

Yaklaşık bir sene boyunca eski oyunlar oynandı, Commodore'suz geçen yılların acısı çıkarıldı sanki. Bir senenin ardından yani oyun arayışları başladı. Bu arayışlar bizi Beşiktaş Bilgisayar'a doğru itti, ardından da "64'ler" dergisi ile tanıştık. Bir süre sonra zamanımızın çoğunun Beşiktaş Bilgisayar'da geçmeye başladığını fark ettik ama bir eksik vardı. "Şu oyun var mı?" dediğimizde aldığımız cevapların çoğu "O oyun kasete olmaz" idi. "Kasete olmaz ise neye olur?" gibi aptal bir soru gelirdi aklımıza. Bize sorarsan Commodore 64 klavye, dataset (ki o zamanlar biz buna teyp derdik) ve joystick'ten ibaretti. Kısa bir araştırmadan sonra öğrendik ki Commodore için disket ve disket sürücü denen bir şey var. Uzun süre disket sürücü edinmek için para biriktirdik ama tabii ki yetmedi ve o anda kurtarıcımız biricik dayımız bir akşam elinde 1541-II disket sürücü ile kapıdan içeri girdi. Sanırım hayatımda en çok heyecanlandığım anlardan biriydi. Artık "o oyun yok, bu oyun yok" gibi sözcükleri duymayacaktık, bütün oyunlar bizimdi. Bir açıdan da baktığımda belki de scener olma çabalarımın 2005 yılına kadar hala devam etmesinin ana nedeniydi oyun. Farkındaysanız ilk bilgisayarımı edinişimden itibaren yaklaşık 5-6 sene geçti ama hala bilgisayar ile oyun yükleme dışında bir şey yapmış değildim. Bazı zamanlarda kullanıcı kitaplarındaki hazır programları yapar ve "waow süper" derdik ama bundan ibaretti. Bazı introları ve bazı isimleri hayal meyal hatırlamaktayım TRSI ve Zombie Boys gibi, nedense Bronx kalmamış aklımda. Zıplayan topları ve geçen yazıları görüyordum ve imreniyordum ama yazılardan bir kelime bile anlamıyordum. Bir süre sonra "eee gene bakıcam bakıcam bir şey anlamıcam" dürtüsü ile oyunun ana ekranına kadar space tuşuna basmak refleks olmuştu. Alışkanlıklar insana zarar verir derlerdi, inanmazdım; space tuşuna basma alışkanlığı belki sonunda Türkçesi yazan ya da direkt Türkçe olan introları kaçırmama, bir şeyler öğrenebileceğim insanlara ulaşmama engel oldu. Geçen zaman içerisinde bebeklikten çıkıp çocuk-genç arası garip bir safhaya geçtik. Oyunlar hala zevkliydi ama Commodore ile başka ne yapılabilirdi? Bu araştırmalar kısa sürede disket kopyalama programlarını kullanmayı öğrenmeyi, disketlere format atıp yeniden kullanabilmeyi, Koala Paint programını, ismini şu an hatırlayamadığım müzik programlarını ve hızlı yükleme kartuşlarını bize getirdi. Bunlar iyice karıştırıldı ama asıl sorun bunları bir araya getirmekti. Nasıl oluyor da o introlar ve oyunlar yapılabiliyordu? Bu arada yaptığım sayısız ve saçma başarısız deneme vardır ki bunlardan bazıları saçmalama derecesine varmış, bilgisayarımın benim düz yazı olarak yazdıklarımı algılayıp bu isteklerden bana bir oyun derleyeceğini düşünmeme sebep olmuştur. Zaman Commodore'un ve benim aleyhime işliyordu, eskiden belki günde beş oyun çıkarken şimdi 5 günde bir oyun çıkıyordu. Bu dönemde de artık oyun almak yerine değiştirmeyi akıl etmeye başlamıştık. İlk acemice kopyalama partilerimizi de o zamanlar yapmıştık. 2-3 arkadaş toplanır birbirimizde olmayan oyunları-programları kopyalardık. Bir buluşma sırasında Erkan isimli bir arkadaşım cebinden ActionReplay diye mavi bir kartuş çıkardı. Şimdiye kadar gördüğüm kartuşlar ya hızlı yükleme içindi ya da oyundu. Bu kartuşun neler yapabileceğini bilmiyordum. Allahtan Erkan arkadaşımız da çok bilmiyordu ki kartuşu kendisinden uzun bir süre ödünç alabilmiştim. Serüven devam ediyordu...

Kartuş bize ilk scener aktivitelerinin ki biz o zaman scener, scene nedir bilmiyordum. Aklımdaki tek şey bir oyunun başında ismim geçen bir intro hazırlamaktı. Kartuşun üzerinde iki adet kırmızı küçük buton vardı. Bunların ne işe yaradığını az çok deneme yanılma yöntemiyle öğrenmiştim. O zamanlarki deyimimizle bize oyunun kodunu veriyordu. Ama nasıl bir dilde veriyordu onu tam hatırlamıyorum. Bu şekilde oyunu kırdığımız zaman (biz nedense buna kırmak diyorduk) oyun içinde geçen yazıları bulabiliyorduk ve oyunun istediğimiz yerine atlayabiliyorduk. Hemen kod araklama, oyun değiştirme çalışmalarımız başladı. Oyunların içindeki yazıları değiştiriyorduk ama bir türlü bizim yazdığımız yazılar gözükmüyordu. Bir şeyleri yanlış yapıyorduk ama neyi? (Kaldı ki sene 2005 olmasına rağmen hala neyi yanlış yaptığımızı bulabilmiş değilim). Bir çok başarısız deneme sonucunda tam "artık bu kartuşdan bir şey olmaz" derken keşfettiğimiz birkaç programla beraber Koala Paint'te çizdiğimiz bir resmin altından yazı geçirmeyi başarmıştık. Tam bunun üstüne müzik ekleme ve bunu da oyunun başına koyma çalışmaları yapıyordum ki kartuş sahibine geri döndü ve sene 1991-1992-1993 geçişi idi. Artık Beşiktaş Bilgisayar'dan elimiz hep boş dönmeye başlamıştık. Artık Commodore için tek tük oyun çıkıyor, 64'ler dergisi son nefesini veriyordu. Commodore kutusuna kaldırıldı ve dolabın üstündeki yerini aldı. Uzun süre bilgisayarsız kaldık. Ara ara Commodore'u çıkartıp gene birkaç oyun oynuyor, birkaç grafik çizmeye çalışıyorduk ama nafile. 95 senesinde Escort ile PC kervanına katıldık. Commodore'dan gelen alışkanlıktan olsa gerek ilk denediğimiz şey oyunlardı tabii ki. Ardından 1996-1997 senesinde İnternet paketleriyle tanıştık. Bu tanışmayı şaşalı bir törenle birleştirmek için kutusunda sakladığımız C64'ümüzü, disket sürücümüzü, bütün disketlerimizi elimizde C64 ile ilgili ne varsa bir güzel götürüp çöpe atmıştık. Herkesin interneti bilgi için kullanacağımızı sandığı bir dönemde ödediğimiz telefon faturaları genelde IRC'deki chat odaları (bunlar bilgi paylaşımlı hat odaları değildi, geyik saçma sapan chat odalarıydı) yüzündendi. PC'ye girişimizi de bu şekilde harcamıştık. Basit bir masaüstü kullanıcısından başka bir şey değildi o anda konumumuz. Seneler seneleri kovaladı tabii ki bilgisayarda 3-5 bir şey öğrendik ama elle tutulur, parmakla gösterilecek bir gelişme kaydedemedim. 2000 senesinde bilgisayarla hiçbir şey yapamamanın verdiği eziklikle işi biraz da inada bindirerek Bilgisayar Programcılığı bölümüne kaydoldum. 2 sene boyunca programcılıkta tek öğrenebildiğim klasik kalıplar oldu; IF THEN gibi şartlı kodlar, karar mekanizmaları, girdi çıktı süreçleri, basit algoritmalar. Hocam "ekrana ne zaman bir şey basacağız?" sorusuna aldığım yanıtta "burada programcılığın temelini öğreneceksiniz, bunlarla istediğiniz her şeyi yapabilirsiniz." Buradan bunu söyleyen hocamı da saygı ile anıyorum. 2002 yılında bilgisayar programcılığı bölümünden x sayıda öğrencinin y sayıda dersten aldığı notların ortalamasını, hangi dersten geçip kaldığını yazan bir program(cık) yapacak şekilde mezun oldum. Hayaller yerlerde, tatminler sıfır, scene isteğini (hala adının ne olduğunu bilmiyorum o senelerde) neredeyse bitmiş, okuldan mezun olduk ve hayat kavgası başladı. Serüven neredeyse mutsuz sona ulaşmak üzere...

2004 senesine kadar IT sektöründe kendime yer edinmeye çalıştım ki o da olmadı. Belki mezun olduktan sonra biri beni yanına alır programcılık üzerine geliştirir, bir şeyler öğretir diye bekledim ama en iyi ihtimalle çağrı merkezlerinde yer bulabildim kendime. Uzun bir süre bilgisayar ve programcılık adına hiçbir şey yapmadım. 2004 senesinde çok alakasız bir müzik forumundan AmigaOne ile ilgili bir yazı gördüm. Bu yazı ile ilgili araştırmalarım beni Türkiye'deki Commodore Amiga kullanıcılarının sitelerine, forumlarına ulaştırdı. Ardından eskileri yad etmek için A500 ve C64 aldık. Serüvenin taaaa en başına gittik, "ulan ben bir zamanlar bir şeyler yapmaya çalışıyordum bu alette hala yapamadım ama bu saatten sonra da yapılır mı?" soruları aklımızı tırmalarken birçok yerden birçok doğru yanlış bilgi edindik. Sonunda da Türkiye'deki aktif scenerların forumuna ulaştım. Sene 2005, scene'de ilk aktivitem 7D5 partisine katılmak oldu. Şu anda o aktiviteden ve Skate'den de almış olduğum gazla C64 için bir taraftan ASM kasarken bir taraftan da DemoDojo isimli bir grup kurdum ve aktif scene hayatı başladı. Derseniz ki elime ilk kartuş geçtiğinde yaptığım yanlışı bulup düzeltebildim mi? Hayır :)

BAKKADA/Demodojo