Plazma sayı 1, sayfa 70
Sayfanın metni

Sayfa 70

Bir sene öncesi ya da sonrası olabilir belki ama yanılmıyorsam bilgisayar ile tanışmam 1985 senesindeydi. İlk kişisel bilgisayarım olan Atari 800 XL'e sahip olmuştum, daha doğrusu abimle beraber olmuştuk. Bu sahipliğin de garip bir hikayesi var aslında. Bir akşam babam bizi (abimi ve beni) arıyor, önce annem konuşuyor babamla ardından bize veriyor, "babanız sizle konuşmak istiyor" diye. Şaşırıyoruz çünkü babam telefonla çok konuşmayı seven biri değildir. Babam bize "oğlum gelirken size hediye ne alayım?" diye soruyor. Tabii ki soruyu soran baba olunca limit de olmuyor. Ben o zaman 4 yaşındayım, hangi akla hizmet bir belgeselden mi esinlendim, seyrettiğim bir çizgi filmden mi özendim bilmem, babamdan kocaman bir panda istiyorum, abimse benim anlamadığım bir şekilde "baba bize Atari al" diyor. Telefon kapanıyor, heyecanlı bir bekleyişin ardından babam akşam eve geliyor ve elinde gerçekten istediklerimiz var. O zamanlar boyum küçük olduğundan standarttan biraz büyük bir pelüş bebek bana kocaman geliyordu ve bana göre kocaman bebekle uzun bir süre ilgilenmiştim. Bu arada da abim gelen Atari'yi açıyor. Model 800XL. Yanında bir de oyun vermişler. Bırakın İngilizceyi o zamanlar daha okuma yazmamız bile yok ama hangi üstün yetenekle olduysa oyun yüklemesini çözebilmiştik. İlk oyunumuz Pac-Man türevi bir oyun, gerçek adını bilmiyorum ama uzun bir süre bizim için o oyunun adı "Şeker" ya da "Hap-Hap" olarak kaldı. Biz de uzun süre o oyunlarda kaldık. Bir sene sonra hatırlayamadığım ya da o zamanlar algılayamadığım bazı sebeplerden dolayı Atari 800XL'imiz ortadan kayboldu. Büyük bir üzüntü olmuştu bizim için, sanırım babam bu üzüntümüze dayanamamış bir arkadaşından ödünç Commodore 64 almıştı. Yaklaşık bir iki ay bizde kaldıktan sonra geri gitmişti ama 800XL'in gidişinden daha kötüydü çünkü neredeyse salya sümük ağladığımı hatırlıyorum. Sonra da uzun süre bir bekleyiş başladı. 1987'nin sonunda C64C modelini almıştık. Artık tamamen bize aitti, geri gitmeyecekti. Bir çocuk başka ne isterdi ki. Yeni serüven başlamıştı...

Yaklaşık bir sene boyunca eski oyunlar oynandı, Commodore'suz geçen yılların acısı çıkarıldı sanki. Bir senenin ardından yani oyun arayışları başladı. Bu arayışlar bizi Beşiktaş Bilgisayar'a doğru itti, ardından da "64'ler" dergisi ile tanıştık. Bir süre sonra zamanımızın çoğunun Beşiktaş Bilgisayar'da geçmeye başladığını fark ettik ama bir eksik vardı. "Şu oyun var mı?" dediğimizde aldığımız cevapların çoğu "O oyun kasete olmaz" idi. "Kasete olmaz ise neye olur?" gibi aptal bir soru gelirdi aklımıza. Bize sorarsan Commodore 64 klavye, dataset (ki o zamanlar biz buna teyp derdik) ve joystick'ten ibaretti. Kısa bir araştırmadan sonra öğrendik ki Commodore için disket ve disket sürücü denen bir şey var. Uzun süre disket sürücü edinmek için para biriktirdik ama tabii ki yetmedi ve o anda kurtarıcımız biricik dayımız bir akşam elinde 1541-II disket sürücü ile kapıdan içeri girdi. Sanırım hayatımda en çok heyecanlandığım anlardan biriydi. Artık "o oyun yok, bu oyun yok" gibi sözcükleri duymayacaktık, bütün oyunlar bizimdi. Bir açıdan da baktığımda belki de scener olma çabalarımın 2005 yılına kadar hala devam etmesinin ana nedeniydi oyun. Farkındaysanız ilk bilgisayarımı edinişimden itibaren yaklaşık 5-6 sene geçti ama hala bilgisayar ile oyun yükleme dışında bir şey yapmış değildim. Bazı zamanlarda kullanıcı kitaplarındaki hazır programları yapar ve "waow süper" derdik ama bundan ibaretti. Bazı introları ve bazı isimleri hayal meyal hatırlamaktayım TRSI ve Zombie Boys gibi, nedense Bronx kalmamış aklımda. Zıplayan topları ve geçen yazıları görüyordum ve imreniyordum ama yazılardan bir kelime bile anlamıyordum. Bir süre sonra "eee gene bakıcam bakıcam bir şey anlamıcam" dürtüsü ile oyunun ana ekranına kadar space tuşuna basmak refleks olmuştu. Alışkanlıklar insana zarar verir derlerdi, inanmazdım; space tuşuna basma alışkanlığı belki sonunda Türkçesi yazan ya da direkt Türkçe olan introları kaçırmama, bir şeyler öğrenebileceğim insanlara ulaşmama engel oldu. Geçen zaman içerisinde bebeklikten çıkıp çocuk-genç arası garip bir safhaya geçtik. Oyunlar hala zevkliydi ama Commodore ile başka ne yapılabilirdi? Bu araştırmalar kısa sürede disket kopyalama programlarını kullanmayı öğrenmeyi, disketlere format atıp yeniden kullanabilmeyi, Koala Paint programını, ismini şu an hatırlayamadığım müzik programlarını ve hızlı yükleme kartuşlarını bize getirdi. Bunlar iyice karıştırıldı ama asıl sorun bunları bir araya getirmekti. Nasıl oluyor da o introlar ve oyunlar yapılabiliyordu? Bu arada yaptığım sayısız ve saçma başarısız deneme vardır ki bunlardan bazıları saçmalama derecesine varmış, bilgisayarımın benim düz yazı olarak yazdıklarımı algılayıp bu isteklerden bana bir oyun derleyeceğini düşünmeme sebep olmuştur. Zaman Commodore'un ve benim aleyhime işliyordu, eskiden belki günde beş oyun çıkarken şimdi 5 günde bir oyun çıkıyordu. Bu dönemde de artık oyun almak yerine değiştirmeyi akıl etmeye başlamıştık. İlk acemice kopyalama partilerimizi de o zamanlar yapmıştık. 2-3 arkadaş toplanır birbirimizde olmayan oyunları-programları kopyalardık. Bir buluşma sırasında Erkan isimli bir arkadaşım cebinden ActionReplay diye mavi bir kartuş çıkardı. Şimdiye kadar gördüğüm kartuşlar ya hızlı yükleme içindi ya da oyundu. Bu kartuşun neler yapabileceğini bilmiyordum. Allahtan Erkan arkadaşımız da çok bilmiyordu ki kartuşu kendisinden uzun bir süre ödünç alabilmiştim. Serüven devam ediyordu...

Klavyeyle gezinmek için ← ve → tuşları.