EVOLVA

olarak değişmiş bir-

2 OYUNLAR

Ali DEMİREL ilk yazım ve bu yazıda benimle ilgili sezebilecekleriniz, Gameshow gibi büyük bir okulda öğrenci olmanın verdiği tedirginlik hissi ve sizden gelen yani Gameshow arkadaşlık ailesinden gelen dostluğun rahatlığıyla birleşen bir heyecandır. Ne kadar uzun ve saçma bir cümle oldu değil mi ha? Ama hakikaten bu kadar karmaşık duygularla başlıyor ilk yazım. Nerden başladığını bilmediğim bir Gameshow tutkusuyla, bir dostumun yanına taşınmış gibiyim. İşte nerden ve nasıl başladığını bilmediğim, bilemediğim hatta tüm insanlığın da bilemediği bir soruyla giriyorum yazıma.

O herkese merhaba, bu benim Gameshow'umuza

Nasıl olduk biz? Neydeniz biz? İlk kim?

Ve daha nice yöresel sorular. Yeryüzünde benim gibi aşmış yaşam formlarının bile tek dogması olan bu sorunun cevabına yüzyıllarını veren insan medeniyeti ancak iki cevap bulabilmiş veya iki farklı tarza ayrılmıştır. Bunları isimlendirmek veya ayırmak gerektiğinde birinci yaklaşım her şeyin bilimin yüce ışığı altında açıklanabileceğini savunan “materyalizm”, ikincisi ise hayatta bazı şeyleri insan mantığının açıklayamayacağını, hatta insanların hayatlarını şekillendiren başka güçlerin olduğuna yani Tanrı'ya inanır. Bu yaklaşıma da “idealizm” diyoruz. Bu yaklaşımlar hayat üzerinde her konuda farklı düşündükleri gibi süper soruya da farklı cevap vermişler hatta bu cevapları bazen birbirlerinin yaşam hakkını kısıtlayarak iletmişlerdir. Soru ve tavırlara göre cevaplar şunlar; Abi biz nasıl olduk?

Materyalist: Maymundan geldik bitanem, bak anlatayım dünya önce gaz ve toz bulutuydu... Evrimleşerek bugünkü süper halimizi aldık. Bakma sen Türkler biraz deforme, Mohaç Savaşı yüzünden böyleyiz. Çok kısaydı çok. İdealist: Yaratılış gerçeği, evrim teorisinin göçüşü. Evladım senin anlamadığın bu denge ve saadetin bir hükmedicisiz devamı. Darwin'in müthiş teorisi bir anda tüm kafası karışık materyalistlerin zihnini aydınlattı. Ona göre insanlık uzun süreçler sonunda bir takım evreler geçirerek bu haline ulaştı, evrimler hala devam ediyor ve insanoğlu var oldukça, insanlar evrim geçirecekler, değişecekler. Belki bu başka bilim adamlarının da söylediği gibi 20 yaş dişlerinin yok olması gibi veya altıncı parmağa sahip olmamız şeklinde olacak. Bu materyalist yaklaşımın iddiası. Buna karşı İdealistler hayatın tamamen yazılmış bir hikayesi olduğuna ve bu hikayenin bir güç tarafından anlatıldığına inanırlar. Bu hikayenin hiçbir yerine müdahale etmek bizim elimizde değildir. Hakikaten de eğer böyle bir güç yoksa dünya üç milyar yıldır, evren ise daha uzunca zamandır bu büyük dengesini nasıl korur?! Bunlar iki yaklaşımın da kendi içinde mantıklı olduğuna inandıkları ve savundukları teorileridir. İnsanlık bu iki cevap arasında gidip gelirken bazıları büyük hikayeye müdahale etmeye başlar. Genetik biliminin yakaladığı yüksek gelişim ivmesi sonucu insanoğlu neredeyse “Nasıl olduk biz?” sorusuna cevap olarak “Biz yaptık." diyebilecek duruma gelmiştir. Bilimin bu durdurak bilmez ilerleyişi bizleri ya çok rahat, sağlıklı, uzun bir yaşama ya da hikayede yapılan değişiklik yüzünden hızla sona götürecek. Umarım hüzünlü olmaz. Belki de en güzel yorumu Einstein yaptı :

yerleşim yerleri bulmak zorundadırlar, bu da kolay değildir. Bildiğiniz gibi (ehi) insanlar her şartta yaşamlarını sürdüremezler. Bu yüzden uygun imkanları olan gezegenleri bulmak ve onlarda yaşamak gerekmektedir.

Ve bu çalışmalardan da büyük meyveler toplarlar, uzayda yayılmadık alan gezilmedik yıldız bırakmazlar, Ama hala nüfus artmaya devam eder; daha da büyük bir hızla. Bu nedenle yerleşilen tüm gezegenler büyük önem kazanmıştır. Eğer biri bile yitecek olursa insanlar ilerleyen zamanda büyük sıkıntılar yaşayacaktır. İnsanoğlunun eskiden tek sıkıntısı kaynaklardı; fakat artık onları kendi de üretebiliyor şimdi ise sıkıntı o kaynakları nereye koyacaklarını bilememeleridir.

Biz bir Evolva'yız ve misyonumuz, görevde olduğumuz gezegeni korumak. Bir gün yine normal seyir halindeyken tarif edilemeyen bir cisim radarımıza yakalanıyor. Yine aracımızın içindeki göstergeler bu cisimde yaşam olduğunu tespit ediyor. Bir süre sonra dolu garabeti gebertmeye ne dersiniz?

“Ran b Baş İz oynamanın müthiş hazzı... Türkiye'de oynanması gereken insanlar: 1- Taksiciler (Hoş geldiniz, nereye gitmek istersiniz demelerini sağlamak ve durup dururken uzun menzilli küfür etmelerini engellemek için. Aslında liste uzun :)) 2- Minibüsçüler (Koyu Arabeskten arındırmak ve trafikte terör yaratmalarını engellemek için) 3- Atilla Taş (Bir an önce ses tellerini yok etmek ve aptal danslar yapmasını engellemek için. Aslında Genleriyle oynamaya gerek yok. Çakacaksın bi tane. 4- Millet Vekilleri (Ne desem boş!) 5- Cem Yılmaz (onun genleriyle zaten oynanmış, saf maymun) 6- Popçular (Genleriyle oynanıp bir an önce sincap yapılmalılar. Ve hemen sonra derin uzaya gönderilmeliler. Başka kurtuluş yolu yok!) 7- Magazin programları ve sunucuları (Yeterince yaratıklar zaten... Gen ameliyatı için o kadar masrafa değmezler) 8- Marilyn Manson - bilerek yanlış yazdım- Bunun ne olduğu zaten belli değil. Başarısız deney olarak dosyayı kapatmaktan başka çare yok (anladınız!) 9- Gameshow (gerçekten ihtiyacımız var :))

“Üçüncü dünya savaşını bilmem ama dördüncüsü oklar ve yaylarla yapılacak.”

“Evolva” da tam bu gelecekten bahsediyor. Tüm insanlığı etkileyen üçüncü bir global savaş daha gerçekleşir. Bu savaşın sonucu önceki ikisinden çok farklı olur. Çünkü ülkelerin kullandıkları teknolojiler birbirlerini yıpratmaktan çok yok etmek üzerinedir. Ve dünya hakikaten yok olma seviyesine gelmiştir. Ama son anda yine kendilerini aklı başında sanan ülke yöneticileri, herkesin insan ve kardeş, dost olduğunu hatırlamışlardır. Savaşın bitmesiyle durumun vehameti daha da fazla hissedilir. O koca medeniyetten geriye sadece yıkıntılar kalmıştır. İnsanlar binlerce yıldan gelen birikimlerini, teknolojilerini, yaşamlarını, kısacası geçmişlerini yitirmişlerdir. Ve tekrar kurmak kolay olmayacaktır. Tekrar el ele veren tüm insanlar, dünyayı yeniden inşa etmek için ortak bir çaba içine girmişlerdir. Bu çaba yavaş yavaş meyvelerini vermeye başlamış, özellikle genetik ve uzay bilimi alanlarında büyük aşamalar katedilmiştir. Genetik bilimi sayesinde insanlara sağlıklı, uzun hatta bitmeyen bir yaşam verebilmişler bu yüzden de nüfus artışı diye bir sorun da baş göstermiştir. Artık yeni şekil monitörümüzde daha da belirginleşiyor. Adeta yumurta gibi oval, sert bir cisim bu ve hızla korumakla yükümlü olduğumuz gezegene doğru gidiyor. Bekliyoruz...

Cismin gezegen yüzeyine çarpmasıyla beraber ikinci görüntüler elimize ulaşıyor. Cisim çok büyük bir hışımla oturuyor gezegenin yüzeyine ve garip etkileşimden sonra yumurtadan kollar çıkmaya, kollar da bir anda uzamaya başlıyor. Kolların girdiği diğer yerde bir yumurta daha oluşuyor ve bu yumurtadan da kollar çıkıyor, bu yolla da inanılmaz bir süratle gezegene yayılmaya devam ediyor. Bir anda belirli çıkışlar oluşuyor, bu çıkışlardan da eciş bücüş yaratıklar meydana geliyor. Hızla sağa sola koşmaya başlıyor yaratıklar ve gezegenin doğal yaşamı içindeki yaratıklara saldırmaya başlıyorlar.

Artık işimizi yapmalıyız. Elimizde, dünyamızda geliştirilen en yetenekli ve tehlikeli savaşçılar var; “genohunters”. Hepsi bir takım yönlerden gelişmiş dört cengaver, Birer özellikleri daha belirginleşmiş ve bu özellikleri ile birbirlerini tamamlayan bir dörtlü. İlk kahramanın çevikliği, ikincisinin hızı, üçüncüsünün ağırlığı, dördüncüsünün zekası daha gelişmiş. Savaşçılarımıza tüm emirleri biz veriyoruz ve onları gitmeleri gereken hedefe yönlendiriyoruz. Savaşçılar gezegenin yüzeyine ilk indiklerinde ellerinde sadece fiziksel güçleri oluyor. Yani düşmana sadece yumruk atarak karşı koyuyorlar. Ama savaşçıların tehlikeli olmasının nedeni süper yumruklara sahip olmaları değil. Düşmanlarına onların silahlarıyla saldırabiliyorlar. Çünkü düşmanlarının genetik yapısından kendilerine gerekli olan iyi genleri alarak vücutlarına adapte ediyorlar.

Genlerin Kaprisi

marlin manson

Çok ciddiyiz fazla söze ne hacet? Marilyn denen böyle daha yaratık sevimli oyunlarda kullanılmalı. Ve hemen... neyse!

olurdu atılma kaş.

Atilla Taş hangi yaratık olursa olsun, hiç fark etmiyor.

bu yaratık bile Satilla şaş soytarısından 1000 kat daha sevimli...

* | hepsi Matilla Maş'dan daha sevimli

Genohunterslarınız beraberce gezegen üzerine ışınlanıyor ve bir anda gezegenin garip, puslu ortamıyla karşılaşıyorsunuz. “O” okunu sürekli size göre kuzey istikametinde tutarsanız istenilen yere gidiyorsunuz. Yolda garip garip patlayan bitkilerle karşılaşıyorsunuz. Burada tavsiyem H tuşu ile grubu ayırmanız ve teker teker huntersları oradan geçirmeniz. Yukarı çıktığınızda karşınıza ölü bir deve kuşu çıkıyor ve bu cesedi parçalayarak ilk geninizi alıyorsunuz. Bu gen “zıplama”. Aldığınız genleri aktif hale getirmek için her kahramanınızda M tuşuna basarak hunter'ınızın mutasyon şemasına ulaşıyorsunuz. Burada hakkınız dahilinde yani basabileceğiniz her mutate butonunda karşınızda iki farklı gen kombinasyonu olacak bunlardan kendinize, daha doğrusu hunter'ınıza uygun olan kombinasyonu seçerek onu evrimleştirebilirsiniz. Eğer sadece bir yaratık öldürüp mutate etmek isterseniz diğer genlerden özellik alıp diğer bir gene ekleme yapıyor. Ama sabredip 3-4 yaratıktan sonra mutate ederseniz hiç zararsız kazanç elde edip hunter'ınızın daha çok gelişmesini sağlıyorsunuz. O devekuşundan gen aldıktan sonra karşı tarafa geçmeniz gerekiyor, benim yine bir tavsiyem H'a basmanız bu sayede sadece bir hunter'ı karşıya geçirip karşı tarafta T'ye basarak bütün hunterları yanınıza alabilirsiniz. Buradan objective okundan biraz uzaklaşmanız gerekiyor çünkü orada bir giriş var ve bu girişi sadece yumruklarınızla açmanız mümkün değil. Bu yüzden rotanızdan biraz şaşıp başka bir yöne gidiyorsunuz. İlerleyen yerlerde yeni yaratıklar size saldırıyor ve bu yaratıklarımızın adeleli kolları var bu yaratıkları öldürünce bu pençe (claw) genini alıyorsunuz. Geriye döndüğünüzde artık girişteki kayaları tek yumrukta kırabilir hale gelmiş oluyorsunuz. Daha sonra artık oku takip ederek mutlu sona eriyorsunuz. İlk bölüm biraz sayede Ateş (flame) püskürtebilen bir yaratığı öldürüp onu parçaladıktan sonra, kendimizi evrimleştirerek ateş püskürtme özelliğini kendimize alabiliyoruz. Böylece giderek gelişen bir savaşçı oluyoruz. Her öldürdüğümüz düşman bizi biraz daha güçlendiriyor. Ama bazen iyi yaratıkları da sırf genetik özelliklerinden dolayı öldürmemiz gerekiyor veya öldürmeyip leşlerinden gen emerek o özelliği kazanabiliyoruz (ilk bölümde deve kuşumsu şeyden zıplama elde). Bu sayede önümüze çıkanı ezip geçiyoruz ve insanlık adına bir adım da biz imza atıyoruz. Oyunun genel olarak hikayesi bu. Biraz da oynanabilirliğinden ve oyunun, bir oyun olarak nasıl olduğundan bahsedelim. Görevler kurtaracağımız gezegenin üzerinde parça parça ayrılmış olarak geliyor. Her bölümde gezegenin farklı bir yöresini kurtarıyorsunuz ve oranın yöresel özelliklerini kapıyorsunuz (1. bölümde zıplama, hız, pençe, 2. bölümde ateş vs..). Görevinizi bölümün başında briefings bölümünde okuyabileceğiniz gibi oyun içinde “O” tuşuna basarak da öğrenebilirsiniz. Zaten o an dört kahramanınızdan hangisini yönetiyorsanız o kahramanın sizdeki monitöründe bir pusula sistemi var. Bu pusulada hem arkadaşlarınızın durumunu görebileceğiniz gibi (1, 2, 3, 4 okları) misyonunuzu da yine "O" okunu takip ederek de bulabilirsiniz. Kahramanlarınızı o anki yapmanız gereken işe göre seçebilirsiniz. Örneğin bir anda hızla geçilmesi gereken bir yer var, bunun için iki numaralı daha yetenekli, “2”ye basarak onu seçebilirsiniz. Diğer kontroller de bayağı pratik olmuş. Zaten klasik olarak sol mouse tuşu ateş, sağ ise zıplama. A, S, D, W yön tuşları. D ve W mantıklı ve güzel olarak strafe şeklinde ayarlanmış. T bütün genohunterslarınızın bir arada hareket etmelerini sağlar. Yani T'ye bastığınız zaman bütün hunterslar sizin yönettiğinizi takip ediyorlar. H'ye basarsanız da sadece seçtiğiniz geno hareket eder. R tuşu yerden bir şey alma ve tekrar basıldığında aldığını atma işini görüyor. Tab ise verme butonu, Tab'e bastığınızda önünüze bir hedef çıkıyor. Bu hedefi diyelim uzaktaki bir yaratığın üzerine tuttunuz, o zaman hedef kırmızı oluyor. Hedef kırmızıyken oraya

göndermek istediğiniz bir hunter'ın butonuna basarak emri veriyorsunuz: “Yakala gel olluum.” Kontroller gayet kullanışlı ve oyunu zevkli hale getiren bir yapıya sahip. Ama grafik için aynı şeyleri söyleyemeyeceğim. Gerçekten grafikleri iğrenç olmuş. Ben kendi adıma ilk baktığım zaman bu oyunun hiçbir evresi bana oyun oynama zevki veremez diye düşündüm; ama sonraları yanıldığımı anladım. Grafiklerindeki eksikliklere rağmen oyun insanı içine alabilen bir yapıya sahip. Ben başımı kaldırmadan 2-3 saat oynuyorum ve keşke daha da zamanım olsa diyorum. Oyun çok zor olmayan ama kafa çalıştırmayı gerektiren bir zorlukta. Bir first person shooter kadar aksiyon

FİRMA: Virgin TÜR: Action içerirken; bir adventure gibi nüanslar yakalamanız ve hatta bir role playing game gibi de yaratıcı Hızlı, heyecanlı ve. SİSTEM: ilmeni: i sürükleyici bir Action, 266 64 Mb Ram/ 350 Mb olabilmeniz ve grup arkadaşlarından iyi combolar oluşturmanız gerekiyor. Konuyu gözardı. Win an Hip VAR ederseniz (ki zaten Ben sizlere ilk imü biraz anlatayım. Hem biraz oyun öncesi fikriniz olur hem de belki benim fark öyle), Unreal etmiş olduğum bir kaç ayrıntıyı da sizlere aktarabilmiş olurum. Tournament oynar gibi VA 85