Half-Life: Opposing Force
Retro bilgisayarpek sevgili editörümüz sürekli olarak birbirinden seviyeli ve insanı derin düşüncelere sürükleyecek kadar şok edici beyanlarla insanları bıktırıyordu. Ben o sırada büyük patron Meg'in kafasını roketle patlatmakta olduğumdan pek dikkat edememişim Zeboş abinin dediklerine. Oyundan kalkınca -ki bu sırada altı kişinin arasında nasıl ikinci olurum diyerek kendimi yerken için için- fark ettim ki pek zeki (!!!) Zaban bey FPS'lerin iğrenç oyunlar olduğunu, 3D oyunların tek güzel getirisinin 3D grafikler olduğunu falan söyleyerek, oyunumuza laf atıyormuş. Kendisine FPS'lerin oyunların gelmesi gerektiği ve hatta eninde sonunda gelecekleri son nokta olduğunu söylediğimde de tahmin edersiniz ki ağzından bal damlayarak, azami dikkat ve nezaket göstererek bana yanlış düşündüğümü söyledi. Fakat her niyeyse bu sırada herkes kulaklarını tıkamıştı. Sonra düşündüm de editörüme zaten Allah vurmuştu. Ben de üstüne gidersem, ben de vurur, ezer ve onun sefil halini gözler önüne serersem kendi muhteşemliğimi kirletmiş olurum. İçimde yeşeren merhamet duygularıyla klavyemin başına oturdum ve siz pek değerli okuyucu arkadaşlarıma yararlı olayım dedim. Buyrun başlayalım ayın en güzel oyunlarından birini irdelemeye. System Shock 2'den sonra şöyle ağız tadıyla oynanabilir bir singleplayer FPS gelmeyeli bayağı olmuştu ki emektar firma Sierra bizleri Half-Life Opfor'u çıkartarak sevindirdi. Hepinizin bildiği üzere Half-Life ilk çıktığında sadece FPS'de değil tüm oyunlar arasında büyük bir ses çıkardı ve FPS'lerle hiç işi olmayan insanların bile aklında yer edindi. Half-Life'ı bu kadar iyi kılan neydi peki? Hiç kuşkusuz mükemmel grafiklerinin büyük bir payı vardı. Diğer FPS'lerde yoksun olan kaliteli ve sürükleyici kurgu bu oyunda oldukça yoğundu. Oyun sürekli olarak sizi diken üstünde tutmayı amaçlayarak hazırlanmıştı. Ayrıca Half-Life sadece basit bir dekmandan dekmandan oyunundan öte kendine has “ortam mücadeleleri"yle FPS'lere yeni bir tat getirmişti. Açıkçası bu öğelerin aslında pek azının gerçekten kaliteli ve ilgi çekici bir şekilde verildiğini düşünüyorum. Bir kere Half-Life'ın motoru maalesef o kadar da iyi değil. Motorun dandikliği ve yarattığı komik durumlar özellikle de multiplayer oyunlarda fazlasıyla ortaya çıkıyordu. Ayrıca her ne kadar süper grafiklere de sahip olsa oyun inanılmaz iyi konfigürasyona sahip makinalara
İlki
oyun dünyasında yankılar yaratmıştı. Konusuyla, atmosferiyle, oynanışıyla ama özellikle yapay zekasıyla. Half-Life maceranız henüz bitmedi! OPPOSING FORCE 4 8 OYUNLAR ihtiyaç duyan kaprisli bir programlama hatasıydı. Fakat şunu da kabul etmek lazım ki yapay zekada bir devrim yaptı. Hala herkes oyundaki askerlerin ne kadar iyi savaştığını anlatıp duruyor etrafta... Sonuçta Opfor'la yine karşımızda. Peki yeni neler var, eskiden neler kalmış, neler değişmiş? Birincisi Opfor yeni bir oyun değil, bir mission pack; yani orijinal Half-Life'ınız olmadan bu oyunu oynamanız mümkün değil. Opfor'un CD'sinden ayrıca bir de yine Half-Life'ın tasarımcıları Valve tarafından yapılmış Team Fortress adlı multiplayer FPS çıkıyor. Bu arada motorunu kullanan Team Fortress'ı multiplayer oyunlarda yeni bir tat arayan herkese tavsiye ederim. Haritalar güzel dizayn edilmemiş olsalar da, değişik karakter sınıfları ve yeni oyun çeşitleriyle Team Fortress bence bakılmaya değer bir oyun. Bu arada siz asıl Team Fortress 2'yi bekleyin; gözlerinize inanamayacaksınız. Bu sefer bir askeriz. Yani evet Half-Life'ta bizi üzen asker timlerine üye özel eğitimli bir komandoyuz. Görevimiz buradaki bilimadamlarını susturmak ve onların en önde gideni, Gordon Freeman adında bir iti el bombasının sıcak karşılamasıyla tanıştırmak! Oyunumuz kesinlikle çok iyi ve etkileyici bir başlangıca sahip. Takımımızla birlikte Black Mesa Araştırma Merkezine sohbet ederekten giderken helikopterimiz uzaylılar tarafından düşürülüyor ve biz kendimizi hareketin tam ortasında buluyoruz. Takımımızdaki herkes ölüyor ve uzaylılar her yerde vıcık vıcık dolanıyorlar. Tahmin edeceğiniz gibi bu noktada hem Gordon Freeman'ı mutsuz etmeli hem de uzaylıların canını yakmalıyız. Çok kahramanız ya her halta yetişeceğiz...
VURMAYINININ! Gerçekten çok keyifli bir girişle oyuna dalıyoruz. Oyun sizi hemen asker oynamaya ısındırıveriyor. Silahsız ve sefil olaya giriyoruz. Etrafta zavallı bilim adamları onları uzaylılardan kurtarmaya geldiğimizi sanaraktan saf saf size yardım filan ediyorlar. Opfor'da ileride bahsedeceğim örneklerle daha iyi anlayacağınız üzere diğer karakterler büyük önem taşıyorlar ve diğer insanların ölmesi genelde oldukça üzücü sonuçlara, hatta oyunun bitmesine dahi sebep oluyor... Daha oyunun en başında meydana gelen felaketlerle anlıyorsunuz ki hayat zor ve tehlikeli. Kendinize hemen yaşamayı kolaylaştırıcı ekipmanlar buluyorsunuz ki hemen bunları sıralayalım (Yani Opfor'la gelen yeni silahları): İngiliz Anahtarı: Yavaş ama iyi oturtuyor. -Kama: Yani ben bu silahı bu kadar hızlı kullanan birisini inşallah ara sokakta filan görmem! -Desert Eagle: Süper, olağanüstü, muhteşem tabanca. Veya öyleymiş gibi gözüküyor. Çünkü bir vurdu mu maşallah geriye hiçbir şey kalmıyor. Alternate fire'ı laser sight'ı açıp kapatıyor. Shotgun'ın menzili dışındaki her hedef için ideal silah. -Sniper Rifle: Oh beah en sonunda o komik crossbow'dan kurtulduk da, adam gibi bir dürbünlü tüfekle acı veriyoruz. Bir vurdu mu pir vuruyor, geriye bir şeycikler kalmıyor. Alternate fire'ı tabii ki dürbünü aktif ediyor... -Spore Launcher: Opfor'un bir özelliği de silahınızı okşadığınız yegane FPS olması. Çünkü Spore Launcher arada bir mırlıyor ve siz de başını filan okşayıp susturuyorsunuz! Neyse silahımız spor topları püskürterek rakiplerinize anormal hasarlar veriyor. Alternate Fire'ı ise spor toplarının tenis topu gibi sekerek gitmesini sağlıyor. Hakikaten çok güçlü bir silah olmuş bu arada.. -Elektrik Silahı: Kesinlikle adını bilmediğim bu silah yıldırımlar atarak düşmanlara küçük hasarlar veriyor. Ayrıca kendi kendine şarj oluyor. Fakat sık da ateş etseniz güçsüz ve çabuk tükenen bir silah olmasından dolayı bir hayli işlevsiz. Yine uzaylı marifeti bir silah, hatta bir böcek! -Dimension Disruptor: Quake'in BFG'si gibi bir silah işte. Fakat o kadar abartılı ve geniş alanda etkili hasarlara yol açmıyor. Alternate Fire'ı bir hayli ilginç: Sizi uzaylıların boyutuna gönderiyor! Nasıl ve niye demeden önce oyunu oynayıp bir görün. Tüm bu yeni silahların yanına bir de şu Quake'de ortaya çıkmış olan kanca var fakat biraz değişik. Hani Half-Life'da tavanda duran, metrelerce uzunluktaki dillerini yere sarkıtarak insanları kendilerine çekip yiyen yaratıklar vardı ya; işte bilim adamları o yaratığı alıp silah-alet arası bir şey yapmışlar. Organik maddelere yapışıp hedefin büyüklüğüne göre ya hedefi size, ya da sizi hedefe çekiyor. Aslında canlılara çok az da olsa hasar veren bu yaratığı siz, daha çok duvarlardaki yeşil yosunsu bölgelere yapışarak normalde ulaşamadığınız yerlere gitmek için kullanacaksınız.. Silahlar ve araçlar bu kadar. Açıkçası çok orijinal bir şey de yok aralarında ama yine de çeşitliliğin artması ve yenilik oyunu daha zevkli kılmış..
NASIL OYUN BU BEEE! Oyun tarzına gelince. Atmosfer oyunda oldukça iyi korunmuş. Sürekli olarak etrafta koşuşturup düşmanları yarmıyorsunuz. Half-Life'taki gibi sıkıcı ve saçma sapan atlama, hoplama, zıplama aksiyonları yerini daha fazla zeka gerektiren yaratıcı “yol bulma” mücadelelerine bırakmış. Fakat itiraf etmeliyim ki bazı bölümlerde “ben ne zaman düşmanları vurmaya başlayacağım ulaaan!!” diye yırtınmadım da değil. Bazı arkadaşlar oyunu puzzle'ların içinde fazlaca boğulmuş bulabilirler. Opfor'daki düşmanlarınız yine çoğunlukla uzaylılar. Dört yeni uzaylı tipi de oyuna katılmış ve grafik tasarımları da oldukça güzel. Açıkçası Half-Life'taki uzaylıların görünüşleri hem çok kötü, hem de komikti; Opfor'da daha iyi yapılmışlar. Fakat yine de inatla savunuyorum ki rakiplerimiz sadece insanlar olsaydı oyun çok daha keyifli olurdu. Uzaylılarla savaşmak bence oldukça patlak ve başarısız bir fikir. Allah'tan oyunun ilerilerinde assassin'lerle savaşıyorsunuz da adam gibi mücadeleye tanık olabiliyorsunuz... Fakat benim Opfor'da en keyif aldığım nokta diğer askerlerle birlikte savaşma şansımızın olması. İlerleyen bölümlerde birliklerden geriye kalan askerlerle timler oluşturup, düşmanlarınızı birlikte paralıyorsunuz. Fakat adamlarınızın sağlığı tamamen yine sizin kabiliyetinize dayanıyor. Bazı yerlerde hızlı hareket edip, sıkışmış olan adamlara acele yardım etmeniz gerekiyor; yoksa çok çabuk heba oluveriyorlar.. Ayrıca takım arkadaşlarınız sadece savaşmakla kalmıyorlar. Teknisyen askerler kapıları eriterek açıyorlar ve medic'ler diğer askerleri iyileştiriyorlar, Bu yüzden bazı kilit askerleri kaybederseniz oyun sizin için çabuk bitiyor. Yalnız Opfor'da beni kusturan iki nokta vardı. İlki uzay bölümlerinin burada da olması. İkincisiyse oyun sonu canavarının olması ve bu canavarın sadece bilmem neresinden vurularak öldürülebilmesiydi. Yani bu adamlar ne zaman on seneden beri kullanılan bölüm sonu canavarı olayından bezecekler yahu! Yetti be artık onun şurasından vur ki böyle olsun, bunun burnunu çek ki patlasın! İğrendim, gına geldi! Son olarak şöyle bir gözden geçirirsek Half-Life Opposing Force, kısa süren, programlaması daha iyi yapılmış zevkli bir oyun. Açıkçası ben hiç sevmemiştim ve çoğu yerinde çok sıkılmıştım. Fakat Opfor beni sürekli eğlendirmeyi başardı. Tüm FPS severlere tavsiye edilir. Bundan sonra her bilgisayarda FPS oynanması dileğiyle hepinize hoşçakalın.
P166 32 Mb Ram/ 400 Mb HD Win 95-98/ 3D Accelerator.