Bu sayfadaki yazılar
Sayfanın metni
Sayfa 51
pek sevgili editörümüz sürekli olarak birbirinden seviyeli ve insanı derin düşüncelere sürükleyecek kadar şok edici beyanlarla insanları bıktırıyordu. Ben o sırada büyük patron Meg'in kafasını roketle patlatmakta olduğumdan pek dikkat edememişim Zeboş abinin dediklerine. Oyundan kalkınca -ki bu sırada altı kişinin arasında nasıl ikinci olurum diyerek kendimi yerken için için- fark ettim ki pek zeki (!!!) Zaban bey FPS'lerin iğrenç oyunlar olduğunu, 3D oyunların tek güzel getirisinin 3D grafikler olduğunu falan söyleyerek, oyunumuza laf atıyormuş. Kendisine FPS'lerin oyunların gelmesi gerektiği ve hatta eninde sonunda gelecekleri son nokta olduğunu söylediğimde de tahmin edersiniz ki ağzından bal damlayarak, azami dikkat ve nezaket göstererek bana yanlış düşündüğümü söyledi. Fakat her niyeyse bu sırada herkes kulaklarını tıkamıştı. Sonra düşündüm de editörüme zaten Allah vurmuştu. Ben de üstüne gidersem, ben de vurur, ezer ve onun sefil halini gözler önüne serersem kendi muhteşemliğimi kirletmiş olurum. İçimde yeşeren merhamet duygularıyla klavyemin başına oturdum ve siz pek değerli okuyucu arkadaşlarıma yararlı olayım dedim. Buyrun başlayalım ayın en güzel oyunlarından birini irdelemeye. System Shock 2'den sonra şöyle ağız tadıyla oynanabilir bir singleplayer FPS gelmeyeli bayağı olmuştu ki emektar firma Sierra bizleri Half-Life Opfor'u çıkartarak sevindirdi. Hepinizin bildiği üzere Half-Life ilk çıktığında sadece FPS'de değil tüm oyunlar arasında büyük bir ses çıkardı ve FPS'lerle hiç işi olmayan insanların bile aklında yer edindi. Half-Life'ı bu kadar iyi kılan neydi peki? Hiç kuşkusuz mükemmel grafiklerinin büyük bir payı vardı. Diğer FPS'lerde yoksun olan kaliteli ve sürükleyici kurgu bu oyunda oldukça yoğundu. Oyun sürekli olarak sizi diken üstünde tutmayı amaçlayarak hazırlanmıştı. Ayrıca Half-Life sadece basit bir dekmandan dekmandan oyunundan öte kendine has “ortam mücadeleleri"yle FPS'lere yeni bir tat getirmişti. Açıkçası bu öğelerin aslında pek azının gerçekten kaliteli ve ilgi çekici bir şekilde verildiğini düşünüyorum. Bir kere Half-Life'ın motoru maalesef o kadar da iyi değil. Motorun dandikliği ve yarattığı komik durumlar özellikle de multiplayer oyunlarda fazlasıyla ortaya çıkıyordu. Ayrıca her ne kadar süper grafiklere de sahip olsa oyun inanılmaz iyi konfigürasyona sahip makinalara
İlki
oyun dünyasında yankılar yaratmıştı. Konusuyla, atmosferiyle, oynanışıyla ama özellikle yapay zekasıyla. Half-Life maceranız henüz bitmedi! OPPOSING FORCE 4 8 OYUNLAR ihtiyaç duyan kaprisli bir programlama hatasıydı. Fakat şunu da kabul etmek lazım ki yapay zekada bir devrim yaptı. Hala herkes oyundaki askerlerin ne kadar iyi savaştığını anlatıp duruyor etrafta... Sonuçta Opfor'la yine karşımızda. Peki yeni neler var, eskiden neler kalmış, neler değişmiş? Birincisi Opfor yeni bir oyun değil, bir mission pack; yani orijinal Half-Life'ınız olmadan bu oyunu oynamanız mümkün değil. Opfor'un CD'sinden ayrıca bir de yine Half-Life'ın tasarımcıları Valve tarafından yapılmış Team Fortress adlı multiplayer FPS çıkıyor. Bu arada motorunu kullanan Team Fortress'ı multiplayer oyunlarda yeni bir tat arayan herkese tavsiye ederim. Haritalar güzel dizayn edilmemiş olsalar da, değişik karakter sınıfları ve yeni oyun çeşitleriyle Team Fortress bence bakılmaya değer bir oyun. Bu arada siz asıl Team Fortress 2'yi bekleyin; gözlerinize inanamayacaksınız. Bu sefer bir askeriz. Yani evet Half-Life'ta bizi üzen asker timlerine üye özel eğitimli bir komandoyuz. Görevimiz buradaki bilimadamlarını susturmak ve onların en önde gideni, Gordon Freeman adında bir iti el bombasının sıcak karşılamasıyla tanıştırmak! Oyunumuz kesinlikle çok iyi ve etkileyici bir başlangıca sahip. Takımımızla birlikte Black Mesa Araştırma Merkezine sohbet ederekten giderken helikopterimiz uzaylılar tarafından düşürülüyor ve biz kendimizi hareketin tam ortasında buluyoruz. Takımımızdaki herkes ölüyor ve uzaylılar her yerde vıcık vıcık dolanıyorlar. Tahmin edeceğiniz gibi bu noktada hem Gordon Freeman'ı mutsuz etmeli hem de uzaylıların canını yakmalıyız. Çok kahramanız ya her halta yetişeceğiz...
Klavyeyle gezinmek için ← ve → tuşları.
Sayfa 50
OPS 2 Combat
oyunlarına bir yenisi daha eklendi. Spec Ops 2 bakalım bu iddiasında ne kadar gerçekçi
Gerçekçi Spec
Viper oyun motoru sayesinde olmuş. Bu arada aldığım haberlere göre Spec Ops 3 2000'in üçüncü çeyreğinde çıkacakmış. Tabii bulmuşlar motoru sömürecekler iyice. Bunun dışında dediklerine göre (ki iyi ki belirtmişler yoksa anlayamayacaktık) oyundaki tüm hareketler, animasyonlar Green Beret'lerden Motion Capture tekniği ile oyuna aktarılmış. Yani hiç Motion Capture görmemiş olsam belki çok güzel gelebilirdi ancak hareketler daha çok yapay gibi geldi bana, bilemiyorum. (iyi ki belirtmişler dedim ya) Vurulma hareketleri, yere düşüşler falan biraz saçma. Adamlar bazen yere düşünce yaprak gibi kayıyorlar. Acaba vurulmalardaki Motion Capture de gerçekçi olsun diye adamları tek tek vurdular mı merak ediyorum. Ancak itiraf etmek lazım hareket kabiliyeti olarak kontrolümüzdeki komando çok yetenekli. Spec Ops 2'de tıpkı Delta Force'da olduğu gibi 3 modu bulunuyor. (ciddi, karizmatik ve salak) Bunları Yere Yat, Kalk tuşları ile dikil, eğil ve yat, sürün olarak belirliyorsunuz. Ayrıca komandomuzun oyuna zevk katan bazı hareketleri de yok değil. Kaymak, kaykılmak, yengeç gibi yan yan koşmak bunlar her gün yaptığımız doğal hareketler. Asıl çoğu kişinin bu tür oyunlarda eksikliğini duyduğu bir hareket vardır mesela, yuvarlanmak. Yerde yuvarlanırken düşmanı taramak çok büyük bir zevktir. Bu hareketi Spec Ops 2'de doya doya yapabileceğinize emin olabilirsiniz. Hatta gideceğiniz yere yuvarlanarak bile gidebilirsiniz yani. (yuppi!) Oyunda bu şekilde birini avlamanın verdiği hazzı ise size anlatamam. Hele bir de bunu Multiplayer oynarken yaparsanız yolda yürüyüşünüz bile değişebilir. Bu arada hazır konuyu Multiplayer'a getirmişken biraz Multiplayer'dan bahsedelim. Zaten bu tür oyunlar artık Single Player'dan çok Multiplayer için alınıyor. Ben de Spec Ops 2'yi Single Player olarak pek de fazla oynamadım. Çünkü hiç de bir SWAT 3 gibi iç açıcı zevkli görevler yok. Bu Spec Ops 2'nin de en beğendiğim özelliği Multiplayer seçeneği. Yani bu tür oyunları İnternet üzerinden Multi olarak dünyanın bir ucundaki insanlarla oynamak apayrı bir şey. Bu anlatılmaz yaşanır gerçekten, mutlaka bir kere denemelisiniz. Bilemiyorum belki bilgisayara karşı oynarken çok daha artistik, estetik hareketler yaparak bilgisayar kontrolündeki düşmanı öldürüyoruz. Ama İnternet'ten çok salakça da oynasa yabancı birini vurmak daha bir zevk veriyor insana. “Hülen oturduğum yerden çocuğun oyununu mahvettim bee!” diye kendinizle bir an gurur duyuyorsunuz. Neyse. Ayrıca Spec Ops 2'yi Multiplayer oynamak çok kolay. Oyunun direkt kendi Multiplayer Server'ları var, üstelik çok da hızlı server'lar. Buralara bağlanıp rahat rahat Multi oynayabilirsiniz. Ancak belki de oyunun bu konuda en büyük eksisi oyuncu eksikliği. Yani sanırım oyun pek satmadı heh heh. Mesela Rogue Spear'ı İnternetten oynamaya her halükarda oynayacak yüzlerce koyun bulabiliyorduk. Spec Ops 2'de ise oyunun kendi server'ı olduğu halde şimdiye kadar en fazla 15-20 kişi online olarak görme şerefine nail oldum. Onlar da kendi çaplarında her biri ayrı ayrı odalarda bekliyorlardı zaten. Ama eğer ki doğru dürüst (uzun boylu, sarışın, mavi gözlü falan) 6-7 kişi bulursanız çok zevkli dakikalar geçireceğinize eminim. Multiplayer haritalarının da dizaynları gayet eğlenceli. Özellikle Tayvan haritaları ormanlık, ağaçlık alanlarda geçiyor ve bu şekilde ağaçların, çalılıkların arasına gizlenmek, tepelere yuvarlanmak oyunu çok zevkli yapıyor. Tabii çalıları siper kullanmayı düşünmüyorsunuzdur umarım. Onun yerine etraftaki variller birkaç tutam ota göre çok daha iyi siper olarak kullanılabilir. Bu arada yazının sonlarına biraz oyun hakkında tavsiyeler vermek ve yazı boyunca gizlediğim gerçekleri gün ışığına çıkarmayı istiyorum. Ne zamandır yapmıyordum içimden geldi :) Açıklık alanlarda sap gibi durmayın, ya da illa duracağım ben sapım diyorsanız bari eğilin de sizi zor görsünler. Kara basmayın iz olur, mümkünse havadan yürüyün. İzler uzun süre yerde kalıyor, ayak izlerini takip ederek düşmanları bulabilirsiniz. Ama izleri takip ediyorum diye de düşmanın dibine gelene kadar kafayı yerden kaldırmamazlık etmeyin. Benim gibi diyeceğim ama benim dibine geldiğim düşmanın şansa arkası dönüktü heh heh. 3- Düşmanların neresinden vurduğunuz nasıl olsa çoğunlukla taradığınız için pek önemli değil. Kafasından vuracağım diye şekilden şekile girmenize gerek yok. 4- Sniper modundayken koşmayın, oyun sapıtıyor. 5- Ottan siper, Zeboş'dan Stoper olmaz unutmayın. 6- Silahlarının ses kayıtları sırasında 3 kişinin vurulduğu yalandı. Aslında 4 kişiydi. 7- Zeboş'un eli aslında CTRL + X'de değil, sürekli CTRL + ALT + DEL'de durmaktadır.
Evet arkadaşlar, bu konulara da açıklık getirdikten sonra yazının son satırını yazmak istiyorum. Doğrusu Spec Ops 2 öyle bir Rogue Spear, bir SWAT 3 ile boy ölçüşecek bir oyun değil. Nereden baksanız bir 50 cm fark var diyorum ki gıcık espriler serisine yeni bir halka eklensin. Belki Delta Force 2 ile bir nebze boy ölçüşebilir.
Hatta bazı artıları bile olabilir. Neyse, sonuçta Spec Ops 2 bir facia değil. Alırsanız dizinizi dövmezsiniz. Ha bu arada, dikkat ederseniz hiç Millennium'dan falan bahsetmemişim. Ondan da eksik kalmasın. Son Millennium görünüyor. Oldukça zevk alacağınız kesin de oyunu alacağınız kesin.
Zeboş'a ithaf mı? (ne dedim ki ben) ediyorum. VA 85