The Expert

TEAM APACHE - (1 CD): Simulasyon oyunları deyince aklınıza ne gelir? Uçak, helikopter, tank gibi araçların gerçeğine yakın benzetimleri mi? Bu kısmen doğrudur. Bütününde ise sanal dünya sathında yaratılan her oyun bir simulasyondur. Neticede yapılan iş ne olursa olsun esas mesele, olayı, dijital manada hakiki olana maksimum benzetebilmektir. Bugünlerde yapım aşamasında olan The Sims adlı oyun söylediklerimi birebir doğrulamakta adeta. Sims günlük yaşamın simulasyonu. Bir gününüzü bütün detaylarıyla simule ediyor, yaşatıyor. Harbiden büyük merakla bekliyorum bu oyunu... Ama dersimiz Sims değil tabii. Dersimiz Team Apache. Ben helikopter oyunlarını sevmem aga. Hele helikopter simulasyonlarını hiç beğenmem. Sebebi basittir. Beceremem, teknik detaylara boğulduğunu düşünürüm... TA öyle değil. Detaylar teknik düzeyden çok oynanabilirlik boyutunda ve gerçekçiliğe katkıda bulunurken oyunun zevkini düşürmüyor. Fizik modellemesi zayıf, hatta kötü. Grafikler iyi, hatta çok iyi. Bunun bedeli var elbet. Eğer Direct3D uyumlu 4 MB hafızalı bir ekran kartına sahip değilseniz Apache'i unutun. Software kısmı rezalet görüntüler içeriyor ve çok yavaş, artı en az MMX istiyor. Hardware ile software arasındaki farkın bu kadar açık olması acı ama gerçek. Sesler oldukça başarılı. Koca bir Apache takımını yönetmenin zevki, görevlerin iyi dizaynı ve ara demolarda aktarılan filmlerle de desteklenince üzerinde uğraşıldığı apaçık belli olan güzel bir “benzetme” oyun çıkıyor karşımıza. Gördüklerimin en eğlencelisi. Sadece simulasyoncular için değil, herkes için. A FORK IN THE TALE - (5 CD): Tempo! Kimsenin hakkında hiçbir halt bilmediği Fork In The Tale'i tanımlayacak söz. Türkiye'deki pek az bilgisayarcıya, pek az gürültü çıkararak gelen ve pek az ilgi gören bir tuhaf durum Fork. Büyük ihtimalle bütünüyle FMV'lardan oluşan görüntülerle yapıldığından dolayı hak ettiği alakayı bulamadı. Bunu anlarım ama yine de, bana göre, AFITT bu türün en iyilerinden. Yanılmıyorsam birkaç amatör bir araya gelip profesyonelce bir şeyler yapalım demişler. Ellerine bir ya da birkaç kamera alıp tamamen aksiyon içeren sahneler çekmişler, daha sonrada ekranda oluşan şekillere klikleyip bu sahneleri randomize biçimde seyredebileceğimiz bir interaktif sistem yaratmışlar. Her şey çok basit görünse de aslında değil. Oyunda hikaye akışını sağlayabilmek için müthiş bir zamanlama ve tempo yakalamanız gerekiyor. Ekrandan gözünüzü bir saniye ayıramıyorsunuz. Tek dinlenme fırsatınız arada nadiren çıkan ımsı sahneler ki bunlarda çok basit şeyler.

Söylenecek son

THE EXPERT

"b Hİ 1

TN Wi TA

Ertunç BURAK eburak@kamernet.com perili ev muhabbeti! mekanlar sıkıcı, atmosfer rezalet

Deathtrap Dun!

Olaylar tamamen komedi tarzında işlenmiş. Efendi efendi ortalarda dolanırken telaşlı kadının biri size çarpıyor. Bir müddet sonra kötü adamların silahlarından çıkan mermilerle vuruluyorsunuz. Gözünüzü bambaşka bir mekanda ve zamanda buluyorsunuz. Denizin dibinde, orta çağda! Hemen bir hızla hareket ve espri dolu macera başlıyor. Bittiğinde bayağı bir ter atmış emin olun. Video görüntüleri kaliteli, kamera kullanımı ustaca, senaryo enteresan. Yine de paraya değip değmeyeceği konusunda kararsızım (yazıyla; beş yıldız). Ucuza düşerse bakıverin. TEMUJIN - (Southpeak Interactive (6 CD)): ... Bildiğimiz adıyla Cengiz Han... Büyük komutan, büyük teşkilatçı, büyük taktik üstadı... büyük yıkıcı, kundaklayıcı, bebek katili, anası Türk olduğu

— —İ de Türk düşmanı, ölümün simgesi, kan emici barbar! Moğolların o sefil tarihlerinde bildikleri en parlak dönemin yaratıcısı ve sınırları itibariyle gelmiş geçmiş en büyük kara imparatorluğunun kurucusu bu adamın gayesi neydi? Amaçsızca toprak ele geçirmek ve yaşadığı asırda iktidarını kanla perçinlemek miydi yoksa pek çok maceracı liderin (Alexander) düşlediği gibi kendi kavminin önderliği dahilinde oluşacak yeni bir dünya peşinde miydi? Aslen fark etmez. Ölümünün hemen akabinde iç çekişmeler ve sonu gelmez çatışmalar yaratımlarının yitip gitmesi kurduğu imparatorluğun ne kadar ince dengeler üzerine kurulduğunun göstergesidir. Beşeriyete kan, acı ve gözyaşından başka hiçbir kıymet kazandırmamıştır Kağan. O günkü Moğolistan ne ise bugünkü de odur. Kurak, çorak, bereketsiz, ilkel. Moğollar, beyaz ırkın Asya'daki tek gerçek temsilcisi Türklere karşı, soydaşları olan Çin ahalisiyle beraber giriştikleri korkunç katliamın bedelini ödüyorlar. Dün ve bugün... hep ödeyecekler. Gerçekte Temüjin, imparatorluğundaki Türk unsurlarını güçlü kıldığı müddetçe var olmuştur. Ne zaman uşak efendi rolüne soyundu, o zaman dirayet kalmadı ve bina içindekilerle beraber yitip gitti ... Cengiz efsane değil, bir korkudur... Hepsi bu. Southpeak bu çöken yapının altına elini sokup, kalan ne varsa onu kurcalamaya karar vermiş anlaşılan. Çıkanda ahım şahım bir şey olsa bari. Ben henüz bu oyunu seven birine rastlamadım ağalar. Video Reality denilen, ne boka yaradığı, ne kadar “reality” kazandırdığı belli olmayan dandik sistemle yapılmış bir adventure Temüjin. Bütünüyle video görüntülerinden oluşan oyun, görüntü akarken oyuncunun sağa sola falan bakabilmesine izin veriyor ve kesintisiz bir hikaye akışı sağlıyor. Bence hiç orijinal değil aksine saçma. Filmler ve seslendirmeler güzel, konu ise tek bir müzenin içinde geçtiği için sıkıcı ama yine de özgün sayılır. Doğaüstü güçleri olan adamlar tarafından Cengiz tekrar hayata döndürülmeye çalışılır. Bunun içinde Stevenson müzesi merkez bellenir falan... Aslında gizemli görünüyor ancak uygulama kötü. Minnacık ekranda olaylar gerektiği heyecanla aksetmiyor bir türlü. Sürekli odalarda dolanıp oraya buraya klikliyorsunuz. Tabii iki dakikada bir puzzle çözmezseniz de katiyen olmaz. Bitirilmesine tanık olmuş biri olarak tek söyleyebileceğim olayın felaket boğucu olduğu şeklinde. Hem zaten Cengiz efendinin canlandığı bir kapalı mekan macerası kime cazip gelebilir ki?... Bana değil emin olun. HOPKINS FBI! - Kamer tayfasının, nedendir bilmem, ısrar ve inatla çıkardıkları şu uyuz FRP dergisine yazdığım ilk ve son adventure çözümüydü Hopkins. Fena bir yazı olmamıştı hatırladığım kadarıyla. Daha sonra yapmak istediğim işin Expert türü bir şeyler olduğunu hissedip dergi içindeki o kısmın formatını değiştirdim. Çözümünü verdiğim Hopkins FBI hakkındaki görüşüm ise o günden beri pek değişmedi. Benim gözümde hala çok kaliteli bir oyun değil. Ancak şu da gerçeğin ta kendisi ki, hiç bilinmeyen küçük bir firma adına yine de fena bir çıkış sayılmaz Hopkins. Çizgi romansı tavrı hoş. Grafiklerde değişik bir tadı yakalamış. Sesleri idare eder, konusu güzel sayılır. Kötü olan hikayenin gelişim biçimi. İhtişamdan uzak, çok sade bir sunum var. Yani şöyle; öyküyü nihayete erdirdiğimde, benzeri oyunların (Broken Sword gibi) bana hissettirdiği - bütün bunları yapan harbiden ben miyim - türünden hiçbir şey hissetmedim. O kadar ıcık cıcık işlerle uğraşıp sonrada - ne olacak oyun işte - demek kötü tabii. Ama senaryo biraz kurtarıyor işi. FBI'da görev yapan Hopkins tuhaf seri cinayetler işleyen bir dallamanın peşine düşer. Kurbanların hepsi kadındır, hunharca katledilmişlerdir ve çıplaktırlar. Bu son kısım uçkur düşkünü tiplerin ağız sularını akıttırmadan hemen söyleyeyim, bol kanlı cesetler, hem de el çizimi olunca, pek de tahrik edici olmuyorlar. FRP ve Magic'te de söylemiştim; bu oyunu yapanların arasında kesin nekrofil eğilimli herifler var. Yoksa koca oyunda neden hem cıbıl hem canlı karı olmasın ki? Eveet eveeet teşhisim bu. Bunlar kesin sapık ayol. Aaa, üstüme iyilik sağlık! PRIVATEER II: THE DARKENING - (Origin (3 CD)): Amiga'da Frontier diye şaheser bir oyun vardı... Yok yok ondan daha öncesi de vardı; emektar Commodore 64'te Frontier'in birincisi Elite... Her ikisi de süperdi ve zamanında beni, benim gibileri, bir hayli

Çünkü. Olur muydu böyle şey? Biz Amiga'da 880 Kb'lık disketlerle uğraşırken 650 Mb'lık iki adet CD'de ne oluyordu. Bu ne küstahlıktı! Ayıp değil miydi?... Geyik bir yana, 7G'yi ilk gördüğümde hislerim buna yakındı. Öyle ya zaten bize olağanüstü gelen altı yüz küsur megabayt dolmuş, bu yetmemiş, bir altı yüz küsur megabayt daha doldurulmaya çalışılmıştı. Aman Allah'ımdı. Bu işin sonu nereye varacaktı (... vardı vardı, DVD!). 7G multi ilk oyun. İlk defa arkadaş vasıtasıyla gittiğim bir zengin evinde görmüştüm oyunu (o zamanlar CDRom drive sahibi olmak mı, ohoooo... Başlangıç introsu insanı hemen havaya sokuveriyor. Perili ev muhabbeti kısaca. Evdeki hemen herkes hortlak vaziyetlerinde. Her odada bir bulmaca, her bulmacanın da senaryo ile bağlantılı bir mantığı var. Mevzuu şu; tırlatmış bir arkadaşımız olan Henry Stauf (isim yanlış olabilir) geçmişinde canını bir hayli sıkmış olduklarını tahmin ettiğim birkaç hayalet dostunu malikanesine davet eder. Sizi de. Ama özellikle sizin için gayet hoş puzzle'lar hazırlamıştır. Adım adım bunları çözerek Stauf'un sırrını açığa çıkarıyorsunuz. İlginç olan, bu çok eski oyunun çok sıcak bir atmosferi, başarıyla oyuncuya aktarabilmesi. Yani puzzle'dan hoşlanmayan birini bile 7th Guest bir hayli saracaktır eminim. Buna örnek vermek adına çok uzaklara gitmeme gerek yok. Bana bakın, göreceksiniz. Ben ne hikmetse böyle perili ev masallarına bayılırım. Puzzle olsa bile severim onları... 11th Hour adlı devam oyunu da yapılan 7G güzel

Beşeriyete kan, acı ve gözyaşından başka hiçbir che çizgi romansı tavrı hoş! görevler iyi dizayn edilmiş, oyalamıştı. Uzayda dolanıp, farklı canlılarla iletişim kurmak, ticaret yapmak, savaşmak ve o günlerin kıt teknolojisi çerçevesinde bile bütün bunları bize yansıtabilmek kolay iş değildi. Özellikle Frontier: Elite 2 gerçekten aşmış bir başyapıttı. Gerçi Amiga'nın sıfırı tükettiği günlerdi. Fakat, nasıl Atlantis gibi oyunlar PC'ye geçmeme sebep olmuşsa, —

Frontier'de Amiga'dan zorlanarak kopmamdaki faktörel kıymeti temsil eder. PC'ye terfi ettiğimde bir müddet için bol animasyonlu, vırvır konuşulup durulan zırva oyunlarla uğraştım. Nede olsa benim için yeniydi her şey. Ancak sıkılmam çabuk sürdü. Sonra “harbi” oyunların peşine düştüm. Az gittim uz gittim Privateer 2'ye rastladım. Gerçi Privateer'ı 1'e benzetmek saçma olur. Uzayda geçmesi ve ticaret olayı harici benzerlikleri yok. Kaldı ki Privateer'ın ticaret kısmı hiç de komplike değil. Normalde oyun tek CD'ye rahat rahat sığabilir (ilki gibi) ama pek çok bildik aktörün arz-ı endam ettikleri kaliteli movie'leri saymazsak. John Hurt, Christopher Walken, Mathilda May gibi tanıdık isimler var. Hepsi kısa rollerle gözüküyorlar üç CD boyunca. Hikaye sonlara doğru üzerine kusacağınız kadar klişeleşse de bir ara çok ilginçleştiği kesin. Bir ticaret gemisi tüm mürettebatıyla birlikte düşer. Tek sağ kurtulan sizsiniz. Hafızanızı yitirmiş biçimde, kimsiniz, nesiniz hatırlamıyorsunuz. Gezegen gezegen dolaşıp, inanılmaz zor uzay kapışmalarını atlatıp, geçmişinizi aydınlatmaya çalışıyorsunuz. Savaşlar Wing dakinin aynısı. Zaten yapımcı da Chris Roberts'in kardeşi (Wing 1, 2, 3, 4'ün yaratan herif). Ulaştığınız mekanlarda, kazandığınız paralar vasıtasıyla geminizi güçlendiriyorsunuz, para karşılığı size refakat eden adamlarla karşılaşıyorsunuz ve öykü böylece ilerliyor. Sonlara doğru lanet olası çatışma sahneleri aşırı zorlaşıyor ve çok da sıkıcı bir hal alıyor. Hikayenin nihayetini görmek için kastıkça kasıyorsunuz, eğlenmeyi unutuyorsunuz adeta. Bunu pek sevmedim. Daha dengeli olabilirdi... Kötü. THE 7TH GUEST - (Virgin (2 CD)): İnanamamıştım... İnanılması mümkün değildi

O günkü Moğolistan ne ise bugünkü de odur.

KÖŞELER 617 render görüntüleri ve de; iyilerinden... Bu arada aklınızda bulunsun, oyun “matur”. Sonra, anneniz odanızdayken falan, karının biri, aracılığıyla zevk iniltileri böğürdüğünde benim gibi kızarıp bozarıp durumu açıklama ayaklarına DEATHTRAP DUNGEON - (Eidos (1 CD)): Eidos'un tarihçesini bilmiyorum. Ama bence, şu çok kişinin nefretle andığı Final Fantasy tanıtımımda da saptadığım üzere, Eidos, maymun iştahlı olan ve her telden üfürüp duran bir firma. Bir gün strateji, bir gün spor; bir gün FPS: Aralarında çok iyi yapımlarda olmasına rağmen, bana öyle geliyor ki, artık işi tamamen ticarete dökmek yolundalar. Bu kötü mü? Aslında çok değil. Ancak bu “seri üretim oyun” mantığının eserlerin kıymet ve azametini azalttığı kanaatindeyim... Bir Half Life şimdiden klasiktir. Çünkü gelişim ve test aşaması yıllar almış ve bu müddet zarfında yaratıcısı olan Valve grubu tam anlamıyla cepten yemiştir. Daldan dala atlamadan, kendilerini bütünüyle yaptıkları işe veren ve her şeyden önce “oyuncu” kimliğini muhafaza eden dahi çocuklardır onlar. İşte sonuç ortada, Half Life bir numara. Gerçi Eidos geliştirici değil yayıncı firmadır. Zaten bu meselede onun rolü de kötü prodüksiyonlara geçit

Titanic: Adventure out of time yok! o abuk sabuk filmle alakası yok!

THE EXPERT

Az laf, çok oyun. Bundan sonra böyle:

vermesi hepsi o... Bunlardan biri de Deathtrap Dungeon. Her şeyiyle başarısız bir oyun. Grafik yetersiz, bug'larla dolu. Sesler zayıf, etkisiz. Mekanlar sıkıcı, atmosfer sıfır, konu rezalet. Gerçekte basit bir platformdan ibaret. Farkı ise yine Eidos'un yaptığı ve git gide ucuzlaşan Tomb Raider tarzı görüntülere sahip olması. İlginçtir, bu mide bulandıran grafiklere rağmen benim 3D kartlı makinemde oldukça kastı. Kolu indir, kapıyı aç, salak yaratıklarla dövüş, onu bunu topla... Sıkılmadınız mı siz bunlardan ya? Ben bıktım artık. Şahsi fikrim şu ki; DD, hikayenin yazarı Livingstone denen herifin kitabında kalması gereken basitlikte bir oyun. Kapalı ve aptal mekanlarda zıp zıp zıplamak anlamsız geliyor. Son derece sıradan, fabrikasyon Deathtrap Dungeon'ı hiç kimseye tavsiye edemiyorum. Hiç kimseye, - (Sierra (7 CD)): Biraz üstte 7th Guest'in çift CD olmasına çok şaşırdığımı söylemiştim di mi? Ama herhalde Phantasmagoria'nın 7 CD olması kadar değildir. Hiç unutmam böyle bir “şeyin” piyasaya çıktığını haber aldığımda Mardin'in Kızıltepe ilçesi civarında askerliğimi yapmaktaydım. Evimden uzaktaki bu vatan köşesinde bilgisayar oyunlarına meraklı tiplerle (hepinize selam beyler!) tanışmıştım. Onlar vasıtasıyla elime geçen ve adını hatırlamadığım bir dergide gördüm Phantasmagoria'yı. İsmi bile zor telaffuz edilen bu oyun o an aklımı başımdan almıştı. Askerden döndükten bir müddet sonra PC aldım ve ilk işim harıl harıl onu aramak oldu. Günler ve geceler boyu kaldırımları aşındırdım. Her kapıyı çaldım. Herkes onu tanıyordu ama kimse görmemişti. İştahım daha da kabardı... Ve bir gün Kamer'de saf saf otururkene kapı ağır ağır açıldı... O içeri girdi, Sevgili Phantie seni se... Hadeey laaann!... Abartma! Bir kere son bölümdeki koşuşturma hariç oyun hiçbir şeye benzemiyordu. Felaket derecede kolaydı ve bu kolaylık yetmezmiş gibi herifler bi de hint koymuşlardı. Onca para döküp sonrada aldığım günde oyunu bitirince Sierra'ya bol bol küfretmiştim, hatırlarım. Konu klişe ötesi; yeni evli bir çift, perili bir malikanede ikamet etmek isterler. Ederler de... Ancak evin eski sahibi, canı sıkılınca evlenen, evlendiği kadınları da öldüren psikopat bir dostumuzdur. Ve tabi, illaki, onun lanet ruhu kocamızın içine giriverir. Biz, zavallı bir kadıncağız olaraktan, gitgide sapıtan kocamızı durdurmaya ve kıçımızı bu beladan kurtarmaya çalışıyoruz. Ara movieler o zaman için bile kötü ama karakterlerin dijitize görüntüleri başarılı sayılır. Atmosfer başlarda çok bayıcı fakat sonraları tansiyon acayip yükseliyor. Hele son CD'deki, iblis tarafından kovalandığınız sahne mükemmel. Gerçekten çok iyi. Yazık ki iyiler bundan ibaret kalmış. Her CD'ye bir gün sığdırmak saçmalığı yüzünden rakam yediye çıkmış. Yoksa Phantasmagoria'nın ikincisinin bundan kat kat güzel görüntü ve ses olayına sahip olduğu halde nasıl 5 CD olduğunu açıklayamazsınız. Bana kalırsa P1 şimdi yapılsaydı daha iyi olurdu. Eğer promosyon kaygılarından uzak işlenseydi, bu klasik konuyu başarılı şekilde elden geçiren bir başyapıt olabilirdi. Şu haliyle şişirilmiş ve sönmüş bir balondan ibaret... Kocaman bir Sierra balonu. TITANIC: ADVENTURE OUT OF TIME - (Cyberflix (2 CD)): Taytanik! Ulan kırk yıllık Titanik, salak bir filmle beraber Taytanik oldu ya, ben ona yanarım, lanet olsun. Doğrusu şu ki; şimdiye kadar sokaktaki adamın pek az ilgisini çeken 1912 yılının bu meşhum olayı, Cameron denen herifin çevirdiği iğrenç aşk masalıyla iyice rezil edildi. Artık hepiniz buz dağının büyük bişi olduğunu, transatlantiklerin de batabileceğini, insanların suda boğulabileceklerini falan öğrenmiş olmalısınız. Peki gerçek cesaretin ne olduğunu, insanların başkaları için yaşamlarından fedakarlık etmelerinin ne demek olduğunu, her ne şartta olursa olsun görev bilincinin yitirilmemesi gerektiğini anlayabildiniz mi? Hiç sanmıyorum! Yeni dünya düzeninin sözde “efendileri” adına bunlar anlamsız kavramlardır. Onlar, kadınlarının ve çocuklarının yaşaması için ölen adam gibi adamları anlamazlar. Onlar, kocalarıyla ölüme giden onurlu kadınları göremezler. Onlar, gemi sulara gömülürken güvertedeki orkestra niye hala işini yapmaktadır bilemezler. Bu onlar için takdir değil, alay meselesidir ancak. Asrın ilk yarısıyla ikincisi arasında bu derece değer farkı olması düşündürücü. 40-50 senedir insanlığın çürüme ivmesi katlanarak yükseldi... Hiç bitmeyecek “kavga” şimdilik yitirildi... Efendiler şimdilik sustu... Titanic: Adventure Out Of Time'ın James Cameron'un çektiği filmle alakası yok. Bu oyun ondan çok daha önce piyasaya çıkmış, yazık ki hak ettiği ilgiyi görmemişti. Filmle beraber kıymeti de arttı. Out Of Time olaya farklı yaklaşıyor. Siz, Titanik transatlantiğinin içinde dönüp duran karmaşık casusluk olaylarına iştirak ediyorsunuz. Yaptığınız işler ilerde çıkacak Birinci Cihan Harbi'nin nasıl gelişip, ne şekilde yönleneceğini belirliyor. Ve tabii sizin kaderinizi de. Böylelikle oyun size, tarihi bir andan alternatif bir kesit sunuyor. Titanic, tamamen render animasyon şovu. Özellikle geminin batışı muhteşem yapılmış. Harbiden muhteşem... Karakterler montaj mantığıyla dijitize edilerek hareketlendirilmiş. Oyun üç değişik sona sahip; iki kötü, bir iyi. O kadar uğraşmama rağmen iyi sonla bitiremedim. Yalnız şunu söylemeliyim ki hikayenin gelişimi ve bitimi resmen Hollywood yapımlarına taş çıkartacak özelliklerde (özellikle şu son saçmalığa). Oyunun sonunda başarısızlığınızın taa İkinci Dünya Savaşı'nı bile etkilediğini, Almanların Londra'yı ele geçirip, kendi kanınızla sefalet dolu odanızın duvarına imza attıklarını gördüğünüzde çok şaşıracaksınız emin olun. Bence, Adventure Out Of Time, efsaneleşmiş bir dramın teknolojik imkanların seferberliği sayesinde günümüze aktarılan berrak bir yansıması. Tebrikler Cyberflix. - (Micro): Dark Earth'e müteşekkirim. Neden mi? Bu tarz oyunların öyle grafik kartına falan ihtiyaç duymadan da çok iyi görüntülere sahip ve çok hızlı olabileceğini kanıtladığı için. En son, aynı tarzda olan, Nocturne diye bir rezalet geçti de elime, onun için söyledim bunu. Nocturne'ün yapımcılarının Allah belasını versin! Köpek ruhlu herifler. İşlemci ve kart yapan firmalarla anlaşıp, en ufak bir özelliği dahi olmayan oyunlarına (piyasada ondan kat kat üstün benzerleri varken; misal Dark Earth işte) dağlar kadar büyük sistem istediklerinden dolayı bu tepkiyi hatta daha da fazlasını hak ediyorlar bu şerefsizler. Neyse boş veriyorum. Değmez bunlara. Bir şekilde, bir gün Nocturne gibi bir pisliğin orijinaline para verirsem ben de şerefsizim. DE, Resident Evil türü oyunlardan biri (Nocturne diye bir oyun yok benim için). Ama nasıl biri? Süper biri... Nükleer savaş sonrası dünya perişan haldedir. Yıkımdan kurtulan bir grup insan kendilerine bir gelecek kurabilmek amacıyla yollara düşer. Az giderler, uz giderler. Yeni şehirlerini inşa edebilecekleri mekanı bulduklarında dururlar. Ve buraya Sparta (Isparta?) kurulur. Ve tabii nerede medeniyet, nerede bir arada yaşayan insan yığınları orada hırs, orada şiddet. Biz, şehir muhafız ordusu mensubu genç bir adamı yöneterek, kişisel ihtiraslarını doğaüstü güçlerle birleştirip ardından Sparta'yı ele geçirmeye çalışan hainleri durdurmaya çalışıyoruz. En harbi yoldaşımız kılıcımız. Oyunda kılıç dövüşleri büyük kabiliyet istemiyor ancak düşmanların güç dengelerini de iyi tahmin etmeniz gerekli. Adamına göre muamele yani. Sparta'nın üstünde başlayan macera, şehrin altında, akla gelmeyecek yerlere kadar. Haa bu arada oyunun başında korkunç bir yaratığa dönüşüyorsunuz ve aslında ana tema da tekrar insan olabilmeniz üzerine kurulmuş. Karşınıza çıkanlara iyi veya kötü davranmak elinizde. Senaryo buna göre boyut kazanıyor... Eserin yaratıcısı Kalisto Entertainment. Bu firmanın Fifth Element, Ultimate Race gibi diğer baba oyunlarını da biliyorsunuz (biliyorsunuz di mi? Bilmelisiniz). Kaliteli adam bunlar. Dinleri, imanları para değil... Bravo. Oyunlar; 1- Full CD versiyon olacak ve Windows 95 altında çalışacak 2- Record CD olmayacak, 3- Büyük paralar istenmeyecek, 4- Mümkünse bizzat Kamer'e gelinerek elden teslim edilecek İşte onlar; Pandora Directive, Zork Nemesis, The D, Chronicle Of Sword, Dame Was Loaded, Elk Moon Murder, Spy Craft, Vampire Diaries, Treasure Hunter, Gothos, Soul Hunt, Fox Hunt, Deadly Tied, Homicide, Indiana Jones Fate Of Atlantis, Gabriel Knight, Dagger Of Amon Ra, Prisoner Of Ice, Alone in Dark 3, Riddle Of Master Lu, Orion Conspiracy, Bad Mojo, Dark Eye, Normality, Clan Destiny, Neverhood, Flight Amazon Queen, Space Quest 5, Queen, Amazon, Quest For Glory 4, Dark Forces, The X-Files, Monty Python Meaning Life, Riven, Star Trek Academy, Virtua Cop, Hunter Hunted, Jack Orlando, Liath, Versailles 1685, Callahan Crosstime Saloon, Maddog 2, Dust, Larry 6, The Scroll, Crusader No Regret, Dragon Lore, Raven Project, Ecstatica, Voyeur, Buried In Time, Quantum Gate, Ravage, Panic In Park, Drowned Gods, Riana Rogue, Johny Mnemonic, Simon Sorcerer 2, Feeble Files, Secret Mission, The KGB Files, Torin Passage, Inca, Police Quest 4, Thunderscape, Entomorph, Day Of Tentacle, Sam And Max, Congo, Blood Net, Hand Of Fate, Supreme Warrior, Psychic Detective, Shivers, Return To Zork, Aces Of Deep, Death Gate, Conquest New World, Settlers 2, Deadline, Rise Rule Ancient Empire, Judge Dredd, Discworld, Beavis Butthead Virtua Stupid, Tie Fighter, Little Big Adventure, Red Big Adventure, Wing Commander 3, Tom Clancy SSN, Innocent Until Caught, Azrael Tear, Third Millenium, Crystal Skull, Batman Forever, Rex Nebular, Deadlus Encounter, Cyber Judas, Loom, Skull Cracker, Paparazzi, Lost In Time, Return Of Phantom, Martian Memorandum, Sacred Grounds, Willy Beamish, Heart Of China, Rise Of Dragon, KGB, Power Slave, Sand Warrior, SPOR, Dark Seed, Night Trap, Blow Away, Gin, Dracula Unleashed, Romance Three Kingdoms 4, Indiana Jones Last Crusade, Dragonheart, Bioforge, Conquest Of Longbow, Connections, Critical Path, Freddy Pharkas, 1st Degree, Lands Of Lore, Legend Of Kyrandia, MTV Club Dead, Touche, Police Quest, Wings Of Glory, Privateer, Sherlock Holmes Ripper Case, Rocketeer, Time Quest, Zorro,