Gameshow sayı 45, sayfa 70

Bu sayfadaki yazılar

Sayfanın metni

Sayfa 70

Çünkü. Olur muydu böyle şey? Biz Amiga'da 880 Kb'lık disketlerle uğraşırken 650 Mb'lık iki adet CD'de ne oluyordu. Bu ne küstahlıktı! Ayıp değil miydi?... Geyik bir yana, 7G'yi ilk gördüğümde hislerim buna yakındı. Öyle ya zaten bize olağanüstü gelen altı yüz küsur megabayt dolmuş, bu yetmemiş, bir altı yüz küsur megabayt daha doldurulmaya çalışılmıştı. Aman Allah'ımdı. Bu işin sonu nereye varacaktı (... vardı vardı, DVD!). 7G multi ilk oyun. İlk defa arkadaş vasıtasıyla gittiğim bir zengin evinde görmüştüm oyunu (o zamanlar CDRom drive sahibi olmak mı, ohoooo... Başlangıç introsu insanı hemen havaya sokuveriyor. Perili ev muhabbeti kısaca. Evdeki hemen herkes hortlak vaziyetlerinde. Her odada bir bulmaca, her bulmacanın da senaryo ile bağlantılı bir mantığı var. Mevzuu şu; tırlatmış bir arkadaşımız olan Henry Stauf (isim yanlış olabilir) geçmişinde canını bir hayli sıkmış olduklarını tahmin ettiğim birkaç hayalet dostunu malikanesine davet eder. Sizi de. Ama özellikle sizin için gayet hoş puzzle'lar hazırlamıştır. Adım adım bunları çözerek Stauf'un sırrını açığa çıkarıyorsunuz. İlginç olan, bu çok eski oyunun çok sıcak bir atmosferi, başarıyla oyuncuya aktarabilmesi. Yani puzzle'dan hoşlanmayan birini bile 7th Guest bir hayli saracaktır eminim. Buna örnek vermek adına çok uzaklara gitmeme gerek yok. Bana bakın, göreceksiniz. Ben ne hikmetse böyle perili ev masallarına bayılırım. Puzzle olsa bile severim onları... 11th Hour adlı devam oyunu da yapılan 7G güzel

Beşeriyete kan, acı ve gözyaşından başka hiçbir che çizgi romansı tavrı hoş! görevler iyi dizayn edilmiş, oyalamıştı. Uzayda dolanıp, farklı canlılarla iletişim kurmak, ticaret yapmak, savaşmak ve o günlerin kıt teknolojisi çerçevesinde bile bütün bunları bize yansıtabilmek kolay iş değildi. Özellikle Frontier: Elite 2 gerçekten aşmış bir başyapıttı. Gerçi Amiga'nın sıfırı tükettiği günlerdi. Fakat, nasıl Atlantis gibi oyunlar PC'ye geçmeme sebep olmuşsa, —

Frontier'de Amiga'dan zorlanarak kopmamdaki faktörel kıymeti temsil eder. PC'ye terfi ettiğimde bir müddet için bol animasyonlu, vırvır konuşulup durulan zırva oyunlarla uğraştım. Nede olsa benim için yeniydi her şey. Ancak sıkılmam çabuk sürdü. Sonra “harbi” oyunların peşine düştüm. Az gittim uz gittim Privateer 2'ye rastladım. Gerçi Privateer'ı 1'e benzetmek saçma olur. Uzayda geçmesi ve ticaret olayı harici benzerlikleri yok. Kaldı ki Privateer'ın ticaret kısmı hiç de komplike değil. Normalde oyun tek CD'ye rahat rahat sığabilir (ilki gibi) ama pek çok bildik aktörün arz-ı endam ettikleri kaliteli movie'leri saymazsak. John Hurt, Christopher Walken, Mathilda May gibi tanıdık isimler var. Hepsi kısa rollerle gözüküyorlar üç CD boyunca. Hikaye sonlara doğru üzerine kusacağınız kadar klişeleşse de bir ara çok ilginçleştiği kesin. Bir ticaret gemisi tüm mürettebatıyla birlikte düşer. Tek sağ kurtulan sizsiniz. Hafızanızı yitirmiş biçimde, kimsiniz, nesiniz hatırlamıyorsunuz. Gezegen gezegen dolaşıp, inanılmaz zor uzay kapışmalarını atlatıp, geçmişinizi aydınlatmaya çalışıyorsunuz. Savaşlar Wing dakinin aynısı. Zaten yapımcı da Chris Roberts'in kardeşi (Wing 1, 2, 3, 4'ün yaratan herif). Ulaştığınız mekanlarda, kazandığınız paralar vasıtasıyla geminizi güçlendiriyorsunuz, para karşılığı size refakat eden adamlarla karşılaşıyorsunuz ve öykü böylece ilerliyor. Sonlara doğru lanet olası çatışma sahneleri aşırı zorlaşıyor ve çok da sıkıcı bir hal alıyor. Hikayenin nihayetini görmek için kastıkça kasıyorsunuz, eğlenmeyi unutuyorsunuz adeta. Bunu pek sevmedim. Daha dengeli olabilirdi... Kötü. THE 7TH GUEST - (Virgin (2 CD)): İnanamamıştım... İnanılması mümkün değildi

O günkü Moğolistan ne ise bugünkü de odur.

KÖŞELER 617 render görüntüleri ve de; iyilerinden... Bu arada aklınızda bulunsun, oyun “matur”. Sonra, anneniz odanızdayken falan, karının biri, aracılığıyla zevk iniltileri böğürdüğünde benim gibi kızarıp bozarıp durumu açıklama ayaklarına DEATHTRAP DUNGEON - (Eidos (1 CD)): Eidos'un tarihçesini bilmiyorum. Ama bence, şu çok kişinin nefretle andığı Final Fantasy tanıtımımda da saptadığım üzere, Eidos, maymun iştahlı olan ve her telden üfürüp duran bir firma. Bir gün strateji, bir gün spor; bir gün FPS: Aralarında çok iyi yapımlarda olmasına rağmen, bana öyle geliyor ki, artık işi tamamen ticarete dökmek yolundalar. Bu kötü mü? Aslında çok değil. Ancak bu “seri üretim oyun” mantığının eserlerin kıymet ve azametini azalttığı kanaatindeyim... Bir Half Life şimdiden klasiktir. Çünkü gelişim ve test aşaması yıllar almış ve bu müddet zarfında yaratıcısı olan Valve grubu tam anlamıyla cepten yemiştir. Daldan dala atlamadan, kendilerini bütünüyle yaptıkları işe veren ve her şeyden önce “oyuncu” kimliğini muhafaza eden dahi çocuklardır onlar. İşte sonuç ortada, Half Life bir numara. Gerçi Eidos geliştirici değil yayıncı firmadır. Zaten bu meselede onun rolü de kötü prodüksiyonlara geçit

Titanic: Adventure out of time yok! o abuk sabuk filmle alakası yok!

Klavyeyle gezinmek için ← ve → tuşları.