B Bölgesi

İnatçı olmamın güzel olduğuna inandığım için hala her gelen yeni oyunla ümitlenmeye ve her sefer ümidin kırıldığı halde üzülmemeye devam ediyorum. Gecenin köründe de oturmuş size bunlarla ilgili fikirlerimi anlatıyorum. Hay Allah'ım ya. Bana gelen mail'lerden izlediğim kadarı ile yazılarımı okuyanların ortak görüşü pek çok oyunu beğenmiyor olduğum. Evet bu doğru, gerçekten de oyun beğenmekte zorlanıyorum. İyi niyetli olmama rağmen, bir oyunun beni bilgisayarın başına çivileyebilecek olmasına, saatlerce kapalı bir odada kalmayı göze alacak olmama yine de her sene gelen oyunlardan en fazla 4-5 tanesini oynamaya değer buluyorum. Zaten oyun zevkim yavaş yavaş single player yerine multiplayer oynamaya doğru kayıyor. O yüzden single player'ı güzel olan oyunların bu özelliğini de pek aramamaya başladım. Açıkçası single player'ı güzel olup da multiplayer'da işkence şeklini alan evrendeki tek oyun Heroes of Might & Magic'tir ve bu serinin tamamı ile gurur duyuyorum, zaten birkaç gündür de kölesi olmuşcasına, çılgıncasına Armageddon's Blade expansion'ını oynuyorum. Multiplayer gaming iyi de, güzel de, şanssız birisi olduğum için zamanında Türkiye'de doğmuşum ve hala orada ikamet ediyorum. O yüzden olsa gerek İnternet bağlantım felaket derecede kötü. Zaten sanırım bağlantısı iyi olan kimse yok, çünkü burası Türkiye, fark burada. Mesela az önce ICO üzerinden Age of Kings'in şu anda igi.net birincisi ve Age of Empires'ın eski Dünya Şampiyonu ile konuşuyordum. Yeni bir oyundan çıkmıştı, zor bir oyundu, kazanmıştı, bayağı mutluydu falan. Bana sabaha karşı 4'te, yani bizim saatimizle sabaha karşı 4'te Gaming Zone'da Age of Kings turnuvası olacağını, katılıp katılmayacağımı sordu. Ben de çok katılmak isteyeceğimi, ancak ping sorunu olabileceğini söyleyince, o da aynı sorunların

B int onman ve ret sete uman wa in hai a a her gulen yay oyunla

*Herhangi bir etkili yolu, kazanan stratejiyi gerçekten de o ping ile katılamayacağımı düşündüğünü belirtti. Zaten söylenecek de pek bir şey yok, daha önce katıldığım her türlü turnuvada da, oyunda da, bazen öyle uzun süreler lag oldu ki oyun oynarken duş falan yapabiliyorduk. Ayıp olmasın diye artık katılmıyorum bile. Oysa oralarda başarılı olabilecek bir oyuncu olduğumu ben de biliyorum, konuştuğum adam da... bayağı üzücü. Tabii bu bir tek benim problemim değil. Bazı örnekler de verebilirim. Mesela Alp Övütmen. Starcraft'ta Dünya çapında bir oyuncu olabilecekti, hatta en iyi oyuncuların oynadığı Kali Server'ında 13.'lüğe kadar yükseldi. Ancak oyunlarını sadece gece saat 2'den sonra oynayabiliyordu ve o zamanlar bile ping sorunu oluyordu... tahmin edin neden? Çünkü Türkiye'de Internet bağlantısı öyle kötü ki, başka zamanlar ping 28000'e kadar çıkıyordu. Tabii bunun doğal sonucu, okul vs. başlayınca oyundan kopmak zorunda kaldı, hoş onlar yokken bile zaten gece 2'de oyun oynamak zorunda kalması üzücü bir durum. O yüzden bize de kala kala single player'ı güzel oyunlar kalıyor. Gerçi güzel yurdumun dört bir yanı internet kafelerle dolu ama, onlar da ancak öğrenme içgüdüsünden uzak, sadece "zevk almak için" oynanan oyunlardan daha fazlasını veremiyor, gördüğüm kadarı ile İstanbul'da Starcraft'ın iyi oyuncular tarafından oynandığı Sihir Kafe ve Quake'in her türlüsünün iyi oyuncular tarafından oynandığı MegaByte adlı kafe dışında,

Eh, bundan olsa gerek, ben de bir oyunun single player'ından çok şey bekliyorum. Örneğin oyundan bana risk alma şansını vermesini bekliyorum. İkincisi, iyi bir oyundan, çok iyi oyuncular yaratabilmesini bekliyorum. Demek istediğim şu: Quake'te bana hiç frag vermeyecek oyuncular var. Onlara da hiç frag vermeyecek oyuncular var. Yani böyle yaklaşık 8-10 tane kat vardır. İyi oyuncu olmak demek oyunu artık aşmış olmak demek olabiliyor, ki Quake'te bu şans var. Fakat, örneğin Alien vs Predator isimli saçma sapan oyunda, çok iyi bir oyuncu ile normal bir oyuncu arasında çok da bir fark yok. Zaten bu yüzden olsa gerek, "sadece zevk almak için, kazanmayı önemsemeden" oynayan oyuncuların sıkça tercih ettiği bir oyun bu. Sanki oyunu kazanmak amacı ile oynayan gerçek gamer'lar zevk almıyorlarmış gibi bir izlenim yaratabilecek bu yaklaşımı ne kadar kınadığım açık ve seçik sanırım. Ayrıca iyi bir oyundan doyurucu olmasını beklerim, yani süre olarak. Kısa olduğu halde beğendiğim tek oyun sanırım, hayatımda oynadığım tek adventure olan Full Throttle. Hala bulursanız kesin alın, ki bulamazsınız, fakat bence gelmiş geçmiş en iyi oyunlardan biri, bir de o saçma arcade bölümleri olmasaydı. Pek çok single player oyun daha siz ne olduğunu anlamadan bitiyor, alın size Tiberian Sun, ya da Revenant. Hatta, hazır aklıma gelmişken, Tiberian Sun'ın multiplayer'ını beğenmememin sebebi de zaten az önce bahsettiğim şey, yani oyun size süper oyuncu olma şansı tanımıyor, gayet dar ve sınırlı bir çemberin içinde dönüyor, sonuç olarak her binadan en fazla bir tanesi efektif olduğu için, risk almak ve iyi oynamak diye bir şans yok. Tabii bunun arkasında ne görüyoruz: kötü oyuncuların, daha doğrusu, iyi oyuncu olma isteği olmayan, öğrenme içgüdüsüz oyuncuların da oynayabilecekleri oyunlar yapan ve böylece voliyi vuran büyük firmalar, ki bu da apayrı bir sinir konusu. Duyduğuma göre gelmiş geçmiş en iyi oyunlar sıralamasını yapan kurumlar Half-Life'ı bir numaraya oturtmuşlar. Bu kadar saçma bir şeye akıl sır erdiremiyorum. Bence single bile çok kötü olan Half-Life -birkaç yeni fikir ve biraz heyecan, ama bunlar bir oyunu güzel yapmaz- multiplayer'da gördüğüm en kötü FPS. Hatta o motor üzerine çıkan yeni oyun Team Fortress de bir o kadar kötü. Bu yaklaşımlardan öylesine sıkıldım ki... iyi olan-olmayan her oyuncunun zevk alabileceği oyunları iyi oyun sayan bu kaybetme düşmanı zihniyet baydı beni. Bundan son derece ağzımın yandığının farkındasınızdır herhalde. Fakat gelip de oyunlar işleri daha da zorlaştırıyor. Bakın, dergi ile ilgili bir eleştiri yapacaksanız, bunun yapılacağı tek yer az yukarıda geçen mail adresidir. Çünkü ben, ne bileyim, Starcraft oynarken orada GameShow yazarı Burçak olarak değil, OoT klanının bir üyesi olan, bir oyuncu olarak bulunuyorum. Hele bir de yaşımı duyan insanlarda direk bir "üff, bunun da havasından geçilmez şimdi" gibi bir yaklaşım baş gösteriyor, oysa hiç alakası yok. Starcraft'ta oyun oynadığım adamın oyundan çıkarken "iyi oyundu ama seni yenebilirdim, ayrıca GameShow bu ay güzel olmamış" demesi beni oldukça rahatsız ediyor. Negatif eleştiri yapacaksanız, özellikle negatif eleştiri, bunu yapacağınız yer yukarıdaki mail adresidir. O an sadece Starcraft, ya da ne bileyim, Quake oynuyor oluyorum ve inanın GameShow'u nasıl bulduğunuzu önemsemiyorum, çünkü sizi de bir okuyucu olarak değil, bir oyuncu olarak görüyorum orada. O yüzden, dergide yazmayan hiçbir adreste, Gameshow chat odası dışında, bana dergiyle ilgili, özellikle negatif eleştiri yapmayın, beni bu şekilde taciz etmeye hakkınız yok. Ayrıca dergide yazar olmayı bir üstünlük ya da statü meselesi olarak görmüyorum, o yüzden bu konudaki saçma itham-ön yargılarınızı kendinize (ya da kedinize... kedi dedim de, uğuma göre gelmiş geçmiş en iyi oyun Half-Life seçilmiş. Bu kadar saçma bir şeye akıl sır erdiremiyorum bana "hadi Starcraft" gibi ukalaca bir tavırla (Mesela ben demin bahsettiğim ikincisine yiyor mu?" falan demiyorum... onun başarısına saygı yaklaşan, sonra benim ilk beş-altı dakikada oyunu bitirmem köpek aldım) saklayabilirsiniz. Gerçekten son bir ayda özellikle başıma gelenlerden sıkıldım. Bu yazıya da Üzerine alınması gerekmeyen hiç kimse alınmasın, bütün okuyucularla tanışmak benim memnun

Ben onu yendiğim için haksız duruma düşüyorum ya, bunu hiç anlamıyorum. İşte bu yazıları da burada okuyanlara demek istiyorum ki, herhangi bir oyunda ya da herhangi bir dalda sizden daha başarılı birisini görürseniz, onun yetenek ya da bilgisine saygı gösterin. Çünkü öğrenmenin tek yolu bu iyi niyetten geçer. Bu mantığı anladığınız zaman, ve daha iyisini yapma özlemi ile tutuştuğunuz zaman (gerçekten de böyle bir şey var, inanın bana), her konuda daha başarılı ve iyi niyetli olduğunuzu fark edeceksiniz. Benim Türkiye'de oyun oynayanlar ile ilgili en büyük sorunum bu, yoksa çok yetenekli olduğuna inandığım oyuncular hala Half-Life oynamazlardı. Her neyse, umarım ulaşıyorlardır.

Son olarak eklemek istediğim önemli bir şey var. Daha gencecik bir yaşta GameShow gibi bir bilgisayar dergisinde yazarlık yapmaya başladım. Bunun bana yüklediği sorumluluklar -hele bir de yazılarımı okuyan kitleyle her an karşılaşabilecek olmam(Kamer-Sihir Kafe, her türlü Net ortamı, özellikle multiplayer hala arkadaşlık ettiğim bazı insanlar en iyi kanıtıdır. Ancak sırf laf söylemiş olmak için, akıllı gözükmek için, saçma sapan yerlerde abuk sabuk eleştiriler yapmaya gerek yok, o bir, dergide kendi yazılarım dışında hiçbir şeyden de mesul değilim: daha böyle açıklamalar yapmak zorunda kalmam.

»«dedi ve gitti Burçak. Üzerinde birkaç günün yorgunluğu mu desem, siyah bir mont mu desem, öyle bir şey vardı. Bu haliyle bir yanardağdan daha heybetli görünüyordu. Görünüyordu görünmesine, ama önünü göremiyordu, ve çarpıp yere düştüğü direk onu sonsuza dek lanetlemiş oldu. Ah Burçak, bir kere de her işi “sonuna kadar" doğru yapsan, der gibi bir hali vardı ama, hali kalmamıştı ki....