NBA Inside Drive 2000
Retro bilgisayarSpor oyunları yazarı olarak asırlar süren başarılı geçmişim ardında, (Gameshow kapanıp da ışıkların gerisine çekilmek zamanı geldiğinde piyasaya çıkan hiçbir oyun bende heyecan yaratmadı. Fifa 99 geldi, şöyle bir baktım, NHL 99 geldi o da aynen, 99'lu birçok oyun geldi. Çıksa kesin ben yazardım bu oyunu alooo alooo lütfen benimle ilgilenin, kendimi çok yalnız ve ezik hissediyorum falan oldum, o kadar. İnsanlar beni yine eskisi gibi sevsin, el üstünde tutsun istedim ama olmadı. Bir daha asla evimin önünde kalabalıklar oluşmadı. Perdeyi bir açıp bakışımla, kendinden geçen 'Müüüber Müüüber' 'Müdür buraya' 'Mooodem moodem 56Kaaaa' falan tezahüratı yapan kitlelerle karşılaşmadım. Kızlar bayılmadı ben de pek umursamadım. Bir daha asla, Fifa'yı, NBA'yi, NHL'i, World Cup'ı falan açıkladığım zamanlardaki gibi olmadı. Sonra bir gün Wachowski kardeşlerin filmlerinde bile (mode: entel manda on) olmayacak bir güzellik oldu ve GAMESHOW dirildi (aaa abi adam resmen manda demiş yaa). Ben de bu show'un değişmez bir parçası olarak (olm biz hepimiz Emin, Polat ben falan Matrix'iz, hiç bir şeyden haberiniz yok walla!) olaya girdim. Bakalım — elimizde ne var? Bir kere bir NBA olayı var ve de 2000! Hımm, demek ki Electronic Arts bu sene biraz daha erken davranıp NBA Live'ı hemencik çıkardı diyoruz ama değil, Hemencik diye bir kelime bile gerçi yok Türkçe'de. Neyse konumuz o değil, Microsoft bir güzellik yaparak, yeni bir basketbol oyununu piyasaya sürdü. Yani bu sene double-combo yapıyoruz (double-combo var mı yani Türkçe'de?), NBA Live 2000'i beklerken Inside Drive 2000 oynuyoruz. Bu arada FOX Sports da, FOX NBA Basketball 2000'i kısa bir zaman içinde çıkaracakmış ki, buyrun triple-combo. Bu da demek oluyor ki, bu adamlar bu hızla 2000'li oyun çıkarırlarsa ben evden hiç çıkamayacağım (Bir de Playstation için NBA Shootout 2000 var ama neyse ki Playstation'ı bozdum ve yaptırmaya vaktim yok, zaten Türkçe'de Playstation diye bir şey
NBA Live'dan öyle çok büyük bir üstünlüğü yok. Özellikle grafikler açısından, NBA Live oynadığınız, sevdiğiniz bir oyunsa, pek bir yenilik beklemeyin. Ancak tabii ki, Microsoft olaya el attı mı, o ibareyi gören biri de oyundan bir şeyler bekliyor ve de beklediğini de alıyor. Oyunun en büyük özelliği, atmosferi çok iyi yansıtması diyebilirim. Tamam Live'da da bu böyleydi ama bunda, spikerler Marques Johnson ve Kevin Calabro olayı gerçekten alıp götürüyorlar. 'Tekrar' olabildiğince az ve nerede ne söyleyecekleri konusunda Live'dan biraz daha iyi olduklarını söyleyebilirim. “aa doğru ya, bu sadece bir bilgisayar oyunuydu” dediğimiz zamanlar gitgide azalıyor (Matrix has you ehehe). Bunun yanısıra, topun zıplayışından, seyirci sesleri, tezahürat ve salon melodileri (bunun başka bir adı vardı ama neyse salon melodisi de iyiymiş bak) hakem düdükleri gibi sesler çok iyi ayarlanmış. Hakem düdükleri demişken, oyunda hakemler de var ve sabit durmayıp olaya direkt müdahale ediyorlar. Bir diğer ayrıntı da, oyuncuların topu kafalarıyla izlemeleri, bu olay da ayrı bir gerçeklik katmış oyuna. Ayrıca Inside Drive 2000'de NBA'in tüm salonları mevcut. Seyircileri de çok güzel çizmişler, sanırım sırayla salonlara gidip 'bir saniye sizi dijitize edeceğiz' deyip bütün seyirciyi salonla beraber teker teker bilgisayara atmışlar. O kadar detaylı ki, bir ara seyirciler arasında dayımı gördüm de yok) > Kısaca bakacak olursak, NBA Inside Drive 2000'in 5 sa Muder a
JUCK nba 2000
Boğaziçi Üniversitesi basket günlerimizden bir kaç not (artık oynamıyoruz) m
Yabancılarla oynadığımız bir maçta Mert ile rakip oyuncu az kalsın birbirine giriyordu. Bunda ilginç bir şey yok ama asıl ilginç olan Şair sandığınız Mert'in tam bir mahalle kabadayısı olduğuydu. O gün yaklaşmadık. - Rauf denen kazulet bir keresinde tam 4 kişiyi birden sakatladı (Mert, Zebani, Meg ve Can). Sonra da bilerek yapmadığını söyledi ve sürekli pis pis sırıttı!
sandım.
High Voltage (oyunu yapan ekip), motion-capture olayı için, Ray Allen'ı kullanmış. Yani, hani oyuncuların hareketleri gerçeğe daha yakın olsun diye bir adam seçiliyor da bir elbise giydirilip hareketlerini bilgisayara atıyorlar ya, o motion-capture olayı için. Yalnız, yabancı kaynaklardan (New York, Orlando ve Miami'de üç güvercin beslerim) duyduğuma göre bu konuda High Voltage'a birkaç eleştiri gelmiş.
(Neden Michael Jordan'la yapmıyorsunuz bu işi falan demişlerdir herhalde, ekipte yardımcı konumdaki biri de aman abi sinirlenmeyelim milletin ağzı torba değil ki talan demiştir ki kendi aralarındaki olay, ben olsam kim demiş adresini bulun falan derdim ama o da benim sorunum yani o kadar da önemli değilmiş ama madem bu kadar uzun parantez yazdın bir bilgi ver de neşemizi bulalım diyorsanız Michael Jordan oyunda yok) (Sen bizimle neşe mi buluyorsun?!) Biraz da oyunun oynanışından bahsedip daha ayrıntıya girmek istiyorum ki, bir oyunu da menülerine girmeden açıklamak gayreti içindeyim bu kez, kendimi aşacağım yani, ehe.
Oynanış açısından, diğer basketbol oyunlarıyla karşılaştırıp çok büyük farklar beklemek yanlış ama Inside Drive'ın benim görebildiğim birkaç özelliği var ki, oyuna gerçekten çok şey katıyor. Bunlardan biri, çok kolay basket atılamaması. Örneğin pasın uzunluğu arttıkça topun çalınma riski de aynı ölçüde artıyor. Attığınız üçlüklerin girme olasılığı Live'a oranla daha düşük. Örneğin Glen Rice'ın attığı üçlüklerin pek çoğu girmiyor ki nerede görülmüş, bunu benim güvercinler bile görmemiştir (abarttım). Bunun gibi birkaç ayrıntı daha, oyunu, oyuncuya çok da hissettirmeden zorlaştırmış ve daha uzun süre oynamasına yardımcı olmuş. Bu gerçekten basket oynadığınız hissine kapılmanızı ve atmosferi daha iyi hissetmenizi sağlıyor. Glen Rice demişken, oyuncuların kişisel özelliklerinin de çok iyi aktarılmış olduğunu ekleyeyim, bu arada oyundaki yapay zeka da ataklarda aşmış ama defansta pek bir olayı yok, NBA Live'da olan tuş kombinasyonlarıyla değişik hareketler yapma olayı maalesef Inside Drive'da yok. Yine de Turbo tuşuna sürekli basma durumunda (bas-çek-bas-çek olayı) adam geçmelerde değişik bir takım hareketler görebilmek mümkün. Oyunda iki kişi karşılıklı, streetball ortamında karşılaşmak da mümkün. Bir tek kişiyi, topa sahip oyuncuyu ya da tüm takımı (adam değiştirme tuşuna basıncaya dek bir adamı kontrol etme durumu) gibi seçeneklere sahipsiniz. Inside Drive'da direkt pas yok (isim belki de buradan geliyordur, kimbilir), yani boştaki bir adama kafadan pas veremiyorsunuz. Eee nasıl pas veriyoruz o zaman kendimiz mi gidiyoruz, yalnız mıyız bu yolda, yok mu bir elimizden tutan diyecek olursanız, pas tuşuna basınca pas isteyen adama pas veriyorsunuz diyeyim siz de bu muhabbete hiç girmeyin isterim.
Inside Drive'da, NBA Live'da olan sezonu kısaltma gibi opsiyonlar da bulunmuyor. Bunun yerine 'simulate' yapar (bilgisayara oynatma durumu) geçerim diyenler için de, kişisel görüşüm yapıldığında bilgisayarın sizin kaybetmeniz yönünde daha bir ağır basması oldu. Yani bir yerde, bu 82 maçı da yapmak durumundasınız, ama oyunu severseniz ki sevmemeniz için hiçbir neden yok, neden olmasın? Zevkle... Menüler ve kamera açıları ya da buna benzer ayrıntılarda pek bir yenilik göremedim. Replay süresinin uzun olması belki bir
- Yine bir maçta Rauf kazuletif faul yaptı diye Zebani'ye kafa kol girişiyordu da zor (Zebani döver!) * - Meg basket maçları # tam 4 gözlük, 2 Casio kol saati ve 7'nin
BRİ üzerinde kalp kırdı. Bir maçta satma rekoru Rauf'a ait. Tam 6 kişiyi birden sattı ve doğum gününe gitti - Bir maçta tam 3 tane kavga çıktı (kendi aramızda tabii!) - Zaten o maçtan sonra da basket grubu ateşten korkup kaçan çakal sürüsü gibi dağıldı. Sorumlular utansın!
avantaj olabilir. Bir de tabii menülerin çok 'kolay' dizayn edilmiş olması da büyük avantaj. Mouse'la oynamak mümkün, bir oyuncunun mouse diğer oyuncunun klavye ile oynaması mümkün (ve aynı anda da oynamaya izin veriyor oyun). Çeyrekleri, 1 - 12 dakika arasında ayarlayabiliyorsunuz. Kontrolleri de kendinize göre kişiselleştirebiliyorsunuz. Kontroller demişken, 'default' durumda (siz bozmadan önce) kontroller şöyle: Şut için Space, pas için Alt, turbo ve adam geçmelerdeki atraksiyonlar için Shift, top çalmak için X (aynı zamanda pas isteme) ve basketçi duruşu için (sanatçı duruşundan esinlenilerek) CTRL. Oyunu Celeron 366 (internet cafe), 233MMX (benim emektar) ve PIII-450'de (yeni oyuncağım — breh breh breh adam evinde oyuncak diye NASA şeysinden besliyor) test ettim. İlk ikisinde sorunsuz çalıştı yalnız P3'de sorun yarattı dermişim ehehe. E tabii, hepsinde sorunsuz çalıştı. Tam performans alabilmek için Riva TNT 2 ChipSet'li bir grafik kartı tavsiye edebilirim ki uçuyor. Gerçi bu P3'e grafik kartı takmasan da olurmuş sanki - yeni bilgisayar aldım da, görmemişlik yaptım size -... Kasım '99'da beklediğimiz Fifa 2000 ve yine yakın bir zaman diliminde çıkmasını umduğumuz NBA Live 2000 gelene dek, kesinlikle bakılmayı, alınmayı ve oynanmayı hakeden bir oyun NBA Inside Drive 2000. Basketbol severler kesinlikle kaçırmasın. Basketbol sevmeyenler, siz de madem beni sevdiğiniz için bu yazıyı buraya kadar okudunuz, size de aferin. Bu arada bu ayın başında (2 Eylül falandı sanırım) Electronic Arts, Michael Jordan'la bir anlaşma imzaladı (böyle oradaymışım gibi anlatmıyor muyum). Bu da NBA Live 2000'de Jordan da olacak demek oluyor. Ayrıca 2000'de, '50, '60, '70, ve '90'lardan da beşer en büyük takım (yoksa oyuncu muydu, tam bunu söylerken güvercin pencereden düştü de, Amerika'dan buraya gelebiliyor ama pencere pervazında iki dakika duramıyor, salak şey) olacakmış. Geçmiş bugünle, geçmiş kendi içinde geçmişle, bugün bugünle ve insanlar kendi dostlarıyla streetball ortamında karşılaşabileceklermiş. Bu cümleden de yüz bin mesaj çıkarmanıza fırsat vermeden, oyun hakkında söylenebilecek şeyleri söylediğimi düşünür, kaçar giderim. “Bir saniye sizi dijitize edeceğim” ehueuheuhevehehe, ay yaa!