Drakan
Retro bilgisayarcan@gsmnet.com
-hię
ganslanı yoktu; pişman olmaya irsat
Tame
#Lara Croft--3D4 Orta Çağ-Drakan.
İşte aylar boyu ÖSS'ye hazırlanan masum bir gencin ne hale geldiğini bu örnek açıkça gösteriyor sanırım. Bir oyunu anlatırken bile abuk sabuk formüller kullanan bu kardeşimiz, gerçek hayattaki formüller karşısında ne yapacak acaba? Ama.. ama bunu biz yaptık arkadaşlar! İmzalarımızı utanmadan attık bu gençlerin günahlarının üzerine. Ve.. ve biz hala buradayız. Anlamıyorum. anlayamıyorum.. ehuehheuhuehuhe!
başlarına öyle bir şey gelecekti ki mezardaki ölülerin kaderini
Prologue: Efendim, Drakan bir 3D Arcade/Adventure. Bu demektir ki sahip olmamız gereken şeyler, yalnızca, iyi bir bilgisayar ve iyi sinirler değil; aynı zamanda iyi bir editör (ehe!). Geçen ay aldığım sürüyle olumlu tepkiden sonra Drakan'ın hikayesini sizlere gururla sunuyorum, efendim: Drakan, oyunun geçtiği dünyanın adı. Zamanında bu dünya savaş ve kaosun hüküm sürdüğü bir yermiş. Ejderha ırkı ve insan ırkı durmadan birbirlerini yerler (Hangi anlamda alırsanız artık.). Fakat her zaman olduğu üzere bir bölgede insanlarla ejderhalar flört olayına girerler. Bu dostluk zamanla Drakan dünyasının diğer kesimlerine de yayılır ve bunu tescillemek üzere The Bond adında bir pakt kurulur. Dragonstone adında sihirli bir taş sayesinde, en soylu ve en cesur insanların hayat özleri (DragonOrb misali.) ejderhalarla birleştirilir ve bu İki Irk arasında ölmez bir bağ kurulur. Böylece Order of the Flame'in de kuruluşuna tanıklık etmiş oluyoruz. Bu tarikat sayesinde, bütün dünyada bir huzur ve barış ortamı sağlandı.
Ne var ki, yine tahmin edeceğiniz gibi, sosyal adalete ve bu tür şeylere değer vermeyen insanlar sadece Türkiye'de var değildir (Ne var bea?). Drakan dünyası da bu hilkat garibelerinden nasibini almıştır ve kişisel güç için her şeyi yapabileceklerdir bu ipneler. Böylece gizlice Dark Union adında bir grup kurulur. Narvros adında bir amcam da bunların 'seçkinamir'i tadında bir insan. Çok güçlü bir büyücü olmakla beraber bir o kadar doyumsuz bir insandır. Ne yazık ki bu gücünü sırf kendisi için kullanıyor ve Order of the Flame'de gizli gizli kötülüklerini yayıyor. Kara büyülerini kullanarak kendisine ölüm orduları kuruyor ve Drakan'da hüküm süren Altın Çağ'ı sonlandırıyor. Artık yine kan ve duman kokuları yükselmektedir köylerden. Fakat Heron adlı cesur savaşçı, Runeblade'in kullanıcısı, ünlü ejderhası Arokh'la beraber Narvros'u dünyadan atmayı başarır fakat ölümcül yaraları yüzünden o da hayatını kaybetmiştir. Artık o ve orduları da (Dark
Union), Order of the Flame de bitmiş sanılmaktadır. Sonradan anlaşılacaktır ki ikisi de yanlıştır.
Dragonlance'le ilgili olanlar hikayenin bir çok yerinde nasıl bizim Saga'yla benzer olduğunu göreceklerdir (Gerek hayat özü gerek Heron'un yaşamını feda ederek dünyayı kurtarması.). Bunu da bir not olarak aklımızın bir köşesine koyduktan sonra geçelim bizim devreye girdiğimiz yere:
The Game: Karakterimiz, yazının başından anlaşıldığı üzere, bir bayan ve adı Rynn (Krynn? Taam, taam.). Doğuştan savaşçı olan bu kardeşimizin asıl motivasyonu, kardeşini esir düştüğü yaratıklardan kurtarmak. Uyandığında köyünü yakılıp, yıkılmış olarak bulur ve kardeşinin izini sürmeye başlar. Çeviktir, kıvraktır, kısrak gibidir. İyidir yani. Tesadüfen -veya kaderen artık- kendini Arokh'a (Heron'un kadim ejderhası.) ölüme kadar bağlanmış olarak bulur.
Arokh, inanılmaz bir şeydir ya... Ben gördüğümde inanamadım, yani öyle düşünün. Karşısındaki düşmanı öldürdükçe onun gücünü alma yetisine sahip. Devasa boyutlarda ve güçte. Yılların tecrübesi de cabası. Eski kurt (Bir yanlışlık var
Delon ise bizim, düşman eline düşen denyo kardeşimiz. Hafif salak galiba. Tipini de beğenmedim ben (Ape? :P), Ablasına hayran bir insan; ama ben bunu pek iyi bir şey olarak görmüyorum. Sonra SexTeen'de falan okuruz alimallah
Atimar; çürümüş, pörsümüş, ezik köy katibi. Bütün hayatında tek yaptığı iş yazmak. O yüzden ölürken “Bari bir karizma yapayım” diyen bir insan tahminimce. Rynn, buna da bayılıyormuş. Arthur C. Clarke gibi bir herif işte ya... (hehu)
de Rimril diye bir insan var ki oyun, karizmayı bu adam sayesinde kurtarıyor. Order of the Flame'in son gardiyan büyücüsü. Yüzlerce yıllık bir ömre sahip. Çok değerli bir artifact'ın koruyucusu. Yine de muhatap dikkat etmek lazım. Büyücüden çok ninjaya benziyor şerefsizim.
Tuiri kardeşimiz ise zamanında Narvros'a karşı bir çok muharebede yer almış bir kişilik. Çoktan ölmüş olmasına karşın ölmeden, son anda, yaptığı bir hata yüzünden hala ruhu takılıyor buralarda. O hata ne mi? Oyunu oynayın lan!
Oyun süresince karşınıza çıkacak yaratıkları tek tek tanıtmayı düşünmüyorum; ama yine de şöyle bir sıralayıvereyim (Salak mısın sen ya?)
Orc'lar: İçinde FRP öğesi geçen, hemen her oyunda bulunan bu yaratıkları bilmeyeniniz yoksa koşarak uzaklaşsın, diyorum buralardan. Yeşilimsiler, beyinsizler, Wartok'ların yalakası hepsi bir de. Ork denmesine acayip uyuz oluyorum
Wartok'lar: Orc'ların hafifçe öküz gibiler. Hatta daha çok yaban domuzu gibiler. Tabii bu kadar hayvan benzetmesi yapınca beyinsizliklerini de eklemek gerekir sanırım. Kodumu oturturlar, tabii öyle bir gerçek de var. Bir de Superman'de Vartox diye bir kahraman vardı; ama ne kadar ilişkisi var, bilmiyorum.
*Örümceks: Yine bu tür oyunların klasik parçalarından örümcekler, burada çok gerçekçi ve daha tırsınç geldi gözüme. Bilmiyorum; belki de adamların örümcek kavramı daha farklıdır (eheh).
Scavenger'ler: Uzun zamandır oyun oynarken tırsmamıştım; ama bunlar çok kötü bea. Örümcek Adam'daki Carnage'a gitti aklım, bunları görünce nedense. Kan delisi elemanlar. Tam size saldıracakken başka bir ceset görürlerse önce onu yerler yani, anlatabildim mi bilmem.
Süccubi: Taş. İğrenç isimlerini görmezden gelirsek süper vücutları var. Bu güzel insanlar, arkalarında o denyo kanatlar olmasa çok canlar yakabilirlermiş; ama olmamış bea. Hıh. Konuşurken dikkatli olmak lazım; zira her iki taraf için de çalışabiliyorlar duruma göre.
Crow Dragon: Aman, derim. Ana düşmanlardan birisi olur kendileri. Her tarafı keskin bir maddeyle kaplı olduğundan dokunsanız ölürsünüz abi, öyle diyeyim. Kuşla ejderha arası olup (ho?), görünce sakınılması rica olunur.
Werokh: Aman, diyecek zaman bırakır mı bilmem; ama Ice-Dragon, demem yeterli olur herhalde. Önceden Order of the Flame'in bir üyesi olmasına rağmen, zaman geçtikçe o da değişmiştir. Aaah, ah.
Şu karakter zımbırtılarını da bitirdikten sonra oyunun oynanışı, tarzı, vb.'ye geçelim.
GamePlay:
Lara Croft'un bilgisayar aleminde eline kimse su dökemez” der dururum. Yeteneği, seksapeli, zekası, karizması kısacası her şeyiyle benim hayalimdeki kadının dijitalidir (önceden Elvira idi.). Fakat şimdi bir de Drakan'dan Rynn çıktı karşımıza. E Rynn'in de Lara'dan aşağı kalır yanı yok! Acaba öyle mi? Bir kıyas yapalım dedik.
Lara'yı biliyoruz, her şeyi yapar, atlar, koşar, biner zıplar. Çift silahı kullanmada üstüne yoktur. Yani 10 parmağında 10 marifet. Her ne kadar olmasa bile Rynn'de çok çok iyi gürz hatta ve hatta
VE Yani sonuç şimdiden belli ama
Lara'nın gerçekten inse vücuduna su dökemez!
Bu kız bu sefer de kıyastan kaybetti. Lara ile kıyaslanmasa “taş gibi” denilebilir. Yazık oldu!
Yani nasıl desem, Lara suratını bulasın yine de sempatisinden bir şey kaybetmez.
Çapa,
Tek tek bakarsak her şey yerinde fakat koordinasyon yok! Sempati de yok ama seksi (bak
Açın Meydan Larus'u, bakın güzellik maddesine, karşısında Lara yazar. amaa.
resmini koydum kazansın diye. Elim varmıyor ama.
OYUNLAR 21
Tomb Raider oynadı iseniz -ki bu oyunu aldıysanız, kesin, daha önce oynamışsınızdır- oynanış tarzı hiç de yabancı gelmeyecektir. Yine, klasik, arkadan görünüş kamera açısı var oyunda. Rynn'imizin zıplaması, hoplaması, yuvarlanması ve yaptığı diğer bütün aksiyonlar (Ne gibi?), aynen Lara Croft ablamın yaptığı gibi: Direkt kaparsınız. Inventory'niz var doğal olarak. Buradaki nesneleri ENTER tuşuyla kullanabiliyorsunuz. Yine aynı tuşla çevrenizdeki diğer etkileşimli şeyleri çalıştırabiliyor ya da aktif hale getirebiliyorsunuz. Mouse kullanımı çok önemli. Hedef alırken çok büyük yarar sağlamakta (Delta'cı gençler bilir. ehehe) Hedef alırken, dedim de, arada ne tür silahlar,
Herla,
lalan t dik did ugunu da an tarayianlar,
Short Sword: Geyik. Ezik, ehe. Kolay kullanımı var; ama işe yaramaz bea hocam. Long Sword: Hah, bu hoş işte. Fiyat/performans açısından en iyi diyeceğim, olmayacak. Anlayın işte. Başlangıç için en iyi seçim. Mace: Bunları açıklamak anlamsız aslında; ama yine de aklınızda bulunsun. Direkt ve öldürücü vuruşlar için çok iyi; ama çabuk olmak gerektiğinde ağırlığı yüzünden handikap oluşturabiliyor. Bow: İşte, en zevkli silah, Delta Force aklıma geliyor oynarken. Zoom olayı falan var. Çok iyi bea! Long'u makbuldür. Ehe.. Alternate attack'la kullanın.
Arokh amcamınkiler: Her ejderha öldüğünde, cesedinin yanında yaşam özünü ve gücünü içeren bir kristal oluşur. Bunu başka bir ejderha alarak, ölü ejderhanın gücünü kendisine alabilir. The Bond'u oluşturan sistem gibidir bu.
Fire Rune: Bu topları veya direkt olarak ateş kusmasını sağlayan şey. — Ice Rune: Gerek yok. Dondurur işte. Sonra bir dokunun ve parçalara ayrılsın düşmanınız — Lava Rune: Bu baya iyi. Resmen canlı yanardağ oluyorsunuz. Bir kusunca etraftaki her şey yanıyor abi,
| Bir de zırh giyme olayı var. Klasik leather bir de chain mail. Salla, Sihirli Zımbırtılar: Health Potion: Açıklamaktan iğreniyorum; ama evet: Sağlığınız için, Health Potion için — Potion of Invulnerability: Başınız dara girdiğinde bire bir. Bir süreliğine herhangi bir ataktan korunuyorsunuz. Çok gerekli olmadıkça kullanmayın. Flame Crystal: Baldur's Gate'deki benzeri gibi, bunu kullanınca etrafınıza çemberimsi bir şekilde ateş yolluyorsunuz. Dememe gerek yok; ama etrafınız çevrildiğinde kullanın. Heh. “Lightning Crystal” Olayı üsttekine benzer bir şekilde. Fakat daha etkili. Daha fazla yöne gidiyor ve atlaya atlaya gittiğinden acayip zarar veriyor. Şimşek misali. Hava ataklarında da kullanılabilir.
Kullanılabilir tabii de.. Biraz da oyunun geneli hakkında fikir vermek isterim. Ya, Drakan güzel bir oyun, hoş bir oyun da. Nasıl diyeyim ruhu yok ya... İlk bakışta, her yerden bir şeyler alıp çırpmışlar oyun çıkartmış, diyorsunuz -veya diyorum-. FRP öğeleri, oyunun büyük bir kısmını Baldur's Gate'in FPS'si gibi, demek istiyorum;
ama ne kadar uyar bilmem. Dragon-riding olayı, oyunu diğerlerinden farklı kılan bir kısım. Baya hoş. Rynn de Lara'dan daha güzel değil; ayrıca onu da arada söyleyeyim. Senaryo güzel gelebilir ilk başta; ama derinine indiğinizde yine bildiğiniz bir çok şeyle benzer olduğunu görüyorsunuz. “Abi ben takmam senaryo menaryo, grafiklerden bahset.” bab'ında bir laf ederseniz de diyeceklerim şudur: Grafikler süper. Harbi çok iyi. 3D modelling falan, çok iyi yapılmış. Gölgelendirmeler, ışıklandırmalar çok gerçekçi. Tabii bütün bunların bir bedeli olduğunu söylemek de gerekiyor di mi? Benim Asus TNT'imde 800*600 32 Bit'de hafif yavaş çalıştı. Niye, anlayamadım. TNT2 zamanı geldi, demek bea. Uhuhu, Belki de oyunun bir yazılım hatasından falandır, kesin bir şey diyemeyeceğim (Kendimizi avutuyoruz. eheh) Sesler de baya gerçekçi (Zeminden zemine değişmesi vb..): ama canavarların, yaratıkların sesleri üzerinde fazla uğraşılmamış gibi geldi bana. Baştan savmamı. Beğeneni vardır, bir şey diyemem. Multiplayer içinse kesin bir bilgi veremeyeceğim. Oynamadım; fakat Net'ten, multi oynayan birkaç elemana rastladım. Baya zevkli, dediler; ama dragon başında deathmatch yapmak havuzda, denizde deve güreşi yapmak gibi bir şey olsa gerek kanısındayım. Zaten o kadar iyi konfigürasyona sahip makine bulup da gidip Drakan oynamak... Yani bilmiyorum. Delta Force RulaZ, diyen bir insanım, Hatta gelin Kamer'e oynayalım. Hatta ben şimdi Efendim?... Yazı mı bitsin?... Peki. Uhu Sonuç olarak: Drakan: Order of the Flame, iyi bir oyun. O kadar ama. Ne eksik ne de fazla. Tomb Raider'ı, Ecstatica tarzı ve havasında oynamak isterseniz alın, derim. Yoksa, pek tavsiye edebileceğimi sanmıyorum. Bir de, Drakan'ın şu anda Türkiye'de olan versiyonları beta veya o tür bir şeyler. O yüzden birçok bug göze çarpabilir. Takmayın. Öyle... Yazımı Ray Bradbury'nin "G. B. S. - Mark V" adlı hikayesinden bir alıntıyla bitirmek istiyorum. “Ne alaka?” demeyin, koyarım.
“Bay Shaw,” Willis başını salladı, hafifçe güldü, “Neden bana, tanıdığım herhangi bir insandan daha canlı görünüyorsunuz?” “Çünkü delikanlı,” diye yumuşak bir sesle yanıtladı yaşlı adam “Senin ellerini sıcacık yapan düşüncelerdir, tamam mı? Ben kavramların yürüyen anıtıyım, düşüncelerin motifiyim, mucizenin ve felsefenin elektrikli sayıklamasıyım. Kavramları seversin. Ben kavramların deposuyum. Senin devinen düşlerin var. Ben deviniyorum. Sen abuk sabuk konuşmayı, palavrayı seversin. Ben mükemmel bir palavracıyım. Sen ve ben, birlikte, Alpha Centauri'yi çiğneyip evrensel mitleri tükürüyoruz. Halley kuyruklu yıldızının kuyruğunu çiğniyoruz, ağlayıp sızlayarak amcasını çağırana değin Atbaşı Nebulası'nı ısırıyoruz. Bizi yaratan bu. Sen kitapları seversin. Ben kütüphaneyim. Sen beni, kaburgalarımı gıdıklıyorsun, Ben Melville'in Beyaz Balinası'nı kusuyorum. Kulağıma fısılda, sana Platon'un Devlet'ini inşa edeyim, sen de içinde yaşa. Sen oyuncakları seversin. Ben bir oyuncağım, inanılmaz bir oyuncağım
Psygnosis Action-adventure