BLACK DAHLIA

- Lan hipopotam kılıklı inek cemşüt ver bir cigara be. - Feraşettin abüm benim sen sigara içmezdin yavv. - Boşveeer. Efkarlandım işte. Ver ver. - Al da abicim ne oldu ya? - Ya ne olacak bizim halimiz ya. Sabahtan akşama kadar oyun oynayıp yazmaktan başka bir halta yaramıyoz. 25 yaşına geldik olm bu böyle gitmez. İşsiz, güçsüz, amaçsız. - Haklısında Feraşettin abem oyun oynamakta bir iştir netekim. Hemi de ciddi bir iştir. Bunu çoluk çocuk olayı gibi görenler özünde hayal güçleri gelişmemiş bassit beyinli, sıradan insanlardır. Biz farklıyız ağabey. Biz hayatın gerçeklerinden kaçmayız.

Artık pekçok insanın SEMER yediği bir sektör haline geldi. Bir gün ihtişamlı Oskar törenlerine benzer organizasyonlar oyun firmaları içinde düzenlenecek. Öyle oyunlar yapıyorlar ki film gibi zaten. Bak bunlardan biride... - Tamam tamam kes cemşüt. Anlaşılan sende benim kadar dolusun. Yine de ben, bizlerin asla adam olamıyacağımızı düşünüyorum. Atı alan teyet geçip Çin Seddine ulaştı bile, sen konuş konuşabildiğin kadar. * Or rayt abüm. - Neyse bırakalım bunlarıda geçenlerde gittiğim bi filmden bahsedeyim sana koç. Müthiş, süper, hiper bir eserdi. Olay 40'lı yıllarda Amerikanya' da geçiyor... - Amerika abem - Höst! haddini bil cemşüt. Ben Amerikanya diyorsam öyledir. Her neyse Amerikanya'nın Kılivlend köyünde Torso cinayetleri diye adlandırılan bir dizi seri cinayetin içinde buluyoruz kendimizi. Daha doğrusu Abuzittin hemşerim kanalıyla mevzuuya dalıyoruz. - Abuzittin? - He ya. Benim emmioğlu sayılır. Filmin esas oğlanı. En has bi Türk'tür. Gavur diyarlarında kendi çapında dedektiflikmi ne ondan yapıyor. Ben ona kısaca Abuz diyom. Her neyse... Ulan bi daha bana her neyse dedirtirsen seni paralarım uyuz herif. - Okay, peki, tamam. « Hah işte bu Abuz dostum 1940'ın herhangi bir gününde yatağından kalkıp ofisine geliyor. Etrafı kurcalayıp masasının başına geçiyor. Sağ çekmeceyi açıp lüzumsuz listeyi eliyle ittiriyor. Aaaa altından beylik tabancası çıkmaz mı? Çıkar. O da alır tabii. Ama silahın kabzasını kavradığında kıllanır. Bir tuhaflık vardır. Kabzayı kaldırır. Bir anahtar çıkar. Bununla kitaplığın çekmecesini açar. İçindekileri okur. Sola dönüp elektrik switchine basarak ışığı açar. Kafasını kaldırıp tavandaki lambayı kurcalar. Bulduğu puzzle' 1 cebine atar. Notları okur. Elindeki haritaya bakar. Parmağını Sullivan ağanın çadırına bastırır. Ağayla her konuda konuşur. Ardından Alman bozması Finster domuzuna uğrar. Onunlada birkaç lakırtı eder. Duvardaki kalkana... - Şşşş... Ne diyon Feraşettin abem. Hop dedik. - Ulan dur De kalkan shield manasında bir hatun olduğu anlaşılan insan evladının vücut ölçülerini almak üzere müzeye gider... - Ooo işin içine avrat cinsinden bişi girdimi konuya ilgim artar. Anlat anlat. - Yok be oğlum bu temiz bir yapıt. Öyle aga - nigi sahnesi yok. Fentezmegorya gibi bi filmmi sandın bunu. Zaten karıda güzel diil... Bizim Abuzun aslında abaza olduğunu anlayan kadının bir an eli ayağına dolaşıyor. Ancak çabuk toparlanıyor. Onunla konuşup lambadan aldığı taşları ve parşömeni gösteriyor Abuz. Ardından yine bara gider. Parlak amca Hansen' le konuşur. Sağ duvarda sabitlenmiş telefona uzar. Numaraları aheste aheste çevirir ( 267- 259 )." Kimi arıyon lan

Ardından Polis merkezine yalanın Candan karşılar onu Amerikanya polisi. Çay kahve ikramının ardından bizim Abuz polis amcasıyla sıkı bir muhabbete girer. Neticede masadaki suçlu dosyasına bakma hakkını kazanır. Bakar tabii. Küçük kağıdı alıp okur. Şirin bebeklerin bulunduğu albümü kurcalarken Louie Fischer ismi ve cismi gözüne çarpar. Yonumuş. susamış Abuz barın yolunu - Üf abey çok sıkıcı be. Hiç hareket yok mu bu filmde. Buraya bi Cüneyt Narkın lazım zannedersem. - Dur o'lum. Daha başlamadık bile. Bara geldi mi Abuz. Geldi. Barmenle konuştum. Konuştu. Sağa dönen Abuz orada köşede bi yerde sessiz, sakin kendi halinde oturan Vinslov Paşayı görür. Abuz senaryo gereği kuşkulanmaz ancak şöyle söylüm bu herifi ilk gördüğüm an itibariyle kıl kapmıştım. Vinslov' la konuşur doğal olarak amcaoğlu. Sonrasında Sullivan Ağanın ofisine zaplar kendini. Konuşur. Sulli ona bir liste uzatır. Buna ofisindeki çekmecede bulduğu notlar ve finster' in broşürüyle birlikte bakar. Kafasındaki bulutlar dağılmıştır. Ofisinde telefona sarılır. Hemen çevirir ( 267 - 404 ) - Sıkıldım ve karnım acıktı Feraşettin abi. Ben gidiyom... - Bekle leyn. Bişey kalmadı. Film topu topu 8 saat zati. 45 dakkası gitti. Kaldı 7 çeyrek. - Girkk... - Abuz bara muhteşem bir dönüş yapmıştır. O ne? İlerde kafası ayna gibi parlayan babada kim. Konuşur Abuz. Bürosuna döndüğünde isminden davar" diye soran kibar arkadaşa Lou Fielding der. "Böyle biri yok lan öküz çaat" diyerekten huzur verici bir reaksiyon alan kahraman Abuz, Hansen' le muhabbete dalar. Müzeye gider. Helın... - Kim? - Deminki yengen -.« Helin'la konuşur. Ona Finster broşürünü gösterir. Uzatılan kitabı yalayıp yutar. İlerdeki bulmacanın başına çöreklenir. Zeki adamdır benim hemşerim. Ama uğraşır uğraşır çözemez. Sonuçta hileye başvurur ( Leadhead ) - Bu ne oluyo abi. - Ya koçum bu tür filmlerde yeni bir moda bu. Hani senle beraber Tex Murphy diye bi filme gitmiştik onda da vardı. Bulmaca sahneleri gelince canını sıkmaktansa ekrana şifre kodluyon o sahneyi seyretmiyon. - Ha tamam anladım. Bence çok iyi bi olay. - İyi iyi. Hatta harika. Bulmaca olayının akabinde soldaki ışığın yanmasını sağlar Abuz kardeşim. Beliren isimlere dikkatini yoğunlaştırır. Bara döner. Telefon eder (267- 259). Bu defa sorulan isme Louise Fischterwald diye cevap verir. Oldu işte. Aslanım Abuz. Doğru Raven klübe koçum... Oppss. Herif orada yoktur. Zile basar. Diafondan yapılan muhabbet ertesi arkadaki masanın sol ayağının altındaki kağıt gözden kaçmaz. Abuz tarafından alınır, okunur. Bilmemne misyon denen yere gidilir. Ernest konuşmaya heveslidir ancak resmi vermek istemez. Bunun üzerine Abuz müzenin yolunu tutar. Helın' la konuşur. Raven' e döner. Son derece küstah davranışlar sergileyen Louie'nin suratını dağıtmamak için kendini zor tutan Abuz geri dönmek üzere mission' a gider. Salak Ernieyle konuşur. O voltalayınca yerdeki çantayı açar. Oncelikle soldaki zımbırtıları sağa çeker. Sonra onları daha düzgün biçimde eski yerlerine koyar. Sağdaki broşürü sola alıp altındanda fotoğrafı kapar. Polise gider. Fotoğrafı gösterir. Konuşur. Raven klübe muzaffer bir komutan edasıyla döner. Ne o Loui çocuğum, minik kuşum tırstın galiba fotoğrafı görünce. Ikile bakiim... Abi sanki orda gibi anlatıyon. Kaptırdın. Harbiden haaa. Çok etkileyici bir olay bu ya...

Uzuuun sahneler geçer. Bunları anlatmıyorumki hani filmi seyredersen zevki kaçmasın diye. Neticede kendimizi bir depoda buluruz Abuz' la beraber. Abuz sağa döner. Sandığın oradan şişeyi alır. Eski bir numarayı tatbik ederek fırlatır. Bit beyinli gangster sazan misalı peydahlanınca tek atışta aşağı indirir. Cesedi inceleyen Abuzittin üzerinde adres ve isim bulunan kibrit kutusunu alır. Bu aynı zamanda filmin ilk yarısının bitimini müjdelemektedir. Frigo frigo... - Hadi bana eyvallah abem geç kaldım. Tabakhaneye tabak mı yetiştiriyon leyn. Dur iki dakka. Abuz kabuslar görmeye başlamıştır. Gözünü açar açmaz sakallı polisi karşısında bulan Abuz onunla konuşur. Daha sonra masadaki gazeteyi inceler. Sulli ' nin ofisine uğrar. Konuşur. Cleveland oteline gider. Resepsiyondaki sinir herife takılr. Sağdan telefona yönlenir. Kibrit kutusuna bakar (425 - 637). Malhaven denen uyuzun odasının önünde bir servis arabası görür. Orada bıçak vardır. Bıçakla kapının üst tarafındaki camı kurcalar. İçerdedir. Dolabı açmaya çalışır Beceremez. Sağdaki Vazodan anahtarı alır. Tam başka seylerde aşıracakken birilerinin geldiğini duyar. Gelenler gidince vazodan resmi alır ve vinnn louie ' s loft denen yere Burası rezil bir mekandır Cemşüt. Her taraf satanist amblemlerle doludur. Tasavvur et iște. Abuz ilerler. Döşemeden gıcırtı geldiğinde yere bakar. Tahtayı kaldırır. Kutuyu alır. Soldaki sobanın önünden külleri eşeler. Haydaa bu herif ayakta uyuyor be Yine hayal gördü. Aldığı kutuyu açar (Loghouse). Geriye dönüp çekmeceyi de kutudan çıkan anahtarla açıveren Abuz (Turnkey) hayvan gibi dişi alır. Sullivan' in oraya gider. Havadan sudan konuşulan konular sonunda ona otelden aldığı resmi gösterir. FBI binasına gider. Pilici götürmekle meşgul Winslov'la dertleşir. Malhaven'in kaldığı otele döner Açamadığı dolabı yüzüğü kullanarak açar. Rüya seansı ardından dolaptan davetiyeyi alır. FBI' a döner. Winslow cinsi gidince soldaki kapının sağ yanındaki tabloyu kaldırır. Kasayı açar (Masterlock). Içindekileri okur. Sunnyvale'e gider. Burada filmin her ne nedense baş aktörü diye lanse edilen Dennis Hooper çıkıyor. Aslında Hooper eski ve iyi aktördur ama filmdeki rolü beş dakka. Niye ilk onun ismi yazıyor anlamıyorum. Dertte etmiyorum. Devam ediyorum. Buradaki ismi Pensky olan Dennis'le konuşur Abuzittin. Müzeye döner. Helen yengenle konuşur. Karşısına çıkan bulmacayı ıkınmadan kolayca çözer (Ringding). Partiler ve hoş olmayan sürprizler bizi bekler artik. - Partileri severim abey. Yiyecek bişeyler var mı orada? Açım demiştim hatırlarsan. Zıkkım ye eşşoğlusu. Adam burda dünyayı kurtarıyo sen gırtlağını düşunuyon. - Ama ağabey o kurtarılan dünyada bende varolmak istiyom. Varolabilmem için basit ihtiyaçlarımın karşılanması lazım. Doğru deel mi? - Oohaa hepsini ben karşılayamam herhalt. Sapikmisın nesin be. - Valla yanlış annadin. - Sana arkamızı dönemeyeceğiz anlaşıldı. Neyse Winslovoski le konuşup onu atlatır Abuz. Karşıdaki kapıdan girmeye çalışır. Yarma koruma tarafından durdurulur. Sola döner. Masadan tabağı kapar. İlerler. Servis kapısına dokunur. Tabağı oraya koyar. Sağdan bardakları alıp onlarıda tabağın üzerine yerleştirdimi çıngar kopuverir. Zekice dimi lan Cemşüt. Cemşüüt, CEMŞÜÜÜÜÜT ! - Ha ne abi ne, ne var dalmışım şurda ya.

- Dinle be kelaynakların son temsilcisi. Heyecan yapacaz birazdan. - Hırmph... Uff... Kahr bela! - Söylenme, soylenme. Efendi ol... Karanlık odaya dalan Abuz ortadaki yuvarlak masa toplarının yani ehem şey şovalyelerinin masasına benzer aletın üzerindeki ışığı yakar. - Abü Arthur kankam ve takımına laf atman iyi olmadı ama. Bozuşacaz bak - Ne var olum o zaman yuvarlak masa kullanmasalardı. Köşeli filan olsaydı. Racona uyuyormu yuvarlak falan yani. Olmaz ki - Sana ne desem bos abi. Bunada eyvallah - Eyvallah tabii. Nerde kaldık. Ha masa. Masada bir bulmaca daha çıkar. Asil Türk evladı onuda çözer (Arthur). Kitap okumak gibi saplantıları vardır Abuz un. Bu yüzden olsa gerek çıkan kitabı alıp Pensky nin kaldığı kliniğe gider. Onu bulamaz. Yıkılır. - Vah tabii. Günleeer geçer. Bürosundaki notu alır kahramanlar kahramanı. Mihrabı bir hayli yerinde kalmış olan Cassandra teyzeyi ziyaret eder. Konuşur. Bu karı cadımıdır nedir ya. Bilinçaltına yaptığı yolculuk onu başka bir dünyaya götürür. Bu tuhaf ortamda ilk karşılaştığı hiçte sürpriz olmayacak biçimde bir kapı ve bir puzzledır (Cancan). Evet senaristler yine uçtular. Uzaydayız. Yani rüyada ama yinede ne alaka hani. Allah'tan buradan çıkmanın yani rüyadan uyanmanın bir yolu var.

- Vah vah

- Neymiş abilerin kralı. - Yaa sinemaya girerken bize tuhaf bir alet vermişlerdi anladın mı? Yeni bir teknik bu. Klavye benzeri bir aygıt. Tuşları var. En solda üstte üzerinde "Esc" yazan tuşa bastınmı rüyadan çıkıyon gerçeğe dönüyon - Yapma yaa. Yaptım bile. Rüyadan çıkınca morukla konuşuyor delikanlı Abuzittin. Verdiği kitaba bakıp gezegen işaretlerini bir yerlere not ediyor. Sullinin oraya gidiyor. Patronla konuşuyor. Polis merkezine gidiyor. Eline tutuşturulan dosyayı sapına kadar inceliyor. Birşeyler eksik belli. Winslov kılı bilir belki. Evet biliyordu. Haritasında beliren lağım tünellerine bir göz atmak geçer içinden. Sonra Angelo Santini nin ikametgahına doğru yola çıkar. Tatlı anneyle tatlı istişarenin ardından odanın ışıklarını kapar. Sağda ilerde bir pencere vardır. Pencerenin perdesini indirir. Hoop bir not ve bir fotoğraf.. Raven klübe gelir. Ancak görülen o ki servis kapısından giremiyordu artık. Normal yollardan girmek için kapıya yönelir. Kapıyı açar (Triangle). Hemen sağdaki figürlere bakar. Polis istasyonuna döner. Konuşur. Madam Cassandra ' ya gider. Hayal alemine daldığında gezegenlere not ettiği sembolleri dikkate alarak basar. Dur bakiyim sırası neydi. Hah "Satürn, Mars, Merkür, Venüs, Güneş

Ay, Jupiter, Dünya ve oradaki şey". Ulaştığı ortam kendini bir çeşit Tanrı gibi hissetmesini sağlar. Havuza bakar. Gördüğü taşları sırayla havuza atar. İzledikleri onu şaşırtmıştır. Geri döner (Esc). Ancelo'nun evinde notları aldığı pencerenin sağındaki boşlukta, duvarda gizli bir bölme vardır. İçindekileri alır. İyi çocuktur bizim Abuz parayı anneye verir. Mutlu ve gururlu tavırlar takınarak lağım tünellerinin yolunu tutar, - farecilik mi oynayacağız şimdide. Neden be abiyyy. Gidip yatalım uyuyalım. Geç oldu be, Katıksız, uykusuz. Çekilmiyo hiç. - Dur dur. Çok heyecanlı. Dinle bak. Tüneller karışıktır. Tabii yolu bilmezsen. Filmi doksan defa seyrettiğimden ezberledim artık. Bakiyim eee... Eveeet ilk sapaktan sağa, dört defa ileri, sola, İşte Abuz boruların oraya varmış bile. Boru mu? Boruları yakından inceler (Pressure). Bir kapı daha mı? Yapma be. Neyse Winslov' a danışsın bakalım. Abuz'la gelmek mi? Winslov mu? Kediye ciğer emanet ettik gibi geliyor be cemşüt, Ama neyse kanalizasyona döndük. Kapının ortasındaki haça dokunduk. Winslov tüydü. Bana biraz rol yapıyor gibi geldi cemşüt, ne dersin. - Gelmiştir abey gelmiştirde ben nerden bileyim filmi sen seyretmişsin. - Cemşüt güzelim sen ne biçim dostsun beaa. Hiç bişii paylaşmıyon. - Ya sabır... Doğrudur güzel abim, doğrudur. - ,« Abuz'un karşısına bi kapı daha çıkar. Açık kapı görsem burnumun üstünde amuda kalkıp takla atacam. Ama yok, yok işte. Neyseki kapalı kapılar abaza Abuz adına bir zorluk teşkil etmiyordu (Barbeli). Odada sola ve yukarı bakar ve Torso katili diye aranan adamı görür... - Suçlu olduğu ispatlanana kadar her insan masumdur, sanık durumundadır sayın abim. - Tamam len. Bizde zaten "diye" dedik. - Sakin ol abem sakin ol. - Dellendiriyorsun beni ha cemşüt. Aman derim. * - Haa efendi ol. Devam... Raven cılübe dönen cesaret timsali eşsiz insan sağdaki dolabın yanındaki mum altlıklarıyla oynaşır (Nimble). Tılsımı dolaptan atik bir hareketle kapar. Cassandra'ya gider. Transa geçer. Havuz başında solda bir taş daha belirir. Suya sallar onu. Polis merkezi, ardındanda Raven'e uçan Abuz sağdaki kitaplığın en dibindeki kitabı çeker. Ne! Torso katili moruk öldü mü? Nassı yani. Of be iş çetrefilleşti. Bi katilimiz vardı. O da getti. - Abi sana dedim suçlu old... - Kes kes anladık. Ukele mongol. Bizimde bildiğimiz bi şey var elbet. He he! Onuda sen bilmezsin. Filmin sonu... Anlatmıyom lan. Git ye, iç, zıbar yat. - Aman abi yapma ya. En heyecanlı yerde senin yaptığını terliksi hayvanlar yapmaz. - Ne ne hayvanı. o' lum ne saçmalıyon sen. Hayvan terlik giyer mi? - Boşver abi. - Bana kötü bişi söylemediğini varsayıyorum ve maceramıza devam etme kararı alıyorum. Senin gibi kekoları sevindirmek bana ne verir bilmem ama birkez daha neyse... Yıllar geçmiş savaş bitmiştir. Savaş kahramanı Abuz vazifesini yapmış olmanın gönül huzuru içerisinde ikinci vatanı haline gelmiş olan Amerikanya topraklarına dönmek üzeredir artık. Üniformada pek bi yakışmıştır. Almanlardan kalma bir yeraltı sığınağında bulunan devasa kapıyı kimse açamamaktadır. Devreye girer adamım (Sunspot), İçerde sola döner (Ladybug), ilerler (Keypunch), sağa döner (Gearoil)... Bulmaca bombardımanı bitmiştir. Kara yıldızçiçeği bizimdir artıkın. - Bütün bunlar bi çiçek içinmiydi. Yakışmadı Abuz biradere. - Dangalaklar şahı Cemşüt. O bir çiçek değil. Bir mücevher O. Hemide sihirli neyim bi mücevherat. - He ya babanın bastonumu sandın. Ama - Gene dağıttın abi. Alıcı olmak bize uymaz. - Lafını sözünü bil ulan hergele. Alamıyoruz dediğim, aleti alamıyoruz. - Sustum... - Yani mücevher be anla işte. Hay Türkçe gibi... - Eh anliyım bari - Uzatma. Tam o esnada işte içeri askeri polisler girer. Elması kaparlar. Bir sene geçer. Çok uzun hadiseler nihayetinde Avusturya sınırındaki bir mekana İndiyana Cons misali şapka, deri ceket dahil olmak üzere tam teşekküllü dalarız. Burası oldukça karanlıktır. Benim bile film esnasında karardı. Soldaki merdivenlerden tırmanıp kapının tepesindeki delikten dışarıyı dikizler canavar Abuzittin . Kötü adamlar aha oradalar.Geriye dönüp sağ yapar, soldan mekanizmanın oraya gelir. Sağdaki kolu yukarı, soldakini aşağı çeker. Sonra sağdakinide aşağı indirir. Mahzenin bir yerlerinde kuyu vardır. O bulunur. Aşağı iner. - Ta taam. Noooldu abi, nooldu. - He he. Ne o zevklendin galiba. Film senide bayağı sardı anlaşılan. Kulağını aç o halde. Abuz'un indiği yer bir labirent ve çok çok karışık. Dikkatli dinle. Daima sağdan gider. Geldiği bir noktada sağ tarafta sunak vardır. Sunağın altında yine sağdaki zamazingoyu açar. İçindekini alır. Yola dönüp sağdan devam eder. Geldiği odada biraz önce aldığı zımbırtıyı lahitle kullanır. Yazıtlara bir kez daha dokunarak onları not eder. Dışarı çıkıp sağdan devam eder. Ulaştığı yerde kafasını sola çevirir. Soldan sayar bir, iki, üç. Ah işte çıkış, oradan çıkar. Sola, ardından sağa sapar. Lahitten taşları alır. Sağdaki çeşmeye taşları atıp bulmacayı çözer (Rock33). Sürekli soldan giderek uzunca süren bir yolculuk nihayetinde bir yere varır. Lahit bulmacası zordur (Blockhead). Sürekli soldan gitmek Abuzittin'i asma köprüye ulaştırır. Merdivenler tehlike içermektedir. Sol, sağ, sağ, orta, sağ, sol, sağ adımlar durumu kurtarır. Lahite bakar. Geri döner. Sol, sağ, sağ, orta,sol,sol,sağ ve atlattık. Şimdi şu bir sürü kapının olduğu aleme dönmeliydi. Bunun için kafasını kullanır. Sen de kullan. Bıraktığı ayak izlerini takip ederek gerisin geriye döner. İlerdeki sütunların yanına gelir. Bakar (Temple). Mezar odasında mumyanın önünde durup filmin en başında aldığı bulmacayı çözer (Gemstone). Soldan aşağı iner. Sağdaki dürbünden bakar. Soldaki mozaik yalama olmuş dönmektedir. İki defa çevirir onu. Soldan gidip arkadan dolanır. - Puan. Puan var mı? - Aklın fikrin... Fesuphanallah... Arka taraftaki diğer mozaiklerede aynı işlemi uygular. Geri dönüp dürbünden bakar. İşte orada. Sola dönüp karşı duvarı dikkatle inceler. Bulmuştur onu. Gizli kapılar açılır Von Hess'le tanışılır. Manyak Winslov tarafından Hess öldürülür. Bizim emmioğlu vakaayı ucuz atlatır. - Abi bu Winslovovski mi ne. Bu herif manyak mı? - Sen ne diyon koçum. Adam tam tırlatmış. Başta da söyledim ya bu cinse hiç güvenmemiştim. Taa en başta onun şeytanın çocuğu sapık Torso katili olduğunu anlamıştım. - Zeki adamsın vesselam. Ama biraz salladın gibime geldi. Winnnnlovko başta oldukça sevimli göründü bana. - Senden de şüpheleniyorum zaten. Aslında sende Loch Ness canavarı olabilirsin. - Börkk. Hürmet ederim abiyem. - Edeceksin. Öp bakiyim. - Öpeyim. - Aferin yalaka dostum, Cemşütüm benim. Hoppaa. Şimdide hava üssündeyiz eyi mi. Askerle konuştu Abuz. Onu kafalayıp soldaki bavulu açtı. Gizli bölmeyi bulup içinden mektubu ve fotoğrafı aldı. Askerle tekrar konuştu...” <4 Trendeydik. Önündeki kül tablasına baktı. Winslov' da bizimle birlikte trende miydi yoksa.

Biletçiyle konuşur Abuz. Ayağa kalkar. İlerde sağdaki listeye bakar. Matt Collins ismi tanıdık gibi geldi. Trenin arkasına doğru uzun bir yolculuğa çıkar. Kondüktörle ahbap olur. Sonra bagaj vagonuna gider, Girdiği kapıda trenin şeması

Ali

OPAZ-I vardır. Bunu kullanarak daha rahat hareket edeceğini bilir. Tekrar kondüktörle konuşur. Bagaj bölümünde sol raftaki teli alır. Büyük valizin yanındaki küçük valizide alır. Yukarıdaki tellerle elindeki telleri birleştirir. Son derece hızlı biçimde kondüktörün odasına dalar. Masada ve çekmecede duran listelere göz gezdirir. Derhal ortadaki vagonların ortasındaki kompartmana zıplayıp yedi numaraya dalar. Çekmeceden kağıdı aldığı esnada baygınlık geçiren Abuz gözlerini açtığında kendini cennette sanır. Enfes bir cins-i latif melek misali tepesinde durmaktadır... - Hepsi o mu. - Ne bekliyon ki? » İşte hani bilirsin. - Hay senin... Kondüktöre gider Abuzittin. Ardından bagaj kısmına. Oradaki en büyük bagaj Winslov' undur. Etikette 0O1O0AA gibisinden bir takım numaralar vardır. Abuz onu bulur. Vidayı söker ardından açar (Boxtop). Yemek kompartmanına dönüp oldukça sağlam bir karı olan Alice' den Özür diler. Ne de olsa hemşerim. Delikanlı olduğu kadar kibardırda... - Sonra sonra... - Ne olduğunu sonra tatbiki olarak anlatırım sana, Hödük... Günler günleri kovalar. Otel odasında bön bön oturmaktayızdır. Abuz' un aklına telefon hatlarını kullanarak chat yapmak gelir. Önce polisi arar. Dedektif bilmemneyle restoranda buluşur. Denizcilikle alakalı ortama giren Abuz sağdaki mal herifle konuşur. Sinirlerine hakim olaraktan soldaki çöp kutusuna bakar. Paketi alıp soldaki counterdan onu adama verir. Express marifetiyle kendi kendine postalar paketi. Sağdaki tip beklemesi gerektiğini söylediğinde sakin olur, Askeri havaalanındaki koğuştan aldığı mektuba bakar. Adrese gider. Gördüğüm en sinir kadınlardan biriyle mecburen konuşur. Yatağın oradaki çekmeceden zamazingoyu götürür. Yav şu torsomu tersomu ne bu karıyıda gebertse ya. Ne durur ki. Cengaver Abuz Billmore oteline gider. Barmenle konuşur. Shippıng sentıra gidip sağ taraftan paketini alır. Paketteki adresi farkeder. Odasına dönüp ABC filmciliği arar. Beliren adrese gider. En alt çekmeceyi açıp SOlAKP52 no'lu dosyayı alır. RKO stüdyolarına gider. Koruma cinslik yapınca oteline döner. Telefonla çağrılan yere gider. Bir Winslov görür gibi oldum sanki. Gördüm, gördüm bir Winslov gördüm. “ - Hani nerde. Ben görmedüm. - Göreceksin, göstereceğim...

- Billmore' a gider Abuz kanka. Barmen aşağılık bir türdür. Zorda olsa ağzından laf alir yılların dedektifi. Soldan merdivenlere yönlenir. 201 numarayı bulur. Kilitlidir. Pencereden dişarı çıkar. Diğer odanın penceresinin üstündeki tahtayı söker atar. Camı açıp içeri atlar. Solda giremediği kapının üstündeki anahtarı alır. Otele'döndüğünde güzel bir dayak yer iken hızır gibi Ü yetişen Alice tarafından kurtarılır. - Hani deliganlıydı senin adamın.

Betta

Karıların gözü önünde dayak yiyip yine onlar tarafından kurtarılıyor. Olmadı, olmadın. Bunlar bize ters. - Harbiden ben de burada çok yadırgadım Abuzu. Acep bu Abuzittin' in kanında bi karışıklık olabilir mi? Bizim topraktan çıgan edam büyle şiyler yaparmıkine. Yoh yoh. Var bi numara. - Nooldu abem lehçen atıverdi birden. - Hee... Bir an gettim geldim memlekete... Gızla konuşur Abuz. Tren garına gider. Sağa döner. Soldaki dolaplardan 37 numaralı olanını açar. Bir antikacının adresinin olduğu kağıt parçası gözüne çarpar. Oraya gider. Antika antikacıyla takışır. Kahretsin nerde bu Dahlia be. Elması bulamayız ama papazı buluruz netekim (Candycane). Hazine haritası mı? Peh peh peh. Hadi bakalım. Otele döner. Yastığın üstünden pass 'i alır. RKO stüdyolarına gider. Arkasındaki sandığa bakar. Alis' e takılır. - Pippoo... Takılır... - Sanada takacam az kaldı. Big Al' ın evine gidilir. Dümdüz ilerlelenir. Soldaki masada koordinatlar var. İncelenir. Teleskoptan bakılır. Çöp kutusuna bakan Abuz parça parça olmuş kağıtları birleştirir (Teleport). Ayrıca gazete okumakta iyi bir alışkanlıktır. Mezarlığa gider. Lahitin arkasındaki vazodan kağıt parçasını alır. Big Al 'ın evine döner. Elindeki hazine haritasını büyük haritayla kullanır. Beceremeyince Teleskopa bakıp (Peeper) sırıtan Winslov'u görür. - Abi bu herif niye sırıtır. - Sen niye ötüyorsan oda ondan sırıtır. Kaşınmaktadır. - Kaşıdımı Abuz abey. - Anlatıyom işte. Winslov' un peşinden terkedilmiş eve gelir. Sağ duvarda sevgili Alisin fotoğrafını gördüğü anda sapık katilin bir sonraki kurbanının o olduğunu anlar. Merdivenden tırmanmak ister gönül. Ancak... Üç dolabıda açar yürekli Abuz, çabuk olmalıdır. Anahtarı aldığı gibi ver elini otel. Mektupmu. O mektup Alisten gelmiştir ve yardıma ihtiyacı vardır. Big Al' ın evine koşarak, hayır hayır uçarak gider. Sahne fecidir. Masanın ortasındaki film makinesine dokunur. Küçük çocukların bu sahneleri görmemesini umut eder düşünceli Abuzittin. Kasap dostumuz Winslov işini bilmektedir doğrusu. Hınçla sağa döner. Oradaki saati kurcalayıp son bulmacayıda çözüverir (Bongo). Alice hayatım benim. Orada işte. Çöz onu Abuz. Afer... O ne my garç. Alice alis değilmiş,

Winslovmuş. - Kafayı yedin abev. Ne de olsa 9 saattir film anlatıyon. - Yok yok vallahi. Aslında Winslov Alice'i çoktan öldürmüş. - Sonra... - Sonrasını anlatmıyım da zevki kaçmasın. Seyret

- Hu... ben zaten biliyom. Winslov şeytan avinini yaparken Abuz yani oyundaki gerçek ismiyle Jim Pearson onu vurur. Tabii onu vurursa oyun bitmesi gerektiği gibi bitmez. Doğru son için Winslovu değil elması vurman gerekli. Bunun içinde mouse' u kullanıyorsun. - Senin... (basın, yayın, ahlak yasası gereğince sansürlüyoruz)... çocuğu. Dalgamı geçiyon lan. Madem seyrettin filmi ne diye nefes tüketiyoz biz ha. Andaval. Hem bi dakka... Oyun mu... Ne oyunu be. - Abi başta söylicektim ağzıma tıkadın. Bu bir oyun. Hemide 8 sidi. İsmide BLACK DAHLIA. Geçenlerde en yakın bilgisayarcıdan beraber almıştık, unuttun mu? Sen hergün o kadar çok oyun oynuyon ki ve oyunlarda film olayına öyle bir yaklaştı ki karıştırman doğaldır. Aman derim gerçek hayatla oyunları bulamaç etmede ne yaparsan yap... Orada "load" etmen mümkün değil bilirsin - Bilirim bilirim... Hadi ya, demek bunların hepsi bir oyundu. Çok güzeldi be. Keşke oyun dünyasında kalabilsek... Keşke. - Bırak bunları, sana yakışmaz. Haydiyin gidelim bu diyardan artık. Çok uzun ve sıkıcı bir gündü. Bu firmanın Ripper diye bir edvençırı daha var. Onuda bitirelim. Kafayı yiyelim. Hadi... BURAK FİRMA: TAKE 2

ADVENTURE

Pentium 120 16 MB RAM 8CD 80MB HARDISK