Gameshow sayı 39, sayfa 46

Bu sayfadaki yazılar

Sayfanın metni

Sayfa 46

- Lan hipopotam kılıklı inek cemşüt ver bir cigara be. - Feraşettin abüm benim sen sigara içmezdin yavv. - Boşveeer. Efkarlandım işte. Ver ver. - Al da abicim ne oldu ya? - Ya ne olacak bizim halimiz ya. Sabahtan akşama kadar oyun oynayıp yazmaktan başka bir halta yaramıyoz. 25 yaşına geldik olm bu böyle gitmez. İşsiz, güçsüz, amaçsız. - Haklısında Feraşettin abem oyun oynamakta bir iştir netekim. Hemi de ciddi bir iştir. Bunu çoluk çocuk olayı gibi görenler özünde hayal güçleri gelişmemiş bassit beyinli, sıradan insanlardır. Biz farklıyız ağabey. Biz hayatın gerçeklerinden kaçmayız.

Artık pekçok insanın SEMER yediği bir sektör haline geldi. Bir gün ihtişamlı Oskar törenlerine benzer organizasyonlar oyun firmaları içinde düzenlenecek. Öyle oyunlar yapıyorlar ki film gibi zaten. Bak bunlardan biride... - Tamam tamam kes cemşüt. Anlaşılan sende benim kadar dolusun. Yine de ben, bizlerin asla adam olamıyacağımızı düşünüyorum. Atı alan teyet geçip Çin Seddine ulaştı bile, sen konuş konuşabildiğin kadar. * Or rayt abüm. - Neyse bırakalım bunlarıda geçenlerde gittiğim bi filmden bahsedeyim sana koç. Müthiş, süper, hiper bir eserdi. Olay 40'lı yıllarda Amerikanya' da geçiyor... - Amerika abem - Höst! haddini bil cemşüt. Ben Amerikanya diyorsam öyledir. Her neyse Amerikanya'nın Kılivlend köyünde Torso cinayetleri diye adlandırılan bir dizi seri cinayetin içinde buluyoruz kendimizi. Daha doğrusu Abuzittin hemşerim kanalıyla mevzuuya dalıyoruz. - Abuzittin? - He ya. Benim emmioğlu sayılır. Filmin esas oğlanı. En has bi Türk'tür. Gavur diyarlarında kendi çapında dedektiflikmi ne ondan yapıyor. Ben ona kısaca Abuz diyom. Her neyse... Ulan bi daha bana her neyse dedirtirsen seni paralarım uyuz herif. - Okay, peki, tamam. « Hah işte bu Abuz dostum 1940'ın herhangi bir gününde yatağından kalkıp ofisine geliyor. Etrafı kurcalayıp masasının başına geçiyor. Sağ çekmeceyi açıp lüzumsuz listeyi eliyle ittiriyor. Aaaa altından beylik tabancası çıkmaz mı? Çıkar. O da alır tabii. Ama silahın kabzasını kavradığında kıllanır. Bir tuhaflık vardır. Kabzayı kaldırır. Bir anahtar çıkar. Bununla kitaplığın çekmecesini açar. İçindekileri okur. Sola dönüp elektrik switchine basarak ışığı açar. Kafasını kaldırıp tavandaki lambayı kurcalar. Bulduğu puzzle' 1 cebine atar. Notları okur. Elindeki haritaya bakar. Parmağını Sullivan ağanın çadırına bastırır. Ağayla her konuda konuşur. Ardından Alman bozması Finster domuzuna uğrar. Onunlada birkaç lakırtı eder. Duvardaki kalkana... - Şşşş... Ne diyon Feraşettin abem. Hop dedik. - Ulan dur De kalkan shield manasında bir hatun olduğu anlaşılan insan evladının vücut ölçülerini almak üzere müzeye gider... - Ooo işin içine avrat cinsinden bişi girdimi konuya ilgim artar. Anlat anlat. - Yok be oğlum bu temiz bir yapıt. Öyle aga - nigi sahnesi yok. Fentezmegorya gibi bi filmmi sandın bunu. Zaten karıda güzel diil... Bizim Abuzun aslında abaza olduğunu anlayan kadının bir an eli ayağına dolaşıyor. Ancak çabuk toparlanıyor. Onunla konuşup lambadan aldığı taşları ve parşömeni gösteriyor Abuz. Ardından yine bara gider. Parlak amca Hansen' le konuşur. Sağ duvarda sabitlenmiş telefona uzar. Numaraları aheste aheste çevirir ( 267- 259 )." Kimi arıyon lan

Ardından Polis merkezine yalanın Candan karşılar onu Amerikanya polisi. Çay kahve ikramının ardından bizim Abuz polis amcasıyla sıkı bir muhabbete girer. Neticede masadaki suçlu dosyasına bakma hakkını kazanır. Bakar tabii. Küçük kağıdı alıp okur. Şirin bebeklerin bulunduğu albümü kurcalarken Louie Fischer ismi ve cismi gözüne çarpar. Yonumuş. susamış Abuz barın yolunu - Üf abey çok sıkıcı be. Hiç hareket yok mu bu filmde. Buraya bi Cüneyt Narkın lazım zannedersem. - Dur o'lum. Daha başlamadık bile. Bara geldi mi Abuz. Geldi. Barmenle konuştum. Konuştu. Sağa dönen Abuz orada köşede bi yerde sessiz, sakin kendi halinde oturan Vinslov Paşayı görür. Abuz senaryo gereği kuşkulanmaz ancak şöyle söylüm bu herifi ilk gördüğüm an itibariyle kıl kapmıştım. Vinslov' la konuşur doğal olarak amcaoğlu. Sonrasında Sullivan Ağanın ofisine zaplar kendini. Konuşur. Sulli ona bir liste uzatır. Buna ofisindeki çekmecede bulduğu notlar ve finster' in broşürüyle birlikte bakar. Kafasındaki bulutlar dağılmıştır. Ofisinde telefona sarılır. Hemen çevirir ( 267 - 404 ) - Sıkıldım ve karnım acıktı Feraşettin abi. Ben gidiyom... - Bekle leyn. Bişey kalmadı. Film topu topu 8 saat zati. 45 dakkası gitti. Kaldı 7 çeyrek. - Girkk... - Abuz bara muhteşem bir dönüş yapmıştır. O ne? İlerde kafası ayna gibi parlayan babada kim. Konuşur Abuz. Bürosuna döndüğünde isminden davar" diye soran kibar arkadaşa Lou Fielding der. "Böyle biri yok lan öküz çaat" diyerekten huzur verici bir reaksiyon alan kahraman Abuz, Hansen' le muhabbete dalar. Müzeye gider. Helın... - Kim? - Deminki yengen -.« Helin'la konuşur. Ona Finster broşürünü gösterir. Uzatılan kitabı yalayıp yutar. İlerdeki bulmacanın başına çöreklenir. Zeki adamdır benim hemşerim. Ama uğraşır uğraşır çözemez. Sonuçta hileye başvurur ( Leadhead ) - Bu ne oluyo abi. - Ya koçum bu tür filmlerde yeni bir moda bu. Hani senle beraber Tex Murphy diye bi filme gitmiştik onda da vardı. Bulmaca sahneleri gelince canını sıkmaktansa ekrana şifre kodluyon o sahneyi seyretmiyon. - Ha tamam anladım. Bence çok iyi bi olay. - İyi iyi. Hatta harika. Bulmaca olayının akabinde soldaki ışığın yanmasını sağlar Abuz kardeşim. Beliren isimlere dikkatini yoğunlaştırır. Bara döner. Telefon eder (267- 259). Bu defa sorulan isme Louise Fischterwald diye cevap verir. Oldu işte. Aslanım Abuz. Doğru Raven klübe koçum... Oppss. Herif orada yoktur. Zile basar. Diafondan yapılan muhabbet ertesi arkadaki masanın sol ayağının altındaki kağıt gözden kaçmaz. Abuz tarafından alınır, okunur. Bilmemne misyon denen yere gidilir. Ernest konuşmaya heveslidir ancak resmi vermek istemez. Bunun üzerine Abuz müzenin yolunu tutar. Helın' la konuşur. Raven' e döner. Son derece küstah davranışlar sergileyen Louie'nin suratını dağıtmamak için kendini zor tutan Abuz geri dönmek üzere mission' a gider. Salak Ernieyle konuşur. O voltalayınca yerdeki çantayı açar. Oncelikle soldaki zımbırtıları sağa çeker. Sonra onları daha düzgün biçimde eski yerlerine koyar. Sağdaki broşürü sola alıp altındanda fotoğrafı kapar. Polise gider. Fotoğrafı gösterir. Konuşur. Raven klübe muzaffer bir komutan edasıyla döner. Ne o Loui çocuğum, minik kuşum tırstın galiba fotoğrafı görünce. Ikile bakiim... Abi sanki orda gibi anlatıyon. Kaptırdın. Harbiden haaa. Çok etkileyici bir olay bu ya...

Klavyeyle gezinmek için ← ve → tuşları.