LANDS OF LORE 2: GUARDIANS OF DESTINY

Geldi işte... Uzun süredir çıktı çıkacak haberleri ile bizi sabırsızlıkla bekleten oyun nihayet Türkiye'de... Lands Of Lore: Guardians Of Destiny. Red Alert CD'sindeki demosunu görünce ağzımız açık kalmıştı, şimdi görülüyor ki oyun o demoyu aratmayacak kadar kaliteli. Birinci oyunun devamı olmakla birlikte, Lands Of Lore: The Throne Of Chaos'u birçok yönden geride bırakan bir oyun. Bilhassa grafikler harika. Aynı bitmap grafik stiline sahip olan Ravenloft 1&2, Menzoberranzan, Betrayal In Antara gibi oyunların grafiklerini solda sıfır bırakacak kadar kaliteli. Müthiş inandırıcı. Müzikler ünlü new age composer'ı David Arkenstone'a ait. Oyun 4 CD'de geliyor. Kurulumuna bakacak olursak, artık günümüz oyunlarının bir HD kapasitesi kadar yer istediklerine şahit oluyoruz. Oyun HD'de yaklaşık 210 MB yer kaplıyor. Midileri çıkartarak bunu 130'a düşürmek mümkün. DirectX destekliyor ve kurulum sırasında DirectX'in yeni sürümünü yüklemek isteyip istemediğiniz soruluyor. Oyunu yükledik, CD'ler yanımızda, derin bir nefes alıyoruz ve tıklıyoruz LOL imlecine, işte oyundayız güzel bir demo izliyoruz, Scotia'nın oğlu Luther, Gladstone'un askerleri tarafından yakalanmıştır ama shapechange laneti sayesinde kaçar ve kendisine yardım edebilecek tek kişi olan ünlü bilge Draracle'ı bulmaya karar verir. Ve Luther arkadaşımız başlıyor macerasını anlatmaya... The Caves of the Draracle İşte Draracle'ın mağarası. Onu bulmalıyım bana o yardım edebilir. Bunlar da ne güzel kristaller böyle? Belki işime yarar alayım bari. Mağaraya girdim... Beni takip ediyor olmalılar. İşte karşımda bir Gladstone askeri var. Beni görmedi neyse ki. Peşinden gidip öldüreyim onu da biraz eşya zulalayalım. Bir kalkan ve kısa kılıcım oldu. Devam ediyorum. Ana giriş okçularla kapanmış. Kurtulmam imkansız. Kuzeye devam ediyorum. Duvardaki okları inceliyorum. Kahretsin, tekrar lanetim etkisini gösteriyor ve dönüşüm geçiriyorum ve devam edip sütunlu eski madene giriyorum. Dört yol var karşımda birindeki sandıkları yerleştirerek tepedeki gizli odaya girip eşyaları topluyorum. Sonra diğer odaya gidiyorum. Ölmek üzere olan bir yaratık var... Bana annem öldüğü için artık Karanlık Ordu'nun efendisi ve komutanı olduğumu söylüyor. Ama bana bir şey verecekken ölüyor. Diğer odada duvardaki zinciri kesip girdiğimizde bir Ancient Magic Stone buluyoruz. Kuzeye devam edip bir köprüye geliyorum. O da ne! Gardiyanlar beni kapana kıstırdı! Yan odaya geçip soldan ikinci kolu indiriyor ve kapıyı açıyorum. Yola devam edip bilge Draracle'ın yuvasına geliyorum. Draracle beni lanetten kurtulmam için Huline ormanına göndermeyi teklif ediyor. The Halls of the Draracle Odaya girdim. Masanın üstündekileri toparladım ve duvardaki tablonun arkasındaki duvara dokunup gizli müzeye girdim. Müzede dolaşıp girişte sağdaki iskelet anahtarı, müzeden de Long Sword Prism ve Axe of Long Arm'ı aldım. Girişteki orbinin arkasındaki duvarda bir gizli oda keşfetmiştim. Oradan büyü scroll'larımı aldım. Ve ezberledim. Büyüsü atınca bir Dragon taşı elde ediyorum sonra parmaklıklı bölmeye girip zaman makinesini kırıyorum. Duvarda açılan delikten içeri atlayıp yola devam ediyorum. Nereye çıkacağımı merak etmekten de kendimi alamıyorum. Yolun sonunda ejderhanın tekine ulaşmıştım. Bu muhteşem yaratıkları yakından ilk kez görüşümdü. Hayranlığımdan uyanıp onu dürttüm. Bu harika yaratıktan beni güneydeki kıtaya yani Huline'ların diyarına götürmesini rica ettim. Nede olsa ona özgürlüğünü hediye etmiştim. Yola çıktık... Huline Jungle Burası tehlikeli bir ormandı. Bana saldırmayan hiçbir şeye saldırmamayı kafama koymuştum. Yolda açık renkli yapraklar dikkatimi çekmişti. Bunlar annemin ben çocukken bana bahsettiği aloe yaprakları olmalıydı, iyileştirme özelliklerinin işime yarayabileceğini düşünüp topladım. Yola devam edince şu ünlü Huline'lardan birine rastladım. Beni köylerine almayı reddetti. Yapmam gereken Shella'yı bulmakmış. Peki bay kedi-adam. Döneceğimi bil ama. Batıda iki Huline vardı. İkisi de korkmuş ve şaşkın annelerdi, bana pek yardımcı olmadılar. Ben de yoluma devam ettim. Biraz gezerek Kit'yara'nın dükkanına geldim (ben bu adı bir yerden hatırlar gibiyim ama...) ve dükkanından Bracers of Gargoyle ve yay aldım. Firestorm adlı kılıcı ise ona bir Power Orb getirdiğim takdirde alabileceğimi söyledi. Dikenli ağaçları bulup içeri daldım. Biraz kesip biçmem gerekti ama sonunda Shella'nın tutulduğu mağaraya geldim... Hive Caves Bu mağara hiç de stabil görünmüyor gözüme... Şu yeşil gayserlerden de sakınmam gerektiğini hissediyorum. Huline'lerin bahsettiği Executioner'i mağaranın ilerilerinde bulup öldürdüm. Yuvasında benim için bir hediye vardı. Bir plate armor... Artık kendimi daha güvende hissediyordum. Yarığa geldiğimde karşıya yayımla ateş edip zaten dengesiz olan ortamın biraz daha şenlenmesine sebep oldum. Karşıda bir yerlerde örümcek-yaratığı öldürüp (oyunun başındaki kızı yakalayan yaratık) Shella'yı (oyunun başındaki kızın annesi) yerdeki iskelete bakıyorum (oyunun başındaki kız), zavallı kız! Annesi köye geri dönüyor. Ben de diğer yoldan devam edip sütunlu bir yere geliyorum. Duvarda dev bir kılıç tutan iki heykel var. Kılıcı aldım... O da ne?! Mağara sarsılmaya başladı. Geriye dönüp koşmaya başlıyorum. Yetişmeliyim (!!!) oh yetiştim. Arkada mağaranın çöktüğünü görüyorum, o ne heykeliyse artık güneş yüzü göremeyecek. Sanırım artık köye dönmeliyim.

Huline Village Köye beni demin almamıştın ama şimdi buyur ediyorsun işte... Heheee. Girdim bakalım. Köyün sınırını takip ederek bir arka sokağa geliyorum. Adamın teki bana şifre tanıdığım Bacatta ile konuşup onunla buluşmaya söz verdim. Gidip büyücüyü görelim. Bizden büyümüzü çekiyor ama karşılığında bir sürü eşya veriyor. İçlerinde konuşan bir taş var, taş bize tarihi bir kentin sulara gömülüşünü gösteriyor. Krala da uğruyorum ama benimle pek ilgilenmiyor (İstersek kralı ve Kelsrick'i öldürebiliriz). Kentten çıktım. Huline Jungle Kit'yara'nın evinin kuzeyindeki şelalenin batısındaki mağarada bir konuşan taş daha buluyorum. Bu da bana büyük bir savaşın sonrasını gösteriyor. Doğuya devam ediyorum ve çamur gölünün üstünden geçiyorum. Tapınağa gidiyorum. Bahçıvanla, Dawn ve Brother Julian ile konuşuyorum benden rune'ların kopyalarını istiyor. Ben de mağaraya geri dönüyorum. Hive Caves Yaratığı öldürdüğüm yerin batısına gidiyorum. Yolda arı kovanlarından mum da alıyorum, yara geldiğimde Brother Julian'ın bana verdiği flütü kullanarak asansörü çağırıyorum. 2. katta iyileştirme fıskiyesi, 3. katta örümcek yaratık ve yuvasında da yıldırım kristalleri ve bir net var. 4. katta amber var. 5. katta aşağıda regeneration yüzüğü buldum. 6. katta rune'ları sol, sol, sağ, üst sırasıyla basıyor ve yolu yükseltiyorum. Kayaları yerleştirince yeni bir yay ve zırha sahip oluyorum. Arkadaki delikte ise bir yüzük var. 7. katta odanın ortasındaki scroll'u alır almaz odada iki taşla baş başa kalıyorum ve etrafta koşmaya başlıyorum. Oda durunca da kaçıyorum bu acayip yerden. 8. kata gelince duvardaki yarığa flütü yerleştirip kapanan yoldan geçiyorum. Tuzaklardan geçip yolun sonundaki kayayı da atlatıyorum. Kaya yerde bir delik açıyor. Duvardaki meşaleyi yakıp aşağıdaki odaya iniyorum. Taşı alıyorum ve duvardaki rune'in iki kopyasını çıkarıyorum. Çıkışta rune kopyalarından birini Dawn'a diğerini de manastırdaki Brother Julian'a veriyorum, bana power orb veriyor. Dawn'la tekrar konuşuyorum. Bana charm veriyor. Kit'yara'dan kılıcı alıyorum. Bane nehrine gidiyorum. Yolda beni Kit'yara durduruyor ve oğlu için bir hediye veriyor. Bane nehrini geçmeden söz verdiğim gibi Bacatta ile buluşuyorum. Ama köprü çöküyor ve ben nehrin bu tarafında kalıyorum. Ben de Wild Ones'ın ormanına giderim. Wild Ones' Forest Kılıcı Daniel'e verdim ama salak Daniel kaçarken düşürdü onu, ben alayım bari. Güney doğudaki tapınak şimdilik kapalı. Kuzeydeki köye gidiyorum. Ama salak bir wild one bana defol diyor. Kılıcı gözüne sallıyorum. Görünce geçmeme izin veriyor. Daniel'e gidiyorum. Al artık şu kılıcını diyorum. Sonra çıkıp herbalist'e gidiyorum. Herbalist'ten birkaç şey alıyorum. Ve köyün ortasındaki wild one'a gidiyorum. Kabileye girmek istiyorum. Ne Dracoid mezarlığına gidip Silverleaf mı alayım? Peki. Ama önce güneye gidip çukurda atlaya zıplaya aşağıya iniyorum. Aşağıda Dracoid yıkıntılarına giriş var. Dracoid Runes Bu acayip mağaralar çok tehlikeli gözükmüştü gözüme. Yolda gördüğüm kristalleri Spark büyümle yakınca hem yolum aydınlanmış oldu hem de bazı yerlerde gizli bölgelere ulaşmamı sağladı. Direk batıya gidip nehre geldim. Yan taraftaki kristali yakıp köprü indirdim. Ve büyücünün kulesine devam ettim. Ancak büyücü merdivenlerine Forcefield büyüsü koymuştu. Burada vakit kaybetmenin mantıksız olacağına karar verip aşağıya indim. Globe'ı bulup yaktım ve aşağıdaki eşyaları topladım. Yine yukarı çıkıp güçalanının olduğu yerde yan odaya girdim: Buradaki globe'u da yakınca alanı indirdiğine şahit oldum. Ancak bir de yılan-yaratık vardı. Onu öldürmek çok zor oldu. Diğer katta bir pedestal buldum, üzerinde pençe izi vardı. Bunun önemli olduğunu hissedebiliyordum. Üst katta yarıkta bir yaratık vardı, onu öldürüp arkasındaki bilezikleri aldım. Bunlar ölülerle konuşmama olanak sağlıyordu. Büyücünün kulesinin oralarda köşede bir yerde bir kristal buldum. Yakınca bana bir oda açtı. Duvardaki aynadan atlayınca ışınlama odası denilen bir yere geldim. Üç ayna vardı. Biri ormana, diğeri geldiğim yere, diğeri de

GUARDIANS Dracoid mezarlığına geçit sağlıyordu. Onun içine atladım. Tanrılar koruyun beni. Dracoid Cemetary İşte acayip Dracoid mezarlığı. Buradaki büyülü kapıları yanlarındaki kafaları tıklayıp ağızlarından çıkan okun rengindeki taşı takarak açabiliyordum (ieeeh!). Kuzeye devam ettim ve soldaki son binaya girdim. İçerideki cam topu ve kefenin içinden bezel yüzüğü aldım. Mezarlıktan çıkıp ışınlama aletinden Büyücünün kulesine geri döndüm. Demin gördüğüm pençeye cam topu koydum. Beyaza dönüşmüştü. Mezara dönüp batıya sonrada kuzeye gittim. Kuzeyden ikinci kapı elimdeki topla açılabiliyordu. İçerideki kolu indirdim. Açılan odadan cam topu alıp girişe döndüm. Oradaki varili devirip içine bindim. İndiğim yerde yağ fark ettim. Dragon kanı kullanıp geri geri kaçtım. Bina patlamış ve kentin altındaki mezarlara bir geçit açılmıştı. Oradan atladım. Kuzeydeki Charger'dan elimdeki bütün mavi topları şarj edip parmaklıklardan atlayıp, merdivenlerden binaya çıktım. İki binayı da mavi toplarla açıp birinden Valkyrie isimli yayı alıp diğerine giriyorum. İçeride ölü bir Dracoid Rahibinin hayaleti var (zaten canlı bir Dracoid rahibinin hayaleti olmaz eheuheuhe). Hayalet, aradığım Silverleaf yaprağı karşılığında aşağıdaki kentteki vücudunu bulup, yakıp, külleri verdiği kavanoza koyup ona getirmemi istedi. Sonra sarı charger'i bulup cam toplarımı şarj ettim. Mezarlıktaki sarı binaları açıp topları aldım. Şimdi elimde 2 şarjsız, bir de sarı şarjlı top vardı. Burada bırakıp yıkıntılara döndüm. Dracoid Runes Nehri bulup güneyindeki binalardan ikincisine tırmanıp ince yolu buldum. Orayı takip edince sağda bir oda ve içeride de bir ceset ve bir sunaktaşı buldum. Cesedi taşın üstüne koyup topları yakınca ceset yandı. Külleri aldım ve mezarlığa döndüm. Giderken büyücünün kulesinde topumu beyaz şarj ettim ve oradaki eşyaları topladım. Bir daha buraya dönemeyeceğimi hissediyordum. Mezarlıkta bıraktığım topları aldım. Külleri verdim ve daha da güçlendim. Güneydoğudaki kapıda Ankh'ı yani koptik haçı kullanınca içeride üç pedestal gördüm. Onları açıp her birine değişik renkteki topları koydum. Kapı açılmıştı. Tekrar Ankh'ı kullanıp bir başka hayaletle konuştum. Ben de ona yardım etmek için cesedini alıp yıkıntılara döndüm. Yıkıntılarda kuzeybatıdaki bir odada hayaletin bahsettiği kertenkeleyi buluyorum. Bana kızıyor ama neyse ki zarar vermiyor. Belial Heykelinin olduğu yere geldim ve cesedi soldaki dalgametreye koydum. Ceset animate oldu, ben de onu deminki yaratığa kadar izledim. Heykel yaratığı öldürdü ama tavan çatladı ve içeriye su dolmaya başladı. Ben geriye ve sağa, tapınağa doğru koştum. Şelalenin oradaki masaya zıpladım. Neyse ki tahta masa yüzüyordu. Tavana gelince oradaki yarıktan girdim. Koridordan koşup, duvarın üzerindeki aralıktan girdim. Tahta kapıya gelene kadar devam ettim

Kapıyı krep kayık olarak kullandım. Yüzeye çıkmıştım işte! Savage Jungle Yüzeye döndüğümde Dawn ile karşılaştım tekrar. Huline tapınağı, tehlikeli heykelleri canlandırmamak ve ölülerle konuşmak hakkında konuşuyor. Bracers of Dead'i ona verdim. O da bana human büyüsünü öğreten bir kolye ve konuşan taş verdi. Mezarlığa döndü. Yolda Bacatta'yı kurtardım. Tarihi dracoid'in olduğu yere döndüm. Bana teşekkür etti. Mezarlıktaki tüm mandrake kökleri Silverleaf'a dönüştü. Ondan birini ve Mist of Doom büyüsünü aldım. Wild ones'a geri döndüm ve Silverleaf'i adama verdim. Ne? Kabileye katılmam için kabileden biriyle teke tek dövüşmeliymişim. Onu yendim ve adamın verdiği Lharkon iksirini ve Lizard büyüsü yapan tılsımı aldım. İksiri Silverleaf ile karıştırıp ortaya çıkan Lharkon buharını aldım. Doğuya, nehre gittim. Uzun ağacı buldum. Tanrılara sığınıp dala atladım ve karşıya geçtim. Lharkon'a gidip buharı kullandım. Öldü ve bana da Claw dağlarına gitmek kaldı. Tekrar Dawn... Güzel olmasa hiç çekilmez yani. Bu kez ne var? Kız sen Lharkon'u nasıl geçtin? Sonra mı anlatırsın. Peki ben kuzeye devam ediyorum. Köprünün yanından ileriye gidiyorum. Gorile benzeyen şeylerin arasına geliyorum. Arka tarafta zift çukuru falan var. Neyse... Köprüye dönüyorum. Buz tüneline girerek göle geliyorum. Sağda uyuyan kediciği öldürüp kertenkeleye dönüşüyorum. Dikitlerden birinin arkasındaki delikten giriyorum. Tarihi taşı alıp topu yakıyorum. Gölün ortasında bir bina yükseldi!!! Buzdan buza zıplayarak binaya yaklaştım. Tepede Great Axe açıklığa geliyorum ama kahretsin! Üzerinde durduğum karlar çökmeye başlıyor. Sağdaki duvara yakın durarak koşmaktan başka çarem

Blizzard var. Alalım bari. Pasajlardan geçip

Claw Mountains

LANDS OF LORE DESTINY

yok. Buradan kanyonun öteki tarafındaki duvarda çıkıntılar görebiliyordum. Nehre yüzümü dönüp tanrılara bir dua salladım ve atladım. Çıkıntılardan nehir seviyesine indim. Çökmüş yolu bulup orayı açtım. Kertenkeleye dönüşüp içeri girdim. Aslında bu işten hoşlanmaya başladım bile. Sağdan, gölün olduğu yere geldim. Duvarda donmuş zavallı insanlar görüyorum. Onlardan elinde yay tutanını spark yapıp çözüp, yayı yakalıyorum. Bu Shard! Tekrar dışarı çıkıyorum. Nehirde sürüklenen buz parçasına atlayıp yarı yolda gördüğüm mağaraya atlıyorum. İçeriden büyük bezel yüzük ve asit hazırlanışını alıyorum. Başka bir buz parçası yardımıyla kıyıya dönüyorum. Hmmm tepelerde yürümek için yerler var. Neyse ben yine aşağıya indiğim çıkıntılara gidip tırmanıyorum. Çiğ düşen yeri tekrar geçerek arka taraftaki mağaralara geliyorum. Tanrılar! Kenneth ölmüş. Cesedinden kız arkadaşının resmini alıyorum. Duvarlardan birine resmi atınca duvar yıkılıyor ve Kenneth'in tılsımını alıyorum. Kenardan önceden gördüğüm yürüme yerlerine atlıyorum. Buradan da iç taraftaki yürüme yerlerine atlıyorum. Yuvarlak nehrin merkezine gelince Bacatta ile karşılaştım. NE! Dawn yakalanıp kaleye mi götürülmüş?! Peki... Köprüyü geçip kaleye geldim. Topa dokundum ve kapı açıldı. Diğer odada iki tane daha var. İki kapı açılıyor. Sağda yumurta odası var. Hepsini kırdım. Diğerinde uzun bir koridor ve sonunda da asansör var kahretsin! Buradaki yaratıklar gerçekten çok kuvvetliler. Hepsini öldürünce tüm toplara dokunup eşyaları topladım. Kuzeyde iki oda var. Ortasında siyah bir platform olan yeşil göle geldim. Beni hapishaneye gönderdi. Burada bir sürü kadın vardı ama hiçbirini kurtarmanın yolunu bulamadım. Soldaki odaya gidip topa dokundum. Kuzeyde bir geçit

The Citadel açtı. Kapıyı açınca heykeller bana ateş etmeye başladı. Kuzeye koşup Dawn'ı hapis tutan hücreye vardım, Şimdi çıkıp etrafa bakındım. Üstünden mor parlayan platformlar çıkan bir duvar buldum. Yukarıda acayip bir silaha rastladım. Ateş edince köprü oluşturuyordu. Koşup kapıdan geçtim. Merkeze geçişi bulup kapıya dokundum. Bu da ne? Uçan yaratıklardan birkaçı Belial'in minyonuna saldırıp ölüyorlardı. Bende bu yaratığı öldürdüm. O ölünce, arkadan Dreamstone'ı aldım. Sonra girişe teleport oldum. İçeri girip Dawn'ı kurtardım. Kalenin girişine dönüp kapıyı Dreamstone ile açıp çıktım. Taa Bane nehrine kadar dönüp, (izninizle kendime OHA diyorum burada kaytarmanın bu kadarı da olmaz!) soldan atlaya zıplaya Huline tapınağına döndüm. Dreamstone'ı kullanıp içeri girdim. The Huline Temple Tapınağa girdiğinizde yerde yatan bir ceset göreceksiniz. Diğer odaya girdim. Üzerinde iki çanak olan bir sunaktaşı var. Dikkat! Burada bir Bug var eğer soldaki çanağa tıklarsanız, bir Aloe belirecek ve oyun bozulabilecek (Hö?). Eğer bozulursa şimdiki kısımları yapamayacak ve sinir olacaksınız. Aloe'yi soldaki çanağa yerleştirdim ve zehir boyasını (venom sacs ve lamplight eggs'den elde ediliyor.) sağdakine koydum. Arkamdaki platform yükseldi. Odadaki cesedi sürükleyip platforma koydum. Ve cesede dokundum. Yıldırım düşecek ve ceset kaybolacak. Doğudan devam edip sunaktaşına geldim. Arkasında Aloe ve zehir boyası buldum. Yeşil kristali bulup aldım. Not: Ormanda bir bina var. Beş meşaleyi de spark büyüsüyle yakarsanız yukarıdan Kieran'ın başlığı ve Dagger of Empty Hand bulabilirsiniz. Kristali aldıktan sonra tavanı tutan sütunlara saldırdım. Yine Not: Mağaralarda örümcekleri bulduğunuzda, bu yoldan çıkabilirler. Şimdi bunu engellediniz. Girişe döndüm ve ikinci sapaktan döndüm. Sonrada güneye. Ortasında fıskiye olan bir odaya gelmiştim. Duvardaki butona bastım ve bir Aloe büyüttüm. Tekrar kuzeye döndüm, Barakalar ve mutfak var burada. Bir örümcek duvardan fırladı. Ben de onu takip edip arkadaşlarıyla birlikte öldürdüm. İlk odada üç kefen var. Birinde bir flüt var. Flütü aldım. Haydaa bu flüt bizim eski flüt değil mi? Neyse koridordan ilerleyip soldaki pasajdan makineli odaya geldim. Odadaki cesede dokundum. Makinenin arkasından kutuyu alıp ikinci makinaya taktım. Sonra arkadan heykeli aldım. Heykelle birlikte girişe döndüm. Doğuya gittim ve soldaki yarığa girdim. Boş olan yere heykeli koydum. Yerden yükselen pedestaldan kristali aldım. Girişe döndüm ve iki büyük çanaklı odayı buldum. Kristalleri çanaklara koydum ve açılan duvardan ilerledim. Duvardaki butona bastım ve merdivenlerden yukarı çıktım. Bu odadan maceramın en gıcık yerlerinden birine geldim, İlk odadan labirentten sıyrılarak idolü aldım. İkinci odadan ikişer butona basıp ikinci idolü de aldım. Üçüncü odada koridorların sonundaki butonlara basıp son idolü de aldıktan sonra merkez arkın arkasındaki yoldan zeminin siyah olduğu bir yere geldim. Dejavu... Flütü koyup yolu açtım ve yola devam ettim. Bıçakları geçtim ve yuvarlanan taşa yakalanmadan iki butona basıp taşı düşürdüm. Açılan kapıdan geçtim. Bu odadaki yerlere idolleri koydum ve açılan kapıdan geçtim. Köprüden geçerken kuşlar saldırdılar kuşların cesetlerini köprünün üstüne getirdim ve aşağıya devam ettim. Aşağıda Belial'in başka bir Clone'u var. Öldürdüm ve Hall of Voices'e girdim. Dreamstone'u kullandım ve tarihi kent sulardan yükseldi. Kente girdim.

City of the Ancients Asansöre bindim. Sağa devam ettim. İlk yol kesişiminden sağa döndüm. Yol kuzeye dönünce ileride bir açıklığa geldim. Bu açıklığın doğusunda içinde üç fıskiye olan bir oda daha vardı. Bu fıskiyeleri dondurdum ve kırdım. Bunun için Blizzard'ı kullandım. Oradaki parçayı girişteki karenin üzerine koydum. Merdivenlerden inip aynı şeyi alt katta da yaptım. Bu bir gizli kapı açtı. Yerleştirdiğim parçaların üzerinden atlayıp merdivenlerden tırmandım. Heykelin elindeki birinci parçayı alıp alçalan tavan beni ezmeden aşağı koştum ve parçayı duvarın yanına getirip atladım. Batıya devam ettim güneydeki odaya girdim. Hmmm ikinci parçayı tutan heykel uçurumun öteki yanında. Bu uçurum... İçimden bir ses yürümemi söylüyor. Ben de içimdeki sese uyuyorum. O da ne? Görünmez taşlar beliriyor altımda. Etti iki. Ana yoldan sonuna kadar devam ettim. Labirent'e gelince üç önemli unsur gözüme çarptı. Dönen bir disk, beyaz ve kırmızı bir top. Üçüne de saldırdım. Ve yok ettim. Piramitten dev bir Fireball fırlıyor. Fireball, kuzeydeki kuleye uçarak kapıları patlatıyor. İçerideki Storm Crystal'i alıyorum. Oradaki bloğu topun içine itip ben de içeri giriyorum. Bloğu önümdeki kare deliğe koyuyorum. Daire kapıdan dolaşarak parlayan oktahedronu bulup dokundum. Ve kuleyi yükselttim. Geçitten atlayıp kente döndüm. Yol ayrımından güneye gittim. Burada tamamlanmış bir bina vardı. Sağdan yoluma devam ettim. Yolun kuzeyinde başka bir oda vardı. İleride parlayan güç alanı vardı. İki yanlarda olan topları yaktım. Gizli kapıdan geçip içerideki topları da yakınca Güçalanı indi. Arkada üçüncü parça vardı. Güneye koştum. Duvara dokundum ve kentin sokaklarına döndüm. Şimdi de merkez odanın ters-saat yönünde devam edip güney çıkışının doğusuna geldim. Güneydeki odaya girdim. Son parçayı da aldım ve sokağa dönüp batıdan çıktım. Sokağın güneyindeki odaya parçaları yerleştirdim. Sonra merkezi kent bölümüne gidip güneyden çıktım. Patikanın sonunda merdivenlerin sonunda bir fıskiye var. Su topunu dondurdum ve kırdım. Su dolmaya başlayınca üçüncü ve dördüncü katlara çıktım. Kuzeye devam ettim ve doğudaki yola döndüm. Sağda bir oda var, eşyaları topladım ve kule bölümünde güneye devam ettim. Kanaldan atladım ve merdivenlerin yukarısından bir kaç kara Lichid aldım. Sarı kapılardan geçtim. Hepsinden geçince Belial'in heykelini gördüm. Patlattım onu. Yayı alıp patlamanın yol açtığı yıkıntıyı izledim. Açılan kapıdan girip kuleyi yükselttim. Kuzeye gidip dördüncü kuleye girdim. Oktahedrona dokunup suladım etrafı. Odanın ortasındaki piramide Silverleaf koyup kum saatine dokundum piramit kırılmıştı. Kuleyi yükselttim. Şimdi tüm kule yükselmiş vaziyetteydi. Kentin en ortasına geldim ışıldayan açıklıktan asıl binaya ışınlandım. Belial'in minyonunu öldürüp odaya girdim. Güçalanından geçip Mantle'i aldım. Buradaki büyü aynı zamanda lanetimi etkisiz hale de getirdi. Kente döndüm ve güneydoğudaki kuleye girdim. Kuzeyde bir oda var. Işınlardan saklanarak kapıları açıp içindeki topları yaktım. Odaya girip perdeyi açtım. Kuru bir fıskiye vardı. Diğer odada içinde ejderha kafası olan bir fıskiye var. Kafaya saldırdım ve fıskiyeye kanamasını sağladım. Arkasında bir kapı açıldı. Burada bir ışınlayıcı var. Ona girdim... Underground Caverns Burada hiçbir şeye saldırmadım ve sadece koşarak ilerledim. Çünkü birine saldırınca mağarada bir yerde kahverengi bir örümcek materyalize oluyordu ve onu öldürmek zordu.

Güney doğuya doğru koşarken gözüme etten — tavanı olan bir oda ve tavandan sarkan yumurtalar çarptı. Nasıl çarpmaz ki? Hangi deli tanrının zihniyetinin buna sebep olduğunu biliyordum. Parlak sütunları yıkarak devam ettim. Soldaki geçide ve saldırdım(!), açılan geçitten girdim. Sağdaki tentacle'a dokundum. Koptu ve yere düştü. Bir örümcek de gelip onu tamir etti. Sol tarafta bir geçit açıldı. Saldırıp, Laboratuara girdim. Belial's Laboratory Bacatta burada bana Horn of Belial'i verdi. Bu Belial'a zarar verebilecek tek silahtı. Koridordan devam ettim ve kanayan odaya geldim. Kertenkeleye dönüşüp küçük kanaldan geçtim. Parmaklıklara saldırdım. Koşmaya devam ettim soldan yukarı ve yeşil tüpü aldım. Buradaki sümüksü yaratık benim büyümü emebiliyordu. İnsan halime morph ettim. Soldaki nehrin karşısında üç levye var, okumla onları vurdum. Nehre atlayıp karşı kıyıya yüzdüm. Levyeleri tekrar kaldırdım. Diğer oda boşalmıştı. Köşeyi dönünce bir kapıya rastladım. Koridorlara girip kuzeye gittim. Zemini olmayan bir odaya geldiğime göre doğru yoldayım. Duvardaki levye köprüyü indirdi. Ben de yoluma devam ettim. Yolun sonunda kenardan atladım ve aşağıdaki odaya ulaştım. Kapıdan geçip sağdaki ikinci odaya daldım. Summoning Room'du burası. Kurukafalara büyü yaptım. Mirror Demon'u da öldürüp magic orb'u aldım. Cesedi koridora ve geçtiğim odaya sürükledim. Kanlı fıskiyelerin arkasındaki kurukafanın altındaki gümüşi şeyin üstüne koydum. Bu bir kapı açtı. Aşağıda Dawn'la karşılaştık (güzellikte bir yere kadar ama... Bir şey yapacaksa yapsın artık, yoksa saldıracağım şimdi...). Şimdi benden Belial'ı öldürmemi istiyor. Birthing Chamber Amorfik (o ne yahu?) yaratık Belial'e minyon üretiyor. Gücümü 5th level Curse Control büyüsü kullanarak Belial'e transfer ettim. Teşekkür etti sonra da kızdı. Demonlar mı? Hah! Öldürdüm işte hepsini. Orblarını da aldım ve seni yakalamaya geliyorum kötü Belial. Kapıdan geçmek için saldırdım. Diğer odada nehrin üzerindeki mavi jeneratörlere ateş ettim ve nehirden karşıya geçtim. Demonları tekrar öldürüp diğer odaya koştum. Belial! Seni korkak! Gel buraya... Ne? Tanrılar bu annem... Ama bir terslik var! Bana saldırıyor. Neden? Bu sahte olmalı! Saldırmak ve onu yenmek zorundayım. Elveda... Anne... Diğer odaya geçip kırmızı ve beyaz topları ve taş bloğu yok ettim. Belial! Korkak yaratık! Zavallı tanrı! Gel ve neysen öyle savaş! Bir başka imge mi yaratıyorsun? Alışkınım senin oyunlarına artık. Draracle'ın imgesi haa. Al sahte Draracle'ini de öldürdüm. Kapıyı da kırıp bu uzun macerayı bitirmeye geliyorum! Belial'e ilk saldırdığında bir tanrıya saldırıyor olmanın verdiği müthiş duygu yoğunluğunun içindeydi Luther, Direk saldırdı ona... Korku yerini nefrete bırakmıştı. Belial'in boynuzunu kullanarak zorlukla da olsa öldürdü onu. Artık bu macera bitmişti... Ahror Murenian. Gladstone bard'ı... “Nierdre, canımsın” Aksöz.