Gameshow sayı 32, sayfa 20
Sayfanın metni

Sayfa 20

Geldi işte... Uzun süredir çıktı çıkacak haberleri ile bizi sabırsızlıkla bekleten oyun nihayet Türkiye'de... Lands Of Lore: Guardians Of Destiny. Red Alert CD'sindeki demosunu görünce ağzımız açık kalmıştı, şimdi görülüyor ki oyun o demoyu aratmayacak kadar kaliteli. Birinci oyunun devamı olmakla birlikte, Lands Of Lore: The Throne Of Chaos'u birçok yönden geride bırakan bir oyun. Bilhassa grafikler harika. Aynı bitmap grafik stiline sahip olan Ravenloft 1&2, Menzoberranzan, Betrayal In Antara gibi oyunların grafiklerini solda sıfır bırakacak kadar kaliteli. Müthiş inandırıcı. Müzikler ünlü new age composer'ı David Arkenstone'a ait. Oyun 4 CD'de geliyor. Kurulumuna bakacak olursak, artık günümüz oyunlarının bir HD kapasitesi kadar yer istediklerine şahit oluyoruz. Oyun HD'de yaklaşık 210 MB yer kaplıyor. Midileri çıkartarak bunu 130'a düşürmek mümkün. DirectX destekliyor ve kurulum sırasında DirectX'in yeni sürümünü yüklemek isteyip istemediğiniz soruluyor. Oyunu yükledik, CD'ler yanımızda, derin bir nefes alıyoruz ve tıklıyoruz LOL imlecine, işte oyundayız güzel bir demo izliyoruz, Scotia'nın oğlu Luther, Gladstone'un askerleri tarafından yakalanmıştır ama shapechange laneti sayesinde kaçar ve kendisine yardım edebilecek tek kişi olan ünlü bilge Draracle'ı bulmaya karar verir. Ve Luther arkadaşımız başlıyor macerasını anlatmaya... The Caves of the Draracle İşte Draracle'ın mağarası. Onu bulmalıyım bana o yardım edebilir. Bunlar da ne güzel kristaller böyle? Belki işime yarar alayım bari. Mağaraya girdim... Beni takip ediyor olmalılar. İşte karşımda bir Gladstone askeri var. Beni görmedi neyse ki. Peşinden gidip öldüreyim onu da biraz eşya zulalayalım. Bir kalkan ve kısa kılıcım oldu. Devam ediyorum. Ana giriş okçularla kapanmış. Kurtulmam imkansız. Kuzeye devam ediyorum. Duvardaki okları inceliyorum. Kahretsin, tekrar lanetim etkisini gösteriyor ve dönüşüm geçiriyorum ve devam edip sütunlu eski madene giriyorum. Dört yol var karşımda birindeki sandıkları yerleştirerek tepedeki gizli odaya girip eşyaları topluyorum. Sonra diğer odaya gidiyorum. Ölmek üzere olan bir yaratık var... Bana annem öldüğü için artık Karanlık Ordu'nun efendisi ve komutanı olduğumu söylüyor. Ama bana bir şey verecekken ölüyor. Diğer odada duvardaki zinciri kesip girdiğimizde bir Ancient Magic Stone buluyoruz. Kuzeye devam edip bir köprüye geliyorum. O da ne! Gardiyanlar beni kapana kıstırdı! Yan odaya geçip soldan ikinci kolu indiriyor ve kapıyı açıyorum. Yola devam edip bilge Draracle'ın yuvasına geliyorum. Draracle beni lanetten kurtulmam için Huline ormanına göndermeyi teklif ediyor. The Halls of the Draracle Odaya girdim. Masanın üstündekileri toparladım ve duvardaki tablonun arkasındaki duvara dokunup gizli müzeye girdim. Müzede dolaşıp girişte sağdaki iskelet anahtarı, müzeden de Long Sword Prism ve Axe of Long Arm'ı aldım. Girişteki orbinin arkasındaki duvarda bir gizli oda keşfetmiştim. Oradan büyü scroll'larımı aldım. Ve ezberledim. Büyüsü atınca bir Dragon taşı elde ediyorum sonra parmaklıklı bölmeye girip zaman makinesini kırıyorum. Duvarda açılan delikten içeri atlayıp yola devam ediyorum. Nereye çıkacağımı merak etmekten de kendimi alamıyorum. Yolun sonunda ejderhanın tekine ulaşmıştım. Bu muhteşem yaratıkları yakından ilk kez görüşümdü. Hayranlığımdan uyanıp onu dürttüm. Bu harika yaratıktan beni güneydeki kıtaya yani Huline'ların diyarına götürmesini rica ettim. Nede olsa ona özgürlüğünü hediye etmiştim. Yola çıktık... Huline Jungle Burası tehlikeli bir ormandı. Bana saldırmayan hiçbir şeye saldırmamayı kafama koymuştum. Yolda açık renkli yapraklar dikkatimi çekmişti. Bunlar annemin ben çocukken bana bahsettiği aloe yaprakları olmalıydı, iyileştirme özelliklerinin işime yarayabileceğini düşünüp topladım. Yola devam edince şu ünlü Huline'lardan birine rastladım. Beni köylerine almayı reddetti. Yapmam gereken Shella'yı bulmakmış. Peki bay kedi-adam. Döneceğimi bil ama. Batıda iki Huline vardı. İkisi de korkmuş ve şaşkın annelerdi, bana pek yardımcı olmadılar. Ben de yoluma devam ettim. Biraz gezerek Kit'yara'nın dükkanına geldim (ben bu adı bir yerden hatırlar gibiyim ama...) ve dükkanından Bracers of Gargoyle ve yay aldım. Firestorm adlı kılıcı ise ona bir Power Orb getirdiğim takdirde alabileceğimi söyledi. Dikenli ağaçları bulup içeri daldım. Biraz kesip biçmem gerekti ama sonunda Shella'nın tutulduğu mağaraya geldim... Hive Caves Bu mağara hiç de stabil görünmüyor gözüme... Şu yeşil gayserlerden de sakınmam gerektiğini hissediyorum. Huline'lerin bahsettiği Executioner'i mağaranın ilerilerinde bulup öldürdüm. Yuvasında benim için bir hediye vardı. Bir plate armor... Artık kendimi daha güvende hissediyordum. Yarığa geldiğimde karşıya yayımla ateş edip zaten dengesiz olan ortamın biraz daha şenlenmesine sebep oldum. Karşıda bir yerlerde örümcek-yaratığı öldürüp (oyunun başındaki kızı yakalayan yaratık) Shella'yı (oyunun başındaki kızın annesi) yerdeki iskelete bakıyorum (oyunun başındaki kız), zavallı kız! Annesi köye geri dönüyor. Ben de diğer yoldan devam edip sütunlu bir yere geliyorum. Duvarda dev bir kılıç tutan iki heykel var. Kılıcı aldım... O da ne?! Mağara sarsılmaya başladı. Geriye dönüp koşmaya başlıyorum. Yetişmeliyim (!!!) oh yetiştim. Arkada mağaranın çöktüğünü görüyorum, o ne heykeliyse artık güneş yüzü göremeyecek. Sanırım artık köye dönmeliyim.

Huline Village Köye beni demin almamıştın ama şimdi buyur ediyorsun işte... Heheee. Girdim bakalım. Köyün sınırını takip ederek bir arka sokağa geliyorum. Adamın teki bana şifre tanıdığım Bacatta ile konuşup onunla buluşmaya söz verdim. Gidip büyücüyü görelim. Bizden büyümüzü çekiyor ama karşılığında bir sürü eşya veriyor. İçlerinde konuşan bir taş var, taş bize tarihi bir kentin sulara gömülüşünü gösteriyor. Krala da uğruyorum ama benimle pek ilgilenmiyor (İstersek kralı ve Kelsrick'i öldürebiliriz). Kentten çıktım. Huline Jungle Kit'yara'nın evinin kuzeyindeki şelalenin batısındaki mağarada bir konuşan taş daha buluyorum. Bu da bana büyük bir savaşın sonrasını gösteriyor. Doğuya devam ediyorum ve çamur gölünün üstünden geçiyorum. Tapınağa gidiyorum. Bahçıvanla, Dawn ve Brother Julian ile konuşuyorum benden rune'ların kopyalarını istiyor. Ben de mağaraya geri dönüyorum. Hive Caves Yaratığı öldürdüğüm yerin batısına gidiyorum. Yolda arı kovanlarından mum da alıyorum, yara geldiğimde Brother Julian'ın bana verdiği flütü kullanarak asansörü çağırıyorum. 2. katta iyileştirme fıskiyesi, 3. katta örümcek yaratık ve yuvasında da yıldırım kristalleri ve bir net var. 4. katta amber var. 5. katta aşağıda regeneration yüzüğü buldum. 6. katta rune'ları sol, sol, sağ, üst sırasıyla basıyor ve yolu yükseltiyorum. Kayaları yerleştirince yeni bir yay ve zırha sahip oluyorum. Arkadaki delikte ise bir yüzük var. 7. katta odanın ortasındaki scroll'u alır almaz odada iki taşla baş başa kalıyorum ve etrafta koşmaya başlıyorum. Oda durunca da kaçıyorum bu acayip yerden. 8. kata gelince duvardaki yarığa flütü yerleştirip kapanan yoldan geçiyorum. Tuzaklardan geçip yolun sonundaki kayayı da atlatıyorum. Kaya yerde bir delik açıyor. Duvardaki meşaleyi yakıp aşağıdaki odaya iniyorum. Taşı alıyorum ve duvardaki rune'in iki kopyasını çıkarıyorum. Çıkışta rune kopyalarından birini Dawn'a diğerini de manastırdaki Brother Julian'a veriyorum, bana power orb veriyor. Dawn'la tekrar konuşuyorum. Bana charm veriyor. Kit'yara'dan kılıcı alıyorum. Bane nehrine gidiyorum. Yolda beni Kit'yara durduruyor ve oğlu için bir hediye veriyor. Bane nehrini geçmeden söz verdiğim gibi Bacatta ile buluşuyorum. Ama köprü çöküyor ve ben nehrin bu tarafında kalıyorum. Ben de Wild Ones'ın ormanına giderim. Wild Ones' Forest Kılıcı Daniel'e verdim ama salak Daniel kaçarken düşürdü onu, ben alayım bari. Güney doğudaki tapınak şimdilik kapalı. Kuzeydeki köye gidiyorum. Ama salak bir wild one bana defol diyor. Kılıcı gözüne sallıyorum. Görünce geçmeme izin veriyor. Daniel'e gidiyorum. Al artık şu kılıcını diyorum. Sonra çıkıp herbalist'e gidiyorum. Herbalist'ten birkaç şey alıyorum. Ve köyün ortasındaki wild one'a gidiyorum. Kabileye girmek istiyorum. Ne Dracoid mezarlığına gidip Silverleaf mı alayım? Peki. Ama önce güneye gidip çukurda atlaya zıplaya aşağıya iniyorum. Aşağıda Dracoid yıkıntılarına giriş var. Dracoid Runes Bu acayip mağaralar çok tehlikeli gözükmüştü gözüme. Yolda gördüğüm kristalleri Spark büyümle yakınca hem yolum aydınlanmış oldu hem de bazı yerlerde gizli bölgelere ulaşmamı sağladı. Direk batıya gidip nehre geldim. Yan taraftaki kristali yakıp köprü indirdim. Ve büyücünün kulesine devam ettim. Ancak büyücü merdivenlerine Forcefield büyüsü koymuştu. Burada vakit kaybetmenin mantıksız olacağına karar verip aşağıya indim. Globe'ı bulup yaktım ve aşağıdaki eşyaları topladım. Yine yukarı çıkıp güçalanının olduğu yerde yan odaya girdim: Buradaki globe'u da yakınca alanı indirdiğine şahit oldum. Ancak bir de yılan-yaratık vardı. Onu öldürmek çok zor oldu. Diğer katta bir pedestal buldum, üzerinde pençe izi vardı. Bunun önemli olduğunu hissedebiliyordum. Üst katta yarıkta bir yaratık vardı, onu öldürüp arkasındaki bilezikleri aldım. Bunlar ölülerle konuşmama olanak sağlıyordu. Büyücünün kulesinin oralarda köşede bir yerde bir kristal buldum. Yakınca bana bir oda açtı. Duvardaki aynadan atlayınca ışınlama odası denilen bir yere geldim. Üç ayna vardı. Biri ormana, diğeri geldiğim yere, diğeri de

Klavyeyle gezinmek için ← ve → tuşları.