MONKEY ISLAND

| Gaybrush Threepwood'un hatıra defterindel Birinci Bölüm: Ilık bir yaz akşamıydı. Melee adasına geldiğimde oldukça yorgun ama gelecekten oldukça umutlu yeni yetme bir korsan adayıydım. Bu arada kendimi tanıtayım. Ben Guybrush Threepwood. Adaya geldiğimde aklımdan geçen ilk şey, konuşacak biriklerini bulmaktı. Ne de olsa burada pek çok korsan vardı ve birileri bana nereden başlayacağımı söyleyecekti. Neyse. Nitekim birini buldum. Fakat adam resmen bir yarasa kadar kördü ve gözetleme kulesinde de ondan başka kimse yoktu. Anladım ki o heriften bana fayda yok, ben de soluğu.adanın en berbat fakat ne yazık ki tek barı olan Scumm Bar” da aldım. İçerde bayağı çok insan vardı. Hemen kapının yanındaki adamla konuştum (3-1-3). adada pek çok korsan varmış ve hepsi bir liderin emrinde çalışıyormuş. Ben de daha fazla bilgi için içerde oturan Üç korsanla konuşmaya gittim. Onlara korsan olmak istediğimi söyledim(3). Bana aşılması güç üç engel olduğunu söyledi. Bunlardan birincisi kılıçta tam bir usta olmamın gerektiğiydi. İkinci olaraksa iyi bir hırsız olmam gerektiğini söylediler. Son engelse önemli bir maceraya atılıp onu başarıyla tamamlamaktı. Dediklerine bakılırsa işe kendime bir kılıç ve beni eğitecek iyi bir hoca bulmalıydım. Bu arada midemin gurultusunun iyice arttığını farkettim ve hemen mutfağa girip birşeyler almaya karar verdim fakat öncelikle kapıdaki aşçıyı geçmem gerekiyordu. Aptal aşçı bir süre sonra servisleri değitmak için dışarı çıktı. Perdenin arkasına geçtiğinde ben de hiç beklemeden mutfağa girdim ve kapıyı kapadım. Masanın üzerine duran eti aldım ve pişirmek için kayanar suyun içine(ya da kaynayan şey her neyse) attım. Masanın altındaki kaseyi de aldım(belki lazım olur). Kapıyı açtığımda yerde bir balık gördüm ve tam o sırada aksi bir martı geldi. Balığa yaklaşınca beni ısırmaya çalışıyordu. Sinirlenmiştim. İskelenin köşesine ayağımı sertçe vurdum ki o sırada tahta havaya kalktı ve martı da bundan tırsmış olcaka ki kaçtı. Geri dönmesi çok olmamıştı ki bir daha tahtaya bastım. Bu sefer daha çok uzkalaştı. Ben de bir anlık hareketle balığı kaptığım gibi içeri girdim. Aslında gördüğüm manzara iştahımı kaçırmıştı, yine de sonra belki yerim diye balığı da pişirdim. İşim bitmişti ve biraz para kazanacağım bir yer bulmak üzere barı terkettim. Yolu takip edince kasaba meydanına geldim Saate baktığımda ondu.

Köşede tek başına duran adamla konuştum (4-1). Bana bir harita satmak istedi. Param olmadığını öğrenince de beni başından savdı. Ben de karşı köşede oturan korsanlarla konuştum (1-1-1-2-3). Anladığım kadarıyla bir sirk kurmuşlar fakat filler fareden korkup kaçınca kapatmak zorunda kalmışlar. Morallerinin bozulması üzerine diyaloğu bıraktılar. Ben tekrar köşedeki adamı sordum. Bana haritayla ilgili sorduklarında onlara biraz para vereceğimi söyledim. Onlar da kabul ettiler (1-3-1). Onlardan aldığım para umarım ileride işe yarar düşüncesiyle ilerideki kapıdan içeri daldım. Kapı kapanınca gözüme ilişen lastiği hemen cebe indirdim. Arka tarafta bir voodoo büyücüsüyle karşılaştım. Onunla da konuştum ve geleceğim hakkında bilgi aldım. Kadın bu seanstan sonra oldukça yorulmuş olacak ki birden bire kayboldu (2-1-1-1). Arka yola girdim. Burada çıkmaz sokaktan bir ses beni çağırıyordu. Sokağa girdim ve birden arkamda şerif belirdi. Adama biraz sert çıkıştım. O ise şu sıraların adayı ziyaret için çok yanlış bir zaman olduğunu ve adayı bir an önce terk etmemi söyledi ve çekip gitti. İçimden bir ses bu adamın başıma büyük dertler açacağını söylüyordu (acaba neden). Oradan çıktım ve hapishaneye gittim. İçerideki adamın ağzı açlıktan leş gibi kokuyordu ve doğrusu mutfakta gördüklerimden sonra bu büsbütün midemi bulandırmıştı. Adamın işe yarayabileceğini düşündüğüm için dükkandaki moruktan nane şekeri satın aldım. Paramın yarısı gitmişti. Tekrar hapishaneye döndüm ve adama birkaç tane şeker verdim. Adamın tepkisi oldukça iyiydi. Bir şey isteyip istemediğini sorduğumda, farelerden nefret ettiğini ve eğer farelerden kurtulmasını sağlarsam bana teyzesinin verdiği havuçlu keki vereceğini söyledi (3-3). Onu hücresinde bıraktım ve sahilden adanın ortasındaki sirke geldim. Sirktekilerle konuştum ve verdikleri işi kabul ettim. Biraz tehlikeliydi ama iyi para veriyorlardı (1-2-1-2). Hem kılıç almak için paraya ihtiyacım olacaktı. Onlara mutfaktan aldığım kabı verdim. Bunun miğfer olarak kullanılabileceğine karar verdiler ve beni fırlattılar. Kafamı direğe çarptım. Allahtan kafamda o salak kap vardı da ucuz atlattım (1). Ödemeyi yaptıktan sonra beni yolladılar. Zaten daha fazla kalmak istediğimi söyleyemem. Kasabaya kılıç almaya dönerken ormandan sarı çiçeklerden aldım ve daha önce pişirdiğim ete sürdüm. Et çiçekleri tutmuştu. Sanırım uyuşturucu bir çiçekti bu ve bunu kullanabilirdim. Çiçeklerin kokusu beni bile neredeyse bayıltıyordu. Kasabaya gittim ve köşede duran adamdan harita, moruktan da bir kürekle bir kılıç satın aldım. Bana 175 altına mal oldu ama kürek, kılıç ve harita bana çok lazım olan şeylerdi. Yolu takip edip valinin evine gittim. Oradaki bir şeyi çalmam gerekiyordu. Bu sanırım küçük bir heykeldi. Kapıdaki köpekleri hazırladığım uyutucu etle rahatça geçtim. İçeri girdim ve kapıyı açtım. O kapıdan da girdim. Arkamdansa o uğursuz şerif girdi. Adamı iyice patakladıktan sonra kapıyı üzerine kilitledim. Artık fareleri kovmak için elimde fare kovucusu vardı (gopher repellent). Bunu hapisteki adama verdim ve karşılığında teyzesinin kekini aldım. Keki

Monkey incelediğimde aslında içinde bir eğe olduğunu gördüm. Bu eğeyle artık heykeli çalabilirdim. Valinin evine geri döndüm. Delikten içeri girdim. Biraz uğraştıktan sonra heykeli aldım. Fakat şerif de bu arada kurtulmayı başarmıştı. Benden mantıklı bir açıklama istedi. Ben de ona heykeli bana valinin verdiği yalanını uydurdum (1). Tam o sırada vali geldi. Tam korktuğum başıma geldi diye düşünürken vali beni korudu ve doğruladı. Ardından şerifi tersleyip kovdu. Şerif gidince resmen dilim tutuldu ve hiçbir şey söyleyemedim. O ise bana heykeli almam için izin verdi. Sanırım ben aşık olmuştum. Dilimin tutukluğu o gidince açıldı. Keşke kadınlarla rahat konuşabilseydim. Kapıyı açar açmaz karşımda şerif belirdi. Ona defolmasını söylediğimde o beni aldı ve iskeleden belimde heykel ile aşağı attı. Ama unuttuğu şey, suyun altında 10 dakika nefesimi tutabilmemdi. Bu sayede heykeli kucakladığım gibi sudan çıktım. Bu arada kaybettiğim kılıcın yerine yenisini bulmuştum. İskeleye çıktığımda karşıma vali çıktı. Anlaşılan o da beni seviyordu. Tam birbirimizi öpecekken o durdu ve burada olmayacağını söyledi. Ardından beni evine davet etti. Evine gittiğimde ise kimseyi bulamadım. Anlaşılan benimle oynamıştı. Sanırım ölene kadar acısıyla yaşamaya mahkum bırakmıştı. Yoksa başına kötü bir şey mi gelmişti? Hayır, bunun olması imkansızdı. Bu şoku da atlattıktan sonra heykeli göstermek için bardaki üç korsanın yanına gittim. Onlara heykeli verdim. Onlarsa benden haber beklediklerini ve sırada maceraya atılmanın olduğunu söylediler. Yapmam gereken oldukça basitti. Haritayı takip ederek ormandaki hazineyi bulmalıydım. Ben de öyle yaptım. Haritaya baktığımda gördüğüm şey onun bir dans dersi olduğuydu. Sanırım kazıklanmıştım. Yoo, hayır, bu aslında bir şifreydi (left-sol, right-sağ) ve ben de onu takip ederek hazineyi rahatça buldum. Buldum ama ne buldum. Sadece aptal bir t-shirt. Elden bir şey gelmiyor. Hazine bundan ibaretmiş. Gittim ve bunu da korsanlara gösterdim. Sırada kılıç vardı. Bunun için kılıç kullanmayı öğrenmeme yardım edecek bir öğretmen lazımdı. Ben de patikayı takip ederek köprüye ulaştım. Köprüde aksi mi aksi bir troll köprüyü kapamıştı ve hiç kimseye izin vermiyordu. Onunla biraz konuşunca rüşvet istediğini anladım. Ben de umarım hoşlanır düşüncesiyle ona pişirdiğim balığı verdim. Yolu açtıktan sonra tam köprünün sonunda içimden bir ses trolle ilgili bir şeylerin yanlış olduğunu söyledi. Arkama baktığımda her şey normaldi. Herhalde yanıldım düşüncesiyle yoluma devam ettim. Adanın ucundaki eve gittim ve kapıyı çaldım. Kılıç öğretmeniyle uzun bir konuşmadan sonra onu bana ders vermeye ikna ettim (hepsi 1). Ders bittiğinde sıra kılıç ustasını bulmaya gelmişti. Dükkana gittim ve moruğa kılıç ustasıyla bir dövüş ayarlamasını söyledim. O kabul etti ve bir yere ayrılmamamı söyledi. Tabii ki dinlemedim ve onu ormanda da takip ettim. Kılıç ustasının evinin yerini artık biliyordum ama onunla dövüşmeden önce aklımda ustamın sözleri vardı. Bana kılıcım kadar dilimin de keskin olması gerektiğini söylemişti. Bunun üzerine ben de birkaç argo laf öğrenmek için yola koyuldum. Karşıma çıkan herkesle kılıcımın sapını gösterip onu

Tecer düelloya davet ettiğimi söylüyordum. Elbette onları başta yenmek hiç de kolay değildi. Ama zamanla öğrendiğim yeni sözlerin cevabını, o sözü başkalarına karşı kullanarak öğrenmeyi iyi bildim. Artık o kadar iyi olmuştum ki bir hamle bile vermeden karşımdakini safdışı bırakıp onun pes etmesini sağlayabiliyordum. Bana artık kılıç ustasını bile yenebileceğimi söylemelerine kadar hala kendimden emin olamamıştım ama artık onlar da benim üstünlüğümü kabul etmeye başlamışlardı. İşte büyük an gelip çatmıştı. Kılıç ustasını alt etmek için daha önceden öğrendiğim cevapları doğru yerde kullanmam yeterli olmuştu ve onu kolayca alt etmiştim. Kasabaya döndüğümde ise beni kötü bir sürprizin beklediğini farketmiştim. LeChuck(şu ana kadar sadece adını duyduğum ve bundan sonra baş düşmanım olacak alçak hayalet), dünyadaki tek aşkım olan Elaine i(vali) kaçırmıştı. Bunu onun yanına bırakmayacaktım. Kendi ekibimi kurup, bir gemi ile yola çıkmaya karar vermiştim. Adanın sol ucundaki iri yarı mahlukatın evi vardı. Onun evine giden halattan büyücünün evinden aldığım lastik tavukla geçmiştim. Kapısını çaldım ve içeri girdim. Kaptanı olmam için benden bir yaratığa dokunmamı istedi. Onun korkusundan da anlaşılıyordu ki oldukça korkunç bir yaratık olmalıydı bu. Bir haftadır da beslenmediği! ice acaba vaz mı geçsem diye düşünmeden edemedim. Ama bunu Elaine için yapmalıydım. Yaratığın bulunduğu kafesi açtı. AMA, O DA NE? Bu sadece bir papağandı ve ben tabii ki korkmadan dokundum. Bu sayede onu da ikna etmeyi başarmıştım. Daha sonra kılıç ustasına gittim ve bana katılmasını söyledim. Konu vali olunca bu isteğimi reddetmedi. Son bir kişi daha kalmıştı ekibime katabileceğim. O da hapiste kilitli kalmış olan lavuktu. Onu kurtarmak için bardaki kupaların hepsini topladım. Birine mutfaktan grog doldurdum. Bu o kadar asitli bir içecekti ki, bir kupa en fazla 1-2 dakika dayanıyor daha sonra da erimekten yok oluyordu. Kapları birbirine boşalta boşalta hapishaneye kadar götürdüm. En son kupada erimeden onu hapishane kilidine döktüm. Onunla da konuştum ve artık herşey hazırdı. Tek iş gemiye kalmıştı. Fakat bende de paralar suyunu çekmişti. Stan' la konuştum ve o bana kasabadaki moruğun borç verdiğini söyledi(3-2). Gittim ve moruktan borç istedim. O da kasayı açtı ve bana bir mukavele getirdi. Ben o kasayı açarken onu dikkatle izlemiştim. Sonradan vazgeçtim ve ondan benimle kılıç ustası arasında bir düello ayarlamasını istedim. O gittikten sonra yaptıklarının aynısını yaparak (3s0l-1 sağ-4 sağ-4 sol) kasayı açtım. İçindeki 5000 altın değerindeki belgeyle Stan” e gittim. Onunla konuştum ama o en ucuz gemiye bile paramın yetmediğini söylüyordu. Sıkı bir pazarlık ve ekstraların hiçbirini almamam sonunda gemiyi yarı fiyatına aldım ve iskeleye gittim.

Island

Artık açılma zamanı gelmişti. Bekle beni ELAINE!!! İkinci Bölüm: Takım arkadaşlarımla birlikte denize açılana kadar her şey iyi gidiyordu fakat ne yazık ki gemi denizde ilerlerken dostlarımın gerçek yüzünü görmüştüm. Odama gittim ve masamın üzerinde duran kalem ve mürekkebi her zaman işime yarayabilir düşüncesiyle aldım. Çekmecemi açtım ve içinden çıkan kitabı baştan sona hiç eksiksiz (mutlaka baştan sona okunmalı) okudum. İçinden bir kitap arası çıktı. Daha sonra odamdan çıktım ve alt kata indim. Buradan mutfağa gittim ve dolabı açtım. Dolabın içinden mısır gevreğini aldım ve paketi açtım. Paketten bir hediye çıktı. Yakından bakınca bunun bir anahtar olduğunu gördüm. Yukarı çıktım ve bu sefer depoya indim. Depodan barut ve ipi alıp sandıktaki şarapla odama geri döndüm. Dolabı anahtarla açtım. Çıkan sandığı aldım ve açtım. İçinden çıkan yazıya bir anlam vermedim. Daha sonra aklıma geldi ve bunun kitapta yazan çorbanın tarifi olduğunu tahmin ettim. Tariftekilerden yalnız biri eksikti: Ezilmiş kafatası. Bunun yerine de bayrak kulesinden bayrağı aldım. Sihirli çorba için gerekli her şey hazırdı. Mutfağa indim ve çorbayı hazırladım (cinnamon stick, breath mints, Jolly Roger, ink, small key, rubber chicken, cereal, wine,... ne bulursanız koyun kitap hariç). Birden ağırlaştım ve sanırım bayılmışım. Uyandığımda gemi Maymun Adasına varmıştı. Depodan biraz daha barut aldım ve güvertedeki topa koydum. İpi de taktıktan sonra iş sadece ateşe kalmıştı. Gittim ve kitabı ocağın ateşinde yaktım. Bu arada mutfaktaki kabı da aldım. Tekrar güverteye çıktım, topu ateşledim, kafama kabı taktım, topa çıktım ve kendimi adaya fırlattım. Üçüncü Bölüm: Adaya düşer düşmez yanıma gelen lavuğu başımdan savdım. Ayağa kalkınca gittim ve yerdeki muzu aldım. Bütün sahilleri gezdim ve bulduğum bütün kağıtları okuyup deste halinde yanımda taşıdım. Yanardağın çevresinde gezinirken birilerinin orada bir dürbün, bir parça ip ve top bıraktığını gördüm. Bunları aldım. Topu biraz itince içindeki gülle ve biraz da barut yere döküldü. Orayı terk edip nehrin kaynağına çıktım. Oradan sahildeki muz ağacının vurulabildiğini bir kağıtta okumuştum. Ben de acaba vurabilir miyim diye çıktım ve tahtayla taşı birkaç kez ittirdikten sonra doğru yeri buldum. Taşları taşıyıp, yerine koyup itme beni oldukça zorlamıştı ama sahilden gidip muzları aldığımda oldukça iyi olmuştu. Daha sonra oradaki kağıdın üzerinde duran taşın aslında çakmaktaşı olduğunu fark edince suyun önündeki seti patlatmaya karar verdim. Bunun için sete (dam) biraz barut koyup çakmaktaşını da gülleyle kullanınca büyük bir patlama oldu. Seti patlattım ve göle gittim. Buradaki ölü adamın elindeki ipi de alıp ormandaki yarığa (crack) gittim. İpleri birer birer aşağı sarkıtıp aşağıdaki kürekleri aldım. Küreklerle sahildeki kayığa binip adanın öbür tarafına gittim. Buradaki yerli kampına girdim. Buradan tam muzları almış gidiyordum ki yerliler önümü kesti. O anda onlara verecek bir şeyim olmadığı için beni hapse attılar. Ben de yerdeki notu alıp kafatasının hemen altındaki tahtayı kaldırıp altındaki delikten kaçtım. Kayıkla adanın öbür tarafındaki kumsala, oradan da maymuna gittim. Maymuna elimdeki 5 muzu da verince peşimi bırakmamaya başladı. Onunla beraber tepeye 36 GAME-SHOW

Kiz)

gittim ve oradaki totemin burnunu çektim. Kapı açılmıştı ama bırakınca tekrar kapandı. Ama maymun sağolsun, benden sonra burnu bir tuttu ve bırakmadı. Bende kapıdan girip küçük totemi alıp yerli kampına gittim. Onlara totemi verince benimle dost oldular. Onlar gidince hapishanedeki muz toplama aletini alıp dışarıda duran Herman Toothroort' a verdim O da bana yerlilere vermem için bir anahtar verdi. Anahtar daha çok bir kulak pamuğuna benziyordu. Neyse, ben gittim ve büyük maymun kafasının kulağında anahtarı kullandım ve maymunun ağzı açıldı. Yerlilere döndüm ve onlarla konuştum(1-1-4-4-4-1-1-2-1). Sonra elimdeki kağıtlardan birini onlara verdim(leaflet). Bana yol bulma kafasını verdiler. Gittim ve maymunun kafasına girdim. Gemiye kadar kafayı kullanarak gösterdiği yönü takip ettim. Gemiye gelince kafayla kısa bir sohbet sonucu bana kolyeyi vermesi için onu ikna ettim(2-3-3- 3-3). Sonrada kolyeyi takıp gemiye girdim Kaptanın odasından pusulalyı kullanarak asılı duran anahtarı aldım. Anahtarla kümesin oradaki kapağı açtım Tavuğun düşürdüğü tüyü alıp ki adamın ayağını gıdıkladım. Adam elindeki kupayı düşürünce onu alıp kümesin oradan alt kata indim. Sinirli fareyi kaba koyduğum içkiyle bayıltıp ilerideki kazandan biraz gres yağı aldım. Güvertedeki gıcırdayan kapıyı yağlayıp içerdeki korumayı uyandırmadan eşyalarla dışarı çıktım. Kapalı kutuyu aletlerle açtım, Doğrusu sona yaklaştığımı hissediyordum. Kutudaki kök birasını alıp yerli kabilesinin köyüne geri döndüm. Bana iksiri hazırladılar ve hemen gemiye koştum ama çok geç kalmışım. Gemi sevgili Elaine” le birlikte Melee adasın gitmişti Öğrendiğime göre de LeChuck benim biricik sevgilimle evlenecekmiş. Ama ben adaya nasıl döneceğim? Bu arada yaşlı Toothroot bana yardım edebileceğini söyledi ve beni gemisiyle adaya götürdü e geminizi patlatmadıysanız arkadaşlarınız aynı İ Son Bi Adaya i inince hemen kiliseye gittim. Yoluma çıkanları kök birasıyla erittim. Sıra LeChuck” taydı ki kök biram tutukluk yaptı, Aaaa, o da ne! Elaine aslında Elaine değilmiş. El Guybrush “Burak Bayburtlu” Threepwood! Çevirmenin Notu: Elimize geçen hatıra defterinin son sayfaları yanmış, bitmiş ve hatta ve de hatta kül olmuştur. Başınıza geleceklerin bundan sonrası için ne yazar, ne dergi, ne de bir başkası sorumlu değildir. Son hamleyi artık kendiniz çıkarabilirsiniz herhalde(umarım). Saygılar, esenlikler, BOL OYUNLU GÜNLERİ!!!

rma”:

LUCASARTS (ADVENTURE)

2 HD - 5MB HardDisk 1 MB RAM - VGA Min. PC 286 arar”