Gameshow sayı 15, sayfa 36

Bu sayfadaki yazılar

Sayfanın metni

Sayfa 36

| Gaybrush Threepwood'un hatıra defterindel Birinci Bölüm: Ilık bir yaz akşamıydı. Melee adasına geldiğimde oldukça yorgun ama gelecekten oldukça umutlu yeni yetme bir korsan adayıydım. Bu arada kendimi tanıtayım. Ben Guybrush Threepwood. Adaya geldiğimde aklımdan geçen ilk şey, konuşacak biriklerini bulmaktı. Ne de olsa burada pek çok korsan vardı ve birileri bana nereden başlayacağımı söyleyecekti. Neyse. Nitekim birini buldum. Fakat adam resmen bir yarasa kadar kördü ve gözetleme kulesinde de ondan başka kimse yoktu. Anladım ki o heriften bana fayda yok, ben de soluğu.adanın en berbat fakat ne yazık ki tek barı olan Scumm Bar” da aldım. İçerde bayağı çok insan vardı. Hemen kapının yanındaki adamla konuştum (3-1-3). adada pek çok korsan varmış ve hepsi bir liderin emrinde çalışıyormuş. Ben de daha fazla bilgi için içerde oturan Üç korsanla konuşmaya gittim. Onlara korsan olmak istediğimi söyledim(3). Bana aşılması güç üç engel olduğunu söyledi. Bunlardan birincisi kılıçta tam bir usta olmamın gerektiğiydi. İkinci olaraksa iyi bir hırsız olmam gerektiğini söylediler. Son engelse önemli bir maceraya atılıp onu başarıyla tamamlamaktı. Dediklerine bakılırsa işe kendime bir kılıç ve beni eğitecek iyi bir hoca bulmalıydım. Bu arada midemin gurultusunun iyice arttığını farkettim ve hemen mutfağa girip birşeyler almaya karar verdim fakat öncelikle kapıdaki aşçıyı geçmem gerekiyordu. Aptal aşçı bir süre sonra servisleri değitmak için dışarı çıktı. Perdenin arkasına geçtiğinde ben de hiç beklemeden mutfağa girdim ve kapıyı kapadım. Masanın üzerine duran eti aldım ve pişirmek için kayanar suyun içine(ya da kaynayan şey her neyse) attım. Masanın altındaki kaseyi de aldım(belki lazım olur). Kapıyı açtığımda yerde bir balık gördüm ve tam o sırada aksi bir martı geldi. Balığa yaklaşınca beni ısırmaya çalışıyordu. Sinirlenmiştim. İskelenin köşesine ayağımı sertçe vurdum ki o sırada tahta havaya kalktı ve martı da bundan tırsmış olcaka ki kaçtı. Geri dönmesi çok olmamıştı ki bir daha tahtaya bastım. Bu sefer daha çok uzkalaştı. Ben de bir anlık hareketle balığı kaptığım gibi içeri girdim. Aslında gördüğüm manzara iştahımı kaçırmıştı, yine de sonra belki yerim diye balığı da pişirdim. İşim bitmişti ve biraz para kazanacağım bir yer bulmak üzere barı terkettim. Yolu takip edince kasaba meydanına geldim Saate baktığımda ondu.

Köşede tek başına duran adamla konuştum (4-1). Bana bir harita satmak istedi. Param olmadığını öğrenince de beni başından savdı. Ben de karşı köşede oturan korsanlarla konuştum (1-1-1-2-3). Anladığım kadarıyla bir sirk kurmuşlar fakat filler fareden korkup kaçınca kapatmak zorunda kalmışlar. Morallerinin bozulması üzerine diyaloğu bıraktılar. Ben tekrar köşedeki adamı sordum. Bana haritayla ilgili sorduklarında onlara biraz para vereceğimi söyledim. Onlar da kabul ettiler (1-3-1). Onlardan aldığım para umarım ileride işe yarar düşüncesiyle ilerideki kapıdan içeri daldım. Kapı kapanınca gözüme ilişen lastiği hemen cebe indirdim. Arka tarafta bir voodoo büyücüsüyle karşılaştım. Onunla da konuştum ve geleceğim hakkında bilgi aldım. Kadın bu seanstan sonra oldukça yorulmuş olacak ki birden bire kayboldu (2-1-1-1). Arka yola girdim. Burada çıkmaz sokaktan bir ses beni çağırıyordu. Sokağa girdim ve birden arkamda şerif belirdi. Adama biraz sert çıkıştım. O ise şu sıraların adayı ziyaret için çok yanlış bir zaman olduğunu ve adayı bir an önce terk etmemi söyledi ve çekip gitti. İçimden bir ses bu adamın başıma büyük dertler açacağını söylüyordu (acaba neden). Oradan çıktım ve hapishaneye gittim. İçerideki adamın ağzı açlıktan leş gibi kokuyordu ve doğrusu mutfakta gördüklerimden sonra bu büsbütün midemi bulandırmıştı. Adamın işe yarayabileceğini düşündüğüm için dükkandaki moruktan nane şekeri satın aldım. Paramın yarısı gitmişti. Tekrar hapishaneye döndüm ve adama birkaç tane şeker verdim. Adamın tepkisi oldukça iyiydi. Bir şey isteyip istemediğini sorduğumda, farelerden nefret ettiğini ve eğer farelerden kurtulmasını sağlarsam bana teyzesinin verdiği havuçlu keki vereceğini söyledi (3-3). Onu hücresinde bıraktım ve sahilden adanın ortasındaki sirke geldim. Sirktekilerle konuştum ve verdikleri işi kabul ettim. Biraz tehlikeliydi ama iyi para veriyorlardı (1-2-1-2). Hem kılıç almak için paraya ihtiyacım olacaktı. Onlara mutfaktan aldığım kabı verdim. Bunun miğfer olarak kullanılabileceğine karar verdiler ve beni fırlattılar. Kafamı direğe çarptım. Allahtan kafamda o salak kap vardı da ucuz atlattım (1). Ödemeyi yaptıktan sonra beni yolladılar. Zaten daha fazla kalmak istediğimi söyleyemem. Kasabaya kılıç almaya dönerken ormandan sarı çiçeklerden aldım ve daha önce pişirdiğim ete sürdüm. Et çiçekleri tutmuştu. Sanırım uyuşturucu bir çiçekti bu ve bunu kullanabilirdim. Çiçeklerin kokusu beni bile neredeyse bayıltıyordu. Kasabaya gittim ve köşede duran adamdan harita, moruktan da bir kürekle bir kılıç satın aldım. Bana 175 altına mal oldu ama kürek, kılıç ve harita bana çok lazım olan şeylerdi. Yolu takip edip valinin evine gittim. Oradaki bir şeyi çalmam gerekiyordu. Bu sanırım küçük bir heykeldi. Kapıdaki köpekleri hazırladığım uyutucu etle rahatça geçtim. İçeri girdim ve kapıyı açtım. O kapıdan da girdim. Arkamdansa o uğursuz şerif girdi. Adamı iyice patakladıktan sonra kapıyı üzerine kilitledim. Artık fareleri kovmak için elimde fare kovucusu vardı (gopher repellent). Bunu hapisteki adama verdim ve karşılığında teyzesinin kekini aldım. Keki

Monkey incelediğimde aslında içinde bir eğe olduğunu gördüm. Bu eğeyle artık heykeli çalabilirdim. Valinin evine geri döndüm. Delikten içeri girdim. Biraz uğraştıktan sonra heykeli aldım. Fakat şerif de bu arada kurtulmayı başarmıştı. Benden mantıklı bir açıklama istedi. Ben de ona heykeli bana valinin verdiği yalanını uydurdum (1). Tam o sırada vali geldi. Tam korktuğum başıma geldi diye düşünürken vali beni korudu ve doğruladı. Ardından şerifi tersleyip kovdu. Şerif gidince resmen dilim tutuldu ve hiçbir şey söyleyemedim. O ise bana heykeli almam için izin verdi. Sanırım ben aşık olmuştum. Dilimin tutukluğu o gidince açıldı. Keşke kadınlarla rahat konuşabilseydim. Kapıyı açar açmaz karşımda şerif belirdi. Ona defolmasını söylediğimde o beni aldı ve iskeleden belimde heykel ile aşağı attı. Ama unuttuğu şey, suyun altında 10 dakika nefesimi tutabilmemdi. Bu sayede heykeli kucakladığım gibi sudan çıktım. Bu arada kaybettiğim kılıcın yerine yenisini bulmuştum. İskeleye çıktığımda karşıma vali çıktı. Anlaşılan o da beni seviyordu. Tam birbirimizi öpecekken o durdu ve burada olmayacağını söyledi. Ardından beni evine davet etti. Evine gittiğimde ise kimseyi bulamadım. Anlaşılan benimle oynamıştı. Sanırım ölene kadar acısıyla yaşamaya mahkum bırakmıştı. Yoksa başına kötü bir şey mi gelmişti? Hayır, bunun olması imkansızdı. Bu şoku da atlattıktan sonra heykeli göstermek için bardaki üç korsanın yanına gittim. Onlara heykeli verdim. Onlarsa benden haber beklediklerini ve sırada maceraya atılmanın olduğunu söylediler. Yapmam gereken oldukça basitti. Haritayı takip ederek ormandaki hazineyi bulmalıydım. Ben de öyle yaptım. Haritaya baktığımda gördüğüm şey onun bir dans dersi olduğuydu. Sanırım kazıklanmıştım. Yoo, hayır, bu aslında bir şifreydi (left-sol, right-sağ) ve ben de onu takip ederek hazineyi rahatça buldum. Buldum ama ne buldum. Sadece aptal bir t-shirt. Elden bir şey gelmiyor. Hazine bundan ibaretmiş. Gittim ve bunu da korsanlara gösterdim. Sırada kılıç vardı. Bunun için kılıç kullanmayı öğrenmeme yardım edecek bir öğretmen lazımdı. Ben de patikayı takip ederek köprüye ulaştım. Köprüde aksi mi aksi bir troll köprüyü kapamıştı ve hiç kimseye izin vermiyordu. Onunla biraz konuşunca rüşvet istediğini anladım. Ben de umarım hoşlanır düşüncesiyle ona pişirdiğim balığı verdim. Yolu açtıktan sonra tam köprünün sonunda içimden bir ses trolle ilgili bir şeylerin yanlış olduğunu söyledi. Arkama baktığımda her şey normaldi. Herhalde yanıldım düşüncesiyle yoluma devam ettim. Adanın ucundaki eve gittim ve kapıyı çaldım. Kılıç öğretmeniyle uzun bir konuşmadan sonra onu bana ders vermeye ikna ettim (hepsi 1). Ders bittiğinde sıra kılıç ustasını bulmaya gelmişti. Dükkana gittim ve moruğa kılıç ustasıyla bir dövüş ayarlamasını söyledim. O kabul etti ve bir yere ayrılmamamı söyledi. Tabii ki dinlemedim ve onu ormanda da takip ettim. Kılıç ustasının evinin yerini artık biliyordum ama onunla dövüşmeden önce aklımda ustamın sözleri vardı. Bana kılıcım kadar dilimin de keskin olması gerektiğini söylemişti. Bunun üzerine ben de birkaç argo laf öğrenmek için yola koyuldum. Karşıma çıkan herkesle kılıcımın sapını gösterip onu

Klavyeyle gezinmek için ← ve → tuşları.