NBA LIVE 96

NBA Türkiye'de her ne kadar spor denince akla futbol gelse de özel basketbol kulüplerinin bu alana yatırım yapmaları ve federasyonun özverili çalışmaları ile Türkiye'de artık basketbol da adını hem kulüpler düzeyinde hem de Milli Takım düzeyinde duyurmaya başladı. Örneğin Milli Takımımız grubunda birinci durumda, Efes Pilsen Koraç Kupası'nda finale kaldı (bu yazımı yazarken kupayı kimin kazandığı belli değildi, umarım Efes işi bitirmiş, basketbol tarihine ismini yazdırmıştır), Ülkerspor da Şampiyon Kulüpler'de çeyrek finalde çarpışıyor. Tüm bunların yanında basketbol, futbolun yanında oldukça nezih bir spor olarak gözüküyor. Seyirci kitlelerinin farkından mıdır, oynanış biçiminin sertlikten çok hıza ve zekaya bağlı olmasından mıdır yoksa USA'nın bu konuyu da tüm dünyaya NBA gibi bir etiket altında pazarlamasından mıdır nedir bilemiyorum. Tek bildiğim gençken, 14-18 yaşlarında, İTÜ'de basketbol oynadığım, Türkiye'deki maçları “o zamanlar maçlar Harbiye'de Spor Sergi'de oynanırdı” ve NBA liglerini çok yakından takip ettiğimdi. NBA basketbolun bittiği yerdi. Basketbol NBA'de oynanıyor, biz ise burada onu taklit ediyorduk. Olimpiyatlarda görüyoruz ki hala da öyle. NBA basketbol kalitesi ile olduğu kadar maçlar ve oyuncular için tutulan inanılmaz detaylı istatistikleri ile de bizleri etkiliyor. Basketbolu yaşatıyor. Bu arada bilgisayar piyasasında neler oluyor? CD olayı disketleri yiyor, yutuyor. 3-4 Mb.'lık oyunlar bile CD'de çıkıyor ve kopyalanamıyor (yani disket kadar kolaya ve ucuza kopyalanamıyor). Biz Türkler yine de bu işe bir çözüm getiriyor ve oyunun orasını burasını koparıp CD-Rip diye de Türk işine İngilizce isim takıp CD oyunlarını diskete sıkıştırıyoruz. Oyun firması oturuyor oyunun havasını güzelleştirmek için ses efektleri, demolar ekliyor, biz karar mercisiyiz ya “ya boşver bu ayrıntıları, oyunu tuzsuz bibersiz de oynarız” diyoruz ve fazlalıkları!! atıyoruz. Diskette olsun taştan olsun mantığı. Yukarıdaki iki paragraf son basketbol oyunu NBA Live 96'da kesişiyor ve hatta birleşiyor. Bir kere NBA 96 tam bir CD oyunu. Ne demek tam bir CD oyunu? Yani tam bir bilgi, görüntü ve ses bankası. Disket versiyonu da şimdilik yok galiba. Gerçek basketbolseverler zaten disket versiyonu ile tatmin olmayacaklardır. Çünkü basketbolseverler ayrıntıları da severler. İlk beşlerinin resimlerini görmek, oyuncuları aralarında karşılaştırmak, hatta transfer yapmak, seyircinin uğultusunu şut çekerken kulaklarında duymak, smaçlarında alkışlanmak, maç oynanırken istatistikleri görmek, basketbolcuların geçen sezondaki tüm performanslarını, şut yüzdelerini, her istatistiği incelemek isterler. Basketbol 4 çeyrekten (NBA'de bilirsiniz 2 yarı 4 çeyrek) oluşan koşuşturmaca değildir. Basketbol bir bütündür. Basketbol bir kültürdür. NBA 96 da bu kültürün en iyi temsilcisi. NBA 96'da ilk başlarda güçlü bir takımı seçin ve güçsüz bir takıma karşı gösteri maçları

Kibarca 'öküz' diyebilirsiniz. 10 senedir vefalı bir şekilde New York Knicks'in uzun adamı olarak oynayan Ewing anormal boyu ve hayvani gücüyle gece karşılaşmak isteyeceğiniz bir zenci değil (zaten gece göremezsiniz)

NBA'in çirkin ördeği, suratına bakılmayacak kadar ucube olsa bile Knicks'ten Chicago Bulls'a kalkıp artist yerine basketbolcu olduğuna dua edelim.

olaylı transferinden beri ligin en sağlam oyuncularından. Yatıp yapın. Takımların güçlerini bir çok konudaki sıralamalardan anlayabiliyorsunuz. Bu maçlar sırasında öncelikle hangi kamera ile en iyi oynayabildiğinizi keşfedin. Benim favorim COURTSIDE. Sonra da Press kameraları geliyor. Şimdi de bilgisayarınızın oyunun keyfini çıkartarak oynayabilmenize hangi şartlarda izin verdiğini keşfedin. Benim zavallı 8 Mb. Ram'lı 486 DX2/66 sistemim, insanı havaya sokan müzik kapalı, ses efektleri orta, tribünler simsiyahken, saha da ekranımın yarısını kaplarken ve medium çözünürlükte fena çalışmadı doğrusu. Sıra oyunun kontrolünde. Tuşlar default olarak iyi bir düzenle ok tuşları, sağ shift, enter ve insert olarak seçilmiş. Çaprazları önemsemedim. Sağ shift, top kontrolümüzdeyken paslaşma, defans yapmamız gerekirken kontrol ettiğimiz adamı değiştirmek içindir. Enter şut atmak (tabi pozisyona göre iyi kontrol edildiğinde, örneğin potaya yakınken biraz uzun basarak, smaç ya da çengel atış için de), defansta da blok yapmak ya da rebound için zıplamaya yarıyor. Insert de depar atmamızı sağlıyor: Bir fast break yapmışsınız, topu rakip defansın arkasına güzel bir pasla geçirmişsiniz

Chicago Bulls'un yeni yıldızı. Sert oyun stilini (şu anda hakeme kafa attığı için altı maç cezalı), güçlü defansını, her maç başka renge boyadığı saçlarını, her tarafını kaplayan dövmelerini falan bırakın, beni asıl ilgilendiren özelliği Madonna'yla yatmayı başarmış olması.

Jordan'ın tahtının en büyük adayı. Bir kaç senelik kariyerine rağmen en çok kazananlardan. Niye hala oynamaya devam ediyor anlamıyorum. Ayakkabı, Pepsi, araba reklamı derken artık

0 kadar parası oldu ki istese ömrünün sonuna

32 CAROLLE ONEAL koşuyoruz, çembere yaklaşırken Insert ile bir depar ve iyi bir zamanlama ile Enter: mükemmel bir smaç. Seyirci ayakta! Göremiyorum ama hayal edebiliyorum. NBA 96'da eğer kuralları değiştirmeden oyuna başladıysanız oyunda bir gariplikler olduğunu anlayacaksınız. Çünkü adamımız çizgiler ötesi koşabiliyor, zıplıyor, yere düştüğünde top hala elinde ama steps için çalınan düdük pek duyulmuyor. Faul falan da olmuyor. 3 saniye, 5 saniye ya da 10 saniye kuralları nerde, nerdeee? O ne topumuzu çember seviyesinin üzerinde inişe geçmişken kestiler ve basket verilmedi. Ama ben kızarım böyle şeyler. Hiç kızmayalım ve hemen kurallar bölümünden tüm bu kuralları hatta ek olarak yaralanma, yorulma, şarj ve defans faulleri olma süresini açıp ayarlayalım. Yoksa basketbolun tadına kesinlikle varamayacağız. Gösteri maçları ile belli bir olgunluğa eriştikten sonra artık sıkı bir sezona ya da playoff maçlarına hazırız demektir. Oyuncularını tanıdığınız bir takımı seçerseniz işiniz daha kolay olacaktır. Çünkü maç içinde oyuncularını numaralarından tanıyabilir ve eğer özelliklerini de biliyorsanız ona göre oyununuzu yönlendirebilirsiniz. Bu arada lige başlayınca farkettim ki maçların başlarındaki oyuncu seremonisi filan bayağı canımı sıkmaya başladı. Siz de hemen TIPS OFF ile maça geçin. Chicago Bulls ile Denver Nuggets'a karşı iyi bir mücadele çıkartıyordum. İlk maçlarımdan birisi olmasına rağmen başabaş mücadele ediyordum. İlk çeyrek 16-14 onların üstünlüğü ile, ilk yarı 32-32 beraber, üçüncü çeyrek 48-50 benim üstünlüğümle bitti. Maçın son dakikasına girmiştik. NBA seyredenler bilirler. NBA maçlarında son saniye basketleri, son 45 salisede alınan molalar falan çok önemlidir ve meşhurdurlar da. Bunlarla ilgili bir sürü programlar hazırlanır. Ben de resmen ilk maçlarımdan bir tanesinde böyle bir durumla karşılaşmanın heyecanı ve tecrübesizliği içindeydim. Son dakikaya 2 farkla önde girdim: GÜZEL! O ne mola aldılar. Bunda şaşılacak ne var demeyin. Basketbolda mola diye bir şey var tabi ama ben bunu niçin şimdi öğreniyorum? Herifler moladan sonra bir üçlük attılar. Ben tüm çabalarıma rağmen mola alamadığım ve bu heyecanı kaldıramadığım için atağımı blok ile harcadım ve maçtan 1 farkla mağlup ayrıldım. Halbuki bir maçta 7 mola hakkınız olduğu gibi yorulan oyuncularını da değiştirebiliyor ve adamlarınıza defans ve hücum için biraz karışık da olsa taktikler verebiliyorsunuz. Nasıl mı? Tabii ki ESC tuşu ile. Bu kadar basit. Aralarda maçla ilgili aklınıza gelebilecek her türlü istatistiği bulabilir, nerede hata yapıyor ya da nerede başarılısınız anlayabilirsiniz. Bir örnek vereyim: kullandığınız şutların yerlerini, hangilerini soktuğunuzu ya da kaçırdığınızı üçlükleri de nerelerden kullandığınızı ekrana gelen sahanın üzerinde yuvarlaklarla işaretlenmiş olarak bulabiliyorsunuz. Bence çok etkileyici. Çok akıllıca düşünülmüş. Peki eski bir basketbolcu olan bendenizden başarıya giden yolun taşlarını gözlerinizin önüne sermemi ister misiniz? Ben isterim. Öncelikle defanstan bahsedelim. Kontrol ettiğiniz adamı sahada iyi takip edin. Diğer adamlarınız üzerlerine düşen görevi en iyi şekilde yapıyorlar zaten. Eğer siz de iyi defans yaparsanız takımınıza çok faydalı olursunuz. Defanstayken bir karmaşa oluyor. Önem vermeniz gereken nokta adamınızın nerede olduğu (tekrara mı girdim ne) ve hücum oyuncusunun nerede olduğu. Eğer kendi adamınızı devamlı olarak üç saniye koridorunun içinde tutarsanız potanıza yapılacak drive'ları önlemiş olursunuz ve reboundlara daha yakın olursunuz. Diğer bir seçenek de devamlı topun en yakınındaki adamı kontrol etmek ve bu karmaşa içinde top kapmaya çalışmak, baskılı savunma yapmaktır. Bu seçenekleri skora göre değerlendirin. En güvenli ve kontrollüsü üç saniye koridorunu kontrol altında tutmaktır. Peki ya hücum? Çok pas yapmak. Yüzünüz potaya dönükken ve ortalama bir uzaklıktan şut kullanmak sakin bir hücum olabilir. Eğer fast break atmak istiyorsanız topu hemen oyuna sokmalı, en uçtaki adamınıza topu güvenle ulaştırmalı ve kısa bir depar ile skora ulaşmalısınız. Eğer adamınız Enter ile şut çekmiyor olduğu yerde yapıyorsa bu özelliği setup'dan şut kontrolünü computer olarak değiştirin. Böylece Enter artık şuta kalkmanız demektir. Topu kaybettiğiniz anda geriye koşmaya başlayın. Press yapmak oldukça uzun vadede kazanacağınız bir yetenek olacaktır. Hücumda defans yerine yerleştiyse forvetlerinizden biriyle ya da guardınızla (adamlarınızın oynadığı yeri kısaltmalardan anlayabilirsiniz) içeri drive edin. Ya faul ya da basket olacaktır. Tabi ya da blok. Basketbolseverler, Game-Show tarihinde yazdığım en beğendiğim spor oyunlarından bir tanesi NBA Live 96. Görüntüleri, müzikleri, ses efektleri, movie'leri, ayrıntıları, istatistikleri ile bir basketbol hayranı için hem inanılmaz bir bilgi birikimi hem de zevkle oynanabilecek bir oyun. NBA Live 96'ya açık çek veriyorum. Basketbolla ilgilenen herkesin alması gerektiği bir oyun olarak tanıtımıma son vermek istiyorum. Tanıtımım bitti ama hayat? Devam ediyor değil mi? Tüm bu ayrıntılar, benim içinde boğulduğum acı dolu çukurda nefes almamı sağlayabildiler mi? Etrafımdaki pislikleri temizleyip, gövdemi ve benliğimi yapış yapışlıklardan soyarak, hayata çırılçıplak, tüm benzersizliği ile hazırlayabildiler mi? Hayır! Ama hayatı güzelleştirenlerin ayrıntılar olduğunu hatırlattılar. Yaşamın sadece geçen zamandan ibaret olmadığını, sezdiklerimizle, gördüklerimizle, hissettiklerimizle, düşlediklerimizle, beynimizin kıvrımlarında canlandırdıklarımızla, doğayla bir bütün olduğunun altını çizdiler. “Yaşamın en küçük şeyleri bile bakım ister: Ufak ayarlamalar, düzenlemeler, onarımlar... Ya büyük şeyleri?... -Yaşamın BÜYÜK şeyleri yoktur ki; yaşamın herşeyi küçüktür, ufacıktır, ayrıntıdır.” (Oruç Aruoba, De Ki İşte, sf.71).

Ed Mert Topçu istem: