Bu sayfadaki yazılar
Sayfanın metni
Sayfa 10
Uzun zaman öncesini (dinazorlar değil ama yine de eski) hatırlıyorum da, C64'ten Amiga'ya geçtiğim ilk zamanlarda bu oyunun çıkardığı 1MB kartı tantanası, bende yarattığı uyumama, yememe, içmeme, sürekli küçük insanları memnun etmek için stadyum parası biriktirmek, havaalanı yapmak, rating'lerde düşmemek için çırpınmak, kilometrelerce elektrik kablosu çekmek falan. Bu kadar iyi bir konu, bu kadar güzel bir oyun sistemi beni resmen ihya etmişti. Özellikle bu ay konumuzu oluşturan şehir kurmaca tipi oyunların yarattığı o dayanılmaz 'büyüme, gelişme sonra daha da' hissini ilk kez SimCity'de tattım. Ama o zaman gençtim, saftım. Bugünün oyun bombardımanından kaşarlanmış gençliği benim gibi hisseder mi bilmiyorum. SimCity, Maxis firmasını ihya edip hatırı sayılan firmalardan biri haline getirmesi bir yana bilgisayar sözlüğümüze 'software toy' terimini kazandıran ilk oyunlardan biri. Yani yapacağınızı yapmakta, feda edeceğinizi etmekte, toy'larda diğer oyunların aksine belirli level'lar, belirli hedefler olmadığından tamamen özgürsünüz. Bu özgürlük belki kağıt üzerinde ideal görünebilir ama bence belirli bir süre sonra insanda bir tatminsizlik duygusu yaratıyor. Aynı şehri küçücük bir köyden dev bir metropol haline getirdikten sonra insan oyunda bir yenilik, bir gelişme arıyor (disasters seçeneği insanı kesmiyor açıkçası). Bu büyük dezavantaja rağmen SimCity, tıpkı Lemmings, Tetris, ya da F15 Strike Eagle gibi kendini bilgisayar 'oyuncusu' sayan herkesin en az bir kere görüp, deneyip havasını soluması gereken klasiklerden biri.
Süzmece
Bunlar bu bildiğiniz sıcaklarda değil oturmuşuz, etrafımızda volkanlar patlıyor, dinozorlar bağırıyor, kısacası bir karmaşadır almış gidiyor. Ben oturmuşum mızrağımın ucuna bağladığım taşı yontuyorum (yontma taş devri), Emin de biraz geride bulduğu kare şeklindeki taşları parlatıyor (cilalı taş devri). Bir ara garip bir çığlık atıp yanıma geliyor; heyecanlı heyecanlı '“Umgunah magarıh dah dah ba' yani “Bak bu taşlar çok ilginç, bunları üst üste koysak, kendimize küçük bir ev yapabiliriz. Artık o deli ayının mağarasında kalmayız' diyor. Aslında fena fikir değil ama son kez Emin'in fikrini dinlediğimde kendimizi koca bir volkanın göbeğinde bulmuştuk. O zaman da volkanın ortasında daha kolay söylemişti. Onun için bu kez ihtiyatlıyım ve 'Danguna buh buh cuuuup daba ni “Bak yine başımızı belaya sokacaksın, karnım acıktı” diyorum ama az galiba, hemen *Caaak caak cak guhbah cuh cuhunuhab' yani olmaz, ben taşları hazırlarım sen de üst üste koyarsın, ben üretici olurum sen de inşaat müh.
SAAT FAKÜLTESİ' yazan bir tabela asmaya başlıyorlar. Aynı amcaların biraz daha irileri beni kollarımdan tutup karanlık binanın böğrüne doğru çekiyorlar. İşte bütün bu inşaat, ev yapmaca, şehir kurmaca maceram böyle başlıyor. Bu ay karanlık binadan kurtulmamın şerefine şehir kurmaca oyunlarına bakıyoruz. SimCity'le başlayan bu tür bakalım nerelere gelmiş.
Murat 'Constructor' ADANÇ
Klavyeyle gezinmek için ← ve → tuşları.
Sayfa 11
Tarih dersine kaldığımız yerden devam. İnsanlar SimCity oynamaktan yavaş yavaş sıkılmaya başladıkları sıralarda çat kapı A-Train geliverdi (istasyona, ha ho). İlk izlenimler gayet iyiydi. Tıpkı SimCity gibi bina kurma seçenekleri, kimsenin bir mana veremediği garip bir tren işi ve her şeyden önemlisi o güne kadar görülmemiş güzellikte izometrik oyun grafikleri. Bilgisayarcılara gidildi, diskler çekildi (xcopy'nin kırmızı sekiz verdiklerinin yerlerine yenileri alındı), koşa koşa evlere gidildi ve oyun yüklendi (o zamanlar install ayağı daha çıkmamıştı). İşte tam o noktada insanlar ufak ufak kıllanmaya başladılar. Bu oyun SimCity'e benziyordu ama tam olarak aynı tadı vermiyordu. Evet çocuklar, ne yazık ki A-Train bilgisayar tarihine oynanabilirliği düşük oyunlardan biri olarak geçti. Gelişmiş şehir kurmaca bölümünün sadece ekonomik modeli destekleme amaçlı olması, tren kısmının da mesela bir Railroad Tycoon'daki kadar iyi olmaması A-Train'i iki arada bir derede bırakıveriyor. Yani ne tam olarak şehir kurmak için oynayabiliyorsunuz, ne de bir transport simulasyonu olarak kayda değer bir özelliği var. Bence pas geçin, zaten bugüne kadar dördüncüsünün bile çıkmış olmasına hala bir mana verememişimdir.