Macbeth

Adventure

Bir... Ne kadar hüzünlü, sade ve nispeten temiz bir sayı. Duvara atılan tek bir çizik, kocaman, yumuşak bembeyaz bir sürünün içindeki yalnız siyah koyun, sonsuz görünen şehrin ışıklarının arasında küçücük bir pencere. Milyonların, milyarların tecavüzüne direnen güçsüz birim. Her şey dehşet hızıyla büyürken, katlanırken, kendini korumayı başaran yegane varlık. Ve duvarlardan akan pisliğin yerde ufak havuzcuklar oluşturduğu bu mekanda tek, bir tek, birtanecik şansınız. Siz de geldiğiniz dolduruşla aniden çoğalmayı, açılmayı, önünüze geleni yutmayı, beğenmediklerinizi kusmayı, sonra da buna umarsızca devam etmeyi istiyor olabilirsiniz ama çoğulun bayağıyla dans ettiği düzende asıl marifet bireyliğinizi, birtekliğinizi, tek başınalığınızı koruyabilmekte. Sabah parmağınızı tükürükleyip rüzgara tuttuğunuzda, ister istemez rüzgarın estiği yönden etkileniyorsanız, gün boyunca rüzgar keyfine göre habire değiştikçe, uymak için çırpınıyorsanız, önünüze çıkan yol ayrımlarında kalabalık gördüğünüz tarafa doğru gitmek için derin bir istek duyuyorsanız, görünmeyen ama kafanızın üstünde ısrarla sallanan sosyal skor board'da puan toplayacağım diye olmadık taklaları atıyorsanız, alem buysa böyle yapılır diye bir gün anılarınızı yazdığınızda utancınızdan atlayacağınız bölümleri dolduracak haltlar ediyorsanız, çarklar işler, presler habire habire durmadan çalışırken işlerini zorlaştırmayayım diye kafanızı eğiyorsanız, üstünden tek hareketle süzülebileceğiniz engelleri sırf adet böyle diye geçebilmek için ezilip büzülüyor, en dipte sürünüyorsanız akşam olduğunda, sabahı anlamak için parmağınıza sürdüğünüz tükürüğün değeri olmaz. İnsanlar da tıpkı sayılar gibi çarpılır, bölünür bazen eklenir, genelde eksilir ama en sonunda biri birle çarptığınızda yine başladığınız biri elde edersiniz. Zaten tıpkı sayılarda olduğu gibi insanlarda da hüzünlü, en sade ve nispeten en temiz olan kendini korumayı bilendir. Ama siz benim çoğul nefretimin, bireylik kavgamın, kendi birlik ve düzeninizi bozmasına izin vermeyin. Çünkü, önemli ve bol mektuplu bir ayın yazısının daha sonuna geldik. Şimdiden ruhsal düzeniniz adına...

(karmaşık bir yolculuk olacak) sağ getiremeyebilirsiniz. Bakın Intel Inside sizin için en yeni entarisini giydi. Bu ay ona 4MB'lık bir RAM desteği (rüşvet) yaptığımdan beri size hoş görünmek için ayrı bir çaba içinde. Yavrum Intel, hatırlat bakayım ben bu ay ne oynadım.. - Çok saygıdeğer, RAM'ını benden esirgemeyen ef'em, bu ay ne oynadığınızı tespit etmek oldukça güç. Daldan dala bahar sarhoşu leyla kuşlar gibi dolaştınız, ama Hard Disk'imdeki kalıntılara bakılırsa Pizza Tycoon oynamakla kalmamış, zamanınızın yarısını başında geçirmişsiniz, Transport Tycoon'un Deluxe'üne umutla sarılmışsınız, beklediğiniz gibi çıkmayınca Fatal Racing, Road Warrior, Destruction Derby gibi, sizin gibi ehliyet özürlü birinde mana veremediğim yarış oyunları oynamışsınız. Heroes of Might&Magic'e devam edip iki görev daha bitirmişsiniz, sonra ondan da daralıp bütün dergi sizi beklerken utanmadan Warcraft 2 oynamışsınız. - Tamam, tamam yeter kes artık. Ulan 4 MB RAM ekledik, konuşma kapasiten iki katına çıktı. Ben sana hayatım ve oyun zevkim üzerine yorum yap dedim mi? Tamam anladık, Warcraft 2 çok güzel ve ben nispeten iradesizim. Oynadım. İtiraf ediyorum. Bu oyundan daha sonra bahsedeceğim, belki gelecek aya yazarım diyeceğim artık (kötü) espri konusu oluyor, demiyorum. Pizza Tycoon, Seçmece köşesi sayesinde geç keşfettiğim bir zevk. Zaten klavyeni kimin kurcaladığını fark etmeyecek kadar kaşarlandın mı nedir, Mary Ann de geç de olsa bu oyunu fark etti ve o bahsettiğin 'ayın yarısı' süresini ben pizzacı değil pizza seyircisi olarak geçirdim. Bazı yarış oyunları oynadığım da doğru. Fatal Racing çok yavaş, geçiyorum, ama Destruction Derby çok güzelmiş maşallah. Zaten ehliyet bağlamında kurduğun mantık yanlış, ben sürmeyi değil ekranda başımı belaya sokmadan çarpmayı seviyorum, bu oyun vahşi stilimi ödüllendirerek acayip artı puan topladı. Çarpma, kırma dökme, beni geçenlere kinlenip bir sonraki turda onları duvara sıkıştırma, arabadan uçuşan parçalara bakıp zevk kahkahaları atma, kazanmak için değil, öldürmek için oynama gibi her insanda bulunan

gayet normal dürtülerimi tatmin etti. Zaten yorum yapmak sana düşmez, jumper kirpisi. Rezil ettin beni, ben de seni etmeden yıkıl karşımdan, git içerden mektupları getir. Bu arada DX4-100 olma işini unut, Allah bilir o hiç çenen durmaz. FAZLADAN BİR İKİ DAMLA... Sevgili Mac, Şu ana kadar sana yazılmış tonlarca mektubu tek tek benim adımı bulamazsın. Bunun basit bir açıklaması var tabii, ilk defa yazıyorum. Kimbilir belki yaşam felsefeme çok yakın yorumlar yapman, veya MAC-Chicken ile olan isim benzerliğin, yazılarındaki hoş tarzın, beni, seni okumaya zorlayan faktörler arasındadır. Ha, bir de gazete bayimiz Hamza'nın, her ay bana satmaya çalıştığı, ebadı küçük içeriği büyük, mükemmel derginiz. 1) Herkese, haykıra haykıra, bilgisayar oynamanın yaşının olmadığını söyler misin? 2) Bahsettiğin kabloyla, Amiga500 ve 286PC'yi birbirine bağlayarak dünyayı ele geçirebilir miyim? 3) Geçen senelerde okulda arkadaşlarla bir bilgisayar dergisi çıkarmıştık. Sadece 1 sayı çıktı ve gerçekten de yok sattı. Sizin gibi 10. sayı şerefine (şimdilik) nasıl erişebilirdi ki? 4) MK'daki ejderha niye bana dil çıkarıyor? Şevket Süha TEZEL, İstanbul MAC: MeChicken esprini yoğun bir çabayla göz ardı ediyorum (çekirge bey ilk atlayışını başarıyla tamamladı). Ama göz ardı edemeyeceğim olay Hamza gerçeği. Dergimizin derin bir dağıtım (daha doğrusu dağıtılamama) sorunu var. Şimdi her mahallede bir Hamza (hoş isim) olmadığından biz de bayağı kısıtlı bir şekilde size ulaşmaya çalışıyoruz. Bunun mantıklı baktığımızda iki çözümü varmış gibi görünüyor (aslında yok). A) Dergiyi bulamadığınız her bilgisayarcı, ya da her gazete bayiine bizi aramasını (227 43 16) söyleyin, onları da dağıtalım. B) Babanız, amcanız, teyzenizin kocası, görümceniz, kayınçonuz falan Yay-Sat, Dağıt-Sat gibi organizasyonlarda çalışıyorlarsa onlara söyleyin bizi arasınlar (yine 227 43 16). Hep beraber her mahallede bir Hamza yaratalım. 1) Haykıramam (gecenin körü, herkesler uyuyor) ama bir süre canlı konu mankenliği yapabilirim. 10 yaşlarında tutulduğum bu hastalığın hiçbir (okulu asmam, gözlerimin bozulması, giderek daha anti-sosyal (Anthrax no'oldu ya) olmam, karşı cins ilişkilerimin sallanması, ellerimde klavye kasları oluşmasından başka) zararını görmedim. Aksine her oynadığım oyun, her kullandığım program bana aval aval televizyon seyrederek veya kantinde soyu tükenmiş geyikler yaparak öğrenemeyeceğim bir şeyler öğretti. Bugün (ömrümün ortalarında), mesela 11. Dünya Savaşı hakkında detaylı bilgiye sahipsem, bu şahsen Normandiya'da bulunduğumdan değil, Third Reich gibi oyunlar oynadığımdandır. 2) Amiga 500'ü, 286'ya kısa dalga radyo bile yapamazsın. Bugünlerde dünyayı ele geçirmeye çalışanlar sonunda Pentium 100 bilmem kaç kullanıyorlar. 3) Uyumazsan, para, çıkar düşünmezsen, sıkılmazsan, sabah yapman gereken şeyi Warcraft 2 oynayacağım diye akşama bırakmazsan 10 değil 100 sayı da çıkarırsın. Tabi önce sabrın, paran, gençliğin veya ömrün bitmezse. 4) Çekirge bey ikinci atlayışında da çok başarılı. Maşallah. Ya ne alaka şimdi yani. Ben ve MK8, ayrı dünyaların insanlarıyız, bir araya gelemeyiz. Oradaki ejderha slow müzikle striptiz yapsa bile bir alakamız yok. BARDAK TAŞIRABİLİR AMA, Sevgili Mac, Öncelikle derginizin ve tanıttığınız oyunların kalitesini tartışacak adamı ben gırtlaklarım. Gerçekten tebrikler. Özellikle sana büyük bir teşekkür. Gelen mektupları cevaplandırırken güzel oyunlar tavsiye ediyorsun. Devamını dileriz. Evet gelelim sadede. Ben hemen hemen dört ay önce PC sahibi oldum. Sizin derginizi de o zamanlarda gördüm ve hemen kaptım. Senin köşeni gördüm ve PC sahiplerinin oyun ya da başka dertlerine çözüm bulduğumu fark ettim. Ben 486 DX4-100, 1GB Hard Disk, 8MB Ram, 4xCD-ROM, SB16, FaxModem'i olan bir vatandaşım. Sana ilk sorum şu: 1) Senin önerine dayanarak Full Throttle'ı (CD) aldım. Fakat takıldığım bir yer var. Adamın tekini düşürdükten sonra yolda giderken tekerleğin çıkıyor ve kaza geçiriyorsun. Kadının teki motoru tamir etmek için senden üç şey istiyor. Biri onu buldum. Gelince. Böyle yüksek bir yer var, içeri giriyorsun (kilidi kırdıktan sonra) merdivene değiyorsun. Polisler geliyor. Ne yapacağım, bir de maşamı denir, ne denir bilmiyorum, ama bir şey daha isteniyor. Aleti buluyorum ama köpek geliyor alamıyorum. Lütfen, lütfen cevapla. 2) Anlamadığım bir şey var. Kasım sayısında Command&Conquer'i tanıtmışsınız. Sonunda da 15HD veya 2CD yazmışsınız. İşte burayı anlamadım. Bu oyun 2 tane CD'den mi oluşuyor. Bir CD 600 MB değil miydi. 15 HD etse etse 35MB edecek. Neden iki tane CD. Yoksa yanlış mı anlamışım? Eğer soruların cevaplanırsa çok sevinirim. Bu mektubumda soru az oldu ama inan diğer mektuplarımda çok olacak. İlker SEYMEN, İZMİR MAC: Intel Inside kuralı 1: Tutamayacağın sözler verme İlker. İstersen okuldan izin al, ailenle vedalaş, gırtlaklayacağın adamın adı Kaan. Bahçelievler'de oturuyor, zarfı kaybettiğimden tam adresini bilemeyeceğim. Derginin genel kalitesi, oyun zevkimiz falan hakkında senle tamamen zıt düşüncelere sahip. Aslında onun mektubunu yayınlayıp bazı düzeltmeler (tipinde değil, fikirlerinde) yapacaktım ama baktım hazır suikastçı gelmiş, işin kolayına kaçayım dedim (güneş doğuyor, paniklerdeyim). Onu temizle, sonra — 4 dergiyi ara, 'Karpuzları dereye koydum' de — | göndermiyorsunuz. (Niye?) 64'lerde de seni hiç kaçırmazdım ama hiç mektup yazmadım. Bu ilk mektubum ama mektuplarımın geleceğini garanti ederim. 1) Şimdi sen Dune 2 taklidi Warcraft'ın o başında saatler geçirdiğimiz, bana stratejiyi sevdiren Dune 2'den daha mı güzel olduğunu iddia ediyorsun? Zaten 0 taklitçi herifler Flashback'in de kopyasını çıkartıp Black Thorne diye piyasaya sürmüşlerdi. Bu Dune 2-Warcraft muhabbetinin çok uzadığının farkındayım ama ben de bu konu hakkında görüşümü bildirmek istedim. 2) Iron Maiden'ın yeni albümünü dinledin mi? Ayrıca bu dergide senden başka metalci var mı? Varsa kimler? 3) Dergi niye renkli çıkmıyor ya? İyi, hoş grafikleri basıyorsunuz da bizim de gözlerimize yazık. 4) Flight of the Amazon Queen alınmaya değer mi? 5) Niye Engin Ardıç gibi 180 derece dönüp Amiga'dan PC'ye döndün. Gerçi sen 64'lerdeyken de PC'yi savunurdun. Diğer öteki Amiga mahlukları sana karşı cephe almıştı ama sen yılmadın ve sonunda PC'ci oldun. 6) Bu CD oyunlarının disket versiyonları hakkındaki düşüncen ne? Yani Alone in the Dark 3 ve Dark Forces piyasaya 26 ve 22 disket olarak sürüldü. Şimdi bunları alalım mı CD versiyonuyla aynı mı? 7) Bana eski ama güzel (eski dediysek de 5-6 yıllık nuhnebinden kalma oyunlar değil) adventure oyunları önerebilir misin (1-2 yıllık). Ama öyle sistemler isteyen şeyler olmasınlar bizim öyle — Pentiumumuz yok, 386 DX'le yaşayıp geçiniyoruz şu fani dünyada. 8) Ya şu “Not Enough Free Memory” yazan Serkan'la niye bu kadar dalga geçiyorsunuz. Yani onun yayınladığı oyunlar belki bir Bioforge veya Myst değil ama en az onlar kadar eğlenceli ve zevkli oyunlar (Dimi ama?) 9) Son olarak ta 64'lerden ne haber? Evrensel köle Omay ne yapıyor? 10) Ve de son olarak (bu kaçıncı son olarak) dünya görüşünü öğrenebilir miyim? Tamam pessimistsin de yani politik görüşün nedir diye sormuştum. Mektubumun sonuna geldim ve saat 1.20 geçiyor. (Sabaha karşı) ve ben hala uyumuyorum, uyuyamıyorum, uyumak istemiyorum, uyu....... İ Aydın Ekim Savran MAC: Şimdi seviyesiz, erotik müneccim esprileri yapmak istemem ama bu işlerden anlıyorsun galiba. Yani benim bile Game-Show'a girmeden bir gün öncesine kadar haberim olmayan bir olayı (ani karar oldu da) gece yatınca rüyanda görebiliyorsun. O zaman lütfen bu gece yattığında bak bakalım, ne olacak benim bu halim? Çok merak ediyorum valla. Kahve falı bakıyorsan Ro fincanımı da yollayabilirim istersen. ; 1) Şimdi taklit var, taklit var. Mesela (biraz 4 eski ama olsun) Lotus vardı,

Jaguar çıktı. Bu kötü taklit. Hem Lotus'un tırnağı olamadı, hem de sinir bozdu. Ama Dune2-Warcraft savaşında (yakında tarih kitaplarına girecek bu gidişle) durum farklı. Dune2 vardı, güzeldi, benim bilgisayarım yoktu o zaman, sırf oynamak için evden dergiye gelirdim. Sonra Warcraft çıktı, tamam bariz bir şekilde oyun sistemini taklit etti, ama sonuçta ortaya çıkan oyun hem oynanış, hem grafik, hem de görev zenginliği açısından daha iyi. Bu konudaki yorumlarınızı artık Serkan'a yazabilirsiniz. Dergide boş işlere o bakıyor. 2) Dinledim ama ben genelde Maiden'dan çok bir Bruce Dickinson hayranı olduğumdan (Tattooed Millionaire'i bir dinleyin) beni o kadar etkilemedi. Dergide müzik işleri karışık. Var diyeceğim, diyemiyorum. 3) Gözler neyse ama bu maddiyatçı dünyada cebinize de yazık. Aynı dergi, renkli olarak anca 150 bin liraya falan çıkardı herhalde. Sende durumlar iyiyse, senin için özel bir renkli version çıkarabiliriz. 4) Değer diyemeyeceğim. Aslında hoş bir oyun ama bence CD alacaksan Full Throttle, The Dig, ya da Prisoner of Ice daha iyi gibi sanki. 5) Şöyle bir durum var, ben mali durumum daha iyiyken (o zaman işim vardı) kafamda kablo ya da kartla bağlı hayalleri kuruyordum. Sonra durum bozulunca 4000'i enflasyon tanrısına kurban etmek zorunda kaldım. Eğer tekrar toparlanabilirsem tekrar aynı ütopya için boğuşacağım. Şu anda PC'de oyun oynuyor, ya da PC'de sayfa yapıyor olma, herhangi bir açıdan Amiga karşıtı olduğumu göstermiyor. Zaten gösteremez, çünkü değilim. 6) Aynı değil. Zaten bir üst mektupta mı ne anlatmıştım. Eğer CD-ROM'un varsa tabi ki CD'sini al ama bazı durumlarda (Alone3, Ascendancy, Screamer) gerçekten bir fark yok. En akıllıca metod oyunun CD'de ne kadar yer kapladığına bakmak. Zaten diske sığacak gibiyse o zaman onu al. (CD'lerin tersine baktığında ne kadarının dolu olduğunu görebilirsin). 7) 386'da herhalde Monkey Island iyi olur, sonra eski Indy'leri mutlaka dene. Legend of Kyrandia'nın da çalışması muhtemel. Eski Sierra'lara da bakabilirsin. Osman Kazdal bu konuda “uzman fanatikler' konumunda. 8) Haşa. Asla derdimiz Serkan'ın açıkladığı oyunlarla değil. Star Control, Titus the Fox, Volfied falan hep saygıya değer oyunlar. Saygıya değme konusunda problemi olan Serkan. Ona yakın olmak, veya herhangi bir muhabbette adının geçmesi anlaşılmaz bir şekilde dalga geçme sonucunu doğuruyor. Ondan kan ve doku örnekleri aldık, araştırıyoruz. Bu arada bir 386 sahibi olarak bu köşeden yararlanıyorsan mutlu oldum açıkçası. Hep en yeni oyunları açıklamak gibi bir görevimiz var ama bilgisayarı yeterli değil diye kimseyi oyunsuz bırakmak istemeyiz. Zaten Not Enough köşesini onun için kurduk. Başına niye Serkan'ı 4 getirdik, kendimizden kan ve doku örnekleri aldık, onu da araştırıyoruz. 9) 64'lerde son durum. Şef Apo Abi: HBB'de. Onu hemen hemen her gün televizyonda görebilirsiniz. Bir yerlere gelecek insan, yazdığı baş yazılardan belli olurmuş zaten. MAC: Biliyorsunuz işte. Şahin Derya: Bu ay yazarlığa muhteşem bir dönüş yaptı, kapak bile oldu. Kalleşin Pentium'u var. Orhan: Show Computer'de çalışıyor. Onun da Pentium'u var (kıskanmamalıyım). CD'ler için ona teşekkür etmeliyim. Omay: Aynı işte. Kendi oyununu çıkarma (bitti, tam 5 sene sürdü ama bitti) ve satıp zengin olma hayalleri içinde. Hacim olarak aynı, zeka yaşı geriliyor gibi geldi bana. Ümit: Eskişehir'de okuyor. Gökhan: Game-Show'a klasikler köşesi yazarı oldu. Serkan Solmazer: Vakko'da bilgisayar bölümünde çalışıyor. Muhabbetinden hiçbir şey kaybetmedi. Aynı öldürücü formunu koruyor. Diğerleri: Missing in Action. 10) Zor soru. Ülkemizin içinden geçtiği hassas dönemde bu yorumu yapmamayı tercih ederim. Zaten Game-Show'da bunun yeri değil. Daha özel bir muhabbet imkanı yakalarsak konuşuruz. İNSANI BOĞAR... Sevgili MAC, Öncelikle, şu kendisine mektup gelmeyip sayfaları kendi kendine dolduran Engin Abla'nın kız mı erkek mi (yoksa ortası mı) olduğunu söylersen sevinirim. Sana birkaç sorum var. 1) Johnny Mnemonic” oyunu hakkında ne düşünüyorsun? (iyi şeyler düşünmüyorsan hiçbir şey yazma) Biz aldık ve beğendik. 2) Derginizin sonunda bulunan top 10 listesini neye göre yazıyorsunuz? 3) Sony Playstation hakkında ne düşünüyorsun? Birçok firmayla anlaşması var. Bunlar arasında “Namco” ve oyunları Tekken ve Ridge Racer'da var. (Tekken grafikleri Fx Fighter'dan kesinlikle daha iyi olan bir 3-D dövüş oyunu ve MK 3 kadar zevkli Ridge Racer da süper bir araba yarışı). Ben bunların arcade versiyonunu gördüm. Bir Playstation görürsen lütfen bize de anlat. PC mi yoksa Sony mi oyun için daha iyi. Daha bu adamlarda MK 3 dahil yüzlerce oyun var. (Tekken'in en azından arcade'ini gör) Tekken 2 ve Ridge Racer 2 de çıktı. 4) Dergideki herkes metal mi dinler? Hiç underground veya house dinleyen yok mu? 5) Gümrük Birliği'ne girdik diye crack oyunlar kalkar mı ve CD'ler ucuzlar mı? 6) Phantasmagoria çok acayip mi güzel yoksa Full Throttle daha mı güzel? 7) MK 3'de yukarı ile yapılan bazı fatality'leri garda basılı tutarak yapıp ve daha sonra gardı bırakırsanız olur. Bir gün Kuşadası'na gelirsen bize uğra. Seninle 72 ekran TV'de Laser Disc'ten Dolby surround bir film izleriz. Umarım mektubumu (biraz uzun) yayınlarsın. Noyan / KUŞADASI MAC: Bilemiyorum ki,

Lâl erkeği andırıyor (belirli bir açıdan bakınca) ama tam değil galiba. Kadın da olabilir gibi. En iyisi Intel Inside bir baksın bakalım. Analiz et şunu Intel yavrum. Şışşt hop, dur çocuğum sulanma, sen bilgisayarsın, senin böyle fonksiyonların yok. Sok şu CD-ROM'u içeri. Anladığım kadarıyla Engin galiba dişi (ya da Intel Inside biraz sapıtık). 1) Hiçbir şey demiyorum. 2) Türkiye listesi Kamer'deki satışı gösteriyor. Onun için bizim çok sık oynadığımız StarControl, Pinball gibi oyunlar da zaman zaman listeye giriyor. Çünkü içeri giren müşteri 'ulan bu herifler bu oyunla bu kadar eğleniyorlar, bari ben de alayım' deyip alıyor. Amerika listesini ise benim çok beğendiğim bir yabancı dergiden alıyoruz. Adını söylemem, söylesem liste için bizi alacağınıza onu alırsınız. 3) Şöyle düşünüyorum. Eğer Adventure veya strateji oynayacaksanız bir tane PC'niz mutlaka olsun, olsun ama eğer paranız varsa, ve hareketli, heyecanlı oyunları seviyorsanız evinizin bir köşesinde duracak bir SONY'nin hiç zararı olmaz (belki olur, her an size gelebilirim, çok yerim, çok da kola içebilirim). 4) Özgür bir dergi olan Game-Show'da herkes ayrı telden çalıyor. Bir Engin Hanım'la ben The Cure konusunda anlaşıyoruz. O kadar. 5) Şu anda herkes bunu tartışıyor. Benim görüşüm bir şey olmayacak, yani zaten kaliteli bir şey almak isteyenler orijinalleri alacaklar (normal yoldan ithal edilirse CD'ler zaten aynı fiyata geliyor), öbürleri de el altından oyun çektirmeye devam edecekler. Yani bir nevi orman kanunu gelecek. Hepimiz öleceğiz ve taş üstünde

.taş kalmayacak.

6) Son kez söylüyorum, Phantasmagoria güzel değil. Bence satın alacağınıza ödünç alın. En azından görmüş olursunuz, içinizde ukte kalmaz. Full Throttle güzel, ama biraz kısa. Bence alınabilir, hatta biz onu bu senenin en iyi adventure'ı seçtik. 7) Hadi ya. Bak şimdi. Bunu bilseydim MK3'le ilgilenmeyip, MK3 oynamadığım, MK3'ü hiçbir yerime sallamadığım o saatlerde yine de MK3'ü hiçbir yerime sallamazdım. Size hep tutamayacağınız sözler vermeyin diyorum, geliyorum yoldayım, çok yerim, çok kola içerim. Intel Inside çocuğum her ay yazı yazmanın o güvenilir rutinliğinin verdiği müthiş zevki bir kez daha aldım, alışmışım, kudurdum, tükendim. Save ve ortalığı toparlama işleri yine sana kaldı. Zaten cezalısın sapık. Bakmayın yaptıklarıma, benim iç dengem de yatışır bir gün elbet. Nazlı gelinim ben, hem ağlarım, hem giderim. Murat'SeveredTies'ADANÇ Köyiçi Cad. Şair Leyla Sok. Mutlu Han 16/14 Beşiktaş 80690 İstanbul.

(şifre mahiyetinde). 1) Gazı bulmak için gittiğin yerdeki kilidi yanına almayı unutma. Sonra da merdivene tırmanır gibi yapınca polisler gelecek. İşin hinliği burda, benzini polisten yürüteceksin. Üçüncü parça için hurdalık gibi yere gidiyorsun. Oradaki köpekten kurtulmak için elindeki eti (var sende di mi?) mavi arabanın oraya atıyorsun. Köpek arabaya gidince de arka taraftaki koca aletin mıknatısıyla arabayı kaldırıyorsun. 2) Şimdi burda önemli bir teknik detayın farkında değilsin. Elin gavuru kopyalanmasın diye oyunu CD'de yapıyor. Elin diğer (kötü niyetli) gavuru ya gidiyor CD Writer'la kopyalıyor, ya da CD-ROM'u olmayanlara satabilmek için CD-RIP adında ufak bir ameliyat gerçekleştiriyor. Olay şu, CD-RIP yapan adam CD'deki oyunu alıyor (daha fazla CD yazmak istemiyorum), içinde oyunun çalışması için mutlaka gerekli kısımları floppy'e aktarıyor. Sonuçta CD-RIP (yeter) olarak aldığın 15 HD'lik C&C oyunun sadece ana kısmı. CD (ay bayılacağım) versionundaki render demo'lar falan yok. Hatta kırmızı adamların (NOD) görevleri bile yok. Bu iyi mi, evet iyi, böylece CD-ROM'un yoksa bile bazı yeni oyunları oynayabiliyorsun. Kötü mü, evet kötü, çünkü oyunun süsleri, püsleri olan kısımları göremiyorsun. Aynı haltı Magic Carpet2, The Need for Speed için falan da yediler ama sürekli CD'den okuyan Rebel Assault tipi oyunlar için yapabileceklerini pek sanmıyorum. Biz de hem CD'si olanlar hem de CD'si olmayanlar (hiho, cd, midi, lay lay laaaa) açıklamayı takip edebilsin diye varsa iki versionu da yazıyoruz. YATAĞINA SIĞMAYAN, Sevgili MAC, Sanırım beni hatırlayacaksın, sana aynı mektubu 22 kere gönderen, 64' ler dergisini ayın ilk günü bitirip ayın geri kalanında ne yapacağını düşünen, 7,8 sayfalık MAC Adventure köşesini adeta ezberleyene kadar okuyan ben Osman KAZDAL” 1. (Bu arada kabul et Elvira kodlarının ücretini 22 zarftan birine saklayarak ruhsal dengesizliğe sebebiyet vermek çok parlak fikirdi. Hoş bunu yapmaya belki de gerek yoktu ya neyse.) Bu arada yeni dergiye ve sana başarılar dilerim. Beni ve daha birçok kişiyi 92 eylülünden beri süren karanlıktan çıkardığın için teşekkürler. Bu yaz arkadaşlarla konuşurken bana GAME-SHOW adlı bir derginin varlığından söz edildi. İlk anlatılanlardan bunun 92 eylülünden beri aradığım ilaç olamayacağına karar verdim. Çünkü cheatlerden ve tam çözümlerden bahsediliyordu ama bir adventure köşesinden bahsedilmiyordu. Ancak bir gün bilgisayarcıda dergiyi gördüm ve ilgisizce karıştırmaya başladım ve MACBETH adlı bir köşe gözüme ilişti. Bu benim adventure köşem dedim ve yazarın adına bakmak için sonunu çevirdim, o anda o ismi gördüm ve dünyanın benim için üç yıl aradan sonra tekrar aydınlandığını hissettim. 1) Senin bir text adventure ip fanatiği olduğunu biliyorum ve destekliyorum. Ancak uzun süre direnmemize rağmen SIERRA icon adventure yapmaktan vazgeçmedi. Burada makineleri değiştirerek AMİGA'daki hız sorununu ortadan kaldırdıktan sonra ben icon adventure'lardaki bazı komutların text adventure'larda çok zor verilebileceğini düşünüyorum. Durum böyleyken icon adventure'lar oyuna daha detaylı araştırma olanağı sağlıyor bence. Bu konuda ne düşünüyorsun? 2) Son zamanlarda CD'de Gabriel Knight oynadım ve oyuna tapmaya başladım. Abi bu oyun olağanüstü, bu senaryo mükemmel, bu oyun gelmiş geçmiş en iyi adventure olmaya aday. “GK oynadın mı” diye sormuyorum, nasıl buldun diye soruyorum. —— 3) Abi bu PO4 (Open Season) bir maskaralık. İstediği kadar grafikler iyi olsun benim 3 disketlik PA2'm kadar bile olmadıktan sonra neye yarar. Ayrıca insan sonuna adam gibi bir demo yapar be kardeşim. PO4 ne iş? PO5 yıl sonunda geliyormuş hadi hayırlısı... 4) Bu arada ekim sayısında PO4'ü açıklayan zihniyeti esefle kınıyorum. PO4'ü yerlere göklere sığdıramayan bu zihniyetin gayet mütevazi grafikleri ancak beş çekecek konusu olan PO2'yi oynamadıkları belli oluyor. Ayrıca o bilmem kaç saatte geçtikleri ilk ekranda çöp kutusunu açmayı unutmamışlardır ya da yazmayı unutmamışlardır. (Bu gibi ufak bir ayrıntı nasıl unutuluyorsa.) 5) Abi bu Phantasmagoria da bir rezalet. 7 CD bu boru mu dedik, bağrımıza bastık. Oyunu Compex'ten aldık. Cumartesi öğleden sonra oturduk, pazar sabahı bitirdik ve neye uğradığımızı şaşırdık. Klasik perili köşk öyküsünü ben ne yapayım abi. Ben 1 CD'de orijinal bir şeyler görmek isterdim. Ya kardeşim hiç üşenmedin oturdun, neredeyse 4,5 GİGA byte'lık oyun yaptın buna bir de adam gibi bir konu yap n'olur. Adam gibi bilmeceler koy ki bir günde bitmesin. Önemli bir yenilik olarak HİNTKEEPER olayı dikkatimi çekti. Bu oyunda değil de daha zor oyunlarda sinir krizi durumlarında yardımcı olabilir. Abi bu Phantasmagoria nedir bir yazıda öğrenelim. (Hiç olmazsa sembolik olarak iyi bir şeyler yaz da o kadar para verdik iyi bir oyun aldık sanıp mutlu olalım.) Bence Phantasmagoria'nın en önemli özelliği ilk diskinde Gabriel Knight 2 ile PO5'i (Swat) müjdelemesi. 6) Sence bir adventure'da grafik mi yoksa konu ve atmosfer mi daha önemli? 7) Abi söylemeden edemeyeceğim kasım sayısında Phantasmagoria'yı açıklayan zihniyet oyunun 7. bölümünü kendini öldürtmeden bitirememiş galiba. Ancak Phantasmagoria'yı açıklayan zihniyet o oyun var ya kendini öldürtmeden bitiyor. Zaten SİERRA oyunlarında kendini öldürtmeden oyun bitirilir biliyorsunuz değil mi ? 8) Abi bak sen şu işe ki benim bile bir maruzatım var. Abi bu

SO06'da datacorder'ı homing beacon'a nasıl çevireceğiz? 9) Biliyor musun? Bende senin gibi hararetle İTÜ yollarını arşınlamaktayım. Abi senin vizen falan yok mu ya... Nasıl bu işlerle bu kadar uğraşabiliyorsun. Bunun bir kolay yolu varsa bir zahmet yaz da bilelim. 10) Sana bir şey daha sormak istiyorum. Hala eski mektupları dosyada saklıyor musun? Yenileri de saklayacak mısın? Benim eski sayıları sık sık tekrar okuduğum gibi sen de eski mektupları okuyor musun? Osman KAZDAL, İstanbul MAC: Evet o 22 zarfı dün gibi hatırlıyorum. 22'sini de sakladım. Seni yakaladığım gün, 22 parçaya böldüğümde ailene geri postalamak için. Ama zaman geçiyor, sinirler yatışıyor. Şimdi sadece keskin, ama iyice keskin bir usturayla suratına 22 kere 'Elvira kodları için teşekkürler, çok makbule geçti' yazmak istiyorum. Genel olarak Sierra'yla olan ilişkimin sıfıra düştüğü bu günlerde (Caesar 2 hariç) bu tartışmaya girme konusunda tereddütlüyüm ama olsun. 1) Tamam haklısın desem adım MAC olmazdı. Bence haksızsın. Şu günlerde icon adventure oynayan kardeşlerimi izliyorum, büyülteç ikonunu alıp ekranda piksel piksel kaçırdıkları bir cisim var mı acaba diye debeleniyorlar. Aslında benim problemim 'EXAMINE' ikonuyla değil, daha çok 'USE' ikonuyla. Şimdi geliyorsun, elinde ne olduğunu bilmediğim bir alet var, ne olduğunu bilmediğin bir cisme USE diyorsun, hop bilmece çözülmüş oluyor. Bilemem hatırlıyor musun, eskiden USE çok ender kullanılan bir adventure komutuydu. Bir şeyleri açardın, çevirirdin, sokardın, çıkarırdın ama gelip zırt diye USE demezdin. Önce ne yapmak istediğine, yani elindekini nasıl kullanacağına karar verirdin. 2) Haklısın aslında. PC'yi ilk aldığımda yaşadığım gözü dönmüş oyun canavarı dönemimde, günde 10-15 oyun install edip, beşer onar dakika sonra silerek Gabriel Knight'a hak ettiğinden çok daha az ilgi göstermiştim. Şimdi kan basıncım biraz düştüğüne göre bu oyunla daha yakından ve daha sakin bir şekilde ilgilenmeyi düşünüyorum. 3) Sayfayı ve fotoromanı yaparken gördüğüm kadarıyla A haklısın. Bu arada artık Police Quest serisinden fazla bir şeyler beklemek hayalcilik olabilir. İlk oyunları yapan Jim Wallace Sierra'dan ayrıldı. Galiba şimdi Tsunami diye bir firmada çalışıyor. Blue Force diye bir oyun çıkarmıştı ama göremedim. Onun yerine eski Los Angeles polis şeflerinden birini aldılar (adını hatırlayamadım) ama onun Wallace kadar iyi olmadığı ortada. 4) Zaten Police Quest 2'yi oynayanlardan sağ kaç kişi kaldı ki. Çöp kutusunun da farkındayız ama ilk ekrana direkt etkisi olmuyor diye pas geçilmiş olabilir. 5) Phantasmagoria türünün ilk örneği olan, kendi halinde zavallı bir oyun. Belki zamanla bu digitize grafikli, film/oyun türü şeyler gelişir ama şimdilik b bunlarla idare edeceğiz galiba. Senaryo konusunda haklısın, klasik hikaye, suyu çıkana kadar bahsettikleri bir iki erotik sahne, ve demomsu bir oyun. Keşke önce sorsaydın, ben sana alma derdim. CD parası konusunda ne kadar cimri davrandığım ortada. Hintkeeper gerçekten Phantasmagoria için gereksiz bir lükstü, zaten çözecek azıcık bilmece varken, yardıma ihtiyaç olduğunu sanmıyorum. Bence adını ve 7CD lafını duyup da alacak adventure'dan haberi olmayanlar ürkmesin diye koymuşlar (ukalacası mass marketing). Başka oyunlarda olup olmayacağı ayrı mesele, kimisinin hoşuna gider, kimisi eninde sonunda kendi bulmak ister, kimisi de (en iyisi) bana yazar. 6) Şimdi önem sırasını belirtiyorum: Atmosfer bir, konu iki, grafik üç. Niye demeyecek misiniz? Çünkü atmosfer yoksa zaten bir işe yaramaz, ilk ekrandan çıkmadan Quit derim. Mühim olan insanı ne kadar etkiliyor. Konu nispeten daha az önemli, çok klişe konulara karşıyım ama mesela tamamen uçuk, ya da saçma denilebilecek bir konusu olan oyun atmosferi iyiyse (sana kendini o saçmalığın içindeymiş hissini verebiliyorsa) yine de oynanır. Grafik en son, çünkü eğer metin insanı yeterince etkileyebiliyorsa ben bazı görsel şeyleri kafamda canlandırmaya razıyım. 7) Bu zihniyet senin benim gibi bir insan. Adı Timur. Genelde yaptığı her şeye karşı gibi göründüğün için buna bulaşmıyorum. Sizin zihinleriniz ve zihniyetleriniz kapışsın. 8) Oradaki aletin içindeki bütün chipleri çıkarıyorsun. Sonra da şu sırayla geri koyuyorsun. İlk önce Array, sonra Plate, sonra Chip, en son da IRK. Array A: Plate'i RF olacak. Chip'i SPN, IRK'sı 9 olacak. Array B: Plate'i TT, Chip'i DEN, IRK'sı 7, Array C: Plate'i PS, Chip'i FER, IRK'sı 1, Array D: Plate'i SC, Chip'i REP, IRK'sı 5, Array E: Plate'i SE, Chip'i DIM, IRK'sı 3. İşte hepsi bu kadarcık. 9) Artık Almanya yollarını arşınlıyor olmam konuyu geçersiz kılıyor. 10) Evet, tabii ki saklıyorum. Bazen bakıyorum da o zaman ne kadar şenmişiz. Sık sık diyemem ama çok daraldığım zamanlar okuyorum. O zaman yaptıklarımın boşa gittiğini düşünmeme (ve bileklerimi kesmeme) engel oluyor. Bu arada tahminin doğru (bu da şifre mahiyetinde). DELİ BİR NEHİR, Dear MAC, İşte Mac yine karşımızda. Seni yeniden gördüğüme çok sevindim. Bundan 1 yıl kadar önce bir rüya görmüştüm. Rüyamda bir bakkala giriyorum ve dergileri karıştırırken elime Mac'in hazırladığı bir PC dergisi geçiyor. Ve de (lanet olsun) bu rüyadan uyanıyorum. Ya, işte böyle, ben senin böyle bir dergide yer alacağını biliyordum. (Aptala malum) Derginizi almaya Eylül'den itibaren