PRISONER OF ICE
Retro bilgisayarPRISONER Dünyada süper güç, insanüstü kuvvet, Atlantis, Cthulhu gibi şeylerin olmadığına emin olabilirsiniz. Neden mi? Çünkü eğer olsaydı ya Naziler onu bulup 2. Dünya Savaşı'nda tüm dünyayı ele geçirirlerdi, ya da Indiana Jones onu bulan Nazileri bulup onları mahvederdi. İkisi de anca filmlerde ya da adventure'larda ortaya çıktığına göre korkacak bir şey yok, yatağınızda rahat rahat yatabilir, ya da bir CD-ROM'unuz varsa Prisoner of Ice oynayabilirsiniz. Hatta Prisoner of Ice oynamanızı şiddetle tavsiye bile edebilirim, mertlik bozulup text adventure'lar öldüğünden beri en beğendiğim oyunlardan biri bu. Kahramanımız Ryan, tam manasıyla bir Indiana Jones, Kadir İnanır karışımı. Bazen kırbaç çekip Nazileri yenmesini, bazen de “Nayır, sen benim babam olamazsın, benim babam öldü' demesini bekliyorsunuz. Bu kültür çatışması ve senaryonun yer yer zıvanadan çıkmasına pek aldırmayın, Prisoner of Ice grafikleri, konusu ve sesleriyle piyasada CD parasını hak eden ender oyunlardan biri. Eğer oyunu bitirip yine de Ryan'ın etrafındaki insanlarla bağlantılarını çözemezseniz bana yazın, şu anda detaylı bir Parker aile ağacı çıkartma çabalarım sürüyor. Şimdilik bilmeniz gereken Ryan'ın kutupta bulunan iki garip cismi almak üzere tehlikeli bir göreve giden İngiliz denizaltısındaki tek Amerikalı olduğu. Görev tamamlanıyor (tabi birkaç aksilik de oluyor) ve geri dönüş yolculuğu başlıyor. İşte biz hikayeye tam buradan dalıyoruz. Başlar başlamaz kaptanla konuşun. Sandıkları bulan profesör Hamsun içerde yatıyor ve ruh hali pek iyi değil (galiba çıldırmış) ve sandıkların soğuk tutulması Siz daha 'vah, vah yazık' diyemeden saldırıya uğruyorsunuz ve su altı bombaları patlıyor. Jones ölüyor. Aklıma gelmişken, bu oyunda kimseye fazla ısınmayın, çünkü hepsi sinek gibi dökülüyor. Kaptan sizi ön tarafa çağırıyor ve kek gibi sandıkların olduğu odanın kapısını açıyor. Bu çıkan şeyle tanışın, öpüşün, o bir Prisoner of Ice. Kaptan da gitti, etti iki. Kapıyı kapatın ve yangın söndürücüyü alarak yangını söndürün. Şimdi köprüye dönün. Demin kaptanın kurcalamanıza izin vermediği çekmecedekileri alın (el teybi, anahtar, şifreler). Sağ tarafa yatakhaneye gidin. Buradan baltayı, can yeleğini, krampon ve St. Christopher madalyonunu alıp Wayne ile konuşun. Wayne çıkınca Hamsun'u madalyonla hipnotize edin. Saçmaladıklarını kaydedin. Tekrar köprüye dönün. Kontrol bize geçince teybi üzerinizde kullanın. Wayne ölüyor (etti üç) ama saldırı bu kez teknenin içinden geliyor, anlaşılan sabotaj var. Torpido odası sular altında. Makine dairesine inin. Stanley orada sıkışmış durumda (üç buçuk diyelim). Onunla konuşun. Motorun altından İngiliz anahtarını alın. Köprüye dönüp Driscoll ile konuşun. Spanner ile kapı kolunu sökün. Makine dairesine giderek sağdaki switch'i (bulması biraz zor) indirin. Walkie Talkie'yi üzerinizde kullanın. Driscoll köprüden vinci kullanarak Stanley'i kurtarıyor. Stanley ile konuşarak telsiz kodu hakkında bilgi alın. Köprüye dönüp kod kitabını telsizde kullanın. Şimdi imdat sinyali yolladınız ama dost gemilerin sizi bulabilmesi için birinin dışarı çıkması lazım. Kek gibi dışarı çıkmaya gönüllü olun. Duvardaki kutuyu baltayla kırın. Anahtarları ayarlayarak kısa devre yaptırın. Yangın olan odaya gidin. Kramponu üzerinizde kullanın. Duvardaki kutuyu çekmeceden çıkararak anahtarla açın, içinden işaret fişeği tabancasını alın. Sonra yatakhaneden torpido odasına inin. Torpido odasından işaret fişeğini alın. Suyu boşaltmak için kapı kolunu sağ taraftaki delikte kullanıp çevirin.
Wayne de gidici gibi...
Jones'un zaten şansı yok...
Torpido kapağını açın. Telsizle yukarı haber verin. Bravo, denizaltı bölümünü geçtiniz. Şimdi Falkland adalarında bir İngiliz üssündeyiz. Komutanla konuşun, pek güvenilir bir tip değil gibi sanki. O dışarı çıkınca etrafı kurcalamayı hangi adventure'cı reddedebilir ki? Sağdaki masayı iyice bir arayın. Çekmeceden yırtık kağıt parçasını ve kendi dosyanızı alın. Masanın üstünden de sigaraları alın. Her şey tamam olunca Quincy gelecek. Hımm bunu da gözüm tutmadı. İnsan yaşlandıkça daha şüpheci oluyor galiba. Ama çok zararlı olamaz, çekmeceleri açık bıraktığımızı çakmadı. Dışarı çıkın. Koridor görevlisine kağıtları verin. Kontrol size geçtiğinde film makarasını alın. En sağdan çıkıp devam edin. Projeksiyon odasına geldiğinizde askerle konuşun. Her şeyi sorun. Sizi yollamadığına (herkes bu adama gıcık) ikna edin. Size filmi göstermesi için adama sigara verin. Filmi seyrederken kazı çalışmalarında adamın birinin yaratıklarca öldürülüşünü görüyorsunuz. Daha sonra koridora dönün. Kapıdan çıkmadan önce save edin. Ara demo'da oyununuz kitlendi mi? Bizim kulübe hoş geldiniz. Piyasadaki bazı POI'lar burada takılıyor, siz de bu hataya düştüyseniz hemen gidip bilgisayarcınızın başının etini yiyin. Canavarlar boş durmuyor ve birileri daha ölüyor (artık saymıyorum). Üssün doktoru Hamsun'ın kayıp olduğunu ve odasında sümükümsü yeşil bir şeyler bulduklarını söylüyor. Sonra koridora gidin. Sağdaki ilk kapı telsiz odası. Bu odada kimlik dosyasının resmini buharla çıkarın (eski numara). Telsiz görevlisi ile görüşüp mesajları alın. Amerikalı kardeşlerimiz bulunduğumuz üslerden birinin Almanya'ya mesaj gönderdiğini öğrenmişler (teknoloji bu işte), bizden bunun kim olduğunu bulmamızı ve Hamsun'a göz kulak olmamızı istiyorlar. Tekrar konuşarak dosyaların yerini sorun. Mc Lagen'la ilgili konuşmayı seçince bize yerlerini söylüyor. Komutanın ofisine dönün. Komutanın masasındaki izin belgesine resmi yapıştırın. Projeksiyon odasına gidin. Ekranın ortasındaki kitaplıkta tek duran kitaba bakın. Yırtık kağıdı kitaba koyun. Kasa şifresi 496523. Komutanın odasına dönerek tablonun arkasında bulunan kasayı açın. Kasanın içindekileri (mühür, anahtar) alın ve acemi hırsızlar gibi sakın kasayı açık bırakmayın. Tabloyu da geri yerine koyun. İzin belgesini damgalayın. Bayraklı odadan asansör yardımı ile aşağı inin. Bu arada demin kaybolan hastamız geri dönüyor. Kapıda askere kendi ellerinizle hazırladığınız izin belgesini verin. Sağdan ilk kapıya girin ve rafta duran teneke kutuyu alın. Aşağıdaki kapıya girerek hemşire ile konuşun. Hasta olduğunuzu söyleyin ve içeri girin. Bu arada hemşirenin de Quincy'den nefret ettiğini öğreniyoruz (tamam, casus kesin Quincy). Doktoru karnınızın ağrıdığına inandırmak için ona teneke kutuyu yediğinizi söyleyin (yorum bile yapmıyorum). Doktor ilaç almak için dışarı çıktığında masanın üstünde duran kitabı alın. Dışarı çıkın ve üstteki kapıyı çalın.
Kitabı vererek içeri girin. Duvardaki yangın söndürücüyü alarak, sigarayı çöpe atın. Böylece yangın çıkar. Siz duvar dibine saklanın. Askerler gidince yangını söndürün. Soldaki kapıdan dosyaların olduğu kapıya gelin. Burada çekmeceyi açıp içine bakın. Biri bizden önce davranmış ve dosyaları çoktan yürütmüş bile. Geriye kalan tek dosya Parker adlı birine ait. Dışarı çıkın. Bu esnada komutan sizi odasına çağırıyor. Komutan size kalan sandıktaki canavarın kaçtığını ve birilerini öldürdüğünü söylüyor (anlaşılan o demo'ları seyretmemiş) ve sizin denizaltıda yaptığınız ufak teyp kaydı numarasına inanmıyor. Na'palım siz de denizaltıya dönün. Namlunun altından kabloyu alarak demire bağlayın. Buna tutunarak buzdan geçin. Yerdeki kapaktan içeri bakarak kapıyı açan malzemeleri alın. Bunları birleştirerek merdivende kullanın. Yatakhanedeki dolaptan kağıtları alın. Bu kağıtlarda canavarlara karşı kullanabileceğiniz yeni ilahiler yazıyor. Kumanda odasına döndüğünüzde karşınıza bir yaratık çıkıyor. Periskobun hemen yanındaki düğmeye basın. Anahtarı kullanın ve merdivenden kaçın. Gitti güzelim denizaltı. Üsse döndüğünüzde radyocu ölmüş ve komutan da kayıp. Doktor size bir kitap veriyor ve Hamsun'un kanından bir örnek gösteriyor. Tam o sırada hemşire hanım (güzelmiş) dehşet dolu bir halde içeri giriyor. Revire gidin ve canavarı kitaptan öğrendiğiniz gibi yere Pentagram çizerek durdurun. Doktorun odasına gidip masasındaki iğneyi alın. Komutanın odasına dönüp haritanın ortasındaki deliğe iğneyi sokun. Açılan gizli yerden taşı ve raporu alın. Canavarın uslu uslu sizi beklemesi ne hoş değil mi? Onu daha fazla bekletmeyin, yanına dönüp taşı kullanın. Bu Mnar Stone sayesinde canavarı (onların adı Prisoner of Ice) geldiği yere geri göndermiş olduk. Yerde duran Quincy'e ait dosyaları alın. Meğersem yanılmışız, hain Quincy değil Sears'mış (pardon, iftira da çok ayıp şey hani). Quincy araştırma yapmak (ve bizi şaşırtmak için) dosyaları yürütmüş. Bu arada Parker'ın kim olduğunu öğreniyoruz. Parker bu karanlık voodoo modoo işlerinde bir uzman (daha tanışmadan ona yakınlık hissettiniz değil mi? Kan çekiyor işte). Ona danışmak için hemen Arjantin'e uçuyoruz. Hemencik kütüphaneye gidiyoruz. Kapıdaki kemancıda kocaman bir silah olması kötü bir tesadüf. Soldaki kadınla konuşun. Meğersem aradığımız Prof. Parker'ın kızıymış. Prof. Parker da bir süredir kayıpmış. Ona görevden bahsedin. Bizle beraber araştırma yapmayı kabul ediyor. Tabi her oyuna güzel bir hanım lazım, ama sonraaan hep başınıza bela olurlar (fazla sulanmayın, ensest günahtır). Görevli ile konuşun. Çalınan taş disk (maxell?) ile ilgili bilgi alın. Kitabın numarasını vererek müdürün yanına gidin. O size polisin diski (verbatim?) Parker'ın çaldığını düşündüğünü ama kendisinin buna inanmadığını söylüyor. Her şeyi sorun. Kutsal kitabın kalan son kopyasını okuma şansını ele geçirmiş bulunuyorsunuz. Kitaba göre elinde disk tutan adam Azteklere hükmediyor. Prisoner of Ice'ı yaratan Tanrı'nın dünyaya gelmesi için gereken şeylerden bahsediyor. Bu arada silahlı adam içeri girip diski istiyor. Burası biraz karışık, anlatsam dalga geçiyorum sanırsınız. Peki
Far peki, silahlı adam diski istiyor, ve tam o sırada içeri giren zavallı resepsiyoncu Miguel'i öldürüyor. Sonra doktora 'Herr doktor, görmüyor musunuz, elimde silah var” diyor. Doktor da görmüyorum, çünkü ben körüm' diyor (kör bir kütüphane müdürü, ender bir olay tabi). Bu sırada oraya ışınlanan plasma silahlı bir şahıs (siz, ama tam olarak değil) ilk silahlı şahsı paramparça ediyor ve biz gizli geçide giriyoruz. Demiştim size.. Neyse polisler gidince gizlendiğimiz yerden çıkıyoruz. Kütüphaneye geldiğinizde soldaki kitapların arkasındaki bastonu alın ve ekranın ortasına doğru tek başına duran kitabı ittirin ve soldaki kitap yığınını alın (bir cümlede kaç kere kitap lafı geçebilir?). Geçitten geçin ve elinizdeki bastonu merdivenle kullanın. Duvardaki boş yerlere elinizdeki kitapları şu sırayla koyun: Goethe 3, Shakespeare 2, Sofokles 1. Bu arada vektör hanımın kıvırtması dikkatinizi çekti mi? Dedim ya sulanmayın. Neyse yukarı çıkıp switch'i oynatın. Ekranın sağından çıkın ve en baştaki heykeli ittirin. Açılan yerden anahtarı alarak, anahtarla kapıyı açın. En baştaki adamın (diskman) eline ulaşmak için Venüs ve Jüpiter heykellerine çıkın. Aradığımız diski bulduk (disk markası esprisi yok) ama her zamanki gibi Naziler olaya anında el koydular, kendimizi bir Nazi üssünde hapis buluyoruz. Ooo herkes burada. Sırayla soldan sağa Prof. Parker, biz, Prof. Hamsun, ve Diana. Hücrede masa üzerindekileri alarak yakalanmadan kaşıkla duvarı kazın. Yandaki hücredeki adam şu meşhur Parker. Bize bu konuda bildiklerinden bahsediyor. Bir süre diğer yan hücredekilerin götürülmesini bekleyin. Bu arada Parker'dan Nazilerin Prisoner of Ice'ları korkunç bir silah olarak kullanmayı düşündüklerini öğreniyoruz (Raus schnell, dışarı çabuk demek). Sıra bize geldiğinde
Naziler bizden komutanlarımıza (biz aslında Amerikan Askeri İstihbarat bölümüne çalışıyormuşuz, Naziler olmasa bunu da öğrenemeyeceğiz) yalan yanlış bir mesaj göndermemizi istiyor. Yapmazsak da kızın canının yanacağını söylüyorlar (size bela olacağını söylemiştim di mi?). Verdikleri kağıdı alarak lavaboya tıkayın. Askere tabure ile vurup üstünü arayın ve anahtarı alın. Kapıyı kilitleyerek masayı çekip üzerine tabureyi koyun. Kalemle havalandırmayı açıp kaçın. Sağ taraftan çıkınca mağaraya geliyorsunuz. Dikiti oynatınca kapı açılıyor. Mücevherleri alıp sağdaki büyük heykelin gözlerine takın. Mavi sağa kırmızı sola. Işınlandınız. Maden arabasından buz kıracağını alıyorsunuz. Arkadaki lavların arasındaki taşı buz kıracağı ile oynatıyorsunuz. Buz kıracağını lavın içine sokup ısıtın ve arabanın tekerleğinde kullanın. Arabayı itip yaratığa yakalanmadan kaçın (Indiana Jones diye birini tanıyor musunuz?). Havalandırma odasında buz kıracağını büyük pervanede kullanın. Pervanenin arkasına geçin. Hımmm, burada garip bir şeyler oluyor. Görmeyeli bizim Naziler teknoloji işini bayağı ilerletmiş, sanki Star Trek. General gidince havalandırma kapağından girerek elinizdeki kağıdı kendi üzerinizde kullanın. Kapıdan geçerek zaman yolculuğuna başlayın. Yıllardan 2037, mevsimlerden kış. Platformun arkasındaki demir namluyu alın. Sağdaki terminale oturup babamızın (haydaa, o ne zaman oyuna girdi?) yazdığı hayat hikayesini öğreniyoruz. Şimdi iyi dinleyin, anlaması bayağı zor. Biraz önce yanımızdaki Parker bizim dedemiz, ekrandaki Parker bizim babamız. Baba Parker (Howard) bizi dede Parker'a (John) yardım etmemiz için Sears'la beraber zamanda geri gönderiyor. Bizim adımız da aslında Ryan değil Yan. Babamızın (Howard) boynumuza taktığı isim bandı kırılıyor, Parker Yan oluyor Ryan. Yetimhanede biz büyürken kalleş Sears da babamıza (Howard demiş miydim) ihanet edip Prisoner of Ice'ların tanrısını dünyaya getirmek için karanlık işlere bulaşıyor. Yani sizin anlayacağınız bu Parker bizim babamızmış. O zaman o Parker da dedemiz oluyor. Yani Diana Parker da halamız. Sulanmayın demiştim di mi? Soldaki nitrojen pilini alın. Sağdan kabzayı alın. Konsolun üzerindeki pili alarak switch'in olduğu yere yerleştirip kırmızı düğmeye basın. Elinizdeki parçaları ekranda birleştirin (nitrojenler hariç). Babanızın bahsettiği silahı elde ediyorsunuz. Silahı taşta kullanın. Dolabı açın ve taşla diskin kopyasını (dayanamayacağım, xcopy'le mi kopyalamışlar?) alın. Solar disk'in kopyasını platformun üzerine çıkıp üzerinizde kullanın. Işınlanın. Döndük bakalım, bu canavarı hallettik diye hatırlıyordum ama olsun, kağıdı üzerinizde kullanarak yaratığı etkisiz hale getirin. Bizimkilerle konuşarak onları kapıdan geçmeye ikna edin. Bir anda kendinizi az önce Arjantin'de olduğunuz yerde kendinizi kurtarırken bulacaksınız. Anladınız mı? Anlamasanız da olur, anlatması biraz zor. Silahı mavi kıyafetli adamın üstünde kullanın. Tekrar ışınlanıyoruz, yıllardan 1937, mevsimi bilemeyeceğim. Büyücünün mağarasına ışınlandık. Soldaki duvardaki halkayı çekip yerden çıkan aletin üzerine taşı koyun. Bilmeceyi çözüp (çözümü söyleyip IQ'nuzu aşağılamayacağım) kitaba bakın ve elinizdeki diğer taşı da kitabın üzerine koyun. Birden bire elinizde bir kılıç beliriyor. Kitabı alın ve kılıçla çıkan iki holograma dokunun. Kapı açılıyor. Kayığa binin. Sears'la karşılaşınca sırayla şunları söyleyin 1. Howard Parker 2. John T. Parker 3. Great Old Ones (Monkey Island?). Kontrolü alınca hemen arkanızdaki ipe klikleyin. Avize Sears'ın kafasına iniyor (kovboy filmi?). Bir odaya geldiniz. Kılıcı sağ baştaki kurukafaya vurun. Ekranın altındaki taşın üzerine gidin (bunu da bulması zor). Böylece kapı açılıyor. Büyük kurukafadan içeri girerek, ayine geliyorsunuz. Büyülerin zamanlamasına dikkat ederek kılıcı kendi üzerinizde 3 defa kullanıyorsunuz. General diz çöküp yalvarmaya başlayınca kitabı taşa fırlatıyorsunuz. İşte bir kez daha dünyayı Nazilerden kurtardın Indy, yani Ryan. Son demo'da iki seçenek var, isterseniz gazi olup kurtuluyorsunuz, isterseniz şehit düşüyorsunuz. Seçim size kalmış. Her türlü sonunda Azteklerin tanrısı oluyorsunuz. Güzelmiş değil mi? Prisoners of GameShow
MAC E MEG El Orhan CEVHER Mr.OZ Hİ Ali ÇALIK
Firma:
CDROM 4/8MB RAM - VGA Min. PC 486