Bu sayfadaki yazılar
Sayfanın metni
Sayfa 31
BİLGİNİN “TİCARİLEŞMESİ”'
Kuşkusuz, sanayileşme modernleşmenin berisindeki süreçlerden yalnızca biri. Ötekisiyle ticarileşme... Başka bir deyişle, üretimi kolaylaşan ürünleri, bütün toplum için ulaşılır kılacak mekanizmaların keşfedilmesi. Bugün bütün dünyada bilgisayar devrimi ile ilgili olarak yaşanan en sancılı sorun, sanırım, bilgi için, özellikle de bilgi işlem bilgisi için bu mekanizmaların keşfedilmesi. Programcılar, haklı olarak, emeklerinin mevcut piyasa koşullarında yeterince değerlenmediğinden yakınıyorlar. Geleneksel telif hakları yasalarına benzer yasalar tarafından korunma altına alınmak istiyorlar. Ama yine de, bana kalırsa, programcılara edilmekte olan haksızlık, her teknolojik devrime eşlik eden ve büyük ölçüde kaçınılmaz olan haksızlıklardan biri. Selim Esen'in de dediği gibi, “bilgiye gümrük vergisi gibi, fiyatlandırılması ya da kotalar altına alınması da son derece güç bir şeydir. Özellikle de bir önceki bölümde söylediklerimiz doğruysa... Yani, bilgisayar devrimi bilgi üretme mekanizmalarını herkes için ulaşılabilir, kolay bir teknik haline getirdiyse... O zaman, ne kadar “sıkı” kilitler geliştirilirse geliştirilsin, kullanıcılar o kilitleri kırma bilgisine sahip olduklarından, kırma yeteneğine de sahip olacaklardır. Ama tabii, programlar, herhangi bir diğer mal gibi disketler halinde dükkanlarda alınıp satıldığı sürece, programcıların itirazları çok daha haklı görünecektir. Dükkanlarda satılan bütün malların üreticileri haklarını, hiç değilse kısmen alırken, onlarınki neden farklı bir işlem görsün!?.. İşte Selim Esen'in sözünü ettiği bilgisayar-iletişim ağlarının önemi bu noktada ortaya çıkıyor. Çünkü bunlar, modern (bilgisayarlı) bilgi üretim sürecine uygun, onunla tutarlı bir değiş-tokuş mekanizması oluşturuyorlar. Neden mi? Geleneksel olarak bizim için bilgi, daima birilerinin bilgisidir ( o kadar - ki, bilgiden hareketle ““bilgin”” diye bir insan cinsi bile türetebiliyoruz). Bilgi hep bir kişi tarafından ya da birlikte, aynı laboratuarda, aynı fakültede çalışan, içiçe geçmiş birkaç kişi tarafından üretilir. Oysa bir bilgisayar ağı çerçevesinde, elektronik sinyaller aracılığıyla buluşmuş birtakım yabancılar sözkonusu olduğunda, hangi bilgileri kimin ürettiğini sormak bile abes kaçacaktır. Çünkü böyle bir ortamda bütün bilgiler herkes için ortak, mevcut bilgiler üzerinde yapılan işlemler, eskilerinden yenilerin türetildiği süreçler ise saydam olacaktır. Bu yüzden, böyle bir ortamda artık “bilen' ya da “bilgin' kalmaz. Herkes alabildiğine yaygınlaşmış ve anonimleşmiş birtakım bilgilerin bir ucundan tutmuş, kullanmakta, tüketmekte ve geliştirmektedir. Sanırım şimdi, bu bölümün başlığındaki “ticarileşme”” kelimesini niçin tırnak içine aldığım anlaşılır. Bu tür bir bilgi değiş-tokuş sistemi ile ilgili olarak kelimesi, ancak mecazi bir anlamda kullanılabilir. Ya da daha iyisi, şöyle söyleyeyim: Modern ticaret, geleneksel pazaryerlerinde yapılan şeylere ne kadar benziyorsa, bilgisayar ağları aracılığıyla gerçekleşen değiş-tokuş da modern ticarete o kadar benzer. Bir de şunu eklemekte yarar var: Buraya kadar vermiş olduğum örnekler, bu “anonimleşen bilgi”” ile dettiğimin, bilgi-işlem (programcılık, elektronik vb.) bilgisinden ibaret olduğunu düşündürebilir. Ama bu, tabii ki, doğru değil. Ege Üniversitesi'- nin de bağlandığını öğrendiğimiz Avrupa Akademik Araştırma Ağı Amerika'daki ARPA vb. hepsi, filolojiden tarihe, görsel sanatlardan tıbba kadar çeşitli alanlarda bilgiler içeren muazzam veri tabanla- Tıdır. Üstelik Prolog gibi yapay zeka dilleri ve genel olarak uzman sistemler, yakın bir gelecekte amatörlerin bile bu hazır bilgilerden hareketle uzmanlar gibi akıl yürütebileceklerini, daha önce düşünülmemiş sonuçlara ulaşabileceklerini düşündürüyor. (Bkz. Daniel Dennett “Enformasyon, Teknoloji ve Cehaletin Erdemleri: Tıpta Bilgisayar”', Commodore 16). Ama yine de bu sistemler, merkezi sistemler. Kullanıcıların birbirleriyle doğrudan doğruya ilişki kurmalarına olanak vermiyorlar; herşey merkezi birim (ya da birimler) aracılığıyla oluyor. Bu yüzden bunları daha çok elektronik posta servislerine benzetebiliriz. Oysa, açık bir iletişim ağı çevresinde kümelenmiş kullanıcılar, ekran başındaki bütün sessizliklerine rağmen, aslında çoksesli bir koronun üyeleri gibidirler. Bu yüzden, geleceğin bilgi toplumunun nabzı buralarda atiyor.
Klavyeyle gezinmek için ← ve → tuşları.
Sayfa 30
20. yüzyıl gerçekten bilginin tekelden kurtulması yüzyılı olacak mı? Daha da önemli ve acil olanı, pratik bir soru: Biz ne yapalım? Kendi çevremizin, ülkemizin bilgisayar devrimi içerisinde yapıcı ve olumlu bir rol oynaması için kimlerin, neler yapması gerekiyor? Selim Esen'in Commodore Dergisi'nin Kasım sayısında yayınlanan “Bilgi Toplumu Yaratabilmek” başlıklı yazısının bu soruları hatırlatması önemli, ama asıl daha da heyecanlandırıcı olanı, bu sorulara somut bir dü-
İSKENDER SAVAŞIR zeyde cevap araması, belli kurumların alabileceği somut önlemlere işaret etmesi. Bu tür katkılar arttığı ve birileri de kulak verdiği takdirde, kimbilir, belki de daha planlı bir bilgisayar ortamının yaratılabilmesi ve kaçırılmış görünen bilgisayar devrimi treninin, her şeye rağmen yakalanabilmesi hâlâ mümkün olabilir. Maalesef ben kendim, bu tür somut önlemler üzerine düşünmek konusunda pek o kadar becerikli değilim. Yine de, kaba bir özetten ibaret olsa da, bir tarihsel perspektif sunmak yararlı olabilir diye düşündüm. Özellikle, somut, kurumsal önlemlerin yanısıra, bir bilgi toplumunun gerektirdiği yeni davranış biçimleri, zihinsel alışkanlıklar nedir, bunların üzerinde de düşünmek açısından...
BİLGİNİN
Bilindiği gibi, modern çağı mümkün kılan iki süreç, sanayileşme ve ticarileşme oldu. Sanayileşmenin katkısı, kullandığımız herşeyin üretimini, bir anlamda, daha “kolaylaştırmak” oldu. Eskiden, herhangi bir eşyanın üretimi, uzun yıllar boyunca süren bir usta-çırak ilişkisi aracılığıyla edinilen bir hüner, bir tecrübe birikimi gerektiriyordu. Sanayileşme -fabrika üretimi-, bu tecrübe birikiminin yerini, bir iki saat içerisinde edinilebilen mekanik bir beceriye bırakmasını sağladı. Artık herkes herşeyin üretim sürecine katılabiliyordu, çünkü herkes, potansiyel olarak, bir üreticiydi. Ama bütün ürünler bu sanayileşme sürecinden eşit derecede pay almadı. Belki de en başta geleni yükseköğrenim kurumlarında edinilen türden akademik, bilimsel, teorik bilgiler olmak üzere, bazı şeyler sanayileşmedi. Bu tür bilgi üretimi, ancak yine uzun yıllar süren ve geleneksel zanaatkârların usta-çırak ilişkisini andıran bir çerçeve içinde mümkün oluyordu. İşte bilgisayar devriminin yaptığı, bilginin bu ayrıcalıklı konumunu ortadan kaldırmak oldu. Özellikle kullanışlı (user friendiy) dillerin gelişmesiyle birlikte, artık bu tür “yüksek' bilgilerin de üretimi, basit bir tekniğin edinilmesi sorununa indirgeniyor. (Bu noktada, bazı okurlar, bilgisayarcılığın hâlâ bir uzmanlık alanı olduğunu söyleyip, programcılarla sıradan kullanıcılar arasındaki farkın, bu söylediğimi yanlışladığını düşünerek itiraz edebilir. Bu itiraz doğru olmasına doğru da, bu farkın bile nisbeten önemsizleşebileceğini gösteren işaretler yok değil. Örneğin, makro dillerin gelişmesi bu yönde bir işaret sayılabilir. Gerçi dBase III bir “hazır program'dan(!) daha çok zor bir programlama diline benziyor ama yine de hazır program kullanma ile programlama arasındaki farkın, sandığımız kadar mutlak olmayabileceğini düşündürtmeden de etmiyor.)