Commodore sayı 21, sayfa 18

Bu sayfadaki yazılar

Sayfanın metni

Sayfa 18

pert, çocukların en çok kendi rlerine ait materyallere sahip olduklarında iyi öğrendikleri sonucuna vardı. Örneğin, okulu bırakmış çocuklar bile para sayabiliyorlar ya da resimli kitapları okuyabiliyorlardı. Öte yandan, bilginin o kültür içerisindeki yeri doğru kavratılmazsa ve korkulacak biçimde sunulursa -matematik ve kısmen de gramer derslerinde olduğu gibi- çocuklar başarısız oluyorlardı. Papert'ın düşüncesine göre; eğer sınıflarda kullanılacak kadar küçük ve ekonomik olabilirse bilgisayar bu soruna bir çözüm sağlayabilirdi.

1980'lerde bilgisayarlar gerçekten de sınıflarda kullanılabilecek hale geldiler ve okullara bilgisayar girişini sağlama çabaları başladı. Kişisel bilgisayarlar üniversitelerin yanısıra, ilk ve ortaokullara da hibe edilerek ya da indirimli olarak girmekteydi. Bununla beraber, devlet okullarındaki bilgisayarlar, temel yeteneklere ilişkin pratik yapmak ve egzersiz çizmek gibi kağıt ve kalemle de yapılabilecek işler için kullanılıyordu. Bir uzman eğitimcinin suçlamasına göre; “bilgisayarlar, ABD'deki devlet okullarının karakteristik özelliği olan ezberci eğitim anlayışının küflerine bulaştırılmaktaydı.”” “Amerikan devlet okullarının tarihsel eğitim anlayışı öğrenciler için pasif bir deneyim olmaktan ibarettir.” Eğitim ve ekonomi üzerine gerçekleşen Carnegil Forumu'nun yöneticisi olan Marc Tucker, 1985 yılındaki “Eğitimde Bilgisayar” konulu bildiride böyle söylüyor ve devam ediyordu; okul personelinin makineyi tıpkı emirleri ileten otomatlaşmış, ezberci bir görevli gibi direktif verebilecekleri yeni bir araç olarak görmeleri çok doğaldı.” Tucker, bir yıl sonra National Governors” Association geçici işbirliği toplantısında yaptığı konuşmada, biraz daha iyimserdi. Ülke içerisindeki birkaç bölgede bilgisayarların daha “üretken” biçimlerde kullanılmakta olduğunu söyledi. Bu bölgelerden biri de Hennigan'dı. Tucker, okulu *Headlight Projesi'nin uygulandığı ilk yılda ziyaret etmiş ve Lego/LOGO ile oynamakta olan dokuz yaşlarındaki bir gurup çocuğu gözlemişti. Tucker, idarecilere “Bunlar alışılmış Lego setleri değildi” diyordu. Birçok Lego setinde bulunan yapı modüllerinin, dişlilerin, şaftların, tekerleklerin yanısıra arabalara ve çocukların yaptığı diğer oyuncaklara takılabilecek elektrik motorlarını da içermekteydi. Ayrıca; çocuklar yapıtlarına dokunma ve ışığa duyarlı alıilgisayarla çalışırken, çocuklar gerçekleşebileceğini düşünemeyeceğiniz düzeyde matematik, bilim ve teknoloji öğrenmekteler.

cılar da ekleyebiliyorlardı. Alıcı ve motorlar, çocukların alıcılardan gelen verileri, yapıtlarının hareketlerini kontrol etmek üzere kullanmalarını olanaklı kılacak biçimde bilgisayara bağlanabiliyorlardı. Tucker, “Bu çalışmada kız ve erkek çocuklar dördüncü sınıfta gerçekleşebileceğini hiç düşünmemiş olduğum düzeyde matematik, bilim ve teknoloji öğrenmekteler” diyordu. Hannigan'daki öğrencilerin Leg0/LOGO ile ne öğrendiklerini test etmeye yönelik bir çalışma yok. M.LT. araştırmacıları, çocukların hangi kavramları algılamakta olduklarını sistemli bir biçimde kontrol edebilmenin çok zor olduğunu söylüyorlar. “Hedlight Projesi”'nin standart geliştirilmesini sağlayacak bir kriter olarak değil, çocukların bilgisayar ile nasıl öğrendikleri üzerine çalışabilecek bir deney olarak görmekteler. Sonuçta; eğitim ve bilgisayar uzmanlarına açıklamakta güçlük çekilebilecek veriler elde edildi. Lego/LOGO'nun tasarımında Ocko ile birlikte çalışmış olan ve M.L.T.'ın bilgisayar bölümünden mezun Mitch Resnick şöyle diyor: “Testlerin sonuçları; çocukların ezber yoluyla ne kadar iyi öğrendiklerini gösteriyor ve eğitim anlayışına soyut gerçeklerin ve kuralların bu kadar geniş yer kaplayışını açıklıyor” ve devam ediyor; “Ama çocukların gerçekten öğrenmeleri gerekenler nelerdir -asıl öğrenme süreci- işte bunun test edilebilmesi çok zor. Öte yandan; çalıştığınız çocukların öğrenme merakı ve heyecanı içerisinde olup olmadıklarından da emin Resnick'in sık sık söylediği gibi, “oyun” Headlight Projesi için sadece dört harfli bir kelime anlamı taşımıyor. Çocuklar, araştırarak, keşfederek ve hatalar yaparak öğrenmeye yöneltiliyorlar. Hata yaptıklarında, neyin yanlış gittiğini bulmaları, düzeltmeleri ve devam etmeleri isteniyor. Ocko, “Böylece çocuklar yanlış yapmaktan korkmaları gerekmediğini öğreniyorlar”” diyor. Aynı şey öğretmenler için de geçerli. Papert Headlight'deki -matematik, bilim, sosyal bilimler ya da İngilizce- öğretmenlerini, deney yapma, eğitimlerini bilgisayar ile sürdürme ve sonra da sonuçları gözleme yolunda yüreklendiriyor. Papert bu çalışmalardaki konumunun herşeyi bilen bir başkanlık değil,danışmanlık olduğunu düşünüyor. “Stratejiniz öğretmenlere ne öğreteceklerini öğretmek değil. Bunu yapmaya yeltenen zaten çok...” diyen Papert, şöyle devam ediyor: “Dünyanın en iyi öğretmenlerini bulmamız sonra da onların öğretim yöntemlerini bilgisayara vermemiz gerekmiyor, hattâ biz Hennigan'da bunun tersini yapıyoruz.” Papert, Headlight Projesi'nin 1960'ların “açık” sınıflarını geri getirmeye yönelik bir atılım olduğunu söylüyor. Yalnız, bu sefer, öğretmenler çok daha güçlü ve çekici bir çalışma ortamına ve farklı bir yaklaşıma sahipler. **1960'ların özgür-okul hareketi biraz o dönemki politik hareket ile bağlantılı oluşundan biraz da bazı konuların zorlamadan nasıl öğretilebileceğini kimsenin bilmeyişinden başarısızlığa uğradı. Bilgisayarlar sayesinde ikinci bir özgür-okul atılımı için çok daha iyi konumdayız.”

Bazı gözlemciler ise gelişmelerin olumlu yanlarından o kadar emin değiller. M.L.T.'de bilgisayar alanında profesör olan Joseph Weizbenbaum, eğitime biraz daha açık ve biraz daha az sert bir yaklaşım getirmenin iyi bir fikir olduğunu söylüyor. “Seymour gerçekten daha iyi bir öğretim yolu bulmuş olabilir. Ama bunun bilgisayarlarla ilgisi diye soruyor. “Eğer bir ilgisi yoksa, bilgisayar- İara gereğinden fazla önem vermek, esas konuyu; yani eğitim sistemini yeniden temelden oluşturma ve çocukların doğal öğrenme isteklerini saklayan sosyal problemlerle ilgilenme gereğini gözden saklayabilir.” Weizenbaum'a göre; “Çocuklar aç olduklarından, evde hırpalanmalarından ya da başka nedenlerle okulda motive edilemeyebilirler. Kısaca bilgisayarların devreye girmesi, çocukların neden okula motive edilemeyebilecekleri sorusunu gündemden kaldırıyor. Bir sosyal problemi teknolojik probleme dönüştürüp teknik araçlarla çözmeye çalışıyor. Bu anlamda; bilgisayar, toplumumuzun ilerleme yönüne ve gençlerini eğitme biçimi: ne ilişkin önemli soruların sorulmasının engellenmesine hizmet ediyor.”

Klavyeyle gezinmek için ← ve → tuşları.