Müzik Programlamada İlk Adımlar
Yerel bir kayıt stüdyosunda yarım zamanlı işe başladınız. İşi kapmanızın nedeni gerçekten iyi çalmanız ve saatte 50 sente çalışacak kadar çılgın olmanız. Yeni patronunuzun yaptığı ilk iş bir duvarın dibine yığılmış duran synthesizer'ları işaret edip şöyle demek: “Şunları görüyor musun? Onları programlayacak birine ihtiyacımız var; benim hiç vaktim olmadı öğrenecek. Şuralarda bir yerde kullanıcı kılavuzları olacak. Bir iki saat göz gezdirip yapıp yapamayacağına bak bakalım.”
Dışınızdan kafa sallayıp salak gibi sırıtırken, içten içe buz kestiniz. Tüm o düğmeler, kollar, yanıp sönen ışıklar, sayılar!
Bir saat sonra başınız çatlayacak gibi ağrıyor, gözleriniz kılavuzun açık gri harflerini seçemez halde ve şu sözcükleri geveleyip duruyorsunuz: “Bir periyodun belli sayıda kısma bölündüğü bir dalga biçimini ele alalım...” Bu lafı ne kadar sık tekrarlarsanız tekrarlayın, size en ufak bir şey ifade etmiyor. Ciddi ciddi iş değiştirmeyi düşünüyorsunuz, hayatınızı sörf tahtalarını cilalayarak kazanmak birdenbire çok cazip görünmeye başlıyor. Ne yazık ki ne derginizin bu sayısı, ne de herhangi bir zihin dönüştürücü kimyasal sizi bir anda uzman haline getirebilir. Ama üzülmeyin, synthesizer'ları programlamak hemen hemen herkesin becerebileceği bir yetidir. Birkaç temel kavramı anladıktan ve birkaç aletle biraz oynadıktan sonra sis bulutları dağılmaya başlayacaktır. Bu makalede sizi yola çıkartacak kadar temel sağlayacağız, diğer sayfalarda da aradığınız sesleri elde edebilmek için gerekli ipuçlarını bulacaksınız. Size veremeyeceğimiz şey, üzerinde oynayacak bir alet. (Yayıncıyı,
> her sayının yanına bir Poly-800 koyma konusunda ikna etmeye çalıştık, ama nedense yanaşmadı). İlk elden deneyimin yerini hiçbir şey tutamaz; bu nedenle eğer bir synthesizer'ınız yoksa ve stüdyoda çalışmaya başlamamışsanız, yapacağınız salt dalga geçmek olacaktır.
Şu Programlama Denen Şey de Ne?
Synthesizer programlamayı bilgisayar programlamakla karıştırmayın. BASIC, FORTRAN ya da PASCAL üzerine en ufak bir bilginiz olmadan da synthesizer programlamada virtüöz mertebesine yükselebilirsiniz. Bellek deposu ve veri girişi gibi bilgisayar fonksiyonlarıyla muhtemelen şöyle bir tanışacaksınız, ama mikroçiplerin kullandığı makine diliyle uğraşmanız gerekmeyecek. Alet tasarımcıları ve bilgisayar mühendisleri, işin bu düzeyini kullanıcının gözlerinden ırak tutmak için epey çaba göstermişlerdir. Synthesizer programlaması, synthesizer'ın ön panelindeki düzenlemeleri varolan sesi değiştirmek ya da yeni bir ses yaratmak üzere değiştirme işlemidir. Bir programcı olarak siz programlar yaratacak (bunlara aynı zamanda yama adı da verilir; çünkü ilk synthesizer'larda her ses birbirine eklenmiş kordonların belli düzenlemeleriyle yaratılırdı) ve özel bir “yaz” düğmesine basarak bunları aracın belleğine yazacaksınız. Her yama yirmi ila yüz farklı parametrenin ayarlanmasını içerir. Kullanabileceğiniz parametrelerin sayısı ve türü, aletin modeline göre farklılaşacaktır. İyi de parametre nedir? İyi ki sordunuz. Parametre, sesin (ya da aletin tepkisinin) ön panelden ulaşabildiğiniz ve değiştirebildiğiniz herhangi bir yönüdür. Parametrenin en bariz örneği, belki de ses yüksekliğidir. Osilatör dalgabiçimi de hemen hemen her alette değiştirilebilen bir diğer parametredir. Bir parametrenin yerleşimini her değiştirdiğinizde, programlamaktasınız.
Parametreler hakkında bilmeniz gereken üç şey var: İlki ve en bariz olanı, her synthesizer'da olanaklı bütün parametrelerin bulunmadığı. Herhangi bir elektronik seste yapılabilecek binlerce olanaklı değişiklik söz konusudur; alet tasarımcıları bunların içinden müzik açısından yararlı olabileceğini umdukları küçük bir altdiziyi seçerler. Üstelik bir alete belli bir fonksiyon ya da özellik verilmiş olsa bile, bu özellik kullanıcı tarafından programlanabilecek bir parametre olmayabilir. Örneğin bazı synthesizer'larda, bölünebilir klavye vardır; burada bas bölümündeki anahtarlar bir programı çalarken, tizdekiler bir diğerini çalarlar. Bu eksenlerden bazılarında, bas bölümünün sönüp tiz bölümün başladığı nokta (bölünme noktası) çalan tarafından ayarlanabilir. Diğerlerindeyse bölünme noktası her zaman aynı yerde sabitlenmiştir ve programlanamaz. İkincisi; bazı parametreler şalter özelliği taşırken, bazıları bir dizi değer alabilirler. Örneğin osilasyon dalgabiçimi genellikle devre kapatılarak saptanır. 1. Yerleştirme tırtıklı bir dalga, 2. kare dalga, 3. üçgen dalga, 4. de dar atış verebilir. Öte yandan filtre kesme frekansı adı verilen parametre, tipik olarak her biri geniş bir ranjdaki kademeli değişen sesler üzerinde bir noktayı temsil eden değişik nümerik değerler alabilir- bu, bir dizi farklı adımla, sürekli olanaklı ısı derecelerini temsil eden dijital termometre üzerindeki numaralara benzer biraz. (Yetişmiş programcılar bu analojinin tersyüz edilmiş olduğunu fark edeceklerdir, ama şimdilik bunlarla kafanızı yormanıza gerek yok.) Üçüncüsü dijital teknoloji kullanan her alette, bütün parametrelere farklı nümerik adımlarla nicel değer verilmiştir. Bunun yanısıra, LED çıktısındaki numaraların nicel değerlere doğrudan tekabül etmediği birçok alet vardır. Yeteri kadar kafanız karıştı mı? Bu sırrı, parametre olarak DFO hızını kullanarak açıklığa kavuşturmaya çalışacağız. DFO (Düşük-frekanslı osilatör) vibrato, tremolo, titrek ses vb. etkiler için kullanılır. Tipik olarak her 5 ya da 6 saniyede bir devirden (.2 Hz) saniyede 10-20 devire (10-20 Hz) kadar değişen farklı frekanslardan birine ayarlanabilir. Analog synthesizer'ların ilk kuşağında DFO bu ranj içindeki sonsuz sayıda değişik değere ayarlanabilmekteydi. DFO kolunu hafifçe itmek, DFO hızını hafifçe değiştirirdi. Uç vakalarda, sıcaklık ya da elinizi kolun yakınında tutmaktan kaynaklanan elektrik potansiyeli değişiklikleri hızı hafifçe değiştirmeye yeterdi. Ancak bir parametreyi mikroişlemcinin kontrolü altına alabilmek için, değerlerinin sayılara dökülmesi gerekmektedir. Bu tür aletlerde, her biri arasında ayrı, işitilebilir sıçramalar olan 40 ya da 50 DFO hızıyla sınırlanmış durumdasınızdır. Genellikle mikroişlemci kontrolünün avantajları, sistemin yapısından gelen bu kısıtlılığın dezavantajlarını kat kat aşar. Programlamaya girdikçe, bir parametre yerleşim sayısıyla nümerik göstergede gözüken olası yerleşimler arasında birebir ilişki olmayabileceğini göreceksiniz. Gösterge (00'dan 99'a) yüz yerleşim gösterebilir; oysa ön panelin altında bir yerlerde bilgisayar bunları bellekte saklamak üzere 32, 64 ya da belki yalnızca 8 farklı değere çeviriyor olabilir. Bu yüzden DFO hızını ya da sönme zamanını veya zarf derinliğini 79'dan 80'e itip de sesin aynen eskisi gibi kaldığını hissederseniz, şaşırmayın. Kulaklarınız sizi aldatmıyor ve aletin çalışmasında bir bozukluk yok. Ses muhtemelen gerçekten de aynı. (Hiçbir değişikliğin işitilememesinin çeşitli başka nedenleri bulunabilir. Örneğin zarf hücum hızını hiçbir şeye bağlı olmayan bir zarf üzerinde değiştirmeye çalışıyor olabilirsiniz.)
Veri Giriş Sistemleri
Eski güzel günlerde synthesizer'ın ön panelindeki her kol ve şalter ve sürgü yalnızca tek bir iş yapardı; çünkü kontrol ettiği devreyle arasında fiziksel tel bağlantısı vardı. Bir programın kurulması zaman alıyordu gerçi, ama ön panele bakıp ne olup bittiğini anlamak oldukça kolaydı, çünkü bütün yerleştirmeler göz önündeydi.
Bilgisayar tüm bunları değiştirdi. Prophet-5 ve OB-X gibi ilk bilgisayarlı synthesizer'lar atalarına benzeyecek şekilde tasarımlanmışlardı - her fonksiyon için bir kol ya da şalter. Ama kollar pahalı olduğundan, tasarımcılar kısa sürede birkaç ön panel kontrolünün tüm işi görmesini sağlayarak, müzisyene daha ucuza daha yetkin bir synthesizer verebileceklerini fark ettiler. Bu durumda kullanıcı “Evet, şimdi bu kol DFO hız kontrolü” diyen bir tuşu bilgisayara vererek işe başlıyordu. Daha sonra kolu çevirdiğinizde bilgisayar DFO hızını ayarlıyordu. Uç vakalarda, yalnızca tek bir kol ya da sürgünün, tüm bir ön panelin bütün işlerini yaptığı görülebilir - ya da kol yerine biri parametrenin değerini artırıp diğerini düşüren iki düğme. Bu sistem aletin daha ucuza satılmasını sağlarken, kullanmaya ilk başlayan kişinin epey tökezlemesine de yol açmaktadır. Bir programda anlamlı bir değişiklik yapmak, dört beş farklı parametre arasında ileri geri sıçrayıp durmak, bunların değerlerini iyi ses veren bir kombinasyona doğru ayarlamak anlamına gelir genellikle. Deneyimli programlayıcılar bile bazen yanlış düğme bileşimlerine basmış olduklarını ve değiştirmek istemedikleri bir parametreyi ayarladıklarını fark edebilirler. Bazı aletler, parametreyi tekrar başlangıç noktasına ayarladığınızda görsel bir belirti vererek hatanızı tamir edebilmenizi sağlarlar. Ne yazık ki “bu parametreyi yeniden ayarla” komutu bulunan bir alet bilmiyoruz. Bildiğimiz en iyi sistem a) Programın sizin ayarladığınız haliyle aletin belleğindeki halini A/B yapmanızı (karşılaştırmanızı) sağlar, bu arada b) Gerekli duruma göre bu parametrenin orijinal ya da ayarlanmış nümerik değerini gösterir. Yanlış bir parametreyi çağırıp değiştirmek ciddi sorunlara yol açabilir, çünkü belli bir parametrede yaptığınız ayarlamalar o anda işitilebilir bir sonuç vermeyebilir. Yine de ayarlamalar bilgisayar tarafından kaydedilmektedir. Örneğin diyelim ki, osilatör 2'nin çıkış düzeyini, osilatör 1'deki dalgabiçimini daha iyi duyabilmek amacıyla geçici olarak 0'a getirdiniz. Şimdi yanlışlıkla osilatör 2'nin perdesini çağırıp onunla oynamaya başladınız. Hiçbir değişiklik yokmuş gibi gözüküyor. Hatanızı fark edip tekrar osilatör 1'in dalgabiçimine dönüyor ve onu didiklemeye girişiyorsunuz. Osilatör 2'nin çıkış düzeyini açtığınızda, perdesi hâlâ daha onu yanlışlıkla bıraktığınız yerde olacaktır. Veri giriş sistemlerini öğrenmek, temelde sesi, parametreler için bir dizi iç bağlantılı nümerik değer olarak görmeyi öğrenmek demektir. Bu düşünceye alışmanın en iyi yöntemi, onu uygulamaktır. Bir program çağırın, oynamak istediğiniz parametreyi seçin ve sese ne olduğunu anlamak için ona bütün değerleri adım adım verin. (Bu arada birçok synthesizer'da yeni bir değer girdikten sonra yeni bir notaya basmanız gerekmektedir. Eğer hâlâ programı değiştirmeden önceki nota basılı durumdaysa, hiçbir değişiklik duymayabilirsiniz, çünkü bilgisayar daha önceden verilmiş nota değerlerini değiştirecek şekilde tasarımlanmamıştır.) İkinci bir bağlantılı parametreyi de değiştirin ve ilkine dönüp adım adım izleyin. Çeşitli değerlerin birbirlerini nasıl etkilediklerine şaşıracaksınız.
Belleğin Korunması ve Huzurun Sağlanması
Bir fabrika programında değişiklik yapmak bazı kişilere rahatsızlık verir:
tenpo:88 octave:d
#
“Ya programı bozacak bir şey yaparsam? Ya yanlışlıkla o büyük dehşetli bas programını zedelersem? O programa ihtiyacım var, en iyisi hiç ellemeyeyim.” Korkmayın. Makinenin belleğinde bulunan bir programı bozabilmek için son derece dikkatsiz olmanız gerek.
Bir kere, bütün synthesizer'ların arka panelinde “yazı koruması” ya da “yazma yetisi” yazan bir şalter vardır. Bu “yeti yok” ya da “koruma” pozisyonundayken, bellekteki herhangi bir programı bozmak hemen hemen imkânsızdır. (Bunu yapmanın hemen hemen tek yolu pillerin ölmesine izin vermek ya da aleti yere düşürmektir.) Hangi şalter pozisyonunun belleği koruduğunu öğrenmeye dikkat edin. Bazı durumlarda “açık”, “bellek koruması açık” anlamına gelirken, bazılarında da “yazma yetisi açık” anlamına gelebilir. İlk durumda güvenlik içindeyken, ikincisinde ip üstünde oynarsınız. Diğer aletlerin bu sistemlerinde farklılıklar vardır. Örneğin Yamaha DX7 açıldığında her zaman “yazı koruma” durumunda ısınır. Bir programı saklamak için, “yazma yetisi” durumuna getirmek için iki şalteri indirmeniz gerekir. “Ancak programda değişiklikler yapıyorum” diyecektir programlamaya ilk başlayan kişi. “Bu değişikliklerin kalıcı olmasını engellemek için bir şeyler yapmak gerekmez mi?” Yanıt hayırdır. Bunun nedeni bir programa değerler girerken bellekte saklanmış olan değerlere dokunmamanızdır. Bu durumda olan şudur: Bir programı çağırdığınız zaman, bellekteki değerler, geçici tampon adı verilen bir bellek yerine kopya edilirler. Alet bir nota çalmaya gittiğinde, o notaya hangi ton rengi vereceğine bilgisayardaki o andaki yerleştirmeye bakarak karar verir - ancak bellekteki yerleştirmelere bakmaz; geçici tampondaki yerleştirmelere bakar. Belleği herhangi bir şekilde değiştirmeden bunlarla istediğiniz kadar oynayabilirsiniz. Geçici tamponda saklamak isteyeceğiniz sesi ayarladıktan sonra, bunu belleğe yazmak için kullanıcı kılavuzunda belirtilen yolu kullanırsınız. Bu genellikle yeni sesin saklanmasını istediğiniz programın numarasını girerken “yaz” düğmesine basıp tutmayı içerir. Bunu yaptıktan sonra arkaya uzanıp arka panel şalterini yeniden “yazı koruma”ya getirmek iyi olur; belli olmaz, belki siz telefona gittiğinizde küçük kardeşiniz aleti karıştırmaya karar veriverir. Belleğe yeni bir program yazdığınızda, o bellek bölgesinde o esnada varolanları kalıcı olarak silmektesiniz. Çoğu zaman bunu yapmak istediğinizden %100 emin olmayabilirsiniz. En azından eskisini silmeden önce yeni sesi bununla karşılaştırmak iyi olur. Bazı aletlerde, orijinal sesle uyarlanan ses arasında gidip gelmenizi sağlayan “A/B” ya da “karşılaştırma” adlı düğmeler vardır. Genellikle dinlediğiniz sesin uyarlanmış değil orijinal ses olduğunu size belirtmek üzere LED'ler parlar ya da başka bir görsel sinyal verilir. Peki ya synthesizer'ınızın böyle bir özelliği yoksa ne yapacaksınız? Ya da şu senaryoya ne dersiniz: 37 numaralı programı uyarlayarak işe başladınız ve hem orijinal programı, hem de yenisini elde tutmak istiyorsunuz. 61 numaralı program olmasa da olur diye düşünüyorsunuz, ama aklınızdaki programın gerçekten de 61 mi yoksa 64 mü olduğundan kuşkudasınız. Ya 61'de gösteri bandınız için gerekli olan büyük UFO kalkış programı varsa? Eğer bu duruma düşmüşseniz yandınız. Bundan kaçınmak için birkaç ipucu size: — İlkin, bir aletle çalışmaya başladığınızda, önce bütün programlarını adım adım geçin ve silmek istediklerinizi bir kâğıda sırayla yazın. Böylece programları kümelere ayırmaya hazır oluncaya kadar bu sizi birkaç gün -bir hafta kadar- meşgul edecektir.
— İkincisi, programları karıştırırken, kümenin sonundakinin (64 numara, 88 numara vs.) istemediğiniz bir şey olmasına dikkat edin. Böylece yeni bir program yazdığınızda, bunu 88'e atıp kalıcı yuvasının hangisi olacağına karar verinceye kadar diğerleriyle karşılaştırma imkânınız olacaktır. Bununla birlikte eninde sonunda aletinizdeki bütün bellek yerleri saklamak isteyeceğiniz programlarla dolacaktır. Bu olduğunda, belleği ek-yüklemenin (off-load) zamanı gelmiştir. Bugünlerde hemen her synthesizer genellikle veri bant kasetleri ya da fişe takılan kartuşlar, kimi zamansa sarsak floppy disketler biçiminde bir tür uzun dönemli bellek deposu içermektedirler. Bunlar istediğiniz kadar geniş bir ses kütüphanesi kurmanızı sağlar. Dış belleği etkin olarak kullanabilmek için sağdaki bellek üzerine çerçeveye bakın.
Bir Synthesizer Ne Zaman Synthesizer Değildir?
Elektronik klavyeler şaşırtıcı çeşitlilikte bulunmaktadır. İşin daha başında olan biri, genellikle neyin synthesizer olup neyin olmadığını karıştırmaktadır. İşte size çabucak bir tanım: Synthesizer, öyle bir alettir ki: a) Sesler elektronik olarak üretilir, b) Sesin çoğu ya da tüm parametreleri kullanıcı tarafından değiştirilebilir. Elektronik piyanolar, elektronik orglar ve çoğu mini-klavyeler synthesizer değildirler, çünkü kullanıcı tarafından önemli ölçüde değiştirilemeyen fabrika yapımı programlar içerirler. Örnekleme makineleri de (en azından 1985 itibarıyla) synthesizer değillerdir; çünkü ses kaynakları elektronik osilatörlerce üretilen dalgabiçimleri değil, dış seslerin dijital kayıtlarıdır. Dergimizin kristal küresine bakınca, birkaç yıl içinde synthesizerler ile örnekleme makineleri arasındaki ayrımın kalkacağını görüyoruz. Daha şimdiden birçok örnekleme makinesinde synthesizer tipi filireler ve zarf jeneratörleri bulunmaktadır. Bir diğer eksik bağlantı da, osilatörleri akustik sesleri analizleyip yeniden sentezleyerek yüzlerce dijital dalgabiçimi üreten PPG'dir. Synthesizer ailesinin içinde bile, aletler çeşit çeşit boy ve biçimdedir. Synergy, DX7, Casio CZ-101 ve Synelavier gibi tamamen dijital makinelerin çalışması kuzenlerininkinden tümüyle farklıdır. En yaygın alet tipine anamelez adı verilir; çünkü operasyon sistemi ve bellek dijital, sesüretme donanımı ise analogdur. (Bugün osilatörler ve zarf jeneratörleri de dijital olabilir; ancak filtreler hâlâ analog olacaktır.) Analogf/dijital aletler arasındaki benzerlikler, birinde öğrenilen tekniklerin zahmetsizce diğerine aktarılmasını kolaylaştırır. Ön panelleri son derece farklı gözükse de, diğer özellikler arasında (ayrım klavyeleri, arpej bölümü vs.) hiçbir benzerlik bulunmasa da, temel synthesizer sesi hemen tanımlanabilecektir. “Ses” (voice) terimi verili bir zamanda bir notayı üretmek için birarada çalışan bir grup bileşene atıfta bulunmaktadır. Monofonik bir aletin tek bir sesi vardır: Bu nedenle klavyesi bir defada tek nota çalabilir. 4-sesli blir polifoniğin klavyesinde, dört bağımsız nota bir anda ses verebilir, 5-seslide beş nota ses verecektir vs. Bunun üzerinde durmak gereklidir, çünkü bazıları “Bu aletin belleğinde kaç tane programlanabilir yama yeri var?” diyeceklerine, “Bu aletin kaç sesi var?” diyeceklerdir. Bir synthesizer'a “ses vermenin” anlamı da, program yaratmak ya da uyarlamaktır.
Temel Synthesizer
Sesi
Synthesizer sesini oluşturan bileşenlerin temel gruplaşması, Minimoog zamanından beri pek değişmemiştir. Bunu sayfa 24'te gösterdik. Bunun tüm yönlerini ve uygulamalarını anlatacak olsa sayfalarımız yetmez. Daha fazla ayrıntı isterseniz Dominic Milano'nun Keyboard'un son blirkaç yılki sayılarında yer alan Basic Synthesis bölümüne, Bob Moog'un Keyboard'da 1976'dan 1980'e kadar yer alan On Synthesizers makalelerine ya da sayfa 73'teki Okuma Listesi'ne başvurabilirsiniz. Bu sesi ses üretmek için nasıl kullanabileceğinize ilişkin bazı özel örnekler sayfa 25'te başlayan eklerde verilmiştir. Osilatör ham sesi üreten şeydir. Her synthesizer sesinde bundan en az bir tane bulunur; birçok alette iki tane vardır. Osilatörün kontrol edilebilen parametreleri dalgabiçimi ve perdedir. Buna artı olarak her osilatör, iki ya da üç başka bileşen tarafından modüle edilebilir (kontrol edilebilir) - vibrato ve titreşimleri üreten LFO, alışılmamış ton nitelikleriyle parlak vızıltı sesi çıkartan dier osilatör ve muhtemelen perdede büyük tarayıcı farklılıklar üreten zarf jeneratörü. Osilatörlerin sesi bir düşük geçiş filtresi (DCF) üzerinden geçer. Bu sesten bazı yüksek üsttonları alarak onu daha sessiz kılar. Filtre, ADSR adı da verilen bir zarf jeneratörü tarafından dinamik olarak kontrol edilir. Bu bileşimde, sesin parlaklığı nota sırasında değiştirilebilir. Tipik olarak filtre de DFO tarafından, bazı aletlerde ise ikinci osilatör tarafından da modüle edilebilir. Sinyal yolundaki üçüncü öğe, VKA (Voltaj kontrollü ampflikatör)'dur; bu notanın ses yüksekliğini kontrol eder.
Birçok panelde “VKA” yazan bir şey yoktur; çünkü bunu kullanabilmenizin tek yolu zarf yerleştirmelerini değiştirmektir. VKA genellikle kendi ADSR'si tarafından kontrol edilir, ancak bazı daha ucuz aletlerde tek bir zarf sağlanmıştır ve bunu VKF, VKA ya da her ikisinden birden geçirecek şekilde ayarlayan bir şalter kullanılmaktadır. Ara sıra, DFO, VKA'yı modüle etmek için kullanılıp tremolo üretir. Tüm synthesizerların zarf jeneratörleri vardır. Bunlar her notanın süresince değişen bir kontur (şekil) üretirler. Bu şeklin ses üzerindeki etkisi, zarfın ne kontrol ettiğine bağlı olarak değişecektir. Perde zarfı, sesin her klavye basıldığında perdesinin inip düşmesine yol açar. Filtre zarfı, perde sabit kallırken parlaklığın değişmesine yol açacaktır. Zarf jeneratörleri çeşit çeşit olabilir, ama en yaygını ADSR'dir. Bu harfler saldır-sön-koru-bırak (attack-decay-sustain-release) yani zarfın dört bölümüne tekabül ederler. Bazı zarfların sekiz ya da on kadar bölümü vardır.
Son Düşünceler
Synthesizer dünyasını İlk kez keşfederken, tüm bu teknik jargon aklınızı karıştırabilir. Bunun üstesinden gelmenin en İyi yolu fazla endişe etmemektir. Önünüze bir alet koyup oynamaya girişin. Hata yapmaktan çekinme-
TY
| yin. (Hatalarınızı şarkı diye çalacak birkaç grup tanıyoruz.) Derginin bu sayısını el altında bulundurun ve anlamadığınız bir şeye çattığınızda, sayfalarını karıştırın; belki bunun içindekiler bir anlam ifade edecektir. Eğer hölâ daha bir şey anlamıyorsanız, cesaretiniz kırılmasın. Synthesizer alanı o kadar hızlı değişiyor ki, uzmanlar bile her ay yeni bir şeyler öğrenmek durumunda kalıyorlar. İster inanın İster inanmayın, kimse için bir anlam ifade etmeyen yazılım fonksiyonları var. Bu nedenle bol bol kendinize benzer arkadaşınız mevcut. Keyfinize bakın.