Bu sayfadaki yazılar
Sayfanın metni
Sayfa 52
Ayaklarınızı ıslatmak için bilmeniz gereken
her şey
Jim Aikin
Yerel bir kayıt stüdyosunda yarım zamanlı işe başladınız. İşi kapmanızın nedeni gerçekten iyi çalmanız ve saatte 50 sente çalışacak kadar çılgın olmanız. Yeni patronunuzun yaptığı ilk iş bir duvarın dibine yığılmış duran synthesizer'ları işaret edip şöyle demek: “Şunları görüyor musun? Onları programlayacak birine ihtiyacımız var; benim hiç vaktim olmadı öğrenecek. Şuralarda bir yerde kullanıcı kılavuzları olacak. Bir iki saat göz gezdirip yapıp yapamayacağına bak bakalım.”
Dışınızdan kafa sallayıp salak gibi sırıtırken, içten içe buz kestiniz. Tüm o düğmeler, kollar, yanıp sönen ışıklar, sayılar!
Bir saat sonra başınız çatlayacak gibi ağrıyor, gözleriniz kılavuzun açık gri harflerini seçemez halde ve şu sözcükleri geveleyip duruyorsunuz: “Bir periyodun belli sayıda kısma bölündüğü bir dalga biçimini ele alalım...” Bu lafı ne kadar sık tekrarlarsanız tekrarlayın, size en ufak bir şey ifade etmiyor. Ciddi ciddi iş değiştirmeyi düşünüyorsunuz, hayatınızı sörf tahtalarını cilalayarak kazanmak birdenbire çok cazip görünmeye başlıyor. Ne yazık ki ne derginizin bu sayısı, ne de herhangi bir zihin dönüştürücü kimyasal sizi bir anda uzman haline getirebilir. Ama üzülmeyin, synthesizer'ları programlamak hemen hemen herkesin becerebileceği bir yetidir. Birkaç temel kavramı anladıktan ve birkaç aletle biraz oynadıktan sonra sis bulutları dağılmaya başlayacaktır. Bu makalede sizi yola çıkartacak kadar temel sağlayacağız, diğer sayfalarda da aradığınız sesleri elde edebilmek için gerekli ipuçlarını bulacaksınız. Size veremeyeceğimiz şey, üzerinde oynayacak bir alet. (Yayıncıyı,
> her sayının yanına bir Poly-800 koyma konusunda ikna etmeye çalıştık, ama nedense yanaşmadı). İlk elden deneyimin yerini hiçbir şey tutamaz; bu nedenle eğer bir synthesizer'ınız yoksa ve stüdyoda çalışmaya başlamamışsanız, yapacağınız salt dalga geçmek olacaktır.
Şu Programlama Denen Şey de Ne?
Synthesizer programlamayı bilgisayar programlamakla karıştırmayın. BASIC, FORTRAN ya da PASCAL üzerine en ufak bir bilginiz olmadan da synthesizer programlamada virtüöz mertebesine yükselebilirsiniz. Bellek deposu ve veri girişi gibi bilgisayar fonksiyonlarıyla muhtemelen şöyle bir tanışacaksınız, ama mikroçiplerin kullandığı makine diliyle uğraşmanız gerekmeyecek. Alet tasarımcıları ve bilgisayar mühendisleri, işin bu düzeyini kullanıcının gözlerinden ırak tutmak için epey çaba göstermişlerdir. Synthesizer programlaması, synthesizer'ın ön panelindeki düzenlemeleri varolan sesi değiştirmek ya da yeni bir ses yaratmak üzere değiştirme işlemidir. Bir programcı olarak siz programlar yaratacak (bunlara aynı zamanda yama adı da verilir; çünkü ilk synthesizer'larda her ses birbirine eklenmiş kordonların belli düzenlemeleriyle yaratılırdı) ve özel bir “yaz” düğmesine basarak bunları aracın belleğine yazacaksınız. Her yama yirmi ila yüz farklı parametrenin ayarlanmasını içerir. Kullanabileceğiniz parametrelerin sayısı ve türü, aletin modeline göre farklılaşacaktır. İyi de parametre nedir? İyi ki sordunuz. Parametre, sesin (ya da aletin tepkisinin) ön panelden ulaşabildiğiniz ve değiştirebildiğiniz herhangi bir yönüdür. Parametrenin en bariz örneği, belki de ses yüksekliğidir. Osilatör dalgabiçimi de hemen hemen her alette değiştirilebilen bir diğer parametredir. Bir parametrenin yerleşimini her değiştirdiğinizde, programlamaktasınız.
Klavyeyle gezinmek için ← ve → tuşları.
Sayfa 53
Parametreler hakkında bilmeniz gereken üç şey var: İlki ve en bariz olanı, her synthesizer'da olanaklı bütün parametrelerin bulunmadığı. Herhangi bir elektronik seste yapılabilecek binlerce olanaklı değişiklik söz konusudur; alet tasarımcıları bunların içinden müzik açısından yararlı olabileceğini umdukları küçük bir altdiziyi seçerler. Üstelik bir alete belli bir fonksiyon ya da özellik verilmiş olsa bile, bu özellik kullanıcı tarafından programlanabilecek bir parametre olmayabilir. Örneğin bazı synthesizer'larda, bölünebilir klavye vardır; burada bas bölümündeki anahtarlar bir programı çalarken, tizdekiler bir diğerini çalarlar. Bu eksenlerden bazılarında, bas bölümünün sönüp tiz bölümün başladığı nokta (bölünme noktası) çalan tarafından ayarlanabilir. Diğerlerindeyse bölünme noktası her zaman aynı yerde sabitlenmiştir ve programlanamaz. İkincisi; bazı parametreler şalter özelliği taşırken, bazıları bir dizi değer alabilirler. Örneğin osilasyon dalgabiçimi genellikle devre kapatılarak saptanır. 1. Yerleştirme tırtıklı bir dalga, 2. kare dalga, 3. üçgen dalga, 4. de dar atış verebilir. Öte yandan filtre kesme frekansı adı verilen parametre, tipik olarak her biri geniş bir ranjdaki kademeli değişen sesler üzerinde bir noktayı temsil eden değişik nümerik değerler alabilir- bu, bir dizi farklı adımla, sürekli olanaklı ısı derecelerini temsil eden dijital termometre üzerindeki numaralara benzer biraz. (Yetişmiş programcılar bu analojinin tersyüz edilmiş olduğunu fark edeceklerdir, ama şimdilik bunlarla kafanızı yormanıza gerek yok.) Üçüncüsü dijital teknoloji kullanan her alette, bütün parametrelere farklı nümerik adımlarla nicel değer verilmiştir. Bunun yanısıra, LED çıktısındaki numaraların nicel değerlere doğrudan tekabül etmediği birçok alet vardır. Yeteri kadar kafanız karıştı mı? Bu sırrı, parametre olarak DFO hızını kullanarak açıklığa kavuşturmaya çalışacağız. DFO (Düşük-frekanslı osilatör) vibrato, tremolo, titrek ses vb. etkiler için kullanılır. Tipik olarak her 5 ya da 6 saniyede bir devirden (.2 Hz) saniyede 10-20 devire (10-20 Hz) kadar değişen farklı frekanslardan birine ayarlanabilir. Analog synthesizer'ların ilk kuşağında DFO bu ranj içindeki sonsuz sayıda değişik değere ayarlanabilmekteydi. DFO kolunu hafifçe itmek, DFO hızını hafifçe değiştirirdi. Uç vakalarda, sıcaklık ya da elinizi kolun yakınında tutmaktan kaynaklanan elektrik potansiyeli değişiklikleri hızı hafifçe değiştirmeye yeterdi. Ancak bir parametreyi mikroişlemcinin kontrolü altına alabilmek için, değerlerinin sayılara dökülmesi gerekmektedir. Bu tür aletlerde, her biri arasında ayrı, işitilebilir sıçramalar olan 40 ya da 50 DFO hızıyla sınırlanmış durumdasınızdır. Genellikle mikroişlemci kontrolünün avantajları, sistemin yapısından gelen bu kısıtlılığın dezavantajlarını kat kat aşar. Programlamaya girdikçe, bir parametre yerleşim sayısıyla nümerik göstergede gözüken olası yerleşimler arasında birebir ilişki olmayabileceğini göreceksiniz. Gösterge (00'dan 99'a) yüz yerleşim gösterebilir; oysa ön panelin altında bir yerlerde bilgisayar bunları bellekte saklamak üzere 32, 64 ya da belki yalnızca 8 farklı değere çeviriyor olabilir. Bu yüzden DFO hızını ya da sönme zamanını veya zarf derinliğini 79'dan 80'e itip de sesin aynen eskisi gibi kaldığını hissederseniz, şaşırmayın. Kulaklarınız sizi aldatmıyor ve aletin çalışmasında bir bozukluk yok. Ses muhtemelen gerçekten de aynı. (Hiçbir değişikliğin işitilememesinin çeşitli başka nedenleri bulunabilir. Örneğin zarf hücum hızını hiçbir şeye bağlı olmayan bir zarf üzerinde değiştirmeye çalışıyor olabilirsiniz.)
Veri Giriş Sistemleri
Eski güzel günlerde synthesizer'ın ön panelindeki her kol ve şalter ve sürgü yalnızca tek bir iş yapardı; çünkü kontrol ettiği devreyle arasında fiziksel tel bağlantısı vardı. Bir programın kurulması zaman alıyordu gerçi, ama ön panele bakıp ne olup bittiğini anlamak oldukça kolaydı, çünkü bütün yerleştirmeler göz önündeydi.