NIGHTBREED
Retro bilgisayar
Bir çoğunuz Stephen King veya Dean R. Koontz gibi gerilim-korku tipi romanların tanınmış yazarlarını biliyorsunuzdur. Sıkı durun, artık yeni biriyle tanışmanın zamanı geldi. Bu yazar, daha önce 'Hellraiser' gibi türlere imzasını atmış olan CLIVE BARKER'dır. En son romanlarından biri olan CABAL'da, Aaron Boone adında akıl hastası olan azılı bir katilin oldukça ürpertici hikayesi anlatılıyor. Polisten kaçarken Kuzey Alberta'da bir çöl kasabasına gelen Boone, bazı olaylar sonucu Nightbreed'lerin arasına girer. Bunlar et yiyen garip yaratıklardır. İçlerinden biri Boone'a şöyle der: 'Ölü olmak kötü bir şey değil, farklı da değil. Sadece... beklenmedik bir şey.'. Şimdi bu roman filme çekildi. İçinde 100 temel yaratık ve bunların çeşitli türleriyle yaratık sayısı 250'yi geçen bu film için, daha şimdiden canavar filmlerinin

Star Wars'ı denmekte. Umarım bu güzel filmi yakın zamanda sinema veya video kulüplerde görebiliriz. Şimdi gelelim oyunumuza. Bu romanın/filmin iki oyunu yapıldı. Biri 'Night Breed The Arcade Game', diğeri de Night Breed 'The Interactive
Movie'. Şimdilik Amiga'da ikincisi geldiği için, şimdilik onu açıklıyorum. Tabii bizim Boone'u canlandırdığımızı söylememe gerek yok sanırım. Oyuna başladığınızda Boone, Kuzey Alberta'daki çöl kasabasına gelmiş ve bir doktorla (Dr. Decker) görüşmektedir. Doktor ona durumunun kontrolden çıkmış olduğunu ve yardım edemeyeceğini söyler. Bu arada 24 saat içinde polise teslim olmazsa onu bizzat ihbar edeceğini de ekler. Bunun üzerine daha profesyonel bir yardıma ihtiyacı olduğuna inanan Boone, bir hastaneye gitmek üzere yola çıkar. İşte siz oyuna burada başlıyorsunuz. Haritada ilerlemek için, yolun kavşak noktalarına klikleyin. Haritanın sağ alt köşesinde hastane, sol üst köşesinde polis merkezi ve sağ üst köşesindeyse mezarlık var. İlk önce hastaneye gitmeliyiz. Bunun için gerekli yolu haritadan rahatlıkla belirleyebilirsiniz. Yolda giderken bazen polis barikatlarıyla karşılaşabilirsiniz. O zaman karşınıza 'Turn round or Run roadblock' şeklinde bir yazı çıkar. Eğer Run roadblock'u kliklerseniz, ileri doğru giderek barikatı parçalayıp yola devam edersiniz. Böyle yaptığınız zaman bazen lastiğiniz patlayabilir, benzin deponuz delinebilir. Ama bazen de hiçbir şey olmayabilir. Turn round'u kliklerseniz, geriye (bir önceki viraja) dönersiniz. Hastaneye ulaştıktan sonra, kendinizi yatakta buluyorsunuz. Bunca yorgunluğun üstüne kolayca uykuya dalıyorsunuz.
Boone, rüyasında garip bir adam görür. Bu adam ona bütün günahların affedilebildiği, çılgınla akıllının barış içinde bir arada yaşayabileceği bir yerden bahseder: Midian. Boone içinde Midian'a gidip bu adamı bulmak için büyük bir istek duyar. Böylece, gece yarısı bir araba çalıp hastaneden kaçarak Midian'a doğru yola koyulur, işte biz yine burada oyuna dönüyoruz. Şimdi doğru mezarlığa gidin. Yoldaki barikatlardan mümkün olduğunca sakınmaya bakın, çünkü delik bir depo veya patlak bir lastikle fazla uzağa gidemezsiniz. Eğer yolda benzininiz biter de polise yakalanırsanız, kendinizi tımarhanede bulursunuz. Sonra tekrar hastanenin bulunduğu yerden kaçarak mezarlığa gidebilirsiniz. Yolda, benzininiz azalınca bazı yerlerde benzin istasyonlarına rastlarsanız, sakın benzin almamazlık etmeyin. Benzin alırken para hiçbir zaman problem olmuyor. Neyse sonunda mezarlığa ulaşacaksınız nasılsa. Mezarlığa geldiğiniz zaman karşınıza üç seçenek çıkıyor. Bunlar:

1) ENTER GRAVEYARD: "MEZARLIĞA GİRMEK"
2) LOOK AROUND: "ÇEVREYE BAKMAK"
3) ENTER MIDIAN: "MIDIAN'A GİRMEK"
Tabii siz ilk önce mezarlığa girmelisiniz. Mezarlığa girince, iki tane yaratık üstünüze atlayarak sizi yakalıyorlar. Kaçmaya çalışırken, içlerinden biri tarafından ışınlanıyorsunuz. Tam bu sırada ellerinden kurtularak kaçmaya başlıyorsunuz. İşte şimdi bir arcade sahne sizi bekliyor. Sağ üst köşede sizi kovalayan yaratıkla aranızdaki mesafe görünüyor. Burada eğer joystick'inizin auto-fire'ını açıp arkanıza yaslanırsanız, yaklaşık bir dakika sonra yaratıktan kurtulmuş olacaksınız.



Şimdi büyük bir sürprizle karşılaşacaksınız. Dışarıda polis arabaları sizi bekliyor ve karşınızda Doktor Decker var. Daha siz olayın şokundan kurtulamadan, arkadaki polislere silahlı olduğunuzu haykırarak kendini yere atıyor. Bunun sonucunda da Boone (yani siz), polisin mermileriyle delik deşik oluyor. Tabii artık öldüğünüzü fark etmişsinizdir. Hemen şaşırmayın, asıl oyunumuz şimdi başlıyor.
Evet yanlış okumadınız. Oyun siz öldükten sonra başlıyor. Nasıl mı? Anlatayım. Polisler cesedinizi morga getiriyorlar. Fakat gece yarısı (mezarlığa girdiğimizde bizi kovalayan yaratıklardan biri tarafından ısırılmış olduğumuz için) ruhunuz bedeninize geri dönüyor ve tekrar canlanıyorsunuz. Ama bu kez, bir Breed olarak. Bu kez polis merkezinden kaçıyoruz. Amacımız yine haritadan Midian'a ulaşmak. Tabii benzinimiz bitip polise yakalandığımızda tekrar tımarhaneye düşüyoruz. Tekrar mezarlığa ulaşınca, bu kez çevreye göz atın. Birden size bıçak atan maskeli bir adamla karşılaşacaksınız. Bu, aslında sizi polislere öldürten doktordan başkası değil. Tabii bu da oyundaki bir arcade bölümü. Amacınız üstünüze gelen bıçaklardan (onları bakış alanınızın dışına çıkararak) kaçmak. Burayı da atlatınca, bir polisle konuşuyorsunuz. O size inanarak yardım edeceğini söyledikten sonra kendinizi tekrar mezarlığın dışında buluyorsunuz. Ve nihayet Midian'a giriyoruz. Boone, burada rüyasında gördüğü yaşlı adamla karşılaşıyor. Ona, neden ölmüş olmasına rağmen hala yaşayabildiğini soruyor. Yaşlı adam ona fazla bir şey söylemeden Midian'a girmesini söylüyor. İşte bu kez bir labirentin içindeyiz. Bu labirent biraz 'Dungeon Master'ı hatırlatsa da onunla pek alakası olduğu söylenemez. Bu labirentte üç tehlikeyle karşı karşıyayız. Bunlar
1) Polisler: Bunlar Dr. Decker'in adamlarıdır. Aynı zamanda en kolay alt edebileceğimiz düşmanlardır. Çünkü bu polislerin hepsi insan ve bizden daha güçlü değiller. Bunlarla karşılaştığınız zaman yukarıdaki iki figürden birini seçerek kaçabilir (koşan figür) veya dövüşebilirsiniz (kolları havada duran figür). Dövüş sahnesi güzel olmakla birlikte, oldukça kolay. Karşınızdaki polisi yenmeniz 30 saniyeden fazla sürmüyor.
2) Havada ilerleyerek üstünüze gelen yaratıklar: Bunlar polislere göre daha zorlu. Siz ayakta dururken, sağdan/soldan ve yukarıdan/aşağıdan geliyorlar. Yukarıdan geldiğinde eğilerek, aşağıdan geldiğindeyse zıplayarak kendinizi koruyabilirsiniz.
3) Lazerler: Bunlar hem en kolay hem de en zor olanlarıdır. Sizi izleyen lazerin alnınıza gelmemesine çalışın. Saniyeler ilerledikçe lazerin hızı artacaktır. Dikkatli olun.
Bu labirentte keşfetmeniz gereken bir sır var. Eğer bunu başarabilirseniz, başka bir boyuta geçerek oyunun yeni bir aşamasına geleceksiniz. Benden şimdilik bu kadar. Bu oyunu hemen herkese tavsiye ederim. Eğer kendinize güvenebiliyorsanız hodri meydan...
OCEAN 512K
GRAFİK...........................: % 80 SES ................................. :% 75 OYNANABİLİRLİK...........: % 70 GENEL ........................... : % 75