Plazma sayı 3, sayfa 35

Bu sayfadaki yazılar

Sayfanın metni

Sayfa 35

13-15 Ekim 2006 tarihleri arasında, her sene düzenli olarak yapılmayan ve bir dahaki en erken 2008 yılında yapılacak olan X Party'e katılma olanağı buldum. Partiye Türkiye'den Endo, Hydrogen ve benden oluşan 3 kişilik minik bir ekiple gittik. Aslında daha kalabalık olacaktık ancak son anda bazı arkadaşlarımız bize katılamadılar. Glance 6 kişilik bir grup olduğu için %50 kadroyla Glance'i orada temsil ettik. Ne yazık ki demomuzu zamanında yetiştiremedik ve Glance yarışmalarda yalnızca bir müzik ile varlık gösterebildi. Ancak bu bizi çok da üzmedi çünkü müthiş bir parti atmosferi soluduk ve bu da bize yetti.

Aramızdan daha önce yabancı parti tecrübesi olan yalnızca Hydrogen arkadaşımız vardı ki o da 2000 yılında yine aynı partiye katılım göstermişti. Ama elbette ki o da bizim kadar heyecanlıydı ve keyif aldı. Sonuç olarak insan her gün yabancı bir partiye katılacak olanak bulamıyor. Biz de değerini çok iyi bildik ve her anını dolu dolu yaşadık.

Yolculuk

Macera 13 Ekim akşamı İstanbul'dan yola çıkmamızla başladı. İlk olarak Taksim metrosunun meydan çıkışında buluştuk. Endo ile birlikte Hydrogen'i beklerken kuşlara yem veren şirin bir kız çocuğunun fotoğrafını çektik. Bu ruh halimizi anlamanız için önemli bir ayrıntı aslında. Elbette ki ağzımız kulaklarımızdaydı ve aynı gün içerisinde X Party mekanından içeri adım atacağımızı biliyorduk.

Daha sonra Hydrogen de bizlere katıldı ve üçlü ekip Yeşilköy Havaalanı'nın yolunu tuttuk. Yolda pek bir maceramızı hatırlamıyorum. Sakin ve tabii ki bol scene muhabbeti içeren bir yolculuk yaptık. Ara ara demomuzu yetiştirmekle ilgili planlar yaptık.

Havaalanına geldiğimizde ben en sevdiğim olaya girmek istedim. Advantage kartım olduğu için sınırsız yiyip içip sıçabiliyordum. Ancak Endo ve Hydrogen'de Advantage kart olmadığı için "sen git takıl, biz McDonald's falan yapıcaz" dediler. Ulan grubu bölmek olur mu? Söylene söylene kazık Mc menülerinden birini indirdim mideye. Hydrogen sık sık dalgasını geçti "ben olsam bir saniye durmazdım, gider yerdim beleşe" v.s. diye. Neyse, severim kendisini, sineye çektim :p

Tabii parti raporunu taze taze yazmak lazım, aylar geçince film şeridi ara ara kopuyor ve tüm detayları aktaramıyorum ancak yanlış hatırlamıyorsam uçağa binene kadar oldukça sakin dakikalar geçirdik. Uçağa bindiğimizde ise en arkada rahat ancak dar koltuklarımıza yerleştik. Pencere kenarı koltuk numarası bendeydi ama Hydrogen yerimi kaptı. Laf ettim ama olayı dalgaya alıp 3-5 espriyle geçiştirdi. Yine sineye çektim, çünkü severim kendisini :) Pencere kenarı olmasa da güzel bir yolculuk yaptık. Yolculukta yanımızdaki laptopu açarak biraz kod kastık ancak elbette ki sınırlı bir miktarda. Ben bir ara kürdan istedim gevur hostes hanımdan ama koskoca uçakta kürdan olmadığı söyledi ve bana alternatif olarak plastik kaşık getirdi. Ben mal mal "ne yapmamı bekliyorsun bununla, beni dinazor mu sandın?" dedim ablaya (tamam dinazor mu sandını şimdi uydurdum kabul), o da bana plastik kaşığın yanını çevirerek dişinin arasına götürüp kürdan gibi kullanma taklidi yaptı. Ben yalnızca bön bön baktım tabii yaratıcı memeli hostesimize.

Bunun gibi yine çok heyecan verici olmayan uçak muhabbetlerinden sonra kazasız belasız ulaştık Amsterdam Havaalanı'na. İner inmez ilk iş olarak bir telefon kartı aldık ve eşlerimizi, ailelerimizi arayarak "yaşıyoruz" dedik. Daha sonra tren biletlerimizi aldık ve information deske yöneldik. Gevur amcaya gitmek istediğimiz yeri anlattık ve amca elindeki PDA ile karizmatik bir biçimde bize bütün tren aktarmalarının bir listesini yaptı ve kağıda yazmaya başladı teker teker. Bir taraftan da anlatıyor ama biraz düzensiz yazdı kağıda. En son ben bizimkilere dönüp "Eee, şimdi toplamda kaç aktarma yapıcaz öyleyse?" dedim. Bir baktım adam eliyle 3 işaret ediyor. Daha sonra da "üç" dedi. Tabii ki Türkçe :) Gevur amca o kadar da gevur değilmiş meğer. Diyaloğun geri kalanı Türkçe geçti tabii ki.

Klavyeyle gezinmek için ← ve → tuşları.